AĞAÇ SOSYAL BİR VARLIKTIR




ormanları koruyalım ile ilgili görsel sonucu


Kategori : Farkındalık

Merhaba Gönül Dostlarım,

" Ağaçların Gizli Yaşamı " başlıklı bir önceki yazımın devamı niteliğinde olan  ve ormanlarımızı korumak  bir farkındalık yaratmak adına bugünkü yazımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ormanlar; mavi ve yeşil gezegenimize yeşil rengini veren, soluyacak oksijeni, içilecek temiz suyu, yenecek besinleri bize karşılıksız sunan, karadaki en büyük oksijen üretimini sağlayan büyük ekolojik yapılardır. Orman sadece ağaç demek değildir, otsu gövdeli bitkiler, çalılar, mantarlar, mikroorganizmalar, böcekler ve çeşitli hayvanlar birlikte ormanı oluşturur.

ağaç resimleri ile ilgili görsel sonucu
Ne yazık ki, son zamanlarda ormanlar ve içindeki tüm bitki ve hayvanlar can çekişerek yok olma tehlikesi ile karşı karşıyalar. Orman yangınları her zamankinden daha büyük, daha uzun süreli, daha durdurulamaz bir hale geldi. Bu durumu engellemek ve tahribatı düzeltip eskisinden daha iyi duruma getirmek için yapabileceğimiz çok şey var. Fakat eyleme geçmeden önce, orman yangınlarındaki bu ani artışın sebeplerini bilmemiz ve ormanların biz ve dünyamız için ne kadar önemli olduğunu yeniden hatırlamamız gerekiyor.


Oksijen üretirler

Ormanların yaptığı belki de en önemli iş, oksijen ve karbondioksit dengesini sağlamaktır. Yeşil bitkiler gün ışığında havadaki karbondioksiti tüketerek oksijen üretirler. Yetişkin ve yeşil yapraklı tek bir ağaç, büyüklüğüne ve türüne göre değişmekle birlikte, yaklaşık 2-10 kişinin bir günde ihtiyaç duyacağı oksijeni üretebilir. Oksijen soluyarak hayatta kalan biz ve bizim gibi pek çok canlı için ormanlar vazgeçilmezdir.Gezegenimizde yaşayan canlıların yarısının, karada yaşayan canlıların da yaklaşık %80’inin yaşam alanı ormanlardır. Ormanlar dünyadaki yaşama ev sahipliği yaparlar, canlılar için korunaklı yaşam alanları, temiz su, temiz hava ve yiyecek kaynakları sunarlar.

Sıcaklığı dengelerler 
ağaç resimleri ile ilgili görsel sonucuAğaçlar kendi besinlerini üretebilmek için güneş ışığına ihtiyaç duyarlar. Dolayısıyla da ışığa  ulaşabilmek için uzar, dallanır ve budaklanırlar. Ağaçların uzayarak boyuna ve dallanarak enine büyümeleri, yüzeyin gölgede kalmasını sağlar. Yeşil yapraklar üzerinde bulunan ve stoma adı verilen gözenekler ile dışarı su buharı atarlar. Bu da ağaç altlarının her zaman diğer yerlerden daha serin olmasını sağlar. Sadece ağacın gölgesi değil, ağaçlık alanların yakınında bulunan yerler için de sıcaklık dengesi korunur. Bu sayede yakınında orman bulunan yerleşim yerleri de aşırı sıcak ve soğuk havalardan daha az etkilenirler.
Ormanlar sadece bizi ve evlerimizi değil, tüm dünyamızı aşırı ısınmaktan ve soğumaktan korurlar. Küresel ısınmaya sebep olan karbondioksitin emisyonunu yaparak atmosferdeki karbondioksiti azaltır ve sera etkisinin oluşmasını engeller.

Ormanlar sadece bizi ve evlerimizi değil, tüm dünyamızı aşırı ısınmaktan ve soğumaktan korurlar. Küresel ısınmaya sebep olan karbondioksitin emisyonunu yaparak atmosferdeki karbondioksiti azaltır ve sera etkisinin oluşmasını engeller.

Yağmur bulutlarını çekerler

Büyük ormanların terleme yoluyla atmosfere saldıkları su buharları, yağmur bulutlarının oluşmasına katkı sağlar ve bölgenin sürekli yağış almasına yardımcı olur. Ormanlara yakın tarım arazileri genellikle yağış sıkıntısı çekmezler. Yakınındaki tarım arazilerinin düzenli bir şekilde yağış almasını sağlayan Amazon ormanları buna iyi bir örnektir.

Toprağın su emme gücünü artırırlar
Ağaçların bol olduğu toprakların suyu emme kapasitesi çok daha yüksektir. Çünkü ağaç kökleri, suyun toprak yüzeyinde kayıp gitmesine izin vermeyerek toprak tarafından emilmesini sağlar. Bu durum, gelen sudan daha fazla verim alınmasını sağlar ve özellikle aşırı yağışlı mevsimlerde sel oluşumunu engeller. Köklerden geçen suyun fazlası yeraltı su depolarına damlar ve bu depolarda içilebilir temiz su depolanır.Rüzgara karşı
koyarlar Canlılara yuva olurlar

Devamı:https://www.uplifers.com/hayatin-tadini-cikarabilmek-icin-50 oneri/#ixzz5yCddmbTO


https://youtu.be/QIwXR_vDNo4

Günün Sözü : " Her geçen gün dünyamızda ormanlarımız yok ediliyor.Bu Konuda herkesi duyarlı olmaya davet ediyorum."


