Gerçek Dostlar

YAŞAMIMIZI, ORTAK GELECEĞİMİZİ KORUMAK ADINA






Farkındalık

Merhaba Gönül Dostlarım,

' Sıfır Gelecek' ile ilgili üç gün önce başlattığım yazılarımın sonuncusunu bugün sizlerle paylaşıyorum "Dünyayı kaybetmemek" adına bizimde çorbada azda olsa bir tuzumuz olsun istedik...
Maksadımız, Fosil yakıt lobilerinin kâr yarışının bedelini küresel ısınmadan en az sorumlu olanlar ödüyor. Ya Sıfır karbon ya sıfır gelecek!
Fosil yakıt lobilerinin çıkarlarını savunanların dünyayı yok etmek pahasına yaptığı yarışı protesto amacıyla sizleri gelişmelerden haberdar ederek bir farkındalık ortamı yaratabilmek, gelecek nesillere daha temiz ve daha yaşanabilir bir dünya bırakabilmek...

****

Sıfır Gelecek olarak iklim krizine karşı ilk performans eylemimizi 22 Ağustos’ta Levent’te plazaların önünde gerçekleştirdik. Fosil yakıt lobilerinin dünyayı ve tüm yaşamı yok etmek pahasına yaptığı yarışı protesto ettik. Herkesi 20 Eylül iklim grevine çağırdık.

Sıfır Gelecek tarafından düzenlenen İklim Adaleti Haftası kapsamında ilk performans eylemimiz için dün akşam iş çıkış saatinde 22 Ağustos’ta Levent Plazalar önünde bir araya geldik. Ve dünyayı yok etmek pahasına yapılan yarışı protesto ettik.


Resim
Metan ve karbondioksit gibi sera etkisi yaratan gazların atmosferde artmasıyla dünyanın giderek ısındığını ve bu değişikliğin insan eliyle gerçekleşmekte olduğunu artık herkes kabul ediyor; fosil yakıt lobileri ve onların çıkarlarını savunanlar dışında. Onların daha fazla kâr elde etmek uğruna girdikleri yarışın bedelini her gün yok olan yüzlerce tür ve iklim krizi etkilerinden birebir veya dolaylı yoldan etkilenen, küresel ısınmadan en az sorumlu olan dezavantajlı gruplar ödüyor. Bizler biliyoruz ki ölü bir gezegende herhangi bir kârdan da söz edemeyiz.

Resimİklim krizine karşı gerekli önlemleri almakta kaybettiğimiz her gün dünyada canlı türlerini ve yaşam alanlarını kalıcı olarak kaybediyoruz; gelecekte yaşanacak çok daha büyük kayıplara zemin hazırlıyoruz. Üstelik her geçen gün, iklim krizi ile baş etme imkânlarımız da gittikçe azalıyor. Gerekli önlemler alınmazsa çocuklarımıza bırakacağımız dünya yaşanır bir yer olmayacak.
Türkiye’deki ekoloji ve çevre kurumları olarak bir araya gelerek oluşturduğumuz Sıfır Gelecek kampanyası ile dünya çapında öğrencilerin “Buradayız, çünkü geleceğimizi çaldınız!” çağrısına destek vererek. herkesi 20 Eylül’de iklim için greve çağırıyoruz! Küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlandırmak için kaybedecek 1 saniyemiz bile yok.Türkiye’deki karar alıcıların bir an önce iklim krizine karşı acil ve adil planlama yaparak 2030’a kadar sıfır karbonlu bir geleceğe yönelik somut adım atmalarını talep ediyoruz.

Ya sıfır karbon ya sıfır gelecek!

#sıfırgelecek
Yeryüzü Derneği Logo
Günün Sözü:
 " Rahat bırakılan doğa, mükemmel bir dengededir. 'Hiçbir şey yapma' "


24 Ağustos 2019, Antalya-Turkey



YA SIFIR KARBON, YA SIFIR GELECEK










Farkındalık

Merhaba Gönül Dostlarım,


İnsanlar hayati tehlike arz eden bir durum olduğunda acil durum duyurusu beklerler ve başka hiç kimsenin tehdidi ciddiye almıyor gibi görünmesi durumunda harekete geçme konusunda tereddüt ederler. Bir yangın alarmı olduğunu düşünelim. İnsanlar başlangıçta bunun sadece bir tatbikat olduğunu düşünebilirler; eğer herkes görmezden gelirse, onlar da görmezden gelecektir. Ama toplumda lider olarak kabul edilen biri yangının aslında gerçek olduğunu söyler ve kullanılabilecek en güvenli çıkışı onlara gösterirse, herkes elindekileri bir kenara bırakıp yanan binayı tahliye etmeye girişecektir.

