SEVDANIN BÖYLESİ


Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, yakın çekim





































Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugünkü yazımda, Yılmaz Özdil' den alınan ve yazı başlığı için uzun süre karar veremediğim hüzünlü bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hikayenin devamı şöyle:
Dedesi, Bağdat kadısı, babası, padişah tarafından atanan Heyet-i Ayan azası’ y dı.
Çamlıca’da, uşaklı bahçıvanlı, muhteşem bi köşkte yaşayan, oturmasını kalkmasını, ecnebi lisanları bilen, yakışıklı bi delikanlıydı.
Yüksek tahsil için İskoçya’ ya gönderildi. Ve Londra’ da bi partide gördü onu...
Güzeller güzeli İngiliz genç kadın, şahane gülümsüyor, etrafına ışık saçıyordu.
Vuruldu, âşık oldu. Gözler her şeyi anlatır derler ya, belli ki, hisleri karşılıksız değildi. 
Zaten, zarif bi kaç kısa cümleden oluşan sohbet sırasında işareti almış,
genç kadının her gün  Hyde Park’ ta at gezintisi yaptığını öğrenmişti.
Sabahın köründe, soluğu Hyde Park’ta aldı.
Aaa ne tesadüf filan... Birlikte at bindiler, yemek yediler,
muhabbeti ilerlettiler. Rüya gibiydi. Rüya gibiydi ama,
uyanması da vardı...
Tahsilini tamamlamıştı, yurda dönmesi gerekiyordu.
Kalsa, olmaz, bıraksa, hiç olmaz. Pat diye, benimle evlenip Türkiye’ye gelir misin dedi.
Genç kadın sevinç çığlığı attı, coşkuyla boynuna atlayıverdi.
Sonra...
Az geri çekildi, oturdu, boynu büküldü,
hayatta en çok istediğim şey bu ama, maalesef imkânsız, Jack var dedi.
Jack de kim yahu?
Genç kadının ailesi tiyatrocuydu, ordan oraya turneyle dolaşan
kumpanyaları vardı. Babası ölünce, annesi bi adamla Avustralya’ya kaçmış,
kızını anneannesine bırakmıştı.
Anneanne, n’aapsın, torununu acilen  baş göz etmiş, talihsizlik işte,
savaşa giden damat,  kimbilir nerde mıhlanmış,
geri dönmemiş, ardında, henüz 16 yaşında hamile bi dul bırakmıştı. 
Jack, oğluydu.
Delikanlı dinledi, dinledi, önce sıkı sıkı sarıldı, sonra,
hiç sorun değil, oğlumuzla gideriz dedi.
Orient  Express...Ver elini İstanbul.
Delikanlı hiç sorun değil demişti ama, sorun büyüktü.
Esir şehrin insanlarıydı İstanbul... Mustafa Kemal Bandırma’ya binerken,
İngiliz gelinin, İngiliz işgalindeki  kâbusu başlıyordu.
Dedim ya, işgal yıllarıydı, herkes herkese şüpheyle bakıp,
memleketi satanları mimlerken...
Faytona binip, köşke geldiler. Aman da efendim hoş gelmişiniz
sefalar getirmişiniz diye kucaklaşma beklenirken, bismillah,
nerden bulup getirdin bu gâvuru dedi, delikanlının ailesi!
Memleket İngiliz süngüsü altında inim inim inlerken,
İngiliz gelin olacak iş değildi yani.Aşklarına sığınıp, göğüs gerdiler. 
Sevdiği adam uğruna, kara çarşafa bile girdi İngiliz gelin, Müslüman oldu,
Nadide adını aldı.
Kaderin cilvesi mi desek, ne desek... Mustafa Kemal Bandırma’ ya binerken İstanbul’ a inen bu genç kadının nüfus kâğıdına, doğum yeri olarak
