21 Haziran 2017 Çarşamba



"ŞÜKÜR" BEREKET KAPISININ ANAHTARIDIR

pinterest kadir gecesi resim ile ilgili görsel sonucu



Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugün ve bu gece Türk ve İslam aleminin kutsal gecelerinden birini idrak edeceğiz. Bugünün ve gecenin önemini bir kaç kelime ve tabii ki kısa bir yazı ile geçiştiremeyiz.
Bu gecenin maneviyatını ve önemini biz insanlar olarak kalbimizin derinliklerinde hissede biliyorsak ne mutlu bizlere.
Bu gecede yapılan ibadeteler ve edilen duaların ve tövbelerin Allah'ın indinde kabul bulacağı, günahların af olacağı biliniyor ve aynı zamanda Kadir Gecesi, üç ayların sonuncusu olan Ramazan Ayının yirmi yedinci gecesine rastlamaktadır  Ramazan ayı içinde bulunan en kıymetli gecedir.

Kadir kelime olarak; değer, kıymet ve itibar anlamlarına gelir. Bazı âlimlere göre Mevlitten  sonra en kıymetli gecedir. Kadir Gecesi, Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselamın ümmetine mahsus bir gecedir.
Kur'an-ı Kerim'de Kadir Gecesinin Önemi şu şekilde dile getirilmiştir.

'' Biz Onu (Kur'an-ı Kerim'i) Kadir Gecesinde indirdik. Kadir Gecesi'nin ne olduğunu sen bilirmisin? Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail a.s) her iş için iner dururlar. O gece esenlik, gün ağarıncaya kadar sürer.'' (Kadir Süresi 1-5 Ayetler)

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın..  


İşte 2017 resimli en güzel Kadir Gecesi mesajları









“Şükür” Bereket Kapısının Anahtarıdır.

İnsanoğlu zaman zaman bu dünyada var olmanın, yaşamanın, sonsuz nimetlerden yararlanmanın bir lütuf olduğunu unutuyor. Şükredenlerin sayısı azaldıkça, şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Yakın çevremizden başlayarak toplumu oluşturan inanlarımız, gelişen olaylar, ilişkiler, beynimizde oluşan, dudaklarımızda söz olarak hayat bulan düşünceler karanlık bir dünya, karanlık bir ayna yansıtıyor.
Biraz derin düşündüğümüzde, her şeyimizle, baştan aşağı bizi “Yaradan'a borçlu olduğumuzu anlarız. Aldığımız her nefes, içtiğimiz her damla su, gördüğümüz her renk, bizi besleyen toprak ve yalnızlığımızı paylaşabildiğimiz her dost bize sunulan birer nimettir. Bir biçimde hayatımızda olduklarından, yokluklarını bilmediğimizden belki de alıştığımızdan kanıksadığımız nimetlerdir. Hep daha fazlasını istediğimiz için de üzerinde durmayız, varlıklarına şükretmeyiz.
Bu lütufların Tanrı’dan geldiğini tam olarak idrak eden kişi, borcun altında ezilmek istemez. Karşılığını ödemek için çabalar. Ödemek ise, tüm canlıları sevmek, maddi, manevi ihtiyacı olanlara yardımı esirgememek, el uzatmak, güler yüzle yaklaşıp tatlı dille hitap etmektir.
İnsanlığın mutluluğu, gelişmesi, birliği adına çalışmalar yapmak da ne denli borcu ödemeye yönelikse, yaşama sevincini duymak da şükrün ifadesi, dışa yansımasıdır.
Şükür, iyilik edenin, nimet verenin kıymetini bilip bunu yaşamında sevinç ile, huzur ile çevresine sunmaktır. Her türlü nimetin gerçek sahibinin “Allah olduğu” nun şuuruna varmaktır. Yer ve gök ve denizler hatta yeryüzünün derinlikleri insana sayılamayacak bereketlerle donatılmıştır. Bunun yanısıra insana akıl ve düşünme gibi üstün yetenekler verilmiştir.
şükreden insan resmi ile ilgili görsel sonucuFars şairi ve İslam alimi Sadi-i Şirazi, “İnsan her nefesinde Allah’a karşı iki şükür borçludur,” der. Çünkü bir soluk alıp vermekte hayatını iki kez bağışlayan, can veren ALLAH’ tır. Ona dil ile şükredebiliriz ya da adını anarak, nimet sahibi olduğuna inanarak, derinden iman ederek kalp ile şükredebiliriz.
Eylem ve hareketlerimizle şükredebiliriz. O’nun bizden istediklerine uygun yaşayarak ve hiç bir canlıya zarar vermemeye gayret ederek hatta onlara duyduğumuz sevgi ile “Şükür” ü eyleme dönüştürebiliriz.
Mevlana’nın, “Nimete şükür nimetten hoştur,” sözünü hatırlayarak, bizi şükürden alıkoyan, toplumsal bir alışkanlığımız olan dil günahı “Şikayet” i de insani bir zaafımız olarak kabul etmek durumundayız. Burada da, bir halk deyişi olan, “Dilim beni dilim dilim etti,” deyişinden yola çıkarak, günümüzün en yaygın ve bir o kadar ruhu zehirleyen yaklaşımıdır şikayet etmek...
İnsanoğlu çoluğu, çocuğundan, komşusundan, geçmişinden ve geleceğinden, işinden, kazancından hiç bir şey bulamazsa kendinden şikayet etmeyi adeta huy edinmiştir. Oysa şikayet bir anlamda, akıl eksikliği, bakış körlüğüdür. Kolaya kaçmak, aczimizi ortaya koymaktır. Daha geniş açıyla diyebilirim ki, beceriksizliğimize, tembelliğimize, bilgi eksikliğimize, okumama alışkanlığımıza ve en kötüsü düşünme tembelliğimize kılıf bulmaktır. Bir yerde şikayet, Allah’a isyan etmektir.
Şikayet ne kadar karamsar olmaksa, şükretmek o denli iyimser olmaktır. Şikayetçi, karamsar insanları, doymak bilmeyen nefislerini, oluşturdukları olumsuz tabloyu ancak şükreden insanların iyiliği, hayrı, sevinci ve sevgisi tedavi edebilir. “Tedavi” kelimesini ısrarla yazıyorum çünkü şikayet ve şükürsüz lük her gün biraz daha hastalık boyutuna tırmanmaktadır.
Şikayet insanı Tanrı’dan ne kadar uzaklaştırıyorsa, şükür o kadar yaklaştırır. Şükür'ün tam tersi, şikayet beynimizi, gönlümüzü ve bedenimizi tümüyle olumsuz enerji adeta manevi zehir ile doldurmaktadır.
İnsanlığın hayrı için, mutluluğu için, güzel ve doğru bir geleceği için, Tanrı’ya daha yakın olabilmesi için “Hangisi daha hayrımızadır?” diye soracak olsanız, düşüncelerimi hiç tereddüt etmeden “Şükür”
ile noktalarım.

Alıntı : Yılmazulusoy.com

https://youtu.be/c1KRr2nLBGY





Günün Sözü :

İşte 2017 resimli en güzel Kadir Gecesi mesajları

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
21 Haziran, 2017, Antalya

türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu




20 Haziran 2017 Salı



MAVİ  PATİK
pinterest ihtiyar karı koca resim ile ilgili görsel sonucu


Merhaba Gönül Dostlarım,

Önümüzdeki Pazar günü Ramazan Bayramı. Bayram günlerinde Anne ve babalarımızı büyüklerimizi, yaşlılarımızı mutlaka ziyaret etmeli ellerinden öpüp bayramlarını kutlamalıyız, onlara biraz olsun unutulmadıklarını ve  her zaman hatırlandıklarını hissettirmeliyiz.. Ziyaretlerinizi gelecek bayramlara ertelemeyiniz. İnsanoğlu bugün var yarın yok.
Bizim ülkenin özünde, sevgi, merhamet, saygı varken, bizlere ne oldu?

