24 Mart 2019 Pazar

ERGUVAN AĞACIM



Arkansas Erguvan Çiçekleri, Erguvan

3.yaş resimleri ile ilgili görsel sonucu


Merhaba Gönül Dostlarım,

24 Mart 2016 tarihinde başlattığım Blog yazılarımın bugün 3. yılını kutlamanın mutluluğu içinde, tüm Dünyadaki  ' Gerçek Dostlar'  ailesine yazılarıma gösterdikleri ilgilerinden dolayı,  sonsuz teşekkürlerimi ve saygılarımı iletirim...


 İbrahim BİROL

****

Nisan-Mayıs aylarında yapraklanmadan önce bütün dalları boyunca morumsu pembe çiçek açar. Renk etkisi ve yaprak formu bakımından çok dekoratif bir bitkidir. Çalı ve ağaç formunda olabilir. Kışın yapraklarını döker. Her tür toprakta yetişir. Güneşli ortamları sever

Arkansas Erguvan Çiçekleri, ErguvanBir  araştırma sayesinde Erguvan Ağacı ile ilgili  hayretle  öğrenmiş olduğum yeni bilgilerimi  siz değerli dostlarıma da aktarmak istiyorum. İstanbul ilimizde ikamet eden veya Nisan Mayıs aylarında yolu İstanbul dan geçen Gönül Dostlarıma aşağıda ki yazıda belirtilen Güzel İstanbul' u muzun güzide  mekanlarını ziyaret ederek, hoşça vakitler geçireceklerinden emin olabilirler
İstanbul’un sembollerinden olan Erguvan’ ın açma mevsimi olan Mayıs ayı geldi. Eski takvimlerde Kasım Günleri denen soğuklar bitti ve 5-6 Mayıs tarihi ile yani Hıdırellez ile yaz günleri başladı.  Hıdırellez ile başlayan yaz günlerinin çiçeği olan Erguvanlarda o muhteşem renkleriyle açtı ve açmaya devam ediyor. Başta boğaz olmak üzere kıyı boyu ve şehrin değişik yerinde rengarenk Erguvanlar ile yaza merhaba diyoruz. Sadece İstanbul’un değil bir çok şehrimizde Erguvan vardır. Bursa’mızın da sembollerinden olup 19.yy. kadar şenlikleri düzenlenmekteydi.. 

Ama öncesinde Saffet Emre TONGUÇ' un Daha önce Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir makalesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Baharda İstanbul'un erguvan şölenine tanıklık eden 12 yer
İstanbul ve bahar dendimi akla ilk gelen güzelliktir erguvanlar. Kendinizi bahar kokusu ve morun en güzel halleriyle şımartmanız için bu hafta
İstanbul'un erguvan rehberini hazırladım.