19 Ocak 2020, Antalya-Turkey



AĞAÇLARIN GİZLİ YAŞAMI




Toplumların gelecekleri için önemli bir gösterge ve ana birer etkenlerdir.


Kitap

Merhaba Gönül Dostlarım,
Ağaçların Gizli Yaşamı
Ağaçların acıyı hissedebildiğini, hafızaları olduğunu ve ebeveyn ağaçların çocuklarıyla birlikte yaşadığını öğrendiğinizde, artık onları sanki sıradan bir işmiş gibi devasa makinelerle kesip hayatlarını altüst edemiyorsunuz.”
Peter Wohlleben
Ağaç sosyal bir varlık mıdır? Almanya’da Der Spiegel’ in çok satan kitaplar listesinin zirvesinden iki yıl boyunca inmeyip satış rekorları kıran, yayımlandığı birçok ülkede aynı ilgiyi gören bu kitaba bakılırsa sorunun yanıtı evet. Mesleğine tutkuyla bağlı olan ormancı yazar Peter Wohlleben ağaçların aralarında bir sosyal ağ oluşturduğunu kitabında gayet ikna edici biçimde izah ediyor. Bu alanda yapılmış bilimsel araştırmalar ve kendisinin yıllara dayanan gözlemlerinden yola çıkan Wohlleben’e göre ağaçlar da tipik insan davranışları sergiliyor. Ağaç ebeveynler birlikte yaşadıkları yavrularıyla iletişim kuruyor ve onların büyümelerine destek oluyor. Bunlar yetmezmiş gibi ağaçlar birbirini yaklaşan tehlikelere karşı uyarıyor ve aralarındaki hasta veya acı çeken bireylerle gıdalarını paylaşıyor. Bu kitabı okuduktan sonra, ağaçlara ve ormanlara çok daha farklı bir gözle bakacaksınız…

****
Ağaçlar bizi gerçekten iyileştiriyor. Bunu bünyelerinde bulunan kimyasallar sayesinde yapabiliyorlar.
Ve tıpkı insanlar gibi muhtaç olan, besinsiz kalanlara yardım ediyor, genç ağaçları koruyor ve ormanda düşmanlara karşı birlikte hareket ediyorlar. Hayatı boyunca ağaçlara kereste muamelesi yapmış bir ormancı olan Peter Wohlleben, bir gün ormanda en az 400 yıllık bir çotuğun hâlâ canlı olduğunu görüp ağaçların gizli yaşamını fark etmeye başlıyor. O 400 yıl önce kesilmiş ağaç kütüğü, civardaki ağaçların kökleri aracılığıyla besin göndermeleri sayesinde yaşamaya devam ediyor.
Wohlleben’in bu farkındalığı devam ediyor ve ortaya tüm dünyada çok satan bir kitap çıkıyor: Ağaçların Gizli Yaşamı. Ağaçlar hakkındaki fikrinizi, bir ormana, tek bir ağaca bakış açınızı sonsuza dek değiştirme gücüne sahip bir kitap…
Kitaptan ağaçlarla ilgili sizi de çok şaşırtacak birkaç enteresan bilgi…
Kayın, ladin ve meşe bir canlı türü kendisini kemirmeye başladığında haberdar oluyor ve savunmaya geçiyor. Yapraklarına o canlı türüne has bir kimyasal gönderiyor, çevredeki ağaçları da haberdar edebiliyor. Bir tırtıl mı, yoksa bir yabanarısı mı? O türe göre bir kimyasal salgılıyor ağaç. Afrika savanlarında zürafalar yapraklarını kemirmeye başladığında, diğerlerine haber veriyor ve yaklaşık 100 metre boyunca tüm ağaçlarda bu kimyasal bulunabiliyor. İşin enteresan yanı, zürafalar da bu durumu bildikleri için rüzgarın aksi yönünde ilerleyerek kendilerinden bihaber olan ağaçlarla beslenmeye devam ediyorlar. Biz duyamıyoruz belki ama aslında ne çok ses ve iletişim var doğada.
Ağacın faydası saymakla bitmez; hele ki yaşlı ağaçların faydaları çok daha fazladır.Wohlleben, Ağaçların Gizli Yaşamı’ nda  ağaçların, kokular, kökler ve kök uçlarındaki mantarsı ağlar aracılığıyla haberleştiğini söylüyor. Hatta bu mantarsı şebekeye, “Wood-Wide-Web” deniyor. Mantarların habercilik görevleri ağacın ürettiği besinden kendilerine pay alarak ödüllendiriliyor.