UNUTMAYALIM, GÜNÜMÜZÜN EN BÜYÜK MUTSUZLUĞUNUN NEDENİ, ÇOĞUMUZUN, GERÇEK SEVGİYİ  KALPLERİMİZDEN KOVUP,  HEVES İLİŞKİLERİ, MADDECİLİK , GÖSTERİŞ , BENCİLLİK İLİŞKİLERİNE YER VERMEMİZDEN KAYNAKLANMAKTADIR

YÜREKLERİMİZİN TEMİZ SEVGİDEN  MAHRUM KALMAMASI  DİLEĞİ İLE,

Yaşlılara saygının önemine dair Ayet Meali; “Rabbin şöyle emretti: Sadece Allah’a ibadet edeceksiniz. Ana ve babanıza iyi davranacaksınız. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara “of!” bile deme! Onları azarlama! Onlara saygıyla hitap et! Onlara merhamet ederek tevâzu kanatlarını aç da, “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl şefkatle büyüttülerse, sen de onlara öyle merhamet et, de!” (İsra Suresi, 17, 23 ve 24. Ayetler)

Kaynak: https://www.msxlabs.org/forum/cevaplanmis/454911-yaslilara-saygi-ile-ilgili-ayet-meali-ve-hadis-ornegi-verir-misiniz.html#ixzz4kZ32uWVt

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın..  