İlkbaharda doğanın uyanışı çok eski zamanlardan bu yana tıpkı bir bayram gibi kutlanır. Toprağın dirilişi, renklenişi ve bereketi, bayram yerine çevirir yeryüzünü. İlkbahar bayramsa, erguvanlar da doğanın ikram ettiği bayram şekerleridir. Ruhunuz tatlanır, gözleriniz şenlenir...
Yüzyıllar önce İstanbul’u ikiye ayıran su yolu ‘dünyanın kolyesi’ olarak adlandırılmış. Bizanslılar vermiş bu ismi... Onlar için soyluluğun sembolü olan erguvan rengiyle birleşen lacivert suların, bir de güneşin ışıltılarıyla aydınlanışı, asırlar boyunca seyir zevkinin en güzelini sunmuş.
Şehrin iki yakasında bu mor şöleni izleyebileceğiniz, açık havada yürüyebileceğiniz, çay-kahve keyfi yapabileceğiniz ve tabii ki bol bol fotoğraf çekebileceğiniz birçok adres var. Seçim sizin, ister birini, ister hepsini gezin ama unutmayın vaktiniz azalıyor; mayısın ilk haftasından sonra bu manzaraları bulmanız mümkün olmayacak...
FENERBAHÇE PARKI
Anadolu Yakası’ nda baharın tadının en keyifle çıkarılabileceği adreslerden biri. Sunduğu muhteşem Marmara Denizi ve Boğaz manzarasına sadece erguvanlar değil, İstanbul’un rengarenk laleleri de eşlik ediyor.
BÜYÜK VE KÜÇÜK ÇAMLICA  
İstanbul’un en tepe noktasından, 262 metre yükseklikteki Büyük Çamlıca’dan, lacivert su yolunun mor çiçeklerle dansını izlemek gibisi yok. Tepenin keyfini üzerine kurulan Osmanlı kahvesinde, restoranda ya da piknik alanlarında da çıkarabilirsiniz. Küçük Çamlıca’dan baktığınızda ise sol tarafta Prens Adaları’na kadar uzanan bölgeyi, önünüzde Fenerbahçe ve Haydarpaşa’ yı, sağda ise Sarayburnu’ nu görebilirsiniz.
KUZGUNCUK FETHİ AHMET PAŞA KORUSU
Baharda İstanbulun erguvan şölenine tanıklık eden 12 yer
Üsküdar’dan kalkan otobüsle rahatlıkla ulaşabileceğiniz Fethi Ahmet Paşa Korusu, bir zamanlar burada bulunan aynı ada sahip yalının arka bahçesiymiş. Dik bir yokuşu tırmanarak çıkacağınız korunun sunduğu bahar manzarası, yorulduğunuza değecek. Dönüşte biraz soluklanmak için Beltur’ un işlettiği Osmanlı temalı restoranı tercih edebilirsiniz.
KANLICA MİHRABAD KORUSU
Yahya Kemal Beyatlı’ ya, Özdemir Asaf’ a ilham kaynağı olan Mihrabad Korusu’ ndan İstanbul’ a bakarken, içinizde şiir yazma isteği uyanırsa şaşırmayın. Erguvanların arasında gezinmenin keyfini, çay bahçelerinde  verdiğiniz molayla tamamlayabilirsiniz. Kanlıca’ya kadar gitmişken, pudra şekeriyle tatlandırılan semtin meşhur yoğurdunu yemeden dönmeyin.
BEYKOZ KORUSU 
Baharda İstanbulun erguvan şölenine tanıklık eden 12 yer
Paşabahçe ve Beykoz arasındaki alan, Abraham Paşa Korusu olarak da biliniyor. 19. yüzyıldan miras koru, kuş seslerini dinleyebileceğiniz ve baharın kokusunu ciğerlerinize doldurabileceğiniz en güzel adreslerden biri. Eğer daha çok erguvan görmek isterseniz, biraz daha yol giderek Yuşa Tepesi’ne; 198 metre ile Çamlıca’dan sonra Boğaz’ daki en yüksek noktaya çıkabilirsiniz.