Bandırma yazıldı...
Çünkü, nüfus memuru doğum yerinin Londra olduğunu gördü,
Londra Mondra olmaz, olsa olsa Bandırma’dır diye kaydetti!
Memleket kurtuldu, cumhuriyet kuruldu. Hariciye’ye giren delikanlı, Lozan’da
İsmet İnönü’nün özel kalem müdürü oldu.
Şak, kanun çıktı, hariciyecilerin eşi ecnebi olamaz...
İnönü, pek beğendiği delikanlıya kıyamadı, boşan, birlikte yaşa, mesleğine devam et dedi. Delikanlı, bu teklifi hakaret olarak kabul etti. Benim için ailesini, memleketini, dinini terk eden eşime bunu yapamam,
mesleğimden vazgeçerim, aşkımdan asla dedi.
Bastı istifayı, ıvır zıvır işler yaparak, evini geçindirmeye çalıştı.
O zamanlar memur değilsen, ayvayı yiyordun.
Ayvayı yedi. Hayatları kaydı.
Önce eldeki avuçtaki bitti, sonra gümüşler satıldı, ardından köşk gitti... Dımdızlak kaldılar. Kiraya çıktılar.
Tükene tükene, gecekonduya kadar düştüler.
Çocukları olmuştu. Saracak bez yoktu. Çarşafları yırttılar. Bi eli yağda bi eli balda doğup büyüyen delikanlı, eşinin hiç sızlanmadan dimdik duruşunu gördükçe, yeniden yeniden âşık oluyordu ama,
kahrından alkole dadanmıştı.
Çalışamaz hale geliyor, daha çok sefalete sürükleniyorlardı. Hayatlarında
eksilmeyen tek kavram, mutluluktu. Mutluydular.
İngiliz anne, adı gibi, hakikaten nadide’ ydi...
O kör kuruşa muhtaç hallerinde bile, hastaneden atılmış
iki çocuklu bi kadına evini açtı, sokakta dilenen bi nineye
kendi yatağını verdi, aylarca baktı, yıkadı, pakladı, komşuların fısır fısır
dedikodusuna aldırmadan, kaçak olarak yaşayan, dara düşmüş
bi Fransız’ı sofrasına oturttu, çocuklarına kuru ekmeği paylaşmayı öğretti.
Bi gün...
İngiltere Elçiliği’ nden görevliler geldi, nasıl duydularsa duymuşlar,
çocuklarını al, İngiltere’ye dön, eğitimlerini üstlenelim,
sosyal güvencen olsun dediler Nadide’ye...
Kapıdan kovdu! Eşim Türk, çocuklarım Türk, burada babalarının yanında yaşayacaklar, 
ben de onların yanında öleceğim, benim için hayatını feda eden eşimi,
paraya değişmem dedi.
İki millet, iki devlet, iki din arasında perişan olmuşlardı ama,
aşkları sapasağlamdı.
Üstelik... Cumhuriyet de sapasağlamdı.
O dönemin Cumhuriyet’i,
şimdiki gibi sadece parası olanlara değil, gariban ailelerin çocuklarına da fırsat eşitliği sağlıyor, okumaya niyetleri varsa, okutuyor, üniversiteyse üniversite, konservatuvar varsa konservatuvar, yeteneğin önünü açıyordu.
Delikanlı, delikanlı gibi yaşadı, öldü.
Nadide zatürreeden vefat etti,
hayatının en çetin günlerini yaşadığı İstanbul’da, kızının evinde...
En çok kızına güvenir, en çok küçük oğlunu severdi.
Bu koca yürekli kadının küllerinden doğan kızı,
YILDIZ...
Oğlu, MÜŞfİK KENTER’di.
Boşuna dememişler, işini yapacaksan aşk’la yap diye...
Ve, merak ederim, tiyatroda sahneye koymak
için abuk sabuk senaryolar
aranır hep niye ...?
YILMAZ ÖZDİL