Aşağıda italik yazılmış kısımlar, ABD’deki İklim Seferberliği örgütünün kurucusu psikolog Dr. Margaret Klein Salamon tarafından kaleme alınmış olan “Kamuoyunu Acil Durum Moduna Getirmek” adlı risaleden yapılmış alıntılardır.
Dr. Salamon, “Acil durum modu” terimini, insanların “işler böyle gelmiş böyle gider” tavır ve davranışlarını geçici olarak bir kenara koyup en güvenli hareket tarzını belirlemeye, şu anda bir tehditle etkin bir şekilde başa çıkmak için ne gerekiyorsa yapmaya yoğun olarak odaklandığı o akışkanlık durumunu belirtmek için kullanır…
Şu anda bir iklim krizinde olup olmadığımızı değerlendirmek için insanlar birbirlerine bakacaktır – özellikle de iklim kuruluşlarına, yazarlarına ve liderlerine. Onlar bu durumu aciliyet olarak mı adlandırıyorlar? Yazdıklarının ve ifadelerinin tonu alarm duygusu veriyor, yaklaşmış olan krizi önlemek üzere kitlesel eylemlere geçmek için tutkulu bir arzu uyandırıyor mu? Bu örgütler, yazarlar ve liderler acil bir karşılık verilmesini talep ediyorlar mı? Bir acil durum içindeymiş gibi davranıyorlar mı? Kendileri de bizzat acil durum modundalar mı? Bu soruların cevabı “hayır” ise, sözkonusu birey ortada acil bir durum olmadığı veya – liderler acil durum eylemini koordine etme konusunda isteksiz göründüklerinden – acil durum eyleminin umutsuz olduğu sonucuna varacaktır. 
 Alıntı

****
-Dünyadaki yoksul bölgeler karbon salımının sadece %10’unu gerçekleştirdiği hâlde iklim krizinin yükünün %75’ini sırtlayacak.

-2100' e kadar deniz suyu seviyesi 2 metreye kadar yükselebilir. Bu durumda milyonlarca kişi yaşadıkları yerlerden göç etmek zorunda kalacak.

- Haziran ayında sıcaklıklar normallerin 0,93 derece üzerinde geçti. Temmuz ayının ise şu ana kadar dünyada ölçümlenen en sıcak ay olarak belirleniyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu Akdeniz Havzası son 900 yılın en ağır kuraklığını yaşıyor.

****

16 yaşında iklim aktivisti Greta Thunberg’in 2018 Ağustos ayında Stockholm' de başlattığı okul grevi dünyaya yayılmış durumda. Her cuma günü okullarına gitmeyip, dünyanın dört bir yanında Fridays for Future (FFF) hareketine katılan öğrencilerin sayısı her gün artıyor. 15 Mart ve 24 Mayıs’ta uluslararası eyleme katılan öğrencilerin sayısı milyonları aştı. Öğrenciler kararlı ve öfkeliler. Otuz yıldır iklim sorununu göz ardı eden, şirketlerin çıkarlarını koruyan, karbon emisyonlarının artmasına neden olan politik liderlerden bir beklentilerinin olmadığını ilan ettiler. 
Kârı, büyümeyi temel alan toplumsal-ekonomik sistemin kuralları içinde iklim krizi çözülemiyor, o zaman bu kuralları değiştirmek zorundayız diyerek, eylemlerine her gün bir yenisini ekliyorlar. Yaşları henüz 12-13 olan özellikle gençler eylemlere, harekete liderlik ediyor. 

Sosyal medya üzerinden örgütlenen, anne ve babalarını da hareket geçmeye çağıran bu öğrenci hareketinin yanı sıra İngiltere’deki Extinction Rebellion’ın (XR-Yokoluş İsyanı) 10 gün süren eylemleri sonucu İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in İngiltere Parlamentosu’na sunduğu “iklim ve çevre konusunda acil durum” talebi kabul edildi.Şimdi Fridays for Future ve Yokoluş İsyanı önderliğinde 20-27 Eylül arasında uluslararası eylemlilik çağrısı yapılıyor.

Gelecek için, Cuma günleri okul boykotu hareketine dahil olup okul grevlerini Türkiye’de de başlatan öğrenciler, 24 Mayıs günü Maçka parkında yaptıkları basın açıklamasında 20 Eylül uluslararası grev çağrısı yaptılar. Bu çağrı üzerine 31 Mayıs’ta bir araya gelen Yeryüzü Derneği, KOS, 350.org, Parents For Future, Antikapitalistler, Fridays For Future, Genç Yeşiller, Yokoluş İsyanı, Yeşil Düşünce Derneği ve Buğday Derneği gibi kampanya ve kurumlar her hafta buluşarak iklim eylemi haftasının örgütlenmesine başladı. Merkezi kampanyanın ismi Sıfır Gelecek olarak belirlendi.
Kampanyanın tanıtım metninde “Önümüzde yalnızca iki seçenek duruyor. Ya küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlamak için üstümüze düşeni yapacağız ve sıfır karbon emisyonuna geçeceğiz ya da yaşamın sona erdiği bir gelecek ile yüz yüze geleceğiz. O yüzden biz de ya sıfır gelecek ya da sıfır gelecek diyoruz!” açıklaması yer alıyor. Sıfır Gelecek kampanyasına dahil olan gruplar 20 Eylül tarihine kadar iklim adaleti, ormansızlaştırma, fosil, hava kirliliği, gıda ve plastik konuları üzerinden iklim krizinin sebepleri ve yol açtıklarını gündeme alacağı toplantı, film gösterimleri, eylemler, sokak performansları düzenleyecek. 

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar, çocuk ve açık hava
İklim krizini aşmak için örgütlenmeye!

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) Eylül 2018 tarihli raporunda sıcaklık artışının, endüstri öncesi döneme göre 1,5 C ile sınırlandırılması için önümüzde sadece 12 yıl kaldığını duyurdu. 2030 yılına kadar karbon emisyonlarının sıfıra indirilmesi gerektiği bu raporda açıkça söylendi. Geçtiğimiz hafta ise AB ülkelerinin tamamı iklim konusunda bir araya geldi. 
Toplantıda 2030 yılı değil 2050’ye kadar üye ülkelerin karbon-nötr hale getirecek kararın alınması hedefleniyordu ama 2050 hedeflerinde dahi uzlaşma sağlanamadı. 
Bu arada iklim krizinin şiddetlendirdiği doğal afetler sürüp gidiyor: Hindistan'da 50,8 derece sıcaklıkların yol açtığı kuraklık nedeniyle yüzlerce köy boşaltıldı. Ülkenin en kurak bölgesi Maratvada' da son beş yılda 4700'den fazla çiftçi intihar etti. Normalde Haziran’da erimeye başlayan Grönland buzulları bu yıl Nisan ayında erimeye başladı. Bu yılın erimesinin rekor seviyede olduğu duyuruldu. Türkiye’de ise Türkiye Ormancılar Derneği (TOD), 2018 yılının kaydedilen 840 doğa kaynaklı afet ile en fazla afet yaşanan yıl olarak tarihe geçtiğini açıkladı. Yılın ilk aylarında hortumlar can ve mal kaybına neden olurken, daha sonraki aylarda don ve seller de zarar vermeye başladı. Sadece seller nedeniyle son bir haftada 6 kişi hayatını kaybetti. Kentler, tarlalar, seralar sular altında kaldı, dolu yağışları ürünlere zarar verdi.
Nuran Yüce
nuranyu@gmail.com
(Sosyalist İşçi)
Yeryüzü Derneği Logo
https://youtu.be/FWsM9-_zrKo
https://youtu.be/bFvXc14g3AQ

Küresel ısınma sebebiyle eriyen, ülkenin en büyük buzullarından biri olan Okjökull buzulu için İzlanda‘da tören düzenledi. Bilim insanları, adadaki diğer buzulların kaderinin Okjökull’a benzememesi adına uyarıda bulunuyor.

Dikilen anıtın üzerine konulan plakada ise “Gelecek 200 yılda bütün buzulların Okjokull ile aynı kaderi paylaşması bekleniyor. Bu anıt dünyaya ne yaptığımızı ve ne yapılması gerektiğinin göstergesidir” ifadeleri kullanıldı.