GÜLHANE PARKI  
Baharda İstanbulun erguvan şölenine tanıklık eden 12 yer
Burada zamanda yolculuk yapar gibi yürürken, en iyi arkadaşınız etrafınızı saran erguvan dalları olacak. Sadece bu mor şöleni değil rengarenk bahar çiçeklerini izleyebilir, ağaçlara yuva yapan kuşları selamlaya bilirsiniz. Yürüyüşünüzü semaverde demlenmiş bir çayı yudumlayarak noktalayabilirsiniz. Parkta dolaşırken aklınızda bulunsun; burası 13’üncü yüzyılda Konstantinopolis Üniversitesi’ne ev sahipliği yapmış.
ABBASAĞA PARKI, BEŞİKTAŞ
Ülkemizin yakın tarihinin demokrasi şehitlerinin anıtlarıyla dolu Abbasağa Parkı, şehrin içinde erguvan molası verebileceğiniz yerlerden. Beşiktaş Çarşısında dolaşıp ardından parkta soluklanabilir; gezinizi parkla aynı adı taşıyan camiyi keşfederek noktalayabilirsiniz.
YILDIZ PARKI
Baharda İstanbulun erguvan şölenine tanıklık eden 12 yer
Gerçek anlamda hiçbir şey yapmadan günü geçirebileceğiniz, erguvanların seyrine kendinizi kaptıra bileceğiniz, ruhunuzu şımarta bileceğiniz bir adres. Özellikle Çadır Köşkü’nün önündeki havuz kenarında bir öğle yemeği, keyif kelimesinin sözlük karşılıklarından biri olabilir.
AŞİYAN, RUMELİHİSARI
Baharda İstanbulun erguvan şölenine tanıklık eden 12 yer
Tevfik Fikret’in her detayı ile yakından ilgilendiği, planını çizdiği, süslemeleriyle kendini yansıttığı evi, Rumelihisarı sırtlarına konmuş bir kuş yuvası... Sanatçının özgürlüğü çağrıştıran ama bir o kadar da sıcaklığı ve kök salmayı akla getiren ‘Aşiyan’ yani ‘Kuş Yuvası’ köşkü, erguvan rotaları arasında yer almayı hak ediyor. 
EMİRGÂN PARKI 
Baharda İstanbulun erguvan şölenine tanıklık eden 12 yer
Laleleriyle ünlü olsa da Emirgân Parkı, dört bir yanından fışkıran erguvanlarıyla bir başka güzel. Tepeye kurulmuş olması harika bir manzarayı izleme fırsatı veriyor. Parkın içinde, isimlerini renklerinden alan tarihi köşkler özellikle hafta sonu kahvaltıları için çokça tercih ediliyor.
TÜRKAN SABANCI PARKI, BEBEK
Sadece erguvanları izlemek değil yüksek sosyeteden simalar da görmek isterseniz, Bebek’teki bu park aradığınızı bulacağınız yer. Erguvanlardan biri Bebek Camii ile sarmaş dolaş ve her baharda daha da bir çiçeklenip yeşilleniyor. Rumelihisarı’ na doğru yürüyün. İstanbul’un en sıra dışı evlerinden olan Yılanlı Yalı’ nın önündeki erguvan ağacı bir başka güzel.
OTAĞTEPE
Burada yer alan Fatih Korusu 1995 yılından itibaren TEMA Vehbi Koç Doğa Kültür Merkezi olarak hizmet veriyordu. TEMA’ nın elinin değdiği hemen belli olan park, 2013 yılında Karayolları Genel Müdürlüğü’ne geçti. Birçok çiçekli bitki türüne ev sahipliği yapmak üzere tasarlanan parktaki güzelliğin şahane bir Boğaz manzarasıyla birleşimi, deyim yerindeyse aklınızı başınızdan alacak.
Saffet Emre TONGUÇ
Saffet Emre TONGUÇ