Günün Sözü :

HAYAT İLE İLGİLİ GÖRSELLER ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
23 Haziran 2018, Antalya- Turkey



YAZMAK BİR TUTKUDUR


BLOG YAZAMANIN ZORLUKLARI VE GÜZELLİKLERİ ile ilgili görsel sonucu


Merhaba Gönül Dostlarım,


Bana göre Yazmak bir tutkudur, Roman yazmak bir sabır işidir, ama sonunda bir eser ortaya çıkarmak ve insanlara yazdıklarıyla kalıcı bir şeyler bırakmak ayrı bir duygu olmalı. 
Yazıların en zor olanı Akademik Yazılardır. Kelime dağarcığının geniş olmaması en büyük zorluk olarak çıkmaktadır ortaya. bütün araştırmaları yapıp, eğer uygun kelimeleri seçip özgün bir yazı ortaya koyulamıyorsa tek sebep budur.
seçilecek kelimelerin, büyük harfin küçük harfin, noktanın virgülün ve her bir çizginin haddinden fazla önemi olduğundan ve yazdığınız her bir satır adeta dünyanın düzenini değiştireceğinden içinden çıkılması güç bir durumda kalmak, iki yazıp bir silmektir. "günümüzde" dersin hangi gün derler, "genellikle" dersin kime göre neye göre derler, "mesela, bence, yani, falan" zaten tabu kelimeler. eliniz kolunuz bağlı kara kara nasıl yazacağınızı düşünürsünüz. bilirsiniz ki yazdığınız her cümle düzeltilecek, her kelimenin üstü çizilecek, fikir güzel ama farklı bir şekilde ifade et denilecek. sonunda ortaya "21. yüzyıl Türkiyesin'de..." diye başlayan kasıntı cümleler çıkacak. kaynakçadaki noktalama işaretleri de cabası.

Yazı bir buluş mudur, keşif mi? Yazmak insan için güçlü bir tutku ve ihtiyaçken, öyle görünüyor ki, Sümerler yazıyı uygarlığa kazandırdıklarında bir buluştan çok keşfi gerçekleştirdiler. Sanki yazı, evrenin bir yerinde saklı dururken onlar sadece bir hazinenin kapağını araladılar ya da üzerindeki tozlu örtüyü kaldırdılar. O günden bugüne yazı insanın kaderinin bir ortağı ve tanığı olarak varlığını sürdürdü, sürdürüyor ve sürdürecek. 
İnsan neden yazmak ister ve içinden geçtiği dünyayı, hayatı kayıt altına almaya tutku duyar? Tarihin yazının bulunuşuyla başladığını kabul edersek aslında bu sorunun tarih kadar eski olduğu çıkarımına da varırız. Belki bu soruya cevap ararken yaptığımız, aslında daha kesif, daha karanlık bir dünyaya doğru yolculuktur. 
Tam da bunun için yazı üzerine, yazının doğasına dair kaleme alınan bütün kitaplar, zihnimize yeni sorular ekler, imgelemimizdeki soru işaretini büyütür.‘İnsan ancak kendini yazar’

“İnsan her zaman hikâye anlatıcısıdır; kendisinin ve başkalarının hikâyeleriyle çevrili yaşar, başına gelen her şeyi onlar aracılığıyla görür ve hayatını anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır.” diyen Jean-Paul Sartre’ ın sözünden, hikâye anlatmanın salt bir anlatma edimi olmadığını çıkarabiliriz. Bir insan her zaman hikâye anlatıcısı ise yazar kimdir? “Bir anlatıcılar vardır, bir de yazarlar. İnsan canının istediğini anlatır; canının istediğini yazmaz: Ancak kendini yazar.” sözleriyle Jules Renard,  Sartre’ dan yıllar önce aslında aklımıza takılan soruya dolaylı da olsa yanıt veriyordu.

Alıntı :Yazar: Mehmet Tunç
Kaynak: http://www.zaman.com.tr


Önce Kendinizi Sevin, sonra da Sevdiklerinizin, sahip olduklarınızın ve size değer verenlerin kıymetini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... Unutmayın ki, sizin şikayet ettiğiniz yaşamınız, belkide  başkasının hayali olabilir.

Emrah Akkaş' ın Yazmanın zorluklarını değişik bir uslubla anlatan aşağıdaki yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Netameli Bir İş: Yazmak