Her ağaç, orman için yegane ve kıymetli. Biri hasta veya yardıma muhtaçsa, daha güçlü olan ağaçtan zayıf ağaca doğru besin gidiyor. Sonra sıra bir gün, güçlünün muhtaç olduğu güne geliyor. Çünkü, ağacın tek başına uzun bir yaşam sürmesi mümkün değil, ancak bir orman olduğunda bir arada, sağlıkla yaşayabiliyorlar. Sert iklimlere, kuraklıklara karşı durmayı birlikte sağlıyor, birlikte ayakta duruyorlar. Yani ağaçlar, yaşamak için yardımlaşıyorlar. Biri zarar görse bile, tüm orman etkileniyor. Ve öğreniyorlar. Suyu yeterli bir şekilde tüketmeyi, müsrif olmamayı orman adabı içerisinde öğreniyorlar.  Ağaçların çok hızlı büyümesi, uzun yaşamalarını engellediği için, büyük ağaçlar, küçük ağaçların ışıklarını engelleyerek büyütüyor. Yani ağaçlar anneler gibi, yavruları koruyup kolluyor. Hatta bu yüzden şehirdeki tek tük ağaçlara sokak çocuğu diyor Wohlleben. Gece aydınlatmaları ve korunaksızlık yüzünden hızla boy atıyor ama uzun yaşayamıyorlar.

Ağaçlar yaşam alanlarının daha sağlıklı olmasını sağlar.Bir ormanda yürümenin, havasını içinize çekmenin içinizde yarattığı o mükemmel hissin bilimsel açıklamaları da var. Bir kilometrekare orman yaklaşık 10 bin kilo oksijen üretiyor. Kozalaklı ormanlar havadaki mikropların miktarını belirgin ölçüde düşürüyor. Ağaçların salgıladığı fitonsidler ise bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Orman Banyosu
Japonya’da 1982 yılında ulusal sağlık planına alınan tedavilerden biri Shinrin-yoku, yani Orman Banyosu. 2004’ten 2012’ye kadar süren ve 4 milyon dolar harcanan araştırmanın sonucunda, ormana, yeşil alanlara, korulara ziyaretlerin sağlığımıza faydası kanıtlanmış. Ormanda olmanın psikolojik ve fizyolojik etkilerinin peşine düşülen araştırmanın sonunda, orman banyosunun stres hormonunun üretimini azalttığı, bağışıklık sistemini güçlendirdiği, tansiyonu düşürdüğü ve kalp atışını yavaşlattığı anlaşılmış. Depresyon etkilerini azaltması, da cabası.
Hangi ormanda yürüyeceğim diyenlere, şehirde de yeşil alanlara kısa ziyaretlerin benzer etkileri var. 
Amerika’da orman banyosu kulüplerinin olması tesadüf değil. Tabii orman banyosunun şartları var, ilki cep telefonunuzu kapatmak… Doğanın bize bahşettiği o yüceliğin, sadece ormanda olmanın tadına varmak. Ormanda olduğunuzu hissetmek. Ayak tabanlarınızdan, saçlarınıza kadar…
Sinem Dönmez
Günün Sözü : ”Ağaçlar insanlar gibidir ve birbirinin dostluğundan keyif alırlar.Yalnızca bir kaçı sever yalnızlığı.” (Jens Jensen)

18 Ocak 2020, Antalya-Turkey




TÜRK SİNEMASINDAN ANILAR ( 4 )



Görüntünün olası içeriği: 2 kişi





Merhaba Gönül Dostlarım

20 Aralık, aramızdan ayrılışının 26’ ıncı yılıydı; ve bir kez daha hiç unutulmadığı ortaya çıktı…
Türk Sineması’na onun gibi bir “baba” bir daha gelmedi. Bu yüzden her rolün “babası” oldu… Pala bıyıkları, tonton yanakları… Kendisi sert, kalbi yufka fabrikatörü hâlâ ondan daha iyi oynayan yok…
.
Kendine has bıyığı ile tanınan Hulusi Kentmen , tatlı-sert ve babacan tarzı ile çoğu filmlerinde baba, komiser, bahçıvan, hakim vb. roller üstlendi, birçoğunda kendi adıyla oynadı. İlk olarak “Hisse-i Şaiya” oyunuyla profesyonel oldu.

1942' de “Sürtük” filmiyle sinema oyunculuğuna başladı.Genelde iyi rollerde ; tatlı ,sert bir amca karakterine bürünürdü.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar

Osmanlı döneminde Bulgaristan’da doğan, asker emeklisi sinema aşığı biriydi.Hayatının yarısını bu mesleğe verdi.1911′ de Bulgaristan’ ın Tırnova kentinde doğan Hulusi Kentmen, Balkan savaşı sırasında ailesiyle birlikte İzmit’ e göç etti. Kasımpaşa Gedikli Zabit mektebinde okudu.

Deniz astsubayı oldu. Sanat çalışmalarına orduda başladı 1962′ de emekli olup kendisini tamamı ile sinemaya verdi. 1967′de Hüseyin Baradan ve Şahin Tek ile kurduğu toplulukla Anadolu turnelerine çıktı. Atıf Kaptan’la kurduğu toplulukla oyunlar sergiledi.300 ‘e yakın filmde rol alan sanatçı özellikle babacan komiser, iyi yürekli fabrikatör, baba, bahçıvan, hakim gibi roller üstlendi. Bu filmlerin birçoğunda kendi adıyla oynadı.

Hulusi Baba, polis ve hakim karakterleriyle rol aldığı filmlerde adaletin iyi yüzünü, zengin bir iş adamını oynadığı filmlerde ise otoritenin simgesi olmuştur. 
İşte, dünya tatlısı, sert ama yufka yürekli fabrikatör Hulusi Kentmen karşısındadır. Saygıyla elini öper…
Ardından, “Bizim bir yeğen var İstanbul’da… Elinden her iş gelir Hulusi Amca… Ona fabrikada bir iş verirsen sana minnettar kalırız…”
Hulusi Kentmen şaşırır… Bu inanılmaz iş talebini kahkahalar eşliğinde Tayfur Abi’ ye anlatır…
Pos bıyıklarıyla bir neslin dedesi kadar sevdiği Kentmen, çevresinde de her zaman sevgi dolu kalbiyle tanınırdı.
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi 1980′de İzmir Fuarı’ nda sahneye çıkarak, keman çalıp, fıkralar anlattı.
Birçok TV reklamında oynadı. “Parkta bir sonbahar günü” gibi kimi televizyon dizilerinde oynadı. Oyunculuk çalışmalarını 1984′e kadar sürdürdü.

Hulusi Kentmen ,1942-1988 yılları arasında 300’e yakın filmde rol aldı.Türk sinemasında bir klasik olan oyuncu 20 Aralık 1993’te Böbrek yetmezliği sonucu 81 yaşında yaşamını yitirdi.

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, ayakta duran insanlar****
'Ben dedemin film setlerine maalesef hiç gitmedim. O setteyken ben genelde okulda oluyordum. Dedemin olduğu set ortamlarında asla kavga çıkmazmış çünkü o buna izin vermezmiş. Setlerin emniyet sibobuydu diyor konuştuğum herkes.
 Bir de öğlen yemek aralarında kendi yemeğini yemeden etrafına bir bakarmış. Yemek yemeyen birini görürse hemen ben tokum diyerek kendi yemeğini verirmiş. Yönetmene de ‘’benim olmadığım set günlerinde şu çocuklara dikkat edin, aç kalmasınlar’’ diye tembih edermiş.'
(Torunu Melek Kentmen)
Yeşilçam 'ın tonton, yufka yürekli, babacan ismi Hulusi Kentmen' in aramızdan ayrılışının 26. yılı anısına.
Allah rahmet eylesin, ruhu şad olsun,

https://youtu.be/a5Gdj6zSp9w

durakta otobüs bekleyen hulusi kentmen resmi ile ilgili görsel sonucu


" Yıllarca hep zengin, fabrikatör baba rolünü oynadım. İşin en acıklı kısmı ise bütün gün zengin baba rolünü oynayıp çekim bitiminde eve gitmek için soğukta, köşedeki durakta dolmuş beklemem olmuştur." Hulusi Kentmen


17 Ocak 2020, Antalya-Turkey



ELLER NEDEN BOLLUK İÇİNDE?




Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, açık hava



Merhaba Gönül Dostlarım,


Avrupalı 30 m2 dairede yaşar, bütün dünyayı gezer, vizyonu genişler...
Bizim evlerimiz maşallah yayla gibi, çoğumuz değil dünyayı, kendi ülkemizi bile gezmemişiz görmemişiz.
En büyük hayalimiz mobilyalarımızı yenilemek, arabamızda cep telefonumuzda bir üst modele geçmek.
Sizin hiç her şeyini satıp savıp dünyayı gezmeye çıkan bir yakınınız oldu mu?
benim olmadı.
Yılbaşı çekilişleri öncesi "büyük ikramiye" ile ilgili sokak röportajlarını bir izleyin lütfen, insanlarımızın hayallerini dinleyin
"Daha büyük bir ev, son model araba, onu alırım, bunu alırım v.s.
Bir tek kişi de çıkıp, parayı kapıp dünyayı gezerim demez.
Daha hayal kurmayı bile bilmiyoruz biz.
Kendi yarattığımız konforlu hapishanelerde yaşamak, son model arabaya binmek, yeni mobilyalar almak bizim hayalimiz bu.
Çünkü hayatları boyunca ev araba taksiti ödeyen, hiç çılgınlık yapmamış, hayal kurmaya kalksak "başımıza icat çıkarma" diyen ebeveynlerle büyümüşüz biz.
Güzin Yeğin.
****


Eller neden bolluk içinde......


Fotoğraf açıklaması yok.
En sevdiğim ülke ☺️
Finlandiya’da yaşıyorum. Burada insanların yaşam standartları genel olarak oldukça iyi. Yoksul insanlara rastlamak çok zor. Alkol veya narkotik madde ya da kumar gibi bağımlılığı olmayan biri kimseye muhtaç olmaz. Gerekirse devletten barınma ve geçinme desteği alır.
Buna rağmen ne gıdalar ne de eşyalar mümkün olduğunca israf edilmez. Çok gerekli olmadıkça bir şey satın alınmaz. Bir şeye ihtiyaç kalmamışsa ya ihtiyaç duyabilecek birine verilir ya da ikinci el mağazalarında ya da internetten satılır.
Mesela çocukları olan bir aile ne kadar varlıklı da olsa ikinci elden kıyafet alır. Bir yıl sonra küçülenleri satar ve yeniden ikinci el kıyafet alır. Bazen bir şey almayacak olsa bile bit pazarında dolaşmaktan hoşlanır. Bu arada fincede kirppu (bit), tori ise (pazar) demek. Aynı bizdeki gibi bitpazarı dedikleri kirpputori’ den giyinmek hiç gocunulacak bir şey değildir. Aksine sizin sınırsızca tüketim çılgınlığından imtina edecek entellektüel seviyede olduğunuzu ve alçakgönüllülüğünüzü ortaya koyar.
Burada gösterişli arabalar ve gösteriş düşkünlüğü yadırganır. Belki de soğuk iklim yüzünden gösterişli giyinen birine pek rastlamazsınız. İnsanlar iklime uygun ve rahat şeyler giyerler. Mesela yazın naylon terlikle gezen insanlar görürsünüz. Çünkü naylon terlikle plaja da gidersiniz, alışverişe de, tiyatroya da. Kolayca yıkanır, kolayca kurur. Kimse sizi yadırgamaz, ayıplamaz. Bir öğretmen de derse terlikle gelebilir hatta terlikleri de çıkarıp hoşlanıyorsa yalınayak ders anlatabilir.
Ve artık terliklerini kullanmak istemiyorsa çöpe atmaz. 1 euroya satabilir. O bir euroya ihtiyacı olduğundan değil, terliğin ona ihtiyacı olan birini bulması için. Eğer bu terlik kullanılamayacak kadar eskimişse de geri dönüşüme atar ki doğayı kirletmek yerine yeniden bir ihtiyacı karşılayabilecek bir şeye dönüşebilsin.
Matematik dünyası dergisinde okuduğum bir şeyi de paylaşıp bitireceğim. Bir okur soru köşesine neden matematikçiler hep eskimiş gömlekler giyerler diye bir soru göndermişti. Dergi editörü de henüz bitmemiş bir gömleği neden atsınlar ki diye cevap vermişti.
Kimin ne diyeceğine takılmayıp üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyarak yaşayalım.

Ne kadar az satın alıyorsak o kadar olgunuz. Ne kadar az çöp atıyorsak o kadar olgunuz. Emek verilerek üretilmiş her şey değerlidir. 1 lira değer biçilse bile o bir lira değerlidir.
Saygılar ve sevgiler. 👋 
Alıntı...

BIZDEKI BU TÜKETIM MARKA ÇILGINLIĞI BITMEDİĞİ SÜRECE DAHAA ÇOOOK SÜRÜNÜRÜZZZ...



DÜNYAYI SARSAN İKİ YOK OLUŞ




Sidney'in kuzeyinde yangına müdahale eden bir itfaiye personeli İran


Merhaba Gönül Dostlarım,


Avustralya'da eylül 2019'dan bu yana ölümcül yangınlar artarak sürüyor. Bölgeden yürek yakan fotoğraflar gelmeye devam ediyor. Yangın bölgesinde hayvanların telef olduğu görüntüler yaşanan çaresizliği gözler önüne serdi.

Orman yangınları her yıl gerçekleşse de, 2017'den beri yükselen sıcaklıklar, düşük yağış ve kuraklık koşulları, eski Avustralya başbakanı Kevin Rudd' un “ulusal kıyamet” olarak adlandırdığı felaketi yarattı.

Şimdiye kadar, sadece Yeni Güney Galler' de (NSW) yaklaşık 500 milyon hayvanın öldüğü tahmin ediliyor. Bilançonun daha ağır olduğu yerel kaynaklarda iddia edilirken, kesin bilgilerin ancak yangının söndürülmesinin ardından elde edileceği bildirildi.


Avustralya yangınları eylül ayında başladı ve hala kontrol altına alınamadı. Şimdiye kadar 11 milyon futbol sahası büyüklüğünde bir alanı küle çeviren yangınlar aynı zamanda 25 kişinin hayatını kaybetmesine, yüz milyonlarca hayvanın telef olmasına ve binlerce kişinin evini terk etmesine neden oldu. Yangının korkunç bilançosu her geçen gün artıyor. Yangınlardan en çok zarar gören bölge Yeni Güney Galler eyaleti oldu. Eyalet çapında 130 yangının 69’u hala kontrol altına alınabilmiş değil. Yangınlar şimdiye kadar 2 binden fazla evi yok ederken binlerce kişinin tahliye edilmesine neden oldu. Bölgedeki fabrikaların da 153’ ü tahrip olurken, 123’ ü büyük zarar gördü. 2 Ocak tarihine kadar 12,35 milyon dönüm arazi kül oldu.
Avustralya’ daki yangınlardan gelen görüntüler ise içimizi parçalıyor. Avustralya tüm dünyaya yardım ve bağış çağrısı yapıyor. Geleceğimizi tehdit eden bu yok oluş hepimizin içini acıtıyor. İşte tarihin en büyük yangınlarından biri olan Avustralya yangınları ve ortaya çıkardığı acı görüntüler…
"Gerçek Dostlar " Ailesi olarak, Avustralya halkına geçmiş olsun dileklerimizi ve yangınların bir an evvel son bulması temennilerimizi iletiriz.
avustralya yangınları fotoğrafları

https://youtu.be/UvXGL16s1tU

****

İran'da Ukrayna uçağının düşürülmesini kaydeden kişinin gözaltına alındığı iddiası


Ukrayna'nın başkenti Kiev'e gitmek üzere Tahran Uluslararası İmam Humeyni Havalimanı' ndan havalanan Boeing 737 tipi yolcu uçağı, 8 Ocak Çarşamba sabahı kalkıştan kısa süre sonra düşmüş, uçakta bulunan 176 kişi hayatını kaybetmişti.
Tahran yönetimi, başta uçağın İran ordusu tarafından düşürüldüğü iddialarını reddetmiş, ancak olaydan 3 gün sonra İran Genelkurmay Başkanlığı, yolcu uçağının "cruise (seyir) füzesi" olarak algılandığını ve kısa menzilli füze ile "yanlışlıkla" vurulduğunu itiraf etmişti.
İran Hükümet Sözcüsü Ali Rebii, dün yaptığı açıklamada, Ukrayna uçağının İran savunma sistemi tarafından füzeyle vurulduğu bilgisinin Ruhani hükümetinden gizlendiğini, bu bilginin ancak 2 gün sonra kendileriyle paylaşıldığını bildirmişti.
Rebii, "Geç bildirilmesinden biz de rahatsızız. Problem, kurumlar arasındaki yapısal iletişim sorunundan kaynaklanıyor." ifadelerini kullanmıştı.
Ukrayna Dışişleri Bakanı Vadym Prystaiko, uçakta 82 İran, 63 Kanada, 11 Ukrayna, 10 İsveç, 4 Afganistan, 3 Almanya ve 3 İngiltere vatandaşı bulunduğunu açıklamıştı.

" Gerçek Dostlar"  Ailesi olarak, Düşen uçakta hayatlarını kaybeden yukarıda adı geçen ülkelerin insanlarına ve hayatta olan yakınlarına  geçmiş olsun dileklerimizi iletir, acılarını paylaştığımızı bildirir, bir daha böyle bir facia yaşanmamasını temenni ederiz.

https://youtu.be/vfIDDgF5sk0

Günün Sözü :

yok oluş ile ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu
14 Ocak 2020, Antalya-Turkey



GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ...



Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar, çocuk ve açık hava
























 Merhaba gönül dostlarım,

Padişahın,tabağında kalan yemekleri bir erkek çocuğa gönderdiği yıl 1899'dur. Bunun nedeni, dili tutulan, konuşmayan çocuğa padişah yemeğinden arta kalanların iyi geleceği inancıdır. Din hocalarının bu önerisi hiç bir işe yaramaz. Sarayın artıklarını yiyerek dilinin çözüleceğine inanılan çocuk büyüdüğünde özgürlük şarkıları söyleyecek ve o sofraları devirenlerin korosunda ön sırada yer alacaktır!

Dili kendiliğinden açılan çocuğun başına bir başka felaket gelir, üç yaşında... Annesi ve babasının yanında götürüldüğü bir ev ziyareti sırasında, hizmetçi kadın tarafından Çingenelere satılmak amacıyla kaçırılır. İstanbul' un altı üstüne getirilerek aranılan çocuk büyük bir şans eseri olarak bulunur.
Neyire Hanım, bir gün oğlunu evdeki terlikleri bir araya toplarken görür. Tüm terlikleri sıralar halinde, düzgün bir şekilde arka arkaya getiren çocuk onlarla konuşmaya, bir şeyler anlatmaya başlar. '' Eyvah !'' der Neyire Hanım, '' Bizim oğlanın dili açıldı açılmasına, ama bu sefer terliklerle konuşmaya başladı !...''
Kapı arkasından oğlunun konuşmalarını ona belli etmeden dinleyen annenin şaşkınlığı, çocuğun terlikler karşısında bilgi dolu bir konuşma yaptığını duyunca bir kat daha artar. Her gün yinelenen bu garip olay, sonunda çözüme ulaşır:
Çocuk, dayısı Rauf'a ders vermek için gelen öğretmenleri dinlemekte, duyduklarını sonradan terliklere anlatmaktadır . Bu ''öğretmencilik'' oyunu, onun geleceğinin de habercisidir aslında.
..........

Görüntünün olası içeriği: 6 kişi
Terlikleri birer öğrenci gibi karşısına dizen ve onlarla bir öğretmenmiş gibi oynayan çocuk, Köy enstitüleri' nin mimarlarından Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel' dir!


Sunay Akın

****
1944 senesinde Çumra tren istasyonunda iki yoksul, üstü başı yırtık köy çocuğu beklemektedir. Yanlarına bir adam gelir ve çocuklara nereye gittiklerini sorar. On yaşındaki Kemal “Konya’ya! Valiyle görüşmeye!” der.
Adam alaycı bir şekilde güler “Sizi valiyle görüştürmezler be evladım, paranıza yazık, boşa gitmeyin!” diye karşılık verir.

Kemal adamı dinlemez. Altı yaşındaki kardeşi Mehmet’in elinden tutarak istasyona yanaşan trene biner. Bir süre sonra kuşetli vagonda tam karşılarına takım elbiseli bir adam oturur. Çocuklara gülümser ve nereye gittiklerini sorar. Kemal, bu adamın da kendileriyle gülüp dalga geçeceğini düşünür. Konuşmak istemez. Adam ısrarla “Anneniz babanız yok mu evladım, trene bir başınıza binmişsiniz” deyince Kemal kızgın bir ifadeyle; “Amca! Anamız babamız öldü. Biz köy çocuğuyuz ve eğitim alırsak o zaman ‘adam’ olabiliriz. Bu yüzden Konya valisine bizi okut diye yalvarmaya gidiyoruz!”

Takım elbiseli adam ‘anladım’ dercesine başını sallar ve cebinden bir kart çıkarır. Kemal’ e uzatır. “Bunu valiye göster, selamımı söyle” Kemal kartı alır, okuma yazması olmadığı için kartta ne yazdığını anlamaz. Dalgacı(!) adam ise yaklaşan istasyonda iner.

Kemal ve Mehmet Konya’da vali binasına gider. Kemal, kapıdaki görevliye valiyle görüşmek istediğini söyler. Fakat görevli çocukları başından savar. Kemal, bu kez son şansını dener ve trende tanıştığı o takım elbiseli amcanın verdiği kartı uzatır. Görevli kartı görünce şaşırır ve hemen çocukları valinin makamına çıkarır. Vali karta bakar, ciddileşir, eli telefona gider. İki görevli gelir ve çocukları İvriz’ e götürür. Kemal şaşkındır o takım elbiseli adam dalga geçmemiş, verdiği kart işe yaramıştır. Bu sefer "Kim bu adam?" diye düşünmeye başlar.

Kemal ve Mehmet İvriz’ e gönderilmiştir ve bu okulda yatılı olarak okur. Ve seneler sonra… Kemal o takım elbiseli adamla görüşür. Adam yaşlanmış, emekli olmuştur. Kemal yanına gider kendini tanıtır, yaşlı adam anımsar Kemal’i “Demek okudunuz ha?” der, gözleri dolar. 1944’te o gün trenle vilayet vilayet gezip okulları denetleyen o takım elbiseli adam tesadüfen bu iki kardeşi görmüş ve kartını vererek yardımcı olmak istemiştir. Seneler sonra bu kez Kemal kartını uzatır; üzerinde “Gazeteci-Yazar Kemal Bayram Çukurkavaklı”. yazmaktadır.

Evet, Kemal öksüz ve yetim bir köylü çocuğudur, İvriz Köy Enstitüsü’ nde okumuş, gazeteci olmuş, kitaplar yazmış, ödüller almış, kendi deyimiyle ‘adam’ olmuştur. İşte köy enstitüleri bu yüzden önemliydi ve köy çocuklarının çağdaş bir eğitimle topluma karışmasına vesile oluyordu. Mamafih zararlı görülerek kapatıldı. Ha Kemal'in kartını verdiği kişi kim miydi? Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi Hasan Ali Yücel, yani trendeki o takım elbiseli adam...

Tolga Aydoğan

#HasanAliYücel


https://youtu.be/6pRtkGudd_M

Doğumunun 121. Yılında #Hasan Ali Yücel ve Köy Enstitüleri'ni Anlatan 'Yücel'in Çiçekleri' Vizyonda. Minnetle..

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı


Not : 
Köy Enstitüleri

Açıklama

Türkiye' de Köy Enstitüleri fikri ilk kez ABD li Eğitim Filozofu John Dewey tarafından savunuldu. Dewey, özellikle kırsal bölgelerdeki okulların toplum yaşam merkezi haline getirilmesi gerektiğini vurguladı. Vikipedi

Köy Enstitüleri, Türkiye'de ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılan okul türü. Tamamen Türkiye'ye özgü olan bu eğitim projesini 28 Aralık 1938 tarihinde milli eğitim bakanı olan Hasan Âli Yücel bizzat yönetti.
Günün Sözü :“Yaşamın amacı, ileri millet olarak yaşamaktır. Orta çağ hayatından farksız, geri bir hayata razı olan insan kalabalığıyla çağımız uygarlığına katılamayız, diri millet haline gelemeyiz.”  İ. Hakkı Tonguç

İKİ HİKAYEMİZ VAR




Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar




































Merhaba Gönül Dostlarım,

Görselinize sunulan ve  kulağınıza çalınan her bilginin, hayatınızda büyük değişimlere sebep olmasına lüzum var mı? bilemem. Size bugün bu kaygıyı yaratmayacak ve yalnızca yüzünüzdeki gülümsemenin bir nebze olsun sebebi olabilmek adına  aşağıdaki iki ayrı hikayeyi sizler için derledim..😊😊

 Zamanı unutturacak dostlarınız ve hep gülecek bir bahaneniz olsun.

Sayfa düzenlemesi;  İbrahim Birol 

****

NİĞDELİ !!! 

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, kalabalık ve açık hava


Niğdelinin biri İtalya’da Fiat fabrikasında çalışan bir işçi..
O zamanki Sovyet lideri Krusçev, resmi bir ziyaret için İtalya’ya gelmiş. Programda Fiat tesisleri de var. Fabrikanın tezgâhları arasında dolaşırken Niğdeli' ye rastlamış. Herkesin gözü önünde “Vay Niğdeli kardeşim ” diye sarılıp kucaklaşmış. Orada ayaküstü sohbet etmişler.

Tüm protokol bu dostluktan şaşkın.. Konuk gittikten sonra patron Niğdeliyi çağırıp, Krusçev’ i nereden tanıdığını sormuş. Hemşehrimiz ‘Hiiiç’ demiş. Ben eskiden komünisttim.
1 Mayıs kutlamaları için parti beni Moskova’ ya göndermişti. Orada tanışmıştım.

Olay unutulmuş. Üç beş ay sonra bu kez Amerika Başkanı Nixon gelmiş İtalya’ya.

Yine aynı program ve fabrika ziyareti.. Tezgahların arasında “Vay Niğdeli kardeşim.. Vay Nixon..” muhabbeti.

İyice meraklanan patron ziyaretten sonra Niğdeliyi yine çağırtmış. Soru da cevap da aynı. Bir ara Amerika’ya göç etmeye kalkıştım. New York’ta başım polisle belaya girdi. Bu Nixon o zaman çiçeği burnunda bir avukattı. Beni o savunmuştu.

Olay bu kadarla kalsa iyi.

İki ay sonra Fransa Başkanı De Gaulle ziyaretinde de aynı manzara yaşanınca patron Agnelli derin bunalımlara girmiş. Kendisini tanıyan yok. Yanında çalışan Niğdelinin uluslararası çevresi var.

- De Gaulle’ ü nereden tanıyorsun?

- Nazilere karşı Paris’te yeraltı savaşı yapıyorduk. Özel kuryesiydim.

- Sen herkesi tanır mısın?

- Evet, hemen hemen.. Patron iyice hırslanmış.

- Neredeyse Papa da arkadaşım diyeceksin.

Niğdeli gülmüş.

- Tabii. Yakın arkadaşımdır.

Çıldırma noktasına gelen Agnelli haykırmış:

- İspatla. İspatlayamazsan kovarım..

Niğdeli:

- Tamam, bu pazar ayininde Vatikan meydanında olun. Papa balkondan halkı takdis ederken ben yanında olacağım.

Patron pazarı iple çekmiş.

Vatikan’ da Papa’ yı bekleyen kalabalığın arasına karışıp beklemeye başlamış. Bir süre sonra Papa balkona çıkmış. Yanında Yine Niğdeli..
Kalabalığa bakıp, patronunu bulmaya çalışıyor.

O sırada bir kargaşa olmuş. Biri bayılmış.
Niğdeli bayılanın kendi patronu olduğunu görünce Papa’ya “Bana müsaade” deyip meydana koşmuş.

Agnelli yerde yatıyor. Bir iki kişi de ayıltmaya çalışıyor.

Niğdeli çevresindekilere, “Bu benim patronumdur, ne oldu?” diye sorunca biri cevap vermiş:

- Siz Papa ile balkona çıktığınızda bunun önünde iki Japon turist vardı. Japonlardan biri senin patronuna döndü. “Şu sağdaki bizim Niğdeli ama yanındaki kim?” diye sorunca seninki düşüp bayıldı. 
😊😊😊

Alıntı
****
 ÜÇ ARKADAŞ

Görüntünün olası içeriği: açık hava



Üç arkadaş Balikesir tren istasyonuna gitmişler. İçlerinden biri gişeye yaklaşıp bilet almış ve trenin kalkmasına ne kadar zaman olduğunu sormuş.
- Bir saat on beş dakika...
Arkadaşlarına dönmüş;
-Daha çok var, hadi gidip şu karşıki kafede çay içelim. Oradan buradan derken laf lafı açmış... Birden tren düdüğüyle kendilerine gelmişler. Koşarak dışarı fırlamışlar ama, nafile...Tren kaçmış.
Sormuşlar;-Sonraki tren ne zaman?
-Bir buçuk saat sonra.
Yine dönmüşler kafeye. Yine çay yine laf ve derken yine düdük sesi... Koşmuşlar ama bu defa da treni kaçırmışlar.
Bir saat sonra bir tren daha varmış.
Dönmüşler kafeye.. Ama bu kez uyanık duruyorlar.
Trenin sesini duyar duymaz kalkmışlar koşmaya başlamışlar.
-İçlerinden biri bir vagona, diğeri başka vagona zar zor yetişmiş.
Üçüncüsü ise geride kalarak yetişememiş.
Bir süre nefesini toparladıktan sonra başlamış katıla katıla gülmeye.
Durumu gören istasyon memuru dayanamayıp sormuş ;
-Hem treni kaçırdın hem gülüyorsun!
-Nasıl gülmiyeyim? Onlar beni uğurlamaya gelmişlerdi.😊😊😊

Alıntı



Günün Sözü " Zamanı unutturacak dostlarınız ve hep gülecek bir bahaneniz olsun."



13 Ocak 2020, Antalya-Turkey


Gerçek Dostlar