Günün Sözü: " Ufku bir fırçada has bahçeye döndürdü bahar Erguvan göklerin altında sular leylâkî…” 

https://www.youtube.com/live/EmdtE7sRMSY?feature=share


erguvan ağacı ile ilgili görseller ile ilgili görsel sonucu


İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
24 Mart 2019, Antalya-Turkey

19 Mart 2019 Salı

"BİZ ÖLSEK DE VATAN SAĞ OLSUN !"





Merhaba Gönül Dostlarım,

Dumlupınar Denizaltısı Hikayesi' ni animasyon olarak bu videoda bulabilirsiniz. Türk Donanma Tarihi' nin en acı olaylarından biri olan Dumlupınar Denizaltı Faciası aynı zamanda Ah Bir Ataş Ver Sigaramı Yakayım türküsüne de ilham vermiştir. Bu büyük trajedide askerin son sözü ise: Vatan Sağ Olsun olmuştur...
Dumlupınar denizaltısı Nara Burnu' nda, İsveç bandıralı bir gemiye çarparak battı. Metrelerce derinlikte metanetle ölümü bekleyen Dumlupınar kahramanları ise hiç unutulmadı.

Türk denizcilik tarihinin en trajik kazalarından biri yaşandığında takvimler 4 Nisan 1953’ ü gösteriyordu. Dumlupınar denizaltısı, İsveç bandıralı bir gemiyle çarpışarak Çanakkale Boğazı’ nın derinliklerine gömüldü. Bu kazayı hafızalara kazıyan ise, denizaltının içinde sığındıkları küçücük bölmede ölüm kalım mücadelesi veren denizcilerin tarihe kalan son sözleriydi.
Çarpma anında köprü üstünde 8 asker bulunuyordu. Hepsi denize savruldu. Aralarından ikisi pervaneye takılarak, biri ise boğularak şehit düştü. Dumlupınar denizaltısı komutanı Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu, Üsteğmen Kemal Ünver, Üsteğmen Hasan Yumuk, Astsubay Hüseyin İnkaya ve Astsubay Hüseyin Akış kurtulmayı başarmıştı.
Görüntünün olası içeriÄŸi: yazıAşağıdan gelen son sesler:
— Alo Dumlu.
— Evet, Dumlu.
— Ben Üsteğmen Suat.
— Evet, efendim ben Selami
— Selami nasılsınız, biz geldik, şimdi bana durumu anlat.
— Efendim dizellerden yara aldık, manevra dairesinde yangın çıktı, bataryayı
sıfıra alarak kıç torpido dairesine geçtik, şimdi 


manevra dairesi su ile dolu.
— Kaç kişisiniz orada?
— 22 kişiyiz.
— Diğer dairelerle irtibatınız var mı?
— Yarım saat evvel kıç batarya dairesi ile konuştum, şimdi cevap vermiyorlar.
— Merak etmeyin 'Kurtaran' geldi biz buradayız.
— Efendim manometre 267 kadem gösteriyor doğru mu?
— Selami Kurtaran geldi şimdi kurtarma işine başlanıyor, ben biraz sonra yine gelirim.
— Peki efendim...
Denizaltındaki subay ve astsubay ve erlerin tümüne korkunç gerçek söylendi; kendilerini su yüzüne çıkaramayacaklarını buna imkân olmadığını bildirildi. Artık kendilerine başta söylenen “gerekmedikçe konuşmayın ve sigara içmeyin '' telkininin yerine “konuşabilirler, türkü söyleyebilirler ve isterlerse sigara da içebilirler '' denildi. Bunu duyan kahraman denizcilerimizin son sözleri “Sizler sağ olun! Vatan sağ olsun! '' oldu. O andan itibaren oksijen bitinceye kadar 72 saat hayatta kaldılar ve “Ah, bir ataş ver cigaramı yakayım, sen sallan gel ben boyuna bakayım… '' türküsünü söyleyerek büyük bir tevekkülle son nefeslerini verdiler.
Son sözleri “Vatan Sağ Olsun! '' diyerek şehit olan 81 denizcimiz bugün Çanakkale Boğazı nın derinliklerinde ebedi uykularındalar.
Vatan sağ ve onlara minnettardır, huzur içinde uyusunlar!

 Not:

Teknoloji yetersizliği yüzünden bir türlü ulaşılamayan Dumlupınar'ı 1958'de Deniz Kuvvetleri buldu. Kazanın 50' nci yılında ise ikinci kez inilerek çekim yapıldı


Alıntıdır
https://youtu.be/wh-YRqjHWZU

https://youtu.be/F_RBWSJc4uk

İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
19 Mart 2019, Antalya-Turkey

17 Mart 2019 Pazar

KADERİN CİLVESİ





Merhaba Gönül Dostlarım,

Kaderin Cilvesi ne anlama geldiğini az çok hepimiz biliriz, ancak  kelime anlamı olarak literaturdaki açıklaması şöyle yazılmış;  Kader denen ve ne olduğu asla tahmin edilemeyen kavramın zaman zaman kendini göstermesi, bir güzellik yapması ve titreyip kendimize gelmemizi sağlaması.

Aydın’da tren istasyonunda işçi olarak çalışan babası bir kaza sonucu vefat etti. Sonra evleri bir yangında kül oldu. Anne çocuğunu alıp iş bulma ümidiyle İzmir' e taşındı. Ama iş bulamayınca çocuğunu yetimhaneye bırakmak zorunda kaldı.
Çocuğun babası ölmüş, annesi de bırakıp gitmişti. Okuldan arta kalan vakitlerinde kah hırdavatçıda kah elektrikçide çıraklık yaptı, Fransızca öğrenmeye çalıştı. Gitar dersleri aldı.

Askerliğini Akhisar Orduevi’nde müzisyen olarak  yaptı. Tezkereden sonra İzmir Kordon’da Marmara Gazinosu’nda şarkılar söyleyip, gitar çalarak para kazanmaya başladı .

İzmir’den sonra İstanbul’da çeşitli gazinolarda boy gösterdi. Ankara’dan davet aldı. Maltepe’deki Bomonti Gazinosu’nda çalıp söyleyecekti.Henüz tanınan bir şarkıcı değildi, az kazanıyordu. “Nerde kalabilirim? En ucuz yer neresi?” diye sordu, “Hergele Meydanı’na git” dediler. Gitti kötü bir pansiyonda, tek göz oda buldu. Fakat bir oda arkadaşıyla kalmak zorundaydı. Bu, kirayı bölüşecekleri için iyiydi, fakat kim olduğunu bilmediği bir adamla kalacağı için de endişeliydi.

Sabaha kadar Bomonti’de çalıp söylüyor, gün ağarınca pansiyona gidip yatıyordu. Oda arkadaşı tam tersi saatlerde kullanıyordu odayı. Adam memurdu, sabahın köründe işe gidiyor, gece gelip yatıyordu. Biri memur, diğeri müzisyen…

Aylarca birlikte kaldılar ama bir türlü denk gelip tanışamadılar. Birbirlerini göremiyorlardı çünkü. Sonunda bir gün denk geldiler, konuştular, sevdiler birbirlerini; Memur, bir gün Bomonti’ de dinledi şarkıcıyı ve büyülendi.

“Yurt dışına gidersen sesinin kıymetini bilirler, imkanın varsa git!” dedi oda arkadaşına..

Şarkıcı Ankara’dan sonra İstanbul Maksim’de çıkmaya başladı. Ünleniyordu yavaş yavaş. Patron 20 lira maaş veriyordu o zaman, şarkıcı ise maaşının 30 lira olmasını istiyordu. Velhasıl anlaşamadılar. Şarkıcının aklına pansiyondaki memurun sözleri geldi, şansını denemek için Fransa’ya gitti.

Paris’te Jezabel şarkısıyla dikkatleri üzerine çekti, Monte Carlo’da ses müsabakasında birinci oldu. Şöhretin kapıları açılıyordu artık. Fecri Ebcioğlu onun için şarkılar yazdı. Yetimhanede kalırken öğrendiği o Fransızcasıyla, Fransızlara Fransızca şarkılar söyledi, tüm dünya bizim yetimhanede büyüyen şarkıcıyı tanıyordu artık.Vatana, millete, İzmir'e, haliyle Atatürk’e aşıktı. Bir gün Charles Aznavour Türkler hakkında ileri geri konuştu, dayanamadı bizimki, yumruk atıp karakolluk oldu.

Fransa’da 15 yıl içinde 32 film çevirdi, Brigitte Bardot ile birçok filmde başrol oynadı, Bardot’nun en yakın arkadaşlarından biri oldu.Sonra ülkesine, şarkılar yazdığı İzmir’ine döndü.Sahnelerde boy gösterdi.

Bir gün şarkıcı İstanbul Yeşilköy Havalimanı’nda beyin kanaması geçirerek hayatını kaybetti, memur da çukura düşüp beyin kanaması ile bu dünyadan göçtü.