Sözcüklerden cümlelere, cümlelerden paragraflara, oradan da büyük karmaşık metinlere ulaşırsın.
Bugün yeni bir kelime öğrendim. Netameli: gizli tehlikesi olduğu sanılan, başına sık sık kaza gelen anlamları varmış. Düşünüyorum da bu yazmak ya da yazıyor olmak da böyle bir şey olmalı, netameli bir uğraş vesselam. Duygunun, düşüncenin, fikrin en gizli yerine ineceksin, oradan en olmaz denilen cevheri bulup gün yüzüne çıkaracaksın. Bir maden işçisi titizliğinde ya da bir dalgıç özverisinde olacaksın.
BLOG YAZAMANIN ZORLUKLARI VE GÜZELLÄ°KLERÄ° ile ilgili görsel sonucuYerin bilmem kaç metre altına iniyorsun, elinde bir kazma, başında bir baret, onun üstünde de bir fener, sana ışık oluyor, yol gösteriyor. Ya Allah ya bismillah diye başlıyorsun kazmayı sallamaya, ne çıkarsa artık bahtına… Bazen bir taş, bazen bir su, bir kömür, bazen de toprak, artık her neyse bahtın. Bunların arasında geziniyorsun, elinde kazma ile madenin en iyisini, en kalitelisini bulmak için. Kömür olmazsa olmaz ama, ona ulaşmak da öyle kolay değil ki be kardeşim. Daha çok sallaman gerekiyor kazmayı, daha derine inmelisin. Bir de kömürü diğerlerinden ayıklıyorsun, bir kuyumcu oluyorsun, onun titizliğinde. Kara elmas demişler ya kömüre ha işte öyle kara elması bulana kadar ayıklıyorsun, en dibe iniyorsun, inmelisin, ineceksin.
Yazarlık ya da yazma uğraşında kalemin kazma, kâğıt da maden ocağın oluyor. Dalıyorsun içine, çıkıyor senin de yoluna türlü türlü taşlar, sular, kömürler elbette. Kömürün en hasını, en kalitelisini bulmalısın demiştik ya, burada kalemin ucu ne kadar sivri ise o kadar çok kaliteli kömüre, yani söze, sözcüğe ulaşıyorsun, senin kömürün sözcüklerdir artık. Sözcükler arası bir gezegendesin ve orada geziyorsun, en son cevheri, en kaliteli kömürü bulmak için. Ha bir ara yoruluyorsun, kolların kaldırmıyor kazmayı, o zaman da kalemin ucunu sivrileştirmen gerekiyor, yani okumak. Okumak, zihnimizin kalemini sivrileştiren yegâne yoldur. Bu yolda seni, seçkin bir dünya denizine salmayı sağlar. İşte tam burada dalgıçlık giriverir devreye, çıkarsın maden ocağından, elindeki kazmadan arta kalan, sivrileştirdiğin kalemin ucudur. En olunmaz koyların, dehlizlerin arasındasın, önünde türlü türlü güzellikler, görsellikler vardır. Masmavi deniz suyu cezbeder seni, daldıkça dalarsın en derine ama karşındaki öyle madendeki gibi değildir bu sefer: Denizkızları, denizanaları, yengeçler, ahtapotlar oluverir. Her birine bakarsın, her canlı türü kendisine çeker seni, yazı da böyledir işte. Sözcüklerden cümlelere, cümlelerden paragraflara, oradan da büyük karmaşık metinlere ulaşırsın. Sonra onlar oluverir bir öykü, bir şiir, bir roman…
Bitti mi sandın bu netameli işin? Hayır. Bitmedi. Bitmez. Bitmeyecek. Bir de kaza yaparsın, yolun düşer tozlu topraklı patikaya. Asla ulaşamazsın asfalta, gel derler, içine içine çekerler seni. Bak burası otoban. Çok geniş, çok rahat bir yol, sen buradan devam et. Ama olur mu hiç öyle, kendi dinginliğinde yürüyeceksin, koşacaksın, hatta bazen sürüneceksin kendi yolunu bulmaya haydi yolun açık ola…
Emrah Akkaş
Günün Sözü :
YAZMAK İLE İLGİLİ SÖZLER ile ilgili görsel sonucu

İbrahimbirol.blogspot.com.tr/
22 Haziran 2018, Antalya-Turkey






BABALARIN GÜNÜ...


merhametli çocuklar yetiştirmek ile ilgili görsel sonucu

Merhaba Gönül Dostlarım,

On bir Ayın Sultanı Ramazan ayını ve akabinde kutladığımız Ramazan Bayramını geride bırakmak üzere olduğumuz şu günlerde, Allah' tan dileğimiz, gelecek yıllarda da Ramazan' Ayına  hep birlikte sağlık ve afiyetle  erişmeyi bizlere nasip etmesidir.

Bugün Babalara mahsus bir gün, gerçi biz tüm Gönül Dostlarımız' ın Babalar Gününü kısa da olsa geçen yazımızda kutlamıştık. 
Bugünkü yazımda Kutlama Mesajımın yanı sıra, yüreğinde evlat sevgisi taşıyan, yeni baba olan veya  bilhassa oğlan çocuğu sahibi olan veya bugünlerde baba olacak , baba adaylarına aşağıdaki şiir' in mısralarındaki  bazı önemli tavsiyelere kulak vermelerini ve bir ' Babanın Oğluna Öğütleri' adlı şiiri, Babalar Gününde belkide hafızalardan uzun süre silinmeyecek olan bu yazıyı, gelecek nesillerle paylaşmalarını öneriyorum.

BABANIN OĞLUNA ÖĞÜTLERİ

Zirve seni bekliyor, Dağın kıymetini bil,
Sanma ki yükselmek zor, çağın kıymetini bil,

Üşenme emek için, mutluyum demek için,
Üzümü yemek için, bağın kıymetini bil,

Elin, ayağın, başın, Annenin, arkadaşın,
suyun, toprağın, taşın, Göğün kıymetini bil, 

Oğlum benim, bir düşün, Değeri var mı dünün, 
Yarın çok geç ömrünün, Bugünün kıymetini bil...

Alıntı : sporx.com

baban giderse ile ilgili görsel sonucu

https://youtu.be/ISaBt3ZDtBw

Günün Sözü:



Babalar Günü mesajları 2018 - Kısa ve uzun Babalar Günü mesajları sözleri ve yazıları burada

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
16 Haziran 2018, Antalya-Turkey





BAYRAM VE BABALAR GÜNÜ


şeker bayramı mesajları ile ilgili görsel sonucu



Merhaba Gönül Dostlarım,


Bayram, sevinç günü demektir. Topluca kılınan bayram namazları; Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberliğin güzel bir göstergesidir. Bayramlar Müslümanları birbirine yaklaştıran, dargınlıkları ortadan kaldıran, kardeşlik duygularını kuvvetlendiren önemli günlerdir. Bayramlar, Allah'ın kullarına birer ziyafet günleridir.

Başta " Gerçek Dostlar" Ailesi olmak üzere,  tüm islam aleminin  Mübarek Ramazan Bayramlarının hayırlara vesile olmasını,
Canabı Haktan dilerim.


babalar günü resim ile ilgili görsel sonucuSırtımızı her zaman güvenle yasladığımız koşulsuz sevginin adresi babalarımızın en özel günlerinden biri olan babalar günü 17 Haziran pazar günü kutlanacak. Yani Ramazan bayramının son günü Babalar günü. Ülkelere göre farklılık gösterse de ülkemizde babalar günü her yıl Haziran ayının ikinci haftası pazar günü kutlanıyor. Yani 2018 yılında babalar günü 17 Haziran'da kutlanacak.
BABALAR GÜNÜ NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR: Bir Amerikan İç Savaşı gazisinin kızı olan Sonora Smart Dodd, Anneler Günü gibi babaların da bir günü olması gerektiğini düşünmekteydi. Dodd' un babası annelerinin yokluğunda altı çocuğunu tek başına büyütmüştü.
 Babasının doğum günü olan 5 Haziran' ın Babalar Günü ilan edilmesi için çalışmalara başlamış ama bu çalışmalar o tarihe yetişemeyerek kutlamalar haziran ayının üçüncü pazar gününe ertelenmiştir.  Bu yüzden Babalar Günü Haziran ayında kutlanır. Babalar Günü ilk kez 19 Haziran 1910′da Washington'un Spokane şehrinde kutlanmıştır. 1924 yılında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Calvin Coolidge kutlamaları desteklemiş; ama resmi olarak Babalar Günü ilan etmemiştir. 1966 yılında ise o dönemin başkanı Lyndon Johnson, her yıl haziran ayının üçüncü pazarının Babalar Günü olarak kutlanacağını açıklayan bir bildiri yayımlamıştır. 1972 yılındaysa başkan Richard Nixon' ın imzasıyla Babalar Günü yasal olarak ABD'de resmi tatil ilan edilmiştir.

Önce Kendinizi Sevin, sonra da Sevdiklerinizin, sahip olduklarınızın ve size değer verenlerin kıymetini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... Unutmayın ki, sizin şikayet ettiğiniz yaşamınız, belkide  başkasının hayali olabilir.



Günün Sözü :



İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
14 Haziran 2018, Antalya-Turkey




KADİR GECESİ...






Merhaba Gönül Dostlarım,

On bir ayın sultanı Ramazan ayının sonuna geldiğimiz şu günlerde Kadir Gecesine ulaşmış bulunuyoruz. Bu yazımda Kadir Gecesine daha geniş yer ayırmak istedim. Bu mübarek gün ve gecenin faziletinden yararlanmak için tüm müslümanların istedikleri dileklerini dualar eşliğinde bu uçsuz bucaksız semaya doğru ellerini açıp sadece Allah' tan ve gönülden istemeleri, geçmişteki günahların affolması için sadece Rab' lerine yönelmelerine yalnız ona kulluk  ibadet etmeleri ve şükretmelerini, bu kutsal gecede inananların Duaları ile birlikte tüm müslüman aleminin dualarının kabul bulması ve  gerçekleşmesi en büyük dileğimizdir.
Bu yazımızla birlikte Ramazan Ayı Sohbetlerimizi sonlandırmış bulunuyorum. Allah nasip ve kısmet ve de ömrümüz vefa ederse gelecek sene sizlerle tekrar bir araya gelip buluşana dek Hoşça kalın...

Önce Kendinizi Sevin, sonra da Sevdiklerinizin, sahip olduklarınızın ve size değer verenlerin kıymetini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... Unutmayın ki, sizin şikayet ettiğiniz yaşamınız, belkide  başkasının hayali olabilir.

Kadir Gecesi ne demek, anlamı fazileti nedir: 
Kadir Gecesinde ne oldu?  Müslümanlar her yıl Ramazan ayını büyük bir coşku ile karşılıyorlar. On bir ayın sultanı Ramazan ayında Kadir Gecesi de bulunuyor. Kadir, sözlükte, hüküm, şeref, güç, yücelik gibi anlamlara gelir. Dini literatürde, “leyletü’l kadr” şeklinde Kur’an-i Kerim’in indirildiği gecenin adı olarak kullanılır. Aynı adı taşıyan Kur’an-i Kerim’in 97. Kadir süresi, bu gecenin fazileti hakkında nazil olmuştur. Görüldüğü üzere bu ayette, Kur’an-ı Kerim’in Kadir gecesinde indirildiği ve bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu belirtilmektedir. Hayırlı olanın bu gecede yapılan amel olduğu, bin ayın ise içinde Kadir gecesinin bulunmadığı bir süreyi ifade ettiği anlaşılmaktadır. Ramazan ayının son on günü çok öenmlidir. Çünkü Kur’an-ı Kerimde bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilen Kadir Gecesinin bu on gün içerisinde olması kuvvetle muhtemeldir. Rivayetlerin çoğu da bu doğrultudadır. Kadir Gecesi 2018 yılında 10 Haziran Pazar gecesine denk geliyor. Müslümanlar bu tarihte dualar edip, affolunmayı dileyecekler. 



KADİR GECESİ NEDİR?
Kadir, sözlükte, hüküm, şeref, güç, yücelik gibi anlamlara gelir. Dini literatürde, “leyletü’ l kadr” şeklinde Kur’an-i Kerim’in indirildiği gecenin adı olarak kullanılır. Aynı adı taşıyan Kur’an-i Kerim’in 97. Kadir süresi, bu gecenin fazileti hakkında nazil olmuştur. Bu sürede yüce Allah (cc) şöyle buyurmaktadır. “Şüphesiz biz o Kur’an’ ı Kadir gecesinde indirdik, Kadir Gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin, Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır, Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede Rab’ lerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir”
Alıntıdır

Kuran´ın nazil olduğu bin aydan daha hayırlı bu gün ve gecenin başta 
' Gerçek Dostlar' olmak üzere efradı ailelerine ve bütün İslam alemine Sağlık, Mutluluk, Huzur ve hayır bereket  getirmesini diliyor ve dua ediyorum. 
Kadir geceniz mubarek olsun..

https://youtu.be/8vxYiY1me6A



İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
10 Haziran 2018, Antalya-Turkey






BAYRAMLARIN  DEĞERİ


bayram ve çocuklar ile ilgili görsel sonucu



GERÇEK DOSTLAR 
700. Yayın

Merhaba Gönül Dostlarım,


Bir millet için çok büyük önem taşıyan bayramlar, belirli günlerin anılması, kutlanması ve yaşatılması için en etkili yoldur. Bir toplumun her ferdinin bayramlara ve kutlamalara katılması, bayram coşkusunu içinde yaşaması bu nedenle çok önemlidir. Milli kültür bu şekilde korunabilir.
Ülkemizde milli ve dini olmak üzere iki farklı bayram türü her yıl kutlanmaktadır. Milli bayramlarımız ülkenin kurulduğu tarihten itibaren ülkemiz için büyük önem taşıyan günlerin kutlandığı bayramlardır. Bu nedenle de devlet eliyle resmi olarak kutlamalar yapılır. Cumhuriyetin nasıl elde edildiğinin hatırlanması ve devam ettirilmesi açısından milli bayramlar büyük önem taşır.
Dini bayramlarımız olan Ramazan ve Kurban bayramları ise İslam dini için önemli olan günleri temsil etmektedir. Dini bayramlarda insanlar yakınları, sevdikleri, büyükleri ve küçükleri ile bir araya gelerek bayram sevincini, birlik ve beraberliğini yaşar. Toplumun fertlerini, sevenleri bir araya getiren bu bayramlar insan ilişkilerinin güçlenmesi açısından oldukça önemlidir.
Milli ve Dini Bayramlarımızın değerlerini  Türk Toplumunun gelecekteki  yeni nesillerine aktaralım, aynı zamanda koruyalım ve her zaman sahip çıkalım.

Aşağıdaki yazıda, Türk şair, yazar, siyasetçi, diplomat Yahya Kemal Beyatlı' nın “ en güzel şiirlerinden biri olan Süleymâniye'de Bayram Sabâhı” adlı şiirinden  ilk mısraları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Önce Kendinizi Sevin, sonra da Sevdiklerinizin, sahip olduklarınızın ve size değer verenlerin kıymetini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... Unutmayın ki, sizin şikayet ettiğiniz yaşamınız, belkide  başkasının hayali olabilir.

Bayram Sevinci


Bayramlar, her seviyeden insanımızın heyecanla iştirak ettiği kutsal günlerimizdir. Aynı hisleri paylaşmak, aynı sevinci birlikte duyabilmek, toplum hayatı için önemli bir olaydır. Bu halleriyle dinî bayramlar, aynı zamanda millî birliğimizin birer yapı taşıdırlar. O bakımdan bayramları yaşatmak, geleneğin canlı olarak devam etmesini sağlamak, her birimiz için hem dinî hem de millî bir görevdir.
Dini bayramlarımız, imkânlar nispetinde yeni ve temiz elbiseler giydiğimiz, ruhumuz ve bedenimizle tertemiz yıkanıp arındığımız günlerdir. Bu temizlik ve bakımdan tepeden tırnağa bedenimiz, kapıdan bacaya evlerimiz, kapılarımızın önü ve sokaklarımız da payını alır. Bu güzel âdet ve gelenekler korunmaya ve yaşatılmaya değmez mi?
Bayram namazları ne muhteşem bir dinî tezahürdür! Yediden yetmişe, en küçük köyden büyük şehire, bütün Türkiye'nin katıldığı bu büyük topluluk, bu mahşerî kalabalık ne yüce bir hadisedir! Ellerinde seccadeleriyle, bayram namazı kılmak için sabahın erken saatlerinde, cami avlularını, sokakları ve caddeleri dolduran bu kadar insanı kim ve hangi güç harekete geçiriyor dersiniz? İnançları değil midir bu insanları bir araya getiren? Her geçen yıl daha da büyüyen bu görünüş ne kadar sevindiricidir. Şükrediyor ve  Rabbım, birlik ve beraberliğimiz hiç bozulmasın, daima güçlensin diye dua ediyoruz.

En güzel  bayram şiirlerinden biri Yahya Kemal'in “Süleymâniye'de Bayram Sabâhı” isimli eşsiz eseridir. Bu şiir, Türkiye Türklüğünün, dünyanın üç kıtasındaki muhteşem mâcerâsını anlatan bir destan-şiirdir.
Süleymaniye'de Bayram Sabâhı, bir Ramazan bayramı sabahında, Yahya Kemal'in Süleymaniye Cami'ninde bayram namazı kılarken hissettiği tarifsiz duygu ve düşünceleri dile getirir.
Şâir, kendi gök kubbemiz altında,  dinî bir bayramın vecdiyle, milletinin bütün tarihini ve bütün maneviyatını yaşamaktadır. Karşısında da bizim en büyük mîmârî şâheserimiz olan Süleymaniye Câmii vardır. Aslında Süleymaniye bir semboldür, o bütün bir tarihî ve kültürel değerleri temsil etmektedir.

Şiir şu mısrâlarla başlar:
Artarak gönlümün aydınlığı her sâniyede
Bir mehâbetli sabâh oldu Süleymâniye'de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mâvileşen manzaradan
Kalkıyor tozlu zaman perdesi aradan
Alıntı : Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ


https://youtu.be/fQ4zEvsw2EI

süleymaniye camii görüntüler video ile ilgili video

Günün Sözü :
Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık; 
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya, 
Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya. 
Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor, 
Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor

Yahya Kemal Beyatlı

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
8 Haziran 2018, Antalya-Turkey






MANEVİ VE RUHSAL GÜÇ...

MANEVİ VE RUHSAL GÜÇ İLE İLGİLİ YAZILA ile ilgili görsel sonucu



Merhaba Gönül Dostlarım,

Ramazan Ayı' nın başlamasından bu yana Ramazan ile ilgili sizlerle çok farklı yazılar ve konular paylaşmış olduk.
 " Gerçek Dostlar" adı altında yayınladığım yazılarıma gösterdiğiniz ilgileriniz bir hayli fazla oldu. Tüm ' Gönül Dostlarım' a sonsuz teşekkürlerimi, saygı ve sevgilerimi yolluyorum.
Bu tür yazıların insanın Manevi ve Ruhsal gücünü arttırıcı olduğuna inanlardan biri olarak sizlerle ' Ramazan Sohbetleri ' adı altında sekiz farklı konu paylaştık. Umarım bu yazılarımdan sizlerde feyiz almışsınızdır.

Ramazan Bayramına yaklaşık on günlük bir süre kaldı. 
Dini bayramlar yaklaştıkça  evlerimizde telaşlı ve tatlı bazı hazırlıklar daha şimdiden başlamıştır sanırım.
Dini bayramların kutlanmasının toplumsal açıdan faydalarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
-Bayramlarda küsler barışır.
-İhtiyaç sahiplerine daha çok yardımda bulunularak toplumdaki eşitsizlikler giderilmeye çalışılır.
-Bayram ziyaretleri ile akrabalık ve dostluk bağları güçlendirilir.
-Kişiler günahlarından tövbe etmeye daha meyilli olurlar bu da toplumda huzur ortamının sağlanmasına katkıda bulunur.  
-Bayramlarda toplumda kardeşlik, huzur, barış duyguları hakim olur paylaşmalar artar.
İnsanları hayata bağlayan ve hayatı anlamlı hale getiren bazı değerler, tutumlar ve normlar bulunmaktadır. Toplum hayatımızda ve bireysel hayatımızda da bazı değerlere bağlı kalarak hayatımıza devam eder ve kendimize hedefler koyarız.
İnsan hayatını şekillendiren en önemli değerler maddi ve manevi değerlerdir. Topyekun bir insan hayatını başından sonuna kadar maddi ve manevi değerlere olan bağlılıkları belirler.
Niçin Başkalarıyla Paylaşırlar?
Yaşamımızda sadece sıkıntılı ve üzüntülü günler yoktur.  Sevinçli, mutlu ve coşkulu günlerimizde vardır. Bizi yaşama bağlayan zorluklara karşı dayanma gücümüzü arttıran mutluluk dolu duygularımızdır.  Ailemizle, akrabalarımızla, arkadaşlarımızla ve sevdiklerimizle mutluluklarımızı paylaşırız. Mutluluklar paylaştıkça çoğalır. Coşkulu ve mutlu duygularımızın bizim için önemi büyüktür. Sevinçlerimizi başkalarıyla paylaşmak bizleri daha mutlu edecektir.
Allah'ım Ramazan Ayı boyunca layıkıyla yapılan ibadetleri, tutulan oruçları, yaptığımız tüm iyilikleri kabul etsin.
Önce Kendinizi Sevin, sonra da Sevdiklerinizin, sahip olduklarınızın ve size değer verenlerin kıymetini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... Unutmayın ki, sizin şikayet ettiğiniz yaşamınız, belkide  başkasının hayali olabilir.


Günün Sözü :
MANEVİ VE RUHSAL GÜÇ İLE İLGİLİ YAZILA ile ilgili görsel sonucu
İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
03 Haziran 2018, Antalya-Turkey