23 Ağustos 2019, Antalya-Turkey


SIFIR GELECEK







Farkındalık


Merhaba Gönül Dostlarım


Dünyada her gün yaklaşık 200 canlı türünün yok olduğu altıncı kitlesel yokoluşun ortasındayız. Son 44 yılda canlı popülasyonları yüzde 60 azaldı. Bir milyon canlı türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
İklim krizi yüzünden göçler artıyor, sadece 2018’de dünyada 17 milyon insan göç etti, 2008-2018 arasında bu sayı 265 milyonu buldu. 2050 yılında 200 milyon insanın göç etmesi bekleniyor.
İklim krizi yüzünden önümüzdeki 11 yılda 120 milyon kişi daha yoksullaşacak. İklim değişikliği sebebiyle milyonlarca kişi yaşama, beslenme, barınma ve su gibi temel insan 
haklarından mahrum kalacak.
                                                Kaynak: sıfır gelecek.org


****   
20 – 27 Eylül arasında dünyanın dört bir yanında gerçekleşecek iklim grevlerine “Sıfır Gelecek”  adı altında bir araya gelen Türkiye’deki ekoloji ve çevre kurumları da destek verecek.
Türkiye’de “Sıfır Gelecek” kampanyası adı altında bir araya gelen kurumlar, 20 Eylül Küresel İklim Grevi Günü’ne başta İstanbul olmak üzere Türkiye’den ses verecekler.

greta thunberg ile ilgili görsel sonucuİsveçli öğrenci Greta Thunberg’in geçtiğimiz sene İsveç parlamentosu önünde başlayan ve her Cuma devam eden iklim için okulu bırakma eylemleri Türkiye dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanına hızla yayılmış, Thunberg’in akranları iklim krizine karşı somut adımların atılması talebiyle “iklim grevine” çıkmıştı. Daha önce 15 Mart ve 24 Mayıs’ta gerçekleşen küresel iklim grevlerine 1,5 milyonun üzerinde genç ve çocuk katılım göstermişti. 20 Eylül’de “Fridays for Future / Gelecek için Cumalar” dayanışma ağının çağrısıyla gerçekleşecek küresel iklim grevine 20 – 27 Eylül arasında bu sefer yetişkinler de katılacak.

Kaybedecek bir Saniyemiz Yok! 
Ekoloji ve çevre kurumlarının bir araya gelerek oluşturduğu Sıfır Gelecek kampanyası*, küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlandırmak için kaybedecek 1 saniyenin bile olmadığını belirtiyor. İçerisinde olunan ekolojik kriz ve iklim krizinin aciliyetine dikkat çeken kampanyada “İklim krizine karşı gerekli önlemleri almakta kaybettiğimiz her gün dünyada canlı türlerini ve yaşam alanlarını kalıcı olarak kaybediyoruz; gelecekte yaşanacak çok daha büyük kayıplara zemin hazırlıyoruz” deniyor ve  öğrencilerin “Buradayız, çünkü geleceğimizi çaldınız!” çağrısına destek veriliyor.

İklim Acil Durumu Hemen Şimdi! 
Sıfır Gelecek kampanyası, 20 Eylül’de ve sonrasında gerçekleşecek etkinliklerle iklim krizini kamuoyunun gündemine taşımanın yanı sıra, Türkiye’deki karar alıcıların bir an önce iklim krizine karşı acil ve adil planlama yaparak 2030’a kadar sıfır karbonlu bir geleceğe yönelik somut adım atmalarını talep ediyor. Dünya genelinde hükümetlerin ve yerel yönetimlerin ‘İklim Acil Durumu’ ilan etmesine atıfta bulunan kampanya çağrısında, aşırı hava olaylarının gün geçtikçe artığı Türkiye’de de bir an önce bu yönde adımlar atılması gerektiği belirtiliyor ve başta enerji alanında olmak üzere tüm politikaların bu gerçeğe göre şekillenmesi isteniyor. Bu çerçeve içinde fosil yakıtlara dayalı yüksek karbon ekonomisinin adil geçiş yoluyla doğaya zarar vermeyen yenilenebilir enerji kaynaklarına kaydırılması, doğa dostu tarıma geçilmesi, kentsel planlamanın canlı yaşamını öne alacak şekilde kurgulanması, ormansızlaşmanın durdurulması kampanyanın ana taleplerini oluşturuyor.

İstanbul’da 20 Eylül Öncesi Atölyeler, Forumlar 
Talepleri yaygınlaştırmak için yapılacak 20 Eylül etkinliklerinde genç iklim grevcilerine destek verilecek. Ayrıca 20 Eylül öncesinde tematik başlıklar altında etkinlikler düzenlenecek. Bu etkinlikler kapsamında 23 – 24 Ağustos’ta Kadıköy Kargaart’ta İklim Adaleti üzerine atölyeler ve konuşmalar gerçekleşecek. Fosil yakıt karşıtı mücadele kapsamında 31 Ağustos’ta Kadıköy’de, 5 Eylül’de ise Sarıyer’de  Türkiye’den kömür mücadelelerine odaklanan Kara Atlas belgesel gösterimi yönetmen Umut Vedat’ın katılımıyla yapılacak. Sarıyer Çevre ve Sanat Festivali kapsamında Türkiye’den iklim grevcisi gençler 7 Eylül’de “İklim Adaleti Hemen Şimdi” forumu düzenleyecek. 8 Eylül’de ise Belgrad Ormanı’nda İklim İçin Ormanlar forumu gerçekleşecek. Son olarak 12 Eylül’de Ataşehir DasDas Tiyatro’da İklim Krizi ve Gıda Güvenliği üzerine sohbetler ile 15 Eylül’de Kartal %100 Ekolojik Pazar Etkinlik Çadırı’nda çocuklara yönelik “Geleceğin Tohumları” etkinlikleri yapılacak. Etkinlik detaylarına www.sifirgelecek.org üzerinden ulaşılabilir.

*Sıfır Gelecek kampanyası ilk çağrıcıları alfabetik sıraya göre şu şekilde: Alakır Nehri Kardeşliği, Antikapitalistler, Buğday Derneği, Don Kişot Bisiklet Kolektifi, Genç Yeşiller, Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif, Fridays for Future Türkiye, Parents for Future Türkiye, Kuzey Ormanları Savunması, Yeryüzü Derneği, Yeşil Düşünce Derneği, Yokoluş İsyanı, 350 Türkiye.

Yeryüzü Derneği Logo



İklim için okul grevi yapan çocuklardan tüm dünyaya bir mesaj var. "Çoğu politikacının bizimle konuşmak istemediğini biliyoruz. Güzel. Biz de onlarla konuşmak istemiyoruz. Bunun yerine bilim insanlarıyla konuşmalarını, onları dinlemelerini istiyoruz. Çünkü biz sadece onların şu an söylediği ve on yıllardır da söylemekte olduğu şeyleri tekrar ediyoruz. Sizden Paris anlaşmasını ve IPCC raporlarını takip etmenizi istiyoruz. Başka hiçbir manifestomuz veya talebimiz yok, yalnızca bilimin arkasında birleşin. Talebimiz budur."

22 Ağustos 2019, Antalya-Turkey

2050 YILINDA DÜNYADA SUSUZLUK RİSKİ





Dünya nüfusunun yarısı 2050'de susuzluk riski yaşayabilir




Farkındalık


Merhaba Gönül Dostlarım,

Felaket tellallığı yapmış olmayı hiç bir zaman istemem ama,  Su kaynaklarının plansız-programsız kullanımı nedeniyle gelecekte dünyayı büyük bir su sıkıntısının beklediği vurgulanmakta  Bir çok bebek su sıkıntısı çeken ülkelerde dünyaya gözünü açacaktır. Amerika, Çin, Rusya'da bazı merkezler önümüzdeki 5 yıl içerisinde ciddi su sorunu yaşayacaklardır. Birleşmiş Milletlerin raporuna göre; 15 saniyede bir çocuk su yetersizliğinin neden olduğu hastalıklardan ölmektedir. Ayrıca susuzluk nedeniyle yiyecek sıkıntısı ve Kuraklık yaşanacaktır diyen " Mersin Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Halil Kumbur, 20. yüzyılda dünya nüfusunun 3 katına çıktığını, su tüketiminin ise 6 kat arttığına dikkat çekerek, "Dünya nüfusuna bu yüzyılın sonunda 3 milyar nüfus daha eklenecektir. Su kaynaklarımızın plansız-programsız kullanımı nedeniyle gelecekte büyük bir su sıkıntısı bizi bekliyor" dedi.

