26 Temmuz 2017 Çarşamba




HAYATA Bİ MOLA
İlgili resim































Merhaba Gönül Dostlarım,

Ne yazık ki hayat hiç bir zaman bir anlık molaya bile izin vermez.. Ana rahiminden çıkıp mezara gidinceye kadar devamlı efor sarf etmek zorundayız beynimiz ve bedenimiz çalıştığı sürece.. Yalnız makineye bağlı yaşamaya çalıştığımızda mola vermiş oluruz ama o da hayattan sayılmaz.. Önemli olan yorgunluğun istediğimiz gibi mutlu , sağlıklı ve huzurlu olmasıdır..

hayata bir mola ver resim ile ilgili görsel sonucu" Üzerinde yaşadığımız dünya sonsuz nimetler barındırır bizim için. Dünyanın içinde akıp giden düzeni hayranlıkla seyreder ve çoğu zaman bu düzenin hep aynı şekilde seyredeceğini düşünerek hiç umulmadık bir anda gelir doğal felaketler, ölümün sessiz gelişi gibi... Birden bire allak bullak olur hayatımız. Sağ kalma şansına sahip olanların pek çoğunda ise maddi kayıpların yanısıra hep "keşkeler" yaşanır. Bambaşka olur hayata bakışımız bile; doğan güneşe, uçan kuşa, açan çiçeğe bir başka gözle bakar, bir başka huzurla doldururuz içimizi. Kararlar alırız bundan sonra kalan hayatımızı daha anlamlı ve değerli kılabilmek adına."

Alıntı : kişiselgelişim.com

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın.. 

HAYATA Bİ MOLA

hayata bir mola ver resim ile ilgili görsel sonucuBazen her şeyden kaçası gelir insanın. Başka diyarlar keşfetmek, yeni insanlarla tanışmak, yeni yaşamlar yaşanmışlıklar görmek ister. Yeter ki gideceği yer şuan bulunduğu yerden ve insanlardan faklı olsun. Tek isteği budur. Ya hayat monotonlaşmıştır ya da dönüm noktalarının birindedir. Kaçmak ister sadece kaçmak. Yalnız başına… Bazılarımız her şeyden uzaklaşma isteğini gerçeğe dönüştürebilecek kadar şanslıyken, bazılarımız sürekli değişen ruh halleri ve tