HAYATA YÖN VEREN FİLMLER

Ä°lgili resim




Merhaba Gönül Dostlarım,

Hayatımıza bir köşesinden ayna tutan ya da daha önce hiç karşılaşmadığımız hayatları bizlere mükemmel bir çerçevede sunarak unutulmaz kılan filmler vardır. O filmleri başucumuzda saklamak isteriz ve izlediğimiz her dönemde bizlere akıl veren dostlar haline gelir. 
Bir kere tutulduğunuzda asla bırakamayacağınız Hayatınızın akışını değiştiren filmler hangisi ? diye sizlere sorsam siz ne derdiniz ?
Ä°zlediğinizde hayatınızı kökten değiştirecek 10 filmBana sorarsanız çocukluğumdan bugüne kadar izlediğim filmler arasında beni en çok etkileyen iki filimden birincisi 1994 yapımı " Forrest Gump" derim.
Başrollerini Tom Hanks ve Gary Sinise’ in paylaştığı Forrest Gump, unutamadığımız ve üzerinden yıllar geçse de en depresif zamanlarımızda sarılmak isteyeceğimiz filmlerden bir tanesi… Forrest Gump’ ın çocukluğundan, yetişkin hayatına kadar yaşadığı mucizeleri ve yaşamda elde edilen başarıları aslında kişinin kendisinin mümkün kıldığını bizlere anlatıyor Forrest Gump… 

the terminal resim ile ilgili görsel sonucu
İkincisi ise 2004 yılı yapımı " The Terminal " Baş Rollerini Tom Hanks  ve Catherine  Zeta- Jones' un  paylaştığı bu filmleri  İzlemeyenleriniz  varsa ve kendisine umut aşılayacak bir şeyler katmak istiyorsa  bu iki filmi mutlaka izlesin.


Çok değerli yazarımız Bige Güven Kızılay' ın " Hayal Ağacım" adlı kitabından alıntı bir bölümü aşağıda sizlerle paylaşıyorum.


HAYAT SAVUNMAYA DEĞER
defending your life ile ilgili görsel sonucu

“Hayatınızı değiştiren filmler hangisi?” diye bir başlık vardı internette.
Ben de onu düşündüm , benim var mı hayatımı değiştiren bir film diye..
Var.
90’ lı yıllarda bir video furyasıdır giderdi hatırlar mısınız? VHS mi, Beta mı, gidip gidip, deliler gibi film kiralardık..
İşte o dönemden bir film var hafızama kazınmış, kodlanmış adeta. Başrolde Meryl Streep var, adamın yüzünü hatırlıyorum, adından çok emin değilim, Albert Brooks galiba...
Diyebilirim ki, o gün bugündür, hayatımı o düşünceye göre yaşıyorum.
Detayları birebir aynı kalmamış olabilir zihnimde. Özetle şöyle :
Başroldeki erkek dalgın ve dağınık bir adam.
Film, bu adamın, araba kullanırken müziği değiştirmek isteyip düşen kaseti yerden almaya çalışırken bir trafik kazasında ölmesiyle başlıyor. Bu abimiz kendini “öbür dünyada” buluyor.
Film bu ya, orası geçici bir durak, ve orada yargılanıp, cennete mi, cehenneme mi gideceğiniz belirleniyor. Normal hayat akıyormuş gibi bir mekan, herkes yiyor, içiyor, geziyor, ama sürekli birbirleriyle mahkeme konusunu konuşuyorlar.
Meryl Streep’ le adam tanışıyorlar . Kadın çok zarif ve etrafta çok saygı gören biri.
defending your life ile ilgili görsel sonucuDerken adamın mahkeme zamanı geliyor. Buyrun salonumuza diye alıyorlar içeri.. Kocaman dev bir ekranın karşısına oturtuyorlar. Bir tarafta hakimler var. Diğer tarafta seyirciler.
Işıkları karartıyorlar, film bir başlıyor ki, adamın kendi hayatı..!
Yargıç diyor ki, “Zor bir dava, hayatınızın 10 anı ile yargılanacaksınız.”
Adam kan ter içinde kıvranıyor, karşıma neler çıkacak diye..
İlk sahne 8 yaşındaki hali. Kendi yaptığı bir suçu bir başka arkadaşına atarken..
Sahne bitiyor, ışıklar yanıyor, kaskatı suratlı 5 hakim, hadi bakalım söyle diyorlar, “Bunu neden yaptın?” Adam hık diyor, mık diyor, kıvranıyor manasızca.. Yiğitce bir açıklaması yok çünkü yaptığının. Çocukça bir korkaklık işte.
Sonra ergenlikte bir sahne, derken üniversitede, bir de üstüne babasıyla bir kavga...
Hep , hep sorumluluktan kaçmış hayatı boyunca, kendi çıkarı için başkalarını harcamış durmuş..
Gek gükten başka bir savunma yapamıyor, yargıçlar da son derece gerçekçi ve katı yorumlar yapıyorlar, bizimki perişan halde mahkeme salonundan çıkıyor. Bitik.. Hayatı nasıl yaşadığıyla ilk defa yüzleşiyor ve kendinden nefret ediyor..
Sonra aralarda bir yerde Meryl Streep’ in mahkemesi var. Bir sürü seyirci gelmiş, kalabalık. “Bir tek sahne ile yargılanacaksınız” diyorlar. Bir yangın sahnesi.
Kadıncağız, meğer o yangında çocuklarının hayatını kurtarmış ve öyle ölmüş. Yargıçlar ona hiç bir soru sormuyorlar tabii, ayakta alkışlanarak sonuçlanıyor o mahkeme..
Tahmin ettiniz mutlaka.. İkisi birbirlerine aşık oluyorlar...Ama oraları bu yazının konusu değil. 
Ben o filmi izlediğimden beri, her hareketimde hep düşünürüm, “Bu davranışım günün birinde dev ekranda bana izletilse , bir açıklamam olabilir mi?” diye... Ve savunamayacağım hiç bir şeyi yapmamaya çalışırım.
Düşünüyorum da, aslında kendi kendimizin savcısı da, yargıcı da biziz. O mahkeme nefes aldığımız sürece benliğimizde kurulmalı . Savcı beynimizse, yargıç yüreğimiz olmalı. Yargıcın onaylamadığı hiç bir şeyi yapmamalı..
Da....
Öyle takır takır yazmak gibi kolay değil ki..
Ben her gece başımı yastığa koyunca düşünüyorum, pişman olacağım bir şey yaptım mı diye.. Bütün gün bir biçimde yolumun kesiştiği her yüz adeta gözümün önünden geçiyor, üzgün, kırgın bakan bir yüz varsa ve sebebi bensem, çok üzülüyorum.
Bunu o kadar uzun süredir yapıyorum ki, artık resmi geçit yapan o yüzlerde üzüleceğim bir ifade pek nadir oluyor, bayağı ilerleme kaydettim diyebilirim..
Ama bir kere bunu başardın mı hep öyle kalacak diye bir şey yok. Odaklanmak gerek, odağını kaybettiğin an, mahkemendeki dev ekranda gösterilecek malzeme çıkartabilirsin her an..
İnsanın hamurunda acaip katı bir egoizm de var, inanılmaz derinlikte bir sevgi de.. Siz hangisini beslerseniz o benliğinize hakim oluyor. İncecik de bir sınır üstelik .. Ayağınız bir taraftayken her an öbür tarafa taşabilir.
Babamın çok yakın bir arkadaşının üç kızı vardı. Üniversitede filandım, beni karşısına oturtup sorguya çekmişti : “Evleneceğin adamda ne ararsın kızım? “
Acaip gerilmiştim.!
Ne desem beğenmeyecek belli ki.. O yaşlarda benim aklım anca boyuna posuna eriyor.. Sustum sustum, ıkındım, sıkındım...
Sonunda halime acıdı, cevabı kendi verdi : “Merhametli olsun evladım. Sakın merhametsiz bir adamla evlenme.”
Şimdi düşünüyorum da,aslında insanı insan yapan en önemli erdemlerden biri merhamet. İkisi vicdanla el ele dolaşır dururlar.
Diyeceğim o ki, özetle insan merhametli ve vicdanlı olduğu sürece o dev ekranda korkulacak bir manzara olmuyor. Saim amcam haklıymış. Gerisi teferruat.
Ve herkes kendi vicdanının önünü süpürse , var ya; bu toplumun kaderi muhteşem bir şekilde değişir.
Ha, hayat beni sürekli zorluyor diyorsanız, onun da cevabı var :
Nelson Mandela diyor ki :
“ Hiç bir zaman kaybetmem. Ya kazanırım. Ya öğrenirim..”
Hayal Ağacım
Bige Güven Kızılay
Hayal Ağacım ( Yeşil kitap )
Sayfa 194 ( Hayatımı Değiştiren Film )

https://youtu.be/ciByvddyHBs

Günün Sözü :

GÜZEL FİLM SÖZLERİ ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
16 Ekim 2018, Antalya-Turkey


YAPAY ZEKANIN BABASI




Merhaba Gönül Dostlarım,

Yaşadığımız çağ, tarih kitaplarına kuşkusuz ' Mobil Çağ ' olarak geçecek. Ve bu çağa  şimdiden damgasını vurmayı başarmış şirketlerin başında Apple gelmektedir. 
1976 yılında kurulan şirket, popüler olmaya başladığı ilk zamanlarında, bilgisayarları ile adından söz ettirmekteydi, Tarihler 2007' yi gösterdiğinde ise teknoloji sektörünün seyrini değiştirecek bir hamle geldi ve şirket ilk iPhone' u tanıttı.
İşte Apple hakkında uzun uzun yazılan şeylerden ilginç olanlarından bazı bilgiler;
-  Varlık değerlerine göre dünyanın en büyük, cep telefonu üreticisi olarak ise dünyanın ikinci en büyük şirketidir.
- Dünya genelinde 115.000 Apple çalışanı bulunmaktadır.
- Apple kampüsünde çalışmakta olan bir kişinin yıllık ortalama kazancı 125.000 Dolar.
- Apple 2012 yılında günde 340.000 iPhone satışına ulaşmıştır,
- Apple 118.9 Milyar Dolar ile dünyanın en pahalı marka değerine sahip

Alıntı:

ALAN TURING
23 Haziran 1912 tarihinde, Londra’ da bir erkek çocuğu doğar. Alan Mathison Turing adındaki bu çocuk yıllar sonra dünya tarihinin akışını değiştirecek işler yapacaktır.
İnsanlığı derinden etkileyen katkıları olmasına rağmen bu adam ne okullarda fen derslerinde anlatılır ne de adı filmlerde geçer. Son yıllarda değeri günden güne anlaşılsa da yaşadığı dönemde tıpkı Nikola Tesla' ya da yapıldığı gibi- ciddi haksızlıklara uğrayan ve değeri geç anlaşılan bir dahidir Alan Turing.
Apple' ın ısırılmış elma logosu siyanüre bulanmış bir elmayı ısırarak intihar eden bir matematikçiye aittir.
Adı :Alan Turing
İcadı : Bilgisayar
Ölümü : 7 Haziran 1954
Ünvanı : Yapay Zekanın Babası

ALAN TURÄ°NG RESÄ°M ile ilgili görsel sonucu1912'de İngiltere'de doğdu. Matematik, kripto analitik, bilgisayar mühendisliği ve biyoloji alanlarında uzmandı. Nazilerin gizli yazışmalarda kullandığı Enigma kodlamasını çözdü. Almanlar' ın ünlü Enigma isimli şifre mekanizmasını çözerek savaşın gidişatını değiştiriyor. Enigmanın çözülmesiyle beraber Alman denizaltıları zor durumda kalıyor. Alman savaş uçaklarının Londra üzerinden gerçekleştirdikleri bombardımanlar kısmen etkisizleşiyor ve bunlar bir matematikçi, Alan Turing’ in başarısıyla oluyor.Bu sayede savaşı İngiltere lehine çevirerek zaferi getirdi.
Turing, ülkesine savaşı kazandıran kodlamaları geliştirdikten sonra 1952'de homoseksüel davranışları sebebiyle tutuklandı. O zamanlar İngiltere'de eşcinsel olmak suç olduğundan Turing' e hapis yerine östrojen hormonu alma cezası verildi. 1954 yılında Turing intihar etmek için bir ısırık aldığı zehirli elma sebebiyle öldü. Alan Turing’ in cesedi bulunduğunda yanında bir ısırık alınmış elma da bulunuyordu..
Ucundan ısırılmış bir elma şeklindeki logo, bilgisayar teknolojisinin babasına bir saygı duruşuydu.
Alıntı: Ferah Ince sayfasından anlamlı bir bilgi paylaşımı

10 Eylül 2009 taɾihinde yani Alan Tuɾing' in ölümünden 50 yıl sonɾa İngiliz başbakanı Goɾdon Bɾown ünlü matematikςiye yaρılanlaɾın koɾkunç olduğunu kabul etti.
kaynak: wikipedia


Günün Sözü :
 alan turing sözleri ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
9 Ekim 2018, Antalya-Turkey




😘





4 EKİM HAYVANLARI KORUMA GÜNÜ





Merhaba Gönül Dostlarım,

4 Ekim Hayvanları Koruma Günüİnsanlar hayvanlara karşı yapılan haksızlıkların farkına vararak onları korumak istiyorlardı. Ve bu amaçlı dernekler birleşerek Hollanda'nın başkenti Lahey' de Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu' nu oluşturdular. 1931 yılında toplanan bu kuruluş 4 Ekim'i Hayvanları Koruma Günü ilan etti'.
"Hayvanları korumak insanların hayvanlara iyi davranmalarını ve onların daha iyi koşullarda beslenmelerini, barınmalarını sağlamak ve yıllardır hayvanlara karşı yapılan haksızlıkların, işkencelerin farkına vararak onları korumak amacıyla Hayvan Koruma Birliği' ni kurdu. Bu kurum bilinen ilk hayvan koruma kurumudur. Aynı amaçlı dernekler birleşerek Hollanda'nın başkenti Lahey' de Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu' nu oluşturdular ve 4 Ekim hayvanları koruma günü ilan edildi. Türkiye'de de her yıl 4 Ekimde Hayvanları Koruma Günü'nü kutlanıyor".
İçinde bulunduğumuz dünyanın en büyük paydaşlarından olan hayvanlara her gün nefretimizi göstermek yerine sevgimizi paylaşabilsek, aslında birlikte yaşamanın ne kadar keyifli olduğunun farkına varabiliriz. Küçük yaştan işlenmesi gereken değerler arasında bulunan hayvan sevgisine sahip olmayanlardan, ki bu 4 ayaklı dostlarımız aslında en temiz ve karşılıksız sevgiye sahip canlılar, ne kendilerini ne de başkalarını sevmesini bekleyebiliriz. Bugün 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü için hayvan sevgisi mesajı içeren ve bu sevgiyi yaymayı amaçlayan bazı tanımış markalar bu günün adına kampanyalar hazırladılar.

HAYVANLARI KORUMAK Ä°LE Ä°LGÄ°LÄ° GÖRSELLER ile ilgili görsel sonucuGünün sözü :
İnsanların acımasızlığına rağmen hayatta kalmaya çalışan yer yüzündeki tüm hayvanların günü  kutlu olsun, Dünya Hayvanlarla Güzel !

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
4 Ekim 2018, Antalya-Turkey


BABAMIN BAVULU

eski bavul resimleri ile ilgili görsel sonucu

Merhaba Gönül Dostlarım,

Geçenlerde kitaplarımın arasında yazarı Akdoğan Özkan ' ın    " Türkiye' de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey" adlı kitabını karıştırırken içindeki ilginç bir yazısı ile karşılaştım " Oğlumun Bavulu ".   Bu yazının tüm babalara  veya yakın zamanda baba olacak olan diğer babalara bir tavsiye niteliği taşıdığına inandığım bu anlamlı satırlarını, sizlerle paylaşmak istedim.


Sayın Özkan yazısının bir bölümünde  " Sevdiğiniz insanlarla ilişkilerinizin bütün tarih boyunca yaptıklarınızdan, yapamadıklarınızdan , yani bütün kitaptan sorumlusunuz ..."  ve yazının  devamında
" Dolayısıyla insanların beleklerinde güzel anılarla yer etmeyi önemsiyorsanız ilişkilerinizde bunu dikkate alan bir anlayış katmanız gerekiyor. Ölmeden önce bu anlayış adına gerçekleştirebileceği en anlamlı aksiyonlardan biri çocuklarınıza bir bavul bırakmaktır. Ne büyüklük ve biçimde bir şey olacağına, içinde nelerin yer alacağına elbette siz  karar vereceksiniz. Bu tip bir bavulda, sağlığınızda tuttuğunuz bir günlük, ara sıra çiziktirdiğiniz bir kaç satır, tarih düşerek aldığınız bazı notlar, yazdığınız yazılar ve anı değeri taşıyan bazı değerli fotoğraflar, yarım kalmış hayaller de olabilir. Size, " Okudum e hayatım değişti " dedirten bir kaç kitabın olmasında da bir sakınca yok. Anne babanızdan size kalmış benzer değerde bir şeyler varsa, onları da bavulun içine  katarak söz konusu aktarımı biraz daha zenginleştirme yoluna gidebilirsiniz. Ama bu tip bir bavul kendi içinizde kalmış heveslere çocuklarınızı yönlendirme, hatta iteleme şeklinde bir yanlışa hizmet eden ipuçları barındırmasa iyi olur. "  ve Sayın Özkan yazısına şöyle  devam ediyor."
Bavulda ne kadar ileri gideceğinize siz karar verin Ayrıca hayatın kısa ve geçiciliğini, öbür yandan yaşamakta olduğumuz anın paha biçilmez kıymette olduğunu derinden hissettiren derinden hissettiren sade bir bavuldan daha sihirli ve güzel ne olabilir? O yüzden ölmeden önce bir bavul hazırlayın ve çocuklarınıza bırakın.

tuna kiremitçi oÄŸlumun bavulu ile ilgili görsel sonucu"Ne diyordu Orhan Pamuk, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü töreni konuşmasında? Babasının ölümünden iki yıl önce kendisine verdiği ve içinde onun yazıları, el yazmaları ve defterleri bulunan bavula bir türlü dokunup açamayışından bahsediyor ve şöyle anlatıyordu :
" Babamın bavulundan gerçek, büyük bir edebiyat çıkarsa babamın içinde bir bambaşka adam olduğunu kabul etmem gerekecekti. Bu korkutucu bir şeydi. Çünkü ben  o ilerlemiş yaşımda bile  babamın yalnızca babam olmasını istiyordum, yazar olmasını değil."
(Babamın Bavulu, Orhan Pamuk'un 2006 yılında Nobel Ödül Töreni' nde yaptığı konuşma metninin başlığı ve 2007 yılında İletişim Yayınları' ndan çıkan kitapçığının adı.)
"Ölümünden iki yıl önce babam kendi yazıları, el yazmaları ve defterleriyle dolu küçük bir bavul verdi bana." 
Orhan Pamuk 2006 yılı Aralık ayında, Nobel Edebiyat Ödülü'nü alırken "Babamın Bavulu" adlı bir konuşma yaptı. Pamuk' un otuz iki yıllık yazarlık çabasının ruhunu içtenlikle yansıtan bu duygulu konuşma, bütün dünyada derin yankılar uyandırdı.

Oğlumun Bavulu
Aslında her baba bir bavul bırakır oğluna. İçine yapamadıklarını, suya düşmüş hayallerini koyar. Bazen Orhan Pamuk’un babasınınki gibi “küçük, siyah bir bavul” olur. Bazen de hayali bavullar kalır biz oğullara.
Babamızı ne zaman özlesek onu açarız.
Geceleri, hanım ve çocuklar uyuyunca, hafızanın tavan arasına gider bakarız babadan kalma bavula. İçinde söylenmemiş sözler, kavuşulmamış sevdalar vardır. Bize açamadığı duygular vardır. Zaman ve mekân önemini kaybeder, bir devin kollarındaki çocuk oluruz yine. Oysa hüzünlüdür babamızın bavulu; onun “el âlem ne der?” diye yaşayamadıkları oradadır.

Onlara bakarak babamızı anlamaya çalışırız. Aslında ne kadar az tanıdığımızı düşünürüz kahramanımızı. “Hayallerin neydi baba?” diye sormak isteriz: “Şu hayatta neler yapmak isterdin?”
Babalar oğullarını kendi içlerinde kalmış heveslere itmek ister. İpuçlarını da çaktırmadan bavulun içine koyarlar. Zamanı gelince oğullarına bırakıp babalar gibi çekilmek için hayat sahnesinden.

Babam kanıma girmese, müzisyen olacaktım. Ama onun bavulunda da şiirler, roman taslakları vardı. İnci gibi yazısıyla doldurduğu sayfalar peşimi bırakmadı. Benzer duygular bir Nobel töreninde ifade edilince, göz pınarları hareketleniyor insanın.

Bu satırları da çocuk parkında, kum havuzunda oynayan oğlumu seyrederken yazıyorum. Üstünde çok sevdiği kırmızı montu, kovasını nükleer bir ciddiyetle dolduruyor sarı kafa.

Ona bakarken babamı, Orhan Bey’in babasını ve kendimi düşünüyorum. Oğlumun plastik küreği tutan küçük parmaklarından hangi enstrümana yatkın olduğunu keşfetmeye çalışıyorum. Şu dünyadan giderken ben de küçük bir bavul bırakırım belki. İçinde yedek gitar telleri ve yarım kalmış besteler olur. Sonrası ona kalmış artık; ister alır, ister satar.

Bavul oğlumun bavulu, el ne karışır?

Alıntı: Tuna Kiremitçi’ nin Vatan’ daki ilk yazısı   

Günün Sözü :


babalar ve oğulları ile ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/




ZEKİ MÜREN' İ HİÇ BÖYLE DİNLEMEDİK ( 2 )

ANTİK TİYATRO’DA ZEKİ MÜREN GECESİ


Merhaba Gönül Dostlarım,

Sanatçı ve Sanatçılarımıza hak ettikleri değerleri vermek konusundaki düşüncelerimi dünkü yazımda azda olsa sizlerle paylaşmıştım.
Aşağıdaki yazıda, Dünyaca ünlü Türk tenor Murat Karahan’ ın sanat yönetmenliğini yaptığı Limak Filarmoni Orkestrası, sanat güneşi Zeki Müren’in en sevilen şarkıları ilk olarak 4 Ekim 2017 Ankara' da  ve 11 Ekim 2017 de İstanbul' da Trabzon, Antalya ve diğer şehirlerin ardından konserlerin en son 27 Ağustos Bodrum Antik Tiyatroda ve son olarak 28 Ağustos Çeşme' de düzenlendiği haberini sanata ve Sanatçıya gösterilmesi gereken önemin bir tezahürü olarak sizlere paylaşmak istedim.

Turnenin son durağı Çeşme’de konserin açılışında bir konuşma yapan Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, Limak Vakfı’ nın Türkiye’nin Mühendis Kızları, Evin Küçük Mühendisleri gibi sosyal sorumluluk projeleri yürüttüğünü belirterek “Sanat da Limak Vakfı’ nın en önemli başlıkları arasında yer alıyor. Bu amaçla 2017 yılında kurduğumuz Limak Filarmoni Orkestrası, Türkiye’de çok sesli müziği geniş kitleler tarafından sevdirmeye başlamasının yanı sıra Türk müziğini de dünyaya tanıtan bir fonksiyon üstlendi” dedi.

Orkestranın bugüne kadar 11 ilde verdiği konserlerde büyük ilgiyle karşılandığını da belirten Özdemir, önceki gün yapılan Bodrum konserinin ardından bu keyifli yolculuğun son durağı olarak Çeşme’ yi seçtiklerini söyledi.

Bu orkestrada Kontrbas  çalan müzisyenlerden birinin benim yeğenim olması nedeniyle verilen konserlerin çok yakın takipçisi oldum .
Tüm orkestra ekibine ve bu organizasyonda  emeği geçen Limak Ailesine sonsuz teşekkür ve başarı dileklerimi iletiyorum.


murat karahan zeki müren konserleri resim ile ilgili görsel sonucu
Limak Vakfı tarafından kurulan Limak Filarmoni Orkestrası, Bodrum’da Zeki Müren konseri verdi. Konserde Dünyanın en önemli tenorları arasında gösterilen Murat Karahan, performansı ile büyük beğeni kazandı. 

Bodrum Antik Tiyatro'da gerçekleştirilen konseri Fenerbahçe Spor Kulübü eski 2’inci Başkanı ve Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir, ünlü sanatçı Nükhet Duru, tiyatro ve sinema oyuncusu Erhan Yazıcıoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’ un eşi Pervin Ersoy’ un da aralarında olduğu yaklaşık 2 bin 500 kişi izledi.
Sanat yönetmenliğini tenor ve Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Murat Karahan'ın yaptığı Limak Filarmoni Orkestrası, Bodrum Antik Tiyatro'da Zeki Müren'in "Şimdi Uzaklardasın", "Elveda Gençliğim", "Elbet Bir Gün Buluşacağız" gibi sevilen şarkılarını seslendirdi.

murat karahan zeki müren konserleri resim ile ilgili görsel sonucu
Gecede konuşan Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, Zeki Müren için Bodrum’un ayrı bir yeri olduğunu ifade ederek “Bodrum’ u Zeki Müren’siz, Zeki Müren’i Bodrumsuz düşünmek imkansız. Zeki Müren 1984 yılında Bodrum Kalesi’ nde verdiği son konserde elde ettiği tüm geliri bu akşam içerisinde bulunduğumuz Antik Tiyatro’ nun restorasyonu için bağışlamıştı. Bugün bu büyük ismi en çok özdeşleştiği yerde, Bodrum’da anıyor ve yad ediyoruz” dedi.

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Murat Karahan ise “Biz Limak Filarmoni ve Zeki Müren Şarkıları ile 2017’ nin belki de en iddialı işlerinden bir tanesini yaptık. Çok kolay bir şey değildi. Böyle şeyleri yapabilmek için önce cesaret gerekiyor. Bu cesareti gösterdikleri için başta Ebru Özdemir, Nihat Özdemir ve Limak ailesine çok teşekkür ediyorum. Bir filarmoni orkestrasına ön ayak olabilmek gerçekten cesaret isteyen bir şey” şeklinde konuştu.

Yaklaşık 2 saat süren konserde Limak Filarmoni Orkestrası ve tenor Murat Karahan’ ın performansı uzun süre alkışlandı.


https://youtu.be/i9Gpuf85I90

https://youtu.be/s_-QV8uiREE

https://youtu.be/FWeyWuQA4qc 
           
Murat Karahan


Günün Sözü : " Eşsiz sanatçıyı ölümünün 22. yıldönümünde rahmet, saygı ve özlemle anıyoruz..."
sahne ile ilgili zeki müren sözler ile ilgili görsel sonucu
İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
29 Eylül 2018, Antalya- Turkey




HAYALLER  GERÇEKLEŞİR Mİ ?





Merhaba Gönül Dostlarım,


Bulunduğunuz konumu sevmeyebilir, hedeflediğiniz işe sahip olmayabilir ya da başarınızın görünür olmadığını düşünebilirsiniz. Ancak bir hayaliniz veya hedefiniz varsa, değişim öncelikle sizden başlamak zorunda.
Kişilerin hedeflerine ulaşamamalarının sebepleri arasında hedefe odaklanamamak, içsel motivasyon eksikliği ve atalet yer alıyor. Bunların da hepsi, birbirini tetikleyen ve süreci zorlaştıran sebepler. Eğer bir hayaliniz veya hedefiniz varsa, değişim sizden başlamak zorunda. Diğer insanları, durumları ve evrendeki diğer dinamikleri değiştiremezsiniz, ancak kendinizi değiştirerek hayallerinizi gerçekleştirebilir ve hedeflerinize ulaşabilirsiniz. 
Alıntı : Profesyonel Kariyer Koçu ve FunOfis Kurucu Ortağı Selin Yetimoğlu
 " Bugün o hayalinize ulaşmak için küçükte olsa bir adım atın. Ve hayalinizi gerçekleştirdiğiniz için şimdiden kendinize TEŞEKKÜR edin, ŞÜKREDİN..."

Hayaller Gerçekleşir mi?


Manzara ve insan resim ile ilgili görsel sonucu“Adamın biri, her mehtaplı gecede alır başını deniz kıyısına gidermiş.
Dönüşünde sorarlarmış:
– Ne gördün?
– Dünya güzeli deniz kızları gördüm, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlardı, dermiş hep.
Bir gece yine tek başına deniz kıyısına vardığında, gerçekten dünya güzeli deniz kızları görmüş, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlarmış.
Döndüğünde yine sormuşlar:
– Ne gördün?– Hiç demiş… hiç bir şey…
Oscar Wilde’ ın yukarıdaki harika öyküsünü ilk okuduğumda ortaokuldaydım ve ne demek istediğini anlamamıştım. Daha sonra unutmuşum. Yıllar sonra rastladığım Haldun Taner’in bir sözü bana öyküyü hem hatırlattı hem de ne demek istediğini çok çarpıcı bir şekilde gösterdi.
Şöyleydi söz:
‘Bir hayalin gerçek olması kadar hayal kırıcı bir şey yoktur.’
Daha sonraları ise bu tema pek çok edebi eserde karşıma çıktı.
Örneğin Simyacı’da..
Hâlâ okumamış olan var mı bilmiyorum ama hatırlarsanız orada bütün yaşamı boyunca tek hayali para biriktirip Mekke’ ye hacca gitmek olan bir dükkan sahibi vardı. Adam; artık gerekli parayı fazlasıyla biriktirmiş olduğu halde bir türlü gitmiyordu. Bu hayalin kendisini yaşama bağlayan çok önemli bağ olduğunu düşünüyor ve onun gerçekleşmesi halinde bu önemli bağı yitireceğinden korkuyordu. Haklıydı aslında.
Düşünüyorum da…

Hayallerinizi gerçekleÅŸtirmek için harekete geçinHepimizin böyle hayalleri var, mutluluğumuzu
bağladığımız, gerçekleşene kadar yaşamı sanki ertelediğimiz…
Acaba hiç düşünüyor muyuz;
bu istediğimiz her neyse, gerçekleştiğinde iyi mi olacak?
Bir düşünürün hep aklımda tuttuğum bir sözü vardır:
‘Bütün dualarımı kabul etmediği için ALLAH’ a şükrediyorum’ diye.
Belki de daha az üzülmeliyiz gerçekleşmeyen hayallerimiz için.
Belki de aslında sevinmemiz, mutlu olmamız gereken bir şey için gözyaşları döküyoruzdur. Belki de olaylara bir de bu açıdan bakmayı artık öğrenmeliyiz…
Yalnız,
hakkınızda hayırlı olan hayallerinizin gerçekleşmesi dileğiyle…”
Alıntı :La Edri

https://youtu.be/e6t1aUAXegQ

hayallerinizle ilgili video ile ilgili video

Günün Sözü :

hayallerle ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
27 Eylül 2018,  Antalya - Turkey





EYLÜL AKŞAMLARINDA...


4. Eylül

Merhaba Gönül Dostlarım,

Aylar süren bunaltıcı pastırma sıcaklarından sonra Eylül ayı bol naneli bir sakız edasıyla çalar kapıyı. İnsan yazın o nemli sıcağında sürüklendiği rehaveti attırırken belki sadece ince bir hırka gerektiren tatlı bir serinlikle yaz ruhunu da devam ettirir. Orada burada gerçekleşen son açık hava festivaller tadından yenmez; hava muhteşem, ortam muhteşem, Eylül muhteşemdir.

Eylül bir geçiş ayıdır; yazın yerini yavaş yavaş sonbahara bıraktığı zaman aralığıdır. Ayın ilk yarısında tasasız ve neşeli yaz günleri hakimiyetini sürdürürken ikinci yarıda yapraklar düşmeye, sonbahar gelmeye başlar. Zaman romantizm vaktidir! Yaz aşklarının diğer yazı çıkartıp çıkartamayacağı bu günlerde belli olur. Olur da çıkartamazsa Eylül’ün son günlerinde en keyifli halinde olan kafeler mevsimi seven bir dolu insanla doludur; belki hayatınızı aşkı yan masanızda latte içiyordu

Yaz boyu sokakları inleten, denizleri, havuzları fetheden enerjik minikler Eylül’de çantalarını sırtlanıp okula dönerler. . Okula dönüş vaktidir. Trafik azıcık fenalaşsa da ebeveynler, yetişkinler nefes almaya başlar. Enerjiler yeni dönemi planlamaya, aktivite kovalamaya, misafir ağırlamaya ayrılır. Okulda dersler devam ederken yetişkinler sakinliğin tadını kitapla dergiyle çıkarır. Eylül huzurludur. Güzeldir.
Alıntı : tezgahcilar.com

Bir başka yazısında Nurten Bengi Aksoy  bakın Eylül ayını bizlere  nasıl tanımlamış :
“Eylülde aşk, eylülde acı, eylülde yalnızlık zordur,
  Eylülde her şey zordur, ben Eylülü onun için severim…”
Diyen şair gibi eylülde her şey zor ve güzeldir. Eylülün ilk günlerini yaşıyoruz, bir başka deyişle hazan mevsiminin başlangıcını. Günler kısalmaya başladı, gittikçe daha da kısalacak. Yaz günlerinin o kavurucu sıcakları yerini tatlı bir serinliğe terk ediyor yavaş yavaş. Doğa bir başka bahara kadar vedaya hazırlanıyor; sarının, kızılın her tonu sarıyor evreni, yapraklar rüzgarların peşi sıra koşturup duruyor. Yani eylül hüzünlerin ve ayrılıkların ayı… Bu nedenle de edebiyatçılara, şairlere ilham kaynağı olmuş hep…

1. Yasak aÅŸkların ayıYasak aşkların ayı

Yirminci Yüzyılın ilk günlerinde yayınlanan Mehmet Rauf’un “Eylül” isimli romanı edebiyatımızdaki ilk psikolojik romandır. Necip ve Suat’ ın yasak aşklarının anlatıldığı umutsuz bir aşk romanı olan Eylül’de yazar kahramanlarının ruh halleriyle eylül ayı arasında çok güzel bir bağlantı kurarak şöyle anlatır bu hüzün ve ayrılık ayını:
Eylül esef ve özlem ayıdır
“Eylül öyle bir ay ki geçen her güzel günü için ona minnettar olmak gerekliydi. Eylül esef ve özlem ayıdır, içine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için, insan o güzel havaların, devamlı yazın artık geçtiğini anlayıp esef eder ve özlem çeker.”

3. Durgun hava sanki hep su oluyorduDurgun hava sanki hep su oluyordu

Eylül’ ü okurken; eski İstanbul’un perspektifi içinde betimlenen sonbaharı, eylül ayını ve yüz yıl öncesinin naif aşklarını; o bakışlarla yetinilen, küçük tesadüflerle mutlu olunan birliktelikleri garip bir biçimde içimizde hissederiz: “Hava gittikçe serinliyor, durgun hava sanki hep su oluyordu; gece, berrak, altın pullu mavi tülleriyle titreyerek donuyordu.
Alıntı 
https://youtu.be/Mty_1D86hHQ

 

Günün Sözü :Bazen, akışına bırakmak gerekir; yaprakları, suyu, mevsimleri, olayları, insanları ve bekleyip görmek gerekir sonuçları."  Şems-i Tebrizi 

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
20 Eylül 2018, Antalya-Turkey