Kim miydi bu kişiler? Şarkıcının adı Dario Moreno’ydu. Peki ya pansiyondaki oda arkadaşı? O yıllarca PTT’de memur olarak görev yapan Orhan Veli..
Alıntı

https://www.youtube.com/watch?v=YgvYAfQQto4

https://youtu.be/4yXrcLM8leI

Günün Sözü :
kader ile ilgili sözler resimli ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http//:ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
17 Mart 2019, Antalya-Turkey

4 Mart 2019 Pazartesi

BİLİNÇ ALTI





bilinç dışı ile ilgili resim ile ilgili görsel sonucu

Merhaba Gönül Dostlarım,

Bilinçaltı kavramı hayatımıza girdiğinden beri pek çok kez farklı güçleri olduğunu okumuşuzdur. Fakat bilinçaltının kimsenin bahsetmediği belli güçleri vardır. Evet bunlar kanıtlanamamış ve pek bahsedilmemiş şeylerdir. Bilinçaltının bu 5 gücünü keşfettiğinizde mutlaka kullanmak isteyeceksiniz. Hiç biri ispatlanamasa bile bilim adamları tarafından düşünülmüş teorilerdir.

Bilinçaltı beynimizin, biz farkında olmadan bilincimiz dışı çalışan, bedenimizin istemsiz kaslarını yöneten, gece uyurken dahi vücut fonksiyonlarımızın çalışmasını sağlayan, beş duyumuzla algıladığımız her şeyi an be an kaydeden ve gerektiğinde kullanılmak üzere bilincin emrine veren bir parçasıdır.

Son yazılarımda Felsefe, Psikoloji ve Sosyoloji ile ilgili makaleleri paylaşmak bazı okuyucularıma iyi gelmiş olacak ki, sizlerden gelen beğenilerin bir hayli fazla olması bana bu konularla ilgili önemli kişilerin yazılarını paylaşma ihtiyacını hissettirdi


Bugün bir başka Belgin Eryavuz yazısı ile tekrar birlikteyiz.



BİLİNÇDIŞININ ADALETİ


Bilinçdışının kelime anlamı; bilinçsizce yapılan iş ve etkinliklerin bütünü olarak geçiyor. 

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud tarafından geliştirilmiş.

Ailesinin altın çocuğu olarak sevilen Freud, çalkantılı uzun yaşamında kendi psikolojisini analiz eden ilk kişi olmuş. O güne değin hiç kimsenin cesaret edemediğini yaparak, kendi bilinçaltına yaptığı yolculuklarda kendisini bile şaşırtmış. 
Bunun için dirençlerini kırmış. Kalkanlarını kaldırmış. Kendisiyle bir psikiyatrist olarak yüzleşmiş. Böylece tarihe kendi bilinçaltını yorumlayan ilk kişi olarak imza atmış.

İşte bilinçdışının adaleti yorumu da ona ait.

Bilinç yapısını iki kısımda toplayan Freud; onu okyanustaki bir buz dağına benzetmiş.
Suyun üstünde kalan ve bizler tarafından görünen kısmına bilinç diyoruz.

Kendimizin ve çevremizdekilerin varlığının farkında olmamız; heyecan, düşünme, hissetme gibi duygularımızı sezme halimiz.Tüm ilişkilerimizi ve eylemlerimizi düzenleyip, planlı olarak yürütmemiz onunla mümkün.

Suyun derinlerinde kalan, görünmeyen diğer kısmını ise bilinçdışı (bilinçaltı) olarak tanımlıyoruz. Farkında olmadığımız korkuları,  mantık dışı ve bencilce istekleri, ahlak dışı dürtüleri barındırıyor.

Beynimizin bilinçli alanı sadece %5 kadar. Geri kalan %95’lik alan ise bilinçaltımıza ait.

Düşünsenize hayatımızı etkileyen bilinmezliklerle dolu devasa bir alanla karşı karşıyayız. Üstelik burada bizim sözümüz geçmiyor. Çünkü biliçaltımız değişikliği sevmiyor. Geçmişe meraklı. Geçmiş tüm anılarımızı titizlikle saklıyor. Benzerlerini bir araya topluyor. Her defasında da önümüze sürmekten, bizi kışkırtmaktan geri durmuyor.  

Kısacası yaşam sahnesinde repliğimizi söylemeye çalışırken; sanki görünmez bir el bizi itiyor, ayağımıza çelme atmaya çalışıyor, dikkatimizi dağıtarak söyleyeceklerimizi unutmamıza vesile oluyor. Yani bizi pes ettirmeye çalışıyor. Niyeti kötü değil ama yine de yapmaktan kendini alamıyor.

Unutmayalım ki kendi kendine işleyen, bizlerin haberdar olmadığı bu yapı, bilincimizi de fazlasıyla etkiliyor.

İşte söz konusu olan da onun adaleti. Ama nasıl?

Bu tanımlama ilk kez bir romanda karşıma çıktı. Gülseren Budayıcıoğlu’nun ‘Kral Kaybederse’ isimli romanında. Şaşırdığımı söylemeliyim.

Peki ulaşmakta zorluk çektiğimiz böylesi bir yapının adaletinden söz edebilir miyiz?

Günümüzden uzun yıllar önce; Sigmund Freud bilinçdışı süreçlerin, düşünce ve davranışlarımızı etkilediğinin altını önemle çizer. Hatta bir adım daha ileri giderek bir anlamda kaderimizi yazdığını söyler.

Elbette düşüncelerini kabul edenler olduğu kadar, karşı çıkanlar hatta tezini çürütmeye çalışanlar da olur. Ancak Freud fikrini sonuna kadar savunur.

Freud gibi düşündüğümüzde; ister istemez kader dediğimiz kavramı; dünyaya geldiğimiz günden itibaren yaşadıklarımızla kendimizin şekillendirdiğini söylemek mümkün. Yani ulaşmakta zorluk çektiğimiz bilinçaltımız; beynimizin karanlık bir köşesinde sürekli kayıt tutuyor. Yazdıklarını da sırası geldiğinde önümüze çıkarıyor. Kısacası duygu, düşünce ve davranışlarımızın eseri olarak yaşam sahnesinde rol alıyoruz. Beğensek de beğenmesek de.

Hal böyle olunca, bilinçdışının bilinmesi, tanınması önem kazanıyor. Kazanıyor ki hayatın bizi nereye götüreceğini az ya da çok tahmin edelim. Seçimlerimizi ona göre yapalım.

Bilinçdışının tek adaleti bu bence. Farkındalıkla bize bir şans sunması.

Uygulayanlar şansını zorlayanlar. Kabul etmeyip, bunun yanlış olduğunu savunanlar ise hayat rüzgarına kapılıp gidenler.  

Çünkü hepimiz özgür irade yetisi ile bu dünyaya geliyoruz. Kendi kararlarımızı veriyor, hatalar ve doğrular arasında gidip geliyoruz. Elbette kararlarımızı etkileyen, baskılayan, engel olanlar olacak.

Yaşam sahnesi öyle bir sahne ki; burada kimimiz en şahane dekorların, en gösterişli kıyafetlerin ve en kolay repliklerin sunumunu yaparken; kimimiz yetersiz bir aydınlatma altında, yarı aç yarı tok, titreyerek ya da ter içinde kalmış tek kıyafetimizle en zor repliklerle; var olmaya çalışıyoruz.

Ama mücadele etmek, sabretmek, her acıdan ders çıkarmak, zorluklar karşısında pes etmemek yine de bizim elimizde. Ele aldığımız her işi var gücümüzle yaparsak, üstünlüğün maddiyatta değil iç zenginliğinde ve sevgide güçlendiğini bilirsek; bizi kimse o sahneden indiremez kolay kolay.

Engellere rağmen kendimiz olmanın özgürlüğünü bize sağlayan yegane güç sevgi. 
Yaşamı, elimizdekileri, var olan her şeyi sevmenin sonsuzluğunda o sahnede kendi ışığımızı dahi kendimiz yaratabiliriz diyorum ben. Bilinçaltının adalet terazisi de işte o zaman bizden yana ağır basar.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

10.12.2018

Gülseren Budayıcıoğlu- Kral Kaybederse.

Günün Sözü :
" Şimdi biliyoruz ki, ışık nasıl gölgeyi büyütürse, iletişim araçları da bilinçsizliği öyle yaygınlaştırıyor; ışıldak ne kadar güçlüyse, gölge o kadar koyu oluyor."
Amin Maalouf
İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ 4 Mart 2019, Antalya Turkey