Mavi Patik

mavi patik resim ile ilgili görsel sonucuİhtiyar adam tapu dairesinden çıkarken sevinçliydi. Kendi kendine düşünüyordu;
– Oh. be! ferahladım. Ölümlü dünya…
Oturduğu evin tapusunu, çocuğunun üstüne kaydettirmişti. Tapu dairesinden çıktıktan sonra bir küçük lokantada öğle yemeğini yedi, vakit geçirmek için parkları dolaştı. Bir parkta Cem Karaca’nın şarkısı çalınıyordu; ‘Allah Yar! Allah Yar!’.
 Akşama doğru eve gitmek için yola çıktı. Bir yandan düşünceler içindeydi;-Biz öldükten sonra bir sürü işlemle uğraşması gerek. Ne diye eziyet çeksin yavrum. Oğlunun kendisini nerdeyse zorla doktora götürüşü aklına geldi;
– Kerata amma ısrar etmişti. Sağlığıma verdiği önem kadar, ziyarete gelmeye de önem verse ya! Bir an dalgınlaştı;
– Gerçi, gelin bizle geçinmeye çalışmıyor ama… Derin bir nefes aldı:
– Boş ver canım, ne de olsa torunlarımın annesi. Eşine, çocuklarına iyi baksın da…
Biraz da kendini teselli etmek için söylendi; …biz bu gün varız, yarın yoğuz.
Evine yaklaşınca yine durgunlaştı:
– Bakalım hanım ne diyecek? Gelin gelip-gitmiyor diye biraz kırgın ama…
Düşünceler içinde zili çalarken, güler yüzlü olmaya çalıştı;
– Yook, iyi oldu canım. Biz ölünce oğlan rahat edecek, kötü mü?
Hanımı kapıyı açtı. Gülümsemesini bozmamaya çalışarak hanımına;
– Hanım bu gün nasılsın bakalım?
  Hanımı elindeki çiçek suladığı kabı gösterdi;– Ne yapayım, bir iki çiçekle uğraşıyorum yeşillik olsun diye.
Eve girerken devam etti;
– İnsan şehirde özlüyor çiçeği, yeşilliği.
– Eeee. . köy gibi olmaz buralar tabii.
Kadının durgun yüzünde acı bir tebessüm dolaştı;
– Köy gibi olmaz dimi? Şimdi köyde olsak ne güzel olurdu.
İhtiyar adam bir an yüzüne baktı hanımının;
– Sen köyü pek sevmezdin! Geçen sene bir ay kalalım demiştim de ‘Ben torunları özlerim.’ diye tutturmuştun.
Kadın, yüzünü çiçeklere doğru döndü;
– Ne bileyim ben, düşündükçe bunalır oldum buralarda. İnsan çocukluğunun geçtiği yerleri özlüyor. Ağaçların altında, bahçelerde yürümeyi özlüyor.
– Allah Allah ! Tamam, hanım gideriz. Sen iste yeter ki. Hele havalar ısınsın biraz gideriz
– Havalar kim bilir ne zaman ısınır. Beklemek şart mı?
– Yahu hanım, bunca yıllık eşimsin hala seni tam anladım diyemiyorum. Bir gün köye gitmem diye tutturuyorsun, bir gün de hemen gidelim diye. Dur da bu gün ne oldu anlatayım.
Kadın endişeyle baktı kocasına;
– Noldu, oğlanı mı gördün?
– Yok, canım nerden göreyim! Koltuğuna oturdu, koynundaki tapu kâğıdını çıkardı.
– Bu nedir biliyor musun?
– Hayırdır?
– Hanım, yarın ne olacağı belli olmaz, vademiz gelir de ölürsek, oğlumuz kapı kapı uğraşmasın, diye evin tapusunu onun üstüne yaptım. Hanımının tepkisini beklerken, onun yüzündeki acı gülüşü gülümseme sandı.
Hanımı fısıldar gibi söylendi;
– Oğlumuz da bu gün buraya gelmişti, öğleden önce.
– Öylemi, vay hayırsız!. Demedin mi, ‘uzun zamandır niye gelmiyon’ diye. Seni üzülmesin diye söylemiyordum ama ‘bizi unuttu’, diye kızmaya başlamıştım. Torunları da getirdi mi?
– Murat’ı getirmiş. O da ‘-Sıkıldım, gidelim. ‘ deyip durdu.
çiçek sulayan yaşlı kadın ile ilgili görsel sonucu-Vay kerata vay! Akşam gelse de ben de görseydim. Neyse, hayırdır, gündüz vakti niye gelmiş?
Hanımı elindeki kapta suyu bitmiş olduğu halde, çiçekleri sular gibi durarak masadaki kâğıdı gösterdi;
– Şu kâğıdı getirmiş.
İhtiyar adam, hanımının sesinde bir titreme hissetti ama emin olamadı. İçindeki sevinci kaybetmemeye çalışarak masadaki kâğıda uzandı. Bir mahkeme kararı olduğunu gördü.
Yaşlı kadın kızaran gözlerini kocasının görmemesine dikkat ederek, eşinin kolundan tuttu koltuğa oturmasını sağladı, tekrar çiçeklere doğru uzaklaştı. İhtiyar adam, yakın gözlüğünü çıkardı ve içinden yavaş yavaş okudu. ‘ Yaşı ilerlediği ve aklı muhakemesi yerinde olmadığına ve ekonomik varlığını idare ve idame edemeyeceği, ekteki doktor raporuyla da tespit edildiğinden, taşınır ve taşınmaz varlıklarının, resmi varisi oğlu Süleyman tarafından idaresine karar verilmiştir.
Resmi kâğıt, yaşlı adamın elinden yavaşça yere kaydı. Başını yere eğdi, kâğıda boş boş bakmaya başladı. Hanımı, gözlerini sildikten sonra çiçeklerin başından ayrılıp yanına geldi. Eşinin titreyen ellerini tuttu. İhtiyar adam, oğlunun neden kendini doktora götürdüğünü anlamıştı. Yüreğindeki sızıyı bastırmaya çalışarak;
– Üç senedir uğramadık, köydeki ev ne haldedir?
– Canım ne olacak, bir gün de temizlerim ben.
– O evde, dizlerin üşürdü senin.
İhtiyar kadın, daralan göğsünü hafifçe bastırdı, ‘Yüreğimin üşümesi daha kötü diye düşündü’.
– Merak etme, üşümem… üşümem…
– Yarın mı gidelim diyordun?
– Sen bilirsin bey.
– Eşyaları bir taksiye atarsak, Son otobüse yetişiriz.
– Olur. . Köyde zaten iyi kötü eşya var, ben hemen hazırlanırım.
-Hazırlan. Şu kağıdı da tapuyla beraber masaya koyuver, oğlan gelince aramasın.
İhtiyar adam, içinden düşünüyordu, ‘Dünya fani, Allah Yar’.
İhtiyar kadın, birileri gelmeden gitmek ister gibi telaşla hazırlanıyordu. Giysileri bir çantaya tıkıştırdı. Fotoğrafları duvardan toplarken oğlununkine bir an baktı, aldı, bir an düşünüp çantaya koymaktan vazgeçti. Masadaki kâğıtların üstüne ters olarak bıraktı. En son duvardaki bir küçük patiği aldı, öptü. Bu büyük torununa ördüğü ama küçük gelmeye başlayınca hatıra olarak sakladığı mavi patiklerdi. Çantaya, fotoğrafların üstüne yerleştirirken, mavi patiklerin üstüne düşen gözyaşlarını yavaşça sildi!

Allah’ım Sen Kimseye Hayırsız Evlat Nasip Etme…

Alıntı : sanalsosyal.com

https://youtu.be/WVJD1G5ibDs




Günün Sözü : " Hoş bir biçimde yaşlanmanın sırrı, yeni insanlar tanıma ve yeni şeyler görme coşkusunu asla kaybetmemektir".
Jackson Brown

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
20 Haziran, 2017, Antalya

türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu
 

19 Haziran 2017 Pazartesi




EĞİTİCİ BİLGİLER





Merhaba

Bir babalar gününü daha geride bıraktık. Anne ve babalar Çocuk yetiştirmede  eşit sorumluluklara sahipler.  Peki bu nasıl olacak? Aşağıda belirtilen istatistiklere göre babaların çocuklarına ayıra bildikleri zaman, annelere göre çok daha  az olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz.
Bakalım uzmanlar bu konuda yapılması gerekenlerle ilgili neleri tavsiye ediyorlar.


Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın..  

 

ÇOCUĞA AYRILAN VAKİT

Her anne baba çocuklarının gelişimi ve onların ruhsal yönleri ile çok ilgilendiklerini söyler ama kendi kendilerine oturup ''çocuğuma bu gün ne kadar vakit ayırdım ?'' diye sorduklarında, kendilerini tatmin eden cevabı çok azı alır. Amerikalı bir profesörden alınan  bir bilgiye göre A.B.D. de yapılan istatistiklerde bir babanın çocuğunu günlük görme süresi 7 saniye  olarak bulunmuş . Yani aynı çatı altında yaşayan birbirinden apayrı, ayrı dünyalarda  insanlar . Peki bu durum hangi sonuçları getirir ? yani anne babaların çocuklarının ruhsal yönü ve psikososyal gelişimi ile ilgili eksiklikleri hangi sonuçları doğurur ?. Bunun cevabını düşündüğümde her biri ayrı bir ''gelecek '' olan çocuklar ile ilgili çok karamsar düşünceler aklıma gelmektedir. Bu nedenle bu konuyu ileri bir tarihte, ayrı bir başlık altında incelemek istiyorum .            
Hatta 2000li yıllarda bırakın ruhsal gelişimi yönlendirme ve mevcut ruhsal sorunları, dünyada milyonlarca çocuk kötü bakımdan, basit sağlık sorunlarından, kazalardan, salgın hastalıklardan, anne baba ihmaline bağlı nedenler ile hayatını kaybediyor.
anne baba çocuk resim ile ilgili görsel sonucu
Alıntı


BİR MEKTUP
   Amerika’nın ünlü başkanlarından Abraham Lincoln’ ün, oğlunun öğretmenine hitaben yazdığı bir mektup şöyledir:
   “Öğrenmesi gerekli biliyorum; bütün insanların dürüst ve adil olmadığını… Fakat şunu da öğret ona; her alçağa karşılık bir kahraman, her bencil siyasetçiye karşılık kendini adamış bir lider vardır.
   Her düşmana karşılık bir dost olduğunu da öğret ona! Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirseniz ona, kazanılan bir doların, bulunan beş dolardan daha değerli olduğunu öğret… Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona!... Ve hem de kazanmaktan neşe duymayı, kıskançlıktan uzaklara yönelt onu…
   Eğer yapabilirsen, ona, kitapların mucizelerini öğret. Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan daha onurlu olduğunu öğret ona… Ona, kendi fikirlerine inanmasını öğret. Herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi.
   Nazik insanlara karşı nazik, sert olanlara karşıda sert olmasını öğret ona!... Herkes kendine takılmış bir yöne giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma!
   Bütünü dinlemesini öğret ona, fakat bütün o dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret. Eğer yapabilirse, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret. Herkesin, sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara, dudak bükmesini öğret ona. Ve aşırı ilgiye dikkat etmesini…. Bu büyük bir taleptir, biliyorum. Ne kadarını yapabilirsen bir bak bakalım.”


EĞİTİCİ BİLGİLER RESİM ile ilgili görsel sonucu
 ÇOCUKLARIMIZ
    Çocuklara asla  bunu söylemeyin                  
1-“Ne kadar aptalsın!”
 Şiddetli öfke anında anne babalar bu sözü sık sık söylerler. Bunu çocuğa tekrar tekrar söylemek, onun aptal olduğuna inanmaya başlaması için yeterlidir.
 2-“Neden onun gibi değilsin”
Bu asla söylenmeyecek bir sözdür. Çocuğun başka birisine benzemesini istemek, onun kendisini yetersiz ve küçük görmesine sebep olacaktır.


 BAŞARILI BİR ÖĞRENCİ OLMANIN ŞARTLARI NELERDİR?
   Öncelikle öğrenci arkadaşların derslerinde başarılı olması için kendilerine bir hedef belirlemeleri gerekmektedir. Hedeflerine ulaşma konusunda kendine güvenmelidirler. Daha sonra aşağıda belirttiğim verimli ders çalışma tekniklerini uygulamaları gerekmektedir.
1-Belirli bir çalışma odası belirlenmelidir. O odaya geldiğinizde çalışmanız gerektiğini hissediniz.
EĞİTİCİ BİLGİLER RESİM ile ilgili görsel sonucu2-Çalışma odanız fazla sıcak ve soğuk olmamalı, iyi havalandırılmalıdır. Odanız fazla sıcak olursa uykunuz gelir. Fazla soğuk olursa dikkatiniz dağılır, ders çalışamazsınız.
3-Uzanarak veya yatarak değil de dersi mutlaka masa  başında çalışınız.
4-Televizyon karşısında, müzik dinleyerek ve sohbet ederek ders çalışmayınız.
5-Ders çalışırken hayal kurduğunuzu fark ederseniz, hayalini bitirdikten sonra ders çalışmaya başlayınız.
6-Sınav kaygısı ve stresinden uzak duralım. Sınav kaygısı ve stresiyle baş etme yöntemlerini mutlaka öğrenelim.
7-Ders çalışmaya başlamadan önce dersle ilgili araç ve gereçleri yanımızda bulundurmalıyız.
8-Ders çalıştıktan sonra kesinlikle televizyon izlememeliyiz. Çünkü yapılan araştırmalarda ders çalıştıktan sonra televizyon izlendiği zaman öğrendiğimiz bilgilerin çoğunu zihnimizden silindiği görülmüştür.
9-Zihnimizin en açık olduğu saatlerde zorlandığımız dersleri çalışmalıyız.
10-Çalışma saatlerimizi mutlaka programlamalıyız.(40-50 dakika çalışma,10-15 dakika dinlenme)
Kısaca Başarı Başaracağım Diyenlerindir.
 Alıntı : eğiticibilgiler.com


https://youtu.be/MnCI9dKX5fI





Günün Sözü :
çocuklar ve Aileleri sözleri ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
19 Haziran, 2017, Antalya


türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu







 

18 Haziran 2017 Pazar



BABALAR GÜNÜ HİKAYESİ

baba olmak ile ilgili görsel sonucu

Merhaba Gönül Dostlarım,

Babalar Günü ile ilgili dünkü yazımıza ek olarak sizlerle bir de hikaye paylaşmak istedim.
 Hikaye öncesinde genç babalara veya baba adaylarına Baba Olabilmek ile ilgili 4 maddelik bir tavsiyem olacak. Kendinizi test edin bir baba olarak siz hangi kategoriye giriyorsunuz.
Toplumda saygı değer, başı dik, alnı açık biri olabilmek için nelere dikkat edilmesi gerekir.
Şimdi bu dört maddeyi hep birlikte  teker teker inceleyelim
1-    Baba olmak yok, babalık yapmak yok. Böyle bir aile ortamında baba boşluğu var. Özgüveni, özdeğeri, özsaygısı düşük ve topluma uyumsuz insanlar bu ortamlardan yetişir. Bu insanlar talihsiz bir çocukluk geçirmişlerdir ve sağlıklı ve mutlu bir yaşam yaşayabilmeleri çok zorlaşmıştır. Baba çocuğu karşısına alıp konuşmaz, adam yerine koymaz, hesaba almaz. Dediğim gibi ailede bir baba boşluğu vardır.
2-    Baba olmak yok, babalık yapmak var. Böyle bir aile ortamında topluma saygılı, el alem ne der bilinci yüksek, kendine güveni düşük, özsaygısı gelişmemiş kişiler yetişir. Çocuğun içi hiç beslenmez; hep el alem ne der kaygısı vardır. Özgüveni düşük çocuk girişimci olamaz, kendisinin kim olduğunu tanıyamaz, emir almaya yatkın, kendi değerlerini keşfedememiş bir kişi olarak yaşar. Çevremizde gördüğümüz soğuk, bıkkın, kaygılı ve öfkeli insanlar bunlardır.
3-    Baba olmak var, babalık yapmak yok. Böyle bir aile ortamında baba toplumu hiç hesaba almadan çocuk yetiştirir. ‘Kim ne derse desin, sen kendi kafana göre takıl,’ mantığıyla konuşur. Netice olarak bu tür aile ortamlarından egosu şişkin, kendinden başka kimseyi düşünmeyen, diğerlerini hesaba almayan, empati yoksunu, saygısız ve bencil insanlar yetişir.
4-    Baba olmak var, babalık yapmak var. Bu aile ortamında dengeli sağlıklı çocuklar yetişir. Kendine saygılı olduğu kadar içinde yaşadığı topluma da saygılıdır; girişimcidir, güler yüzlüdür, işbirliği yapar, hem kendine hem de diğer insanlara sağlıklı bir güven geliştirmiştir.
18 Haziran 2017 Pazar ‘Babalar Günü.’ Bu vesileyle baba olmak ve babalık yapmak konusundaki düşüncelerimi paylaşmak istedim. Siz kendi çocukluğunuzu gözden geçirerek yetiştiğiniz ortamı hatırlamaya çalışın.

Alıntı : Kitabın adı: Babalardan Babalara, Yazarı: Sevilay Acar

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın..  

Babalar Gününüz Kutlu olsun


Babalar Günüyle İlgili Hikaye

genç futbolcu ile ilgili görsel sonucuOrtaokulda okuyan ve kısa bir süre önce annesini kaybeden genç, babasıyla birlikte yaşıyordu. Babasıyla aralarında çok güzel bir dostluk vardı. Genç, okulun futbol takımındaydı. Takımdaydı ama, ufak-tefek yapısı ve tecrübesizliği nedeniyle hocası ona bir türlü maçlarda görev vermiyordu. Bu yüzden, her maçta yedek kulübesinde oturuyordu. Buna rağmen, babası hiçbir maçı kaçırmaz ve hep ayağa kalkıp tezahürat yapardı.
Liseye girdiğinde sınıfının en sıska öğrencisiydi gencimiz. Fakat babası onu hep futbol oynamaya teşvik etti; bununla birlikte, istemezse oynamayabileceğini de belirtti. Delikanlı futbolu seviyordu ve takımda kalmaya karar verdi. Her idmanda elinden geleni yapıyor ve takımın as oyuncularından bir olmaya çalışıyordu. Bütün lise hayatı boyunca hiçbir idmanı veya maçı kaçırmadı. Ama sürekli yedek kulübesinde oturmaktan kurtulamadı. İnançlı babası her zaman ki gibi tribünlerde yerini alıyor ve oğlunu destekleyici tezahüratlarda bulunmaya devam ediyordu.
Genç, üniversiteye başladığında futbol onun için önemini kaybetmeye yüz tuttu, ama yine de elinden geleni yaptı. Herkes onun okul takımına giremeyeceğinden emin olsa da, bunu başardı. Takımın antrenörü onu listeye dahil ettiğini, çünkü her idmanda yüreğini koyduğunu ve takımın diğer üyelerini de şevke getirdiğini itiraf etti. Takıma girebildiği haberi onu o denli heyecanlandırdı ve sevindirdi ki, soluğu en yakın telefon kulübesinde aldı ve babasına müjdeyi verdi. Onun bu mutluluğunu paylaşan babası, kendisine maçların sezonluk biletlerini göndermesini istedi.
futbolcu çocuk resimleri ile ilgili görsel sonucuÜniversitedeki dört yıl boyunca hiçbir idmanı kaçırmayan genç, ne yazık ki hiçbir maçta oynayamadı. Futbol sezonunun sonlarına doğru, büyük bir eleme maçının idmanı için sahaya çıkmaya hazırlanan gencin yanına, elinde bir telgrafla antrenörü geldi. Delikanlı telgrafı okuyunca ölüm sessizliğine büründü. Güçlükle yutkunarak hocasına şunları söyleyebildi: “Bu sabah babam ölmüş. İzninizle bugünkü idmana gelmesem?” Hocası kolunu şefkatle omzuna doladı ve “Bu hafta dinlen evlat” dedi, “cumartesi günkü maça gelmeyi de aklından geçirme.”
Cumartesi geldi çattı, ama okul takımının durumu hiç de iyi değildi. Maçın sonlarına doğru, bir kişi soyunma odasına sessizce girdi, formasını ve futbol ayakkabılarını giyip  sahanın kenarına çıktı. Babası ölen ufaklıktı bu! Antrenör ve oyuncular azimli arkadaşlarını bu kadar kısa sürede tekrar aralarında görmekten dolayı son derece şaşırmışlardı.
Hocasının yanına giden genç “Lütfen izin verin oynayayım” dedi. “Bugün oynamak zorundayım. “
Hocası önce onu duymamış gibi davrandı. Böylesine zor bir eleme maçında takımın en kötü oyuncusunu sahaya çıkarmasına imkan olmadığını düşünüyordu. Ama genç o kadar ısrar etti ki, sonunda ona acıyan hocası razı oldu: “Pekala oyuna girebilirsin.”
Gencin oyuna girmesinin üstünden çok geçmemişti ki, hem hoca, hem oyuncular, hem de maçı izleyenler gördüklerine inanamadılar. Daha önce hiç oynamamış olan bu meçhul ufaklığın her hareketi harika, attığı her pas isabetliydi. Karşı takım oyuncuları onu durduramıyordu. Koşuyor, pas veriyor, savunmaya yardım ediyor ve maçın yıldızı olarak parlıyordu. Sonunda, gencin takımı aradaki farkı kapattı, nihayet atılan bir golle de beraberliği yakaladı. Ve son saniyelerde ufaklık topu tek başına sürükleyip herkesi geçti ve galibiyet golünü attı. Maç bitmişti. Okulunun taraftarları sevinç çığlıkları atıyor, arkadaşları onu omuzlarında taşıyordu.
Seyirciler tribünü terk ettikten, oyuncular duşlarını alıp soyunma odasını boşalttıktan sonra, takımın hocası gencin köşede tek başına sessizce oturduğun fark etti. Yanına gidip inanamıyorum. Bugün bir harikaydın” dedi. “Sana ne oldu, bunu nasıl yaptın, anlat bana!”.
Genç hocasına baktı, gözlerine yaşlar doldu ve şöyle dedi:
“Babamın öldüğünü biliyorsunuz. Peki onun gözlerinin görmediğini biliyor muydunuz?”. Delikanlı zorlukla yutkundu, gülümsemeye çalıştı: Babam bütün maçlarıma geldi, çünkü görmediği halde beni desteklemek istiyordu. Ve ilk defa bugün beni oynarken görebilirdi. Ben de bu fırsatı kullanmak ve oynayabildiğimi ona göstermek istedim.

Alıntı : yenimakale.com

https://youtu.be/etP8eQwzySw




Günün Sözü :
babalar günü resimli mesajları ile ilgili görsel sonucu


İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
18 Haziran, Antalya, 2017

türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu