5 ARALIK DÜNYA KADIN HAKLARI GÜNÜ





Merhaba Değerli Dostlar


Kadınlarımız Annelerimiz ,kızlarımız, hayat arkadaşlarımız…Senede bir gün onlar için ne kadar da az değil mi? Her ne kadar senede bir günde olsa kadınlarımıza değerlerini vermek adına iyi bir fırsat. 5 Aralık dünya kadınlar günü.
 
" Zordur kadın olmak! Kalbin kırılır, umudun kırılır, kolun kanadın kırılır, incinirsin. Ancak bütün parçaları yine sen toplarsın. Hep tek parça ve ayaktasın, toparladığın yüreğinde çok şeyler taşırsın, bütün kırıntılara inat."

"5 Aralık Dünya Kadın Hakları Gününde, saygıdeğer Türk ve Dünya Kadınlarına sağlık ve mutluluk ve huzur dolu bir gelecek diliyorum."
Önce Kendinizi Sevin ve koruyun sonra da Sevdiklerinizin kıymetini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun...En iyi dileklerimleEsen kalın. 


Bugün 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü.



Türkiye'de kadınlar 84 yıl önce milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde etti. 1935'teki seçimlerde 17 kadın Meclis' e girdi. Türkiye o dönem meclisteki kadın oranıyla dünyada ikinci sıradaydı. Şimdi ise 118. sırada.

5 Aralık 1934' te ''Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkı'' veren yasanın kabul edilmesiyle ülkemizde her yıl bu gün, ''Kadın Hakları Günü'' olarak kutlanıyor. Türk kadınlarının Cumhuriyetin ilanıyla beraber birçok Avrupa ülkesinden önce önemli siyasi ve sosyal haklar elde etmesinin ilanı olan bu anlamlı güne dair

'' Her toplumda olduğu gibi Türk toplumunda da kadının önemli bir yeri vardır. Kadın, anne olarak aile ve toplum arasında bir köprü görevi görür. Kadının toplumdaki yeri ve görevleri derken önce onun bir fert olarak gerekli kişiliği kazanmasını, sonra da aile içinde ve toplumun içinde gerekli yeri alması düşünülmelidir. Türk kadınının toplumdaki yerine tarihi perspektifte bakacak olursak kadının İslamiyet' ten önceki Türk devletlerinde önemli ve saygın bir konuma sahip olduğunu görürüz. Kadın ev sorumluluklarının dışında  hayatın içinde yer almış,  çeşitli devlet kademelerinde  naip ve hatta idareci olarak önemli roller üstlenmiştir. Ancak Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kadın daha pasif bir konuma gelmiştir. Bu değişimde şüphesiz yeni coğrafi yerleşim ve buna bağlı olarak Arap halkı başta olmak üzere bölgedeki diğer toplumlarla etkileşimin payı vardır. Bu değişimi doğrudan İslamiyet' e bağlamak  peşin hüküm vermek olur; çünkü dinimizde kadına çok değer verildiği çeşitli ayetlerle sabittir. Nitekim bu dönüşüm de İslam dini dolayısıyla ilişkilerin yoğunlaştığı geleneksel Ortadoğu alışkanlıklarının ve hatta  Bizans geleneğinin etkisi olmuştur.

Kaynak : Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürümüz Doç. Dr. Emine Altunay Şam;

Atatürk, 1923 yılında "...şuna inanmak lazımdır ki dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir" ya da ''...toplumun başarısızlığının asıl sebebi kadınlara karşı olan bilgisizlikten ileri gelir, bir toplumun bir organı faaliyette iken diğer bir organı işlemez ise o toplum felç olur" derken bu yaklaşımını dile getirmektedir. Bu hedef için önemli bir başlangıç olarak 1924 yılında yürürlüğe konulan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim merkezileştirilmiş, aynı zamanda kızlarımıza ilkokul, ortaokul ve yüksekokul öğreniminin kapıları açılmıştır. Bunun anlamı cinsiyet ayrımı gözetilmeden eğitimde eşitlik olanağının yaratılmasıdır.

Amasya Üniversitesi

Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü

 5 aralık kadın hakları günü sözler ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
5 Aralık 2018, Antalya- Turkey



ANNELER ASLA ÖLMEZ...

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor


750. YAYIN

750 ile ilgili görsel sonucu

Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugün sizlerle çok farklı bir yazımı, içeriğinde biraz hüzün, belki biraz keder olan aşağıdaki satırlarımı paylaşmak istiyorum,


Hayat enerjimiz annelerimizden geçiyormuş, hayatta olan (ve olmayan) bütün enerjik annelere selam olsun... Evet, anneler vefat edebilir ama asla ölmez!

 Biz farkında olmadan, annelerimizi, gizli bir şifre gibi her hücremizin içinde taşırız. Annemiz vefat etse de bize enerji vermeye devam eder...

Uzun yıllardır yatağa bağlı olarak hayatını sürdürmüş olan, eşimin ve benim sevgili annemiz, çocuklarımın biricik ananesi ve gençlerin sevgili Güner Annesi 12 Kasım 2018 Pazartesi sabahı Allah' ın rahmetine kavuştu.
Hayat dolu bir insan elimizden  bir su tanesi gibi kayıp gitti.
Acılı günümüzü bizlerle paylaşan yanımızda olan uzaktan ve yakından taziyelerini bildiren tüm dostlarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.


 En iyi dost en iyi sırdaş insanın annesidir. Aslında bunu bazıları anladığında geç kalıyor o yüzden en büyük tavsiyem büyüklerimizin hayatta iken kıymetini bilelim..
Anne babalar lütfen evlatlarınızın elinden tutun düştüğünde yanında olun ki güçlü olsunlar elinden tutan anne ve babaları olursa hayata karşı daha güçlü olur zaten ömür boyu yara alacaklar.. Evlatlar annesine babasına sahip çıksın anne babalar evlatlarınızın elinden tutun. Böyle hem anne hem baba olan vatan için evlatları şehit olan nice anne ve babaların acılarını  bir ulus olarak paylaşıyoruz.. 
Gençler Lütfen! büyüklerinizin değerlerini bilin geç kalmadan doya doya sevginizi yaşayın yoksa çok geç kalırsınız ondan sonra ki sevginiz bir işe yaramaz. 
Hiç bir anne baba evlatsız kalmayı hiç bir evlat annesiz babasız kalmayı hak etmiyor, yaşarken sevdiklerinizin ve ailenizin kıymetini bilin.. 

Önce Kendinizi Sevin ve sonra da Sevdiklerinizin değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun...En iyi dileklerimle. Esen kalın...

Günün Sözü : Anne ailenin güneşidir. Bir ailede o olmazsa orada büyüyen çocuklar gölgede kalmış meyveler gibi olgunlaşmazlar. "

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
1 Aralık 2018, Antalya-Turkey


NASA'da MARS' ı KEŞFETTİ...

doç dr neva çiftçioğlu resim ile ilgili görsel sonucu


Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugünkü yazımızda sizlere NASA tarihinin en önemli projesinde Mars'ta hayat arayan ekibin başında bulunan Türk bilim kadını Doç.Dr. Neva Çiftçioğlu' n dan behsetmek istiyorum ama öncesinde,

ÅŸemdinlide ölen askerlerimizin toplu resmi ile ilgili görsel sonucuHakkari'nin Şemdinli ilçesinin üs bölgesinde top atışı yapıldığı esnada arızalı mühimmatın infilak etmesi sonucu  Milli Savunma Bakanlığı, kaza sonucu 25 askerin yaralandığını, kayıp 7 askerin cesetlerine ulaşıldığını açıkladı.09.11.2018 günü  Şemdinli İlçesi Ortaklar Süngü Tepe Üs Bölgesinde askeri mühimmat deposunda meydana gelen patlama sonucu     7 Askerimiz  şehit olmuş ve 25  personelimiz yaralanmıştır.
Şehitlerimize Allah' tan Rahmet yaralılarımıza acil şifalar dileriz. Şehitlerimizin Ruhları şad olsun.


NASA'da Mars'ı keşfetti bizde işsiz kaldı


doç dr neva çiftçioÄŸlu resim ile ilgili görsel sonucuTürk bilim kadını Doç.Dr. Neva Çiftçioğlu vatan hasretine dayanamayıp 18 yıl sonra Türkiye'ye döndü
Türk bilim kadını Doç.Dr. Neva Çiftçioğlu NASA'nın fırlattığı uydularla Mars'ta hayat izlerini aradı. Vatan hasretine dayanamayıp 18 yıl sonra Türkiye'ye dönen Çiftçioğlu mükemmel CV' siyle yaptığı tüm başvurulara karşın iş bulamadı.
NASA tarihinin en önemli projesinde Mars'ta hayat arayan ekibin başında bulunan Türk bilim kadını Doç.Dr. Neva Çiftçioğlu vatan hasretine dayanamayıp 18 yıl sonra Türkiye'ye döndü. Elinde nanoteknoloji alanında büyük başarılarla dolu bir CV ve kendisine ait patentlerle iş aramaya başladı. Yaptığı her iş başvurusundan ret cevabı aldı. Son çareyi sıkıntısını medyaya anlatmakta buldu. Anadolu Ajansı muhabirine konuşan Çiftçioğlu "Dönüşüm tamamen manevi duygularla. Türkiye'de nanoteknolojiyle ilgili çalışmalar yapmaya geldim" dedi. Üniversitelere yaptığı başvurulardan "Sizi alacak bölümümüz yok" yanıtını alan Çiftçioğlu, teknolojinin kalbi NASA'daki deneyim ve tecrübelerini Türkiye için harcayacağını kaydetti.
Çiftçioğlu şunları söyledi: "Birçok ülkede bu çark şöyle işliyor; ülkenin yurtdışındaki büyükelçilikleri, özellikle belli projelerde çalışmış Vatandaşlarını ülkelerine bildiriyor. Bu kişiler ülkelerine döndükten sonra onları bir kurum karşılıyor. İşte bizde de böyle bir kurum olsa ve ben de oraya gidip; şunları yapabilirim diyebilsem. Oysa ben, samanlıkta iğne arıyorum. Gidiyorum üniversitelere... Tek tek görüşüyorum ve kişisel inisiyatiflerle karşı karşıya kalıyorum."
İNŞALLAH GERİ GİTMEM
ÇİFTÇİOĞLU, Türkiye'de aradığını bulamazsa ABD "ye yeniden dönüp dönmeyeceği sorusuna ise şu yanıtı verdi: "İşte zaten gerçek beyin göçü o zaman olur. İnsanlar ilk çıkışta ‘bir şeyler öğreneyim de geleyim" der. Gider ve döner ülkesine. Ama karşılık bulamaz, kalbi kırılıp geri döner. İnşallah hiçbir zaman o aşamaya gelmem."
TAEK : AmerikafutbolTürkiye'de anlaşılmaz
BİLİM insanı Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu' nun durumunu öğrenen yetkililer, Çiftçioğlu' nun doğru yere başvurmamış olabileceğine dikkat çekiyor. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Başkanı Okay Çakıroğlu Neva Çiftçioğlu' nun yakınmasında haklılık payı yok diyemeyeceğim. Bu yaygın bir problem. Mesela biz TAEK'iz. NASA'da çalışanların çoğu bizim yaptığımız işlerle iştigal etmiyor. Bu biraz da ülkenin istihdam yapısıyla, bilimsel alt yapısıyla ilgili. Şuna benziyor: çok iyi Amerikafutbolu oynayabilirsiniz ama ülkemizde Amerikafutbolu popüler değilse, ilgili bir alt yapı yoksa, bizim ilgimiz diğer futbol türüyse, sizin değeriniz bizim ülkemizde pek anlaşılmayabilir." dedi. Çakıroğlu "Neva Çiftçioğlu, TAEK'e bir gelsin, tanışalım. Yardımımız olursa, edelim" diye konuştu.
TÜBİTAK : BİZE BAŞVURSUN
TÜBİTAK yetkilileri ise 2004'ten bu yana yaptıkları çalışmalarla tersine beyin göçüne hız kazandırdıklarını, ABD , Kanada ve Japonya gibi ülkelerde yaşayan 25"e yakın Türk bilim insanının Avrupa Birliği (AB) 7. Çerçeve Programı destekleriyle Türkiye'ye döndüklerini bildirdiler. Doç.Dr. Neva Çiftçioğlu' nun Türkiye'ye geldiğinde doğru yere başvurmamış olabileceğini belirten TÜBİTAK yetkilileri, TÜBİTAK'a başvuru yapmasını istediler. Yetkililer, AB 7. Çerçeve Programı Ulusal Koordinatörlüğü'nün kendisiyle ilgileneceğini ifade ettiler.
Gelmek isteyen çok kişi var
BOYDEN Türkiye Genel Müdürü Özlem Ergün "Bu tip örnekler Türkiye'de çok fazla görünüyor. Örneğin portföyümüzde 30-40 kadar genetik ve biyoteknoloji alanında dünya çapında faaliyet gösteren ancak Türkiye'ye gelmek isteyen profesörler var. Ancak onlara iş bulamıyoruz" dedi. Ergün "Önemli sayıda Türk bilimadamı var. Bunların büyük kısmı Türkiye'ye dönmek istiyor. Bunun için devletin bu alanlara yatırım yapması gerekiyor" diye konuştu.
Teknolojiye bütçe ayrılmalı
Türkiye'den beyin göçünü engellemek için "Beyin Göçüne Karşı Beyin Gücünü Teşvik" kampanyaları düzenleyen Dizayn Grup Başkanı İbrahim Mirmahmutoğulları da yurt dışında yetişen beyinlerin Türkiye'ye geldiklerinde iş bulamadıklarını söyledi. Mirmahmutoğulları "Üniversitelerde yüksek teknoloji çalışmaları geldiğinde 'ne gerek var' diyen bir kesim oluyor. Biz 20 kişinin projelerini değerlendiriyoruz. Bunu diğer şirketlerin de yapması gerekir. Ayrıca devletin de bütçe ayırması şart" dedi.
Kaynak: Ekonews
https://youtu.be/i6RHUXTRKvc
Günün Sözü :
bilimadamlarına değer verilmeli ile ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
11 Kasım 2018, Antalya-Turkey


ATATÜRK' TEN ULUSA SON VEDA

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, oturan insanlar ve iç mekan


Merhaba Gönül Dostlarım,

Yukarıdaki fotoğraf ATATÜRK'ün Türk Ulusunu son kez selamlaması ve vedasıydı.
Gençler Cumhuriyet size emanet! TÜRK askeri Cumhuriyet sana emanet!.....
29 Ekim 1938
Cumhuriyet Bayramı' nda Askeri Lise öğrencilerine el sallamaya çalışırken Dolmabahçe Saray' ın penceresinde çekilmişti.
29 Ekim 1938…Cumhuriyet Bayramı… Artık Büyük ATA’ nın sağlık durumu, fevkalade vahim… Odasında, yarı uyku halinde, bitkin bir şekilde yatıyor…
Yaşamından umut kesilmiş, her an her şey olabilir…
Oysa O, Ankara’ daki törenlere katılmak istemiş, hatta hipodromda, ATATÜRK’ün şeref locasına yorulmadan çıkabilmesi için bir asansör yaptırılmış, ama ne mümkün ?”
Ne olacaksam orada olayım” diyen ATATÜRK doktorlara, ”Bütün mesuliyet benimdir…
Ankara’ya mutlaka gideceğim” demiştir, ama artık yatağından bile kalkamamaktadır.
O sırada Dolmabahçe Sarayı’ nın önünden iyice yakın geçen bir vapurun içerisi, Askeri Lise öğrencileriyle dolu…
Cumhurbaşkanlığı boyunca ilk kez Ankara’ daki törenlere katılamayan ve durumu oldukça ağır olan ATATÜRK’ ü görmek isteyen öğrenciler, gözyaşları içerisinde, ellerindeki bayrakları, çiçekleri ve şapkalarını sallayarak haykırıyorlar…
”ATAmızı görmek istiyoruz!...
Sonra birden hep bir ağızdan söylemeye başladıkları İstiklal Marşı ile Dolmabahçe Sarayı inliyor…
Bu sırada yanında gene manevi kızı Gökçen olan ATATÜRK, gençlerin sesini duyarak heyecanlanır, yatağında doğrulur ve heyecanla pencereden bakan Sabiha Gökçen’ e seslenir:
“Bak Gökçen, gençlerimin sesi…
Duydun mu beni istiyorlar…”
“Evet paşam”, der Gökçen,”
Bir vapur dolusu genç…
Askeri Lise öğrencileri…
Cumhuriyet Bayramı törenlerinden dönüyor olmalılar…
ATATÜRK “Çocuklarım, benim çocuklarım…” diye fısıldar, gözlerinden yaşlar süzülmektedir.
Bu sırada içeriye doktor Neşet Ömer ve Salih Bozok girer.
ATATÜRK heyecanını onlarla paylaşır.
“Duyuyor musunuz?”
“Evet Paşam” derler gözleri dolarak “Duyuyoruz…”
Onlar, Cumhuriyeti emanet ettiğim gençlerimiz..” der gururla ATATÜRK.
Sanki bir anda iyileşmiş, güçlenmiş gibidir.
Oysa ATATÜRK’ün odasının yanındaki nöbet odasında Kılıç Ali, pencereyi açmış, gençlere “Gidin!” diye işaret etmektedir.
Oysa gençler iyice coşmuştur.
Yaşa ATATÜRK !
Varol ATATÜRK ! diye bağırmakta, bazı gençler vapurdan suya atlayarak, saraya doğru yüzmeye çalışmakta, "ATAmızı görmek istiyoruz !” diye haykırmaktadır.
“Çocuklarımı görmek istiyorum…”
ATATÜRK “Çocuklarımı görmek istiyorum.
Buraya kadar gelmişler, hiç değilse onlara el sallamalıyım, beni pencereye götürün!” emrini verir.
Doktor Neşet Ömer “Fakat Paşam…” diyecek olur, ATATÜRK doktorun itirazına sertçe yanıt verir:”
Nedir fakat?”
Doktor susar.
Salih Bozok hemen pencere önüne bir koltuk koyar.
Sonra ATATÜRK’ ü giydirirler. Bu giyinme ona büyük ıstırap verir, ama yüzünden boncuk boncuk terler süzüldüğü halde, sesini çıkartmaz.
Sonra nöbet odasından koşup gelen Kılıç Ali’ nin de yardımıyla ATA’ yı penceredeki bir koltuğa götürüp oturturlar.
ATATÜRK giyinmiş, başı dik, sanki hiç günleri sayılı bir hasta değilmiş gibi, gençlere gülümseyerek el sallar.
Gençler ATATÜRK’ ü pencerede görünce, iyice coşarlar ve sanki denizde kıyamet kopar.
Hep beraber alkışlayıp, "Büyük ATATÜRK” diye haykırdıklarında, yer gök inler.
Gençlerden birkaçı daha üniformalarıyla vapurdan atlayarak ATA’ larına doğru yüzmeye, marşlar söylemeye başlar.
Bu manzarayla fevkalade duygulanarak ağlayan ATATÜRK’ ün gençlere salladığı eli, gittikçe gücünü kaybederek yana düşer…
Gözyaşları içerisinde “Yoruldum…” der.
Kılıç Ali ve Salih Bozok, O' nu koltuğu ile kucaklayarak, yatağının yanına getirirlerken, dışarıdan gelen tezahürat sesi, gittikçe yükselmektedir.
Paşanın “Onları gördüğüm için mutluyum” derken, yumduğu gözlerinden ip gibi yaşlar süzülmektedir…
Gençler Cumhuriyet size emanet! TÜRK askeri Cumhuriyet sana emanet!.....

Alıntıdır
"PAŞAM DİLİNİZİ DIŞARI ÇIKARIR MISINIZ?"
Dr. Ali Güler, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Atatürk'ün komaya girdiğinde söylediği son söz 'Aleykümselam' sözüdür. 8 Kasım günü Atatürk saat 18.30'da Dr. Neşet Ömer İrdelp muayene için, Mustafa Kemal Atatürk'e 'Paşam dilinizi dışarı çıkarır mısınız?' deyince Atatürk dilini dışarı çıkardı. Ardından, Dr. İrdelp 'Biraz daha uzatır mısınız?' diye sordu. Bunun üzerine Atatürk dilini tamamen içeri çekip sağına döndü. Orada birisiyle konuşur gibi 'Aleykümselam' dedi ve derin bir komaya girdi. Bundan 38 saat 5 dakika sonra da tıbben ölümü gerçekleşti."

https://youtu.be/VTYwW5FEFNE


İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
8 Kasım 2018, Antalya-Turkey



AH ANA !...

eli öpülesi anneler ile ilgili görsel sonucu
















Telefon çaldı, köy garajından arıyorlardı.
“ Mehmet Bey anneniz burada, bilginiz olsun. “
“Tamam, teşekkür ediyorum, birazdan gelirim “ dedi.
Telefonu kapatırken söylendi;
“ Ah ana, ah ana yine mi? “
Bir taksiye atlayıp köy garajının yolunu tuttu.
Annesi oğlunu gördüğüne hiç mutlu olmadı.
Kucağında tuttuğu bohçasına sarıldı, suratını astı.
Mehmet yazıhane görevlisine teşekkür etti.
“Hadi ana gidiyoruz “ dedi. Annesi toparlanırken söylendi.
“ Nereden bildin bura da olduğumu, kim haber etti sana? “
Oğlu cevap vermedi, elinde ki bohçayı çekip aldı.
Kendisi önde annesi arkada çıktılar.
Eve kadar tek kelime etmediler.
Oturdukları siteye gelmişlerdi, asansörle onuncu kata çıktılar.
Burnundan soluyan Mehmet eve girer girmez açtı ağzını..
“ Ana bu kaçıncı, ayıp yahu.. Ele güne rezil ediyorsun beni.
Bohçanı toplayıp ta kaçmak ne oluyor.
Ne işin var köy de, ne yapacaksın yalnız başına.
Sana bir kötülük mü ettik, ben, gelinin, torunların.. “
Anası titreyen dudaklarının arasından,
“ Yok oğul, ben razıyım sizlerden. Ama.. “
“ Aması ne ana, aç mısın, çıplak mısın? “
“ Dinle ey oğul, dedi anası,
Evet yediğim önümde , yemediğim ardımda..
Ama ben bahçemde yetiştirdiğim domatesi, biberi özlüyorum.
Evet, dayalı döşeli bir odam var, kumandalı televizyonum var.
Ama ben, kerpiç duvarlı, toprak damlı evimi özlüyorum.
Günüm bu odada, balkonda geçiyor, hapis gibiyim.
Oysa ben bahçemi, tepeleri, tarlaları özlüyorum.
Sizden başka kimseyi gördüğüm yok, o da akşamdan akşama.
Oysa ben komşularımı, eşimi, dostumu özlüyorum.
Sağım beton, solum beton, tepem beton..
Oysa ben, toprağı, toprağın kokusunu özlüyorum.
İneğimi, kedimi, tavuklarımı özlüyorum.
Mezar özlenir mi oğul, ben babanın mezarını özlüyorum.
Biliyorum ölünce köye götüreceksiniz beni..
İşte bu kavuşma erken olsun diye dualar ediyorum.
Oğul anla beni, alışamadım şehrinize, ölümü bile özler oldum. “
Sesi boğuklaştı, gözlerinden iki damla yaş süzüldü.
Anasını bu halde gören Mehmet’in içi sızladı.
Uzandı, elleriyle yaşını sildi, sarıldı ona.
“ Kurban olurum ben sana anam.
Sesimi yükselttim, kusuruma bakma.
Ben seni rahat ettirdiğimi sanıyordum, yanılmışım affet. “
Kalktı, odadan çıkarken;
“ Hazırlan Güllü Ana, yarın köyüne kavuşuyorsun.”

Güllü Ana o akşam çocuklar gibi şendi.
Kıyafetlerini topladı. Banyosunu yaptı.
Yakın komşularına hediyelikler hazırladı.
Geliniyle, torunlarıyla helalleşti. Erkenden yatağa girdi.
Döndü durdu yatağında, çabucak sabah olsun istiyordu.
Sabah olsun da yola düşsünler. Düşsünler de köyüne kavuşsun.
Sabahleyin gelin erkenden kalktı, kahvaltıyı hazırladı.
Kocasını uyandırdı. O da anasının kapısını tıklattı.
“Ana kahvaltı hazır.” Ses gelmedi, bir daha.. Yok..
Açtı kapıyı anası hala yataktaydı.
“Güllü Ana hayırdır, vaz mı geçtin köye gitmekten” diye takıldı.
Cevap alamadı, içi titredi. Sokuldu, yorganın ucunu kaldırdı.
Anası dizlerini çekmiş cenin pozisyonunda öylece duruyordu.
Hafifçe sarstı, kadın adeta taşlaşmıştı.
Elini tuttu, buza kesmişti.
“Anaa.. “ diye bağırdı. Karısı içeri koşturdu.
Anasının eli avucunda ağlıyordu Mehmet…
Alıntı : Hasan Aksoy

https://youtu.be/9lccV2zd9Cg


Köy İle İlgili Sözler

Günün Sözü : "İnsanlar önceleri köyden kente göç ettiler, şimdilerde ise şehrin boğucu ve sıkıcı havasından kurtulmak için yeniden köye göç etmeye başladılar." 

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
7 Kasım 2018, Antalya-Turkey