****


grönland resim ile ilgili görsel sonucuWall Street Jounal (WSJ) gazetesi, Trump’ ın, 55 bin kişinin yaşadığı, doğal kaynak zengini ve jeopolitik önem taşıyan Grönland’ ı satın almak istediğini iddia etmişti.
Danimarkalı yetkililer, söz konusu bölgenin ABD ile işbirliğine ilgi duyduğunu ama satılmadığını açıklamıştı. Trump’ ın, eylül başlarında Danimarka’ yı ziyaret etmesi planlanıyor.
****
Geçtiğimiz günlerde açıklanan bir araştırma sonucuna göre dünyada su talebinin önümüzdeki bir kaç 10 yıl içinde katlanarak artacak, en az 33 ülke 2040 yılına kadar aşırı su stresi ile yüzleşecek.
Senaryoya göre özellikle istikrarsız ve farklı çatışmaların yaşandığı bölgeler tehdit altında. İklim modellerinin kullanıldığı ve sosyoekonomik senaryoların baz alındığı çalışmada Dünya Kaynakları Enstitüsü' nden araştırmacılar 167 ülkede tahmini su tüketimi yeryüzü su kaynaklarını ölçtüler.

Kaynak: Euro News


****


Nijerya'da bir köy Rapora göre, her geçen yıl suya olan talep arttığı ancak güvenli su kaynaklarının azaldığı dünyada 36 ülke "son derece ciddi su sıkıntısı" yaşıyor.  Dünyada her gün 5 yaş altı 800'den fazla çocuk temiz su ve hijyene erişimi olmadığı için ishalden hayatını kaybediyor.
İklim değişikliği ve artan nüfus gibi etmenlerden dolayı temiz suya erişimin önümüzdeki yıllarda daha da baskı altına gireceği uyarısında bulunuluyor.

****
Dünya nüfusunun yarısı 2050' de susuzluk riski yaşayabilir.
Erişilebilir tatlı su kaynakları şimdiye kadar insanlığın su ihtiyacını karşılamış olsa da uzmanlar, bu durumun uzun süre devam etmeyeceği görüşünde.


Araştırmacılara göre, yeryüzündeki suyun yüzde 97’sinden fazlası, insanların kullanımına uygun olmayan tuzlu sulardan oluşuyor. İçilebilir tatlı suların dünyadaki suya oranı yüzde 3'ün altında ve temiz suyun büyük bir bölümü kutuplarda yer alıyor.
Tatlı suların da sadece üçte biri kullanılabiliyor. Dolasıyla insanın kullanabileceği su miktarı, dünyadaki toplam su varlığının yüzde 1'inin de altında.

844 milyon insan su sıkıntısı çekiyor

Tüm bu nedenlerden dolayı temiz su sıkıntısının yaşandığı dünyada, halihazırda 844 milyon insan temiz suya ulaşamıyor. Bu tablonun gelecek yıllarda daha da kötü hale gelmesi öngörülüyor.
Araştırmalara göre, 2000 ve 2050 yılları arasında dünya nüfusunun 3 milyar artması ve temiz suya olan talebin yüzde 55 yükselmesi bekleniyor.
Birleşmiş Milletler’in (BM) raporunda da son yüzyılda temiz suya olan ihtiyacın 6 kat yükseldiği, her yıl temiz su ihtiyacının yüzde 1 oranında arttığı, 2050’de 5 milyar insanın temiz su sıkıntısıyla karşı karşıya kalacağı belirtiliyor.
BM raporunda ayrıca, önlem alınmaması durumunda 2030’da dünyadaki mevcut temiz suyun insanlığın ihtiyacının yalnızca yüzde 60’ ını karşılayacağına dikkat çekiliyor. Su kaynaklarının kapasitesi ile insanlığın ihtiyaç duyduğu temiz su miktarı arasındaki farkın giderek büyümesi bekleniyor.

Türkiye’de temiz su

Sanılanın aksine su zengini bir ülke olmayan Türkiye, kişi başına düşen yıllık ortalama 1519 metreküp su miktarıyla temiz su sıkıntısı çeken bir ülke kabul ediliyor.
Su kaynakları bakımından zengin sayılan ülkelerdeki bu oran, 8 bin ila 10 bin metreküp olarak kabul ediliyor. Türkiye İstatistik Kurumu, Türkiye'nin nüfusunun 2030’da 100 milyona ulaşacağını öngörüyor. Bu durumda, kişi başına düşen su miktarının 1120 metreküpe kadar düşmesi bekleniyor.
Türkiye'nin 110 milyar metreküp kullanılabilir su potansiyelinin yüzde 16' sı içme ve kullanımda, yüzde 72'si tarımsal sulamada, yüzde 12'si de sanayide tüketiliyor.
ANKARA - MUSTAFA DEVECİ

Günün Sözü : " Her bir damla su önemlidir.Su boşa harcanmayacak kadar değerlidir asla atılmamalı."

su kıtlığı ile ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu
https://youtu.be/dZXf84-HC1U






KENDİNİ SEVMEYE BAŞLAMAK





Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugün farklı bir yazarımız olan Sayın Belgin Eryavuz' un " Kendimi Sevmeye Başladığımda" adlı kaleme aldığı bir makalesini sizlere aktarmadan önce,

 " Gerçek Dostlar" sayfamda 09.07.2017 tarihinde " Kendini Sevmeyi Öğrenmek" adı altında kendi yazımda,  Sayın A. Nilgün Aktaş' ın , ' Kıymetinizi Bilin! ' adlı Kitabından  bir bölümü sizlerle paylaşmıştım.
Yazarın Kitabındaki Kendinizi Sevmekle ilgili fikir ve düşüncelerinden bazılarını anlatan küçük bir bölümünü hatırlayalım.

" Önce kendinizi fark eder ve yaptığınız ufak tefek şeylere, söylediklerinize ve söyleyiş tarzınıza, hareketlerinize, gülüşünüze, sevdiklerinize, sevmediklerinize vs. dikkat edersiniz.
Kendinize iyi davranır bazı şeyler kötü giderken, kendinizi desteklersiniz.
Hatalarınızı affeder ve başarılarınız için kendinizi takdir edersiniz.
İhtiyacınız olunca kendinize zaman ayırır, kırılınca kendinize şefkatli davranırsınız.
Basittir ama kolay değildir. Deneyin ve ne olursa olsun kabullenin
Kendini sevmek bir eylemdir ve yeterince sevince sevildiğinizi hissedeceksiniz.

" Bugünü ve yarını daha anlamlı yaşayabilmeniz ve hayatta olmanın keyfini daha derinden hissedebilmemiz için kendimizi yürekten sevelim."

****
KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA…

Bu harika dize bir şiirin başlığı aslında. Sahibi Charlie Chaplin, nam-ı diğer ŞARLO.

Hayata dair bir şiir.Hep dikkate almaya çalıştığımız değerlerle ilgili.
Adeta bizleri daha iyi bir insan olmaya çağırıyor.

Kendisini seven, saygı duyan, kendisiyle barışık, öz güveni yüksek, sade, alçak gönüllü, olgun,  hayatı anlarken kıymetini bilen ve her daim gülümseyen bir insan olmanın yolunu gösteriyor.

Ben şiiri okurken dizeler arasında dans etmeye başladım. Ve şimdi sizleri bu dansa davet ediyorum. Verin elinizi bana beraberce kalbimizin seslerini yüreklendirelim. Kendimizi sevmeye başlayalım ve son anımıza kadar da hiç bırakmayalım. Olmaz mı?

"KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, farkına vardım ki; keder ve acı, kendi gerçeğime aykırı bir yaşam sürmekte olduğuma dair uyarılardı. Bugün, buna 'ÖZGÜNLÜK' dendiğini biliyorum.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, arzularımı bir insana dayatarak onu nasıl incitebileceğimi anladım. Zamanlamanın yanlış ve o insanın hazır olmadığını bilmeme rağmen ve o insan ben olmama rağmen. Bugün buna 'SAYGI' diyorum.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, farklı bir hayatı arzulamayı bıraktım ve etrafımdaki her şeyin beni büyümeye çağırdığını gördüm. Bugün buna 'OLGUNLUK' diyorum.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, anladım ki; koşullar ne olursa olsun, doğru zaman ve doğru yerdeyim ve her şey tam olarak doğru anda gerçekleşiyor. O halde, sakin olabilirim. Bugün buna 'ÖZ GÜVEN' diyorum.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, kendi zamanımı çalmayı ve gelecek için büyük projeler tasarlamayı bıraktım. Şimdi yalnızca bana keyif ve mutluluk veren, yapmayı sevdiğim, içimi neşe ile dolduran şeyleri kendi tarzım ve düzenime göre yapıyorum. Bugün buna 'SADELİK' diyorum.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, sağlığım için iyi olmayan her şeyden  kurtuldum; yiyeceklerden, insanlar, nesneler, durumlar ve beni aşağı ve kendimden uzağa çeken her şeyden. İlk başta bu durumu sağlıklı bencillik olarak adlandırıyordum. Bugün bunun 'KENDİNİ SEVMEK' olduğunu biliyorum.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, her zaman haklı olmaya uğraşmayı bıraktım. O zamandan beri daha az yanılıyorum. Bugün, bunun 'ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK' olduğunu keşfettim.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, geçmişte yaşamaya devam etmeyi ve gelecek hakkında endişelenmeyi reddettim. Bugün yalnızca, her şeyin gerçekleştiği 'şimdi' yi yaşıyorum. Her günü gününde yaşıyor ve buna 'MEMNUNİYET' adını veriyorum.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, aklımın beni rahatsız ve hasta edebileceğini anladım. Ancak, aklım kalbime bağlandıkça, değerli bir müttefik haline geldi. Bugün bu ilişkiye 'KALBİN BİLGELİĞİ' adını veriyorum.

Kendimizle veya başkalarıyla tartışmaktan, çatışmaktan veya herhangi bir sorun yaşamaktan korkmamıza gerek yok artık. Yıldızlar bile çarpışıyor ve bu çarpışmanın sonunda yeni dünyalar doğuyor.

Bugün biliyorum ki 'BU HAYAT!'’’

Charlie Chaplin yetmiş yaşındayken yazmış bu özel şiiri.

Kim bilir belki de ancak o yaşında kendisini ve hayatı tam olarak tanımlayabildi. Kendine has bıyığı, şapkası, mimik ve masum hareketleri ile sessiz sinemanın aranılan ismi olduğunda, hayat hakkında ne düşünüyordu tam olarak bilemiyoruz. Bizleri gülümseten tavırlarının arkasındaki hüznünü de.

Ancak zor bir çocukluk sonrası, zor bir yaşamı olduğunu belirtiyor tüm kaynaklar.

1889 yılında Londra’ da doğar. Anne babası tiyatro ile geçinmeye çalışır. Küçük yaşında hem yoksulluğu hem de boşanmanın olumsuz etkilerini hisseder. Annesi ile beraber ilk kez beş yaşında sahne ile tanışır.

Ancak kısa süre sonra annesinin sağlığı bozulur. Babasının yanına gönderilir. Alkole düşkün babasını da 12 yaşında kaybeder.

Üvey abisi ile bakım evlerinde ve sokaklarda yaşamaya başlar. Okula gidemez. Tek bildiği şey tiyatro ve müziktir. Büyümeye ve hayatta kalmaya çalışırken, bulduğu her işte çalışır. Kumpanyalarla turnelere çıkar.

Amerika turnesi sırasında film teklifi alır. Pek çok filmde oynar. Kendi yarattığı melon şapkalı Şarlo karakteri ile de unutulmaz olur.

Bu arada kendi yapım şirketini kurar. Sessiz film çekmeye ısrarla devam eder. Ancak politik görüşleri nedeniyle büyük tepki alır. Amerika’dan ayrılıp İsviçre’ye yerleşmek zorunda kalır. Orada da film çekmeye devam eder.

1972 yılında Oscar almak için geri döndüğünde onu ülkeden kovanlar tarafından ayakta alkışlanır.

Hayatı boyunca 4 kez evlenir. Hiç birinde aradığı mutluluğu bulamasa da çocuklarına harika babalık yapar. Yaşamı boyunca kendisini film çekmeye ve yazmaya adayan Chaplin; 1977 yılının soğuk bir Aralık günü; uykusunda hayata veda eder.

Geriye ondan hoş bir seda kalır. İşte bu şiir de o hoş sedalardan bir tanesi. Umuyorum sizler de benim kadar keyif aldınız.

Hayatı tanımanın yolu, kendimizi artı ve eksilerimizle ile kabul edip sevmekten geçiyor.

Zorluklarla, acı ve kederlerle şekillenirken; farkındalığımızı ne kadar çabuk yakalarsak; anlamsızlıkları o kadar kolay tanımlayabiliriz. Kötü olaylarla ve kötü davranışlarla başa çıkmamız kolaylaşır. Olası çelişkileri, karmaşaları daha kolay analiz etme becerisine kavuşabilir ve hatta korkularımızla yüzleşip onları cesaretle yenebiliriz diye düşünüyorum.

Hayat karşısında güçlü durmamıza vesile olan tüm bu değerleri kazanmamız için; öncelikle kendimizi, hayatı ve hayatın içindeki her şeyi SEVMEYE başlamalı ve sonuna kadar devam etmeliyiz. Tıpkı Charlie Chaplin’ in dediği gibi…

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

10.05.2019

us@ensonhaber.com.

Günün Sözü : " Bugünü ve yarını daha anlamlı yaşayabilmeniz ve hayatta olmanın keyfini daha derinden hissedebilmemiz için kendimizi yürekten sevelim."






Gerçek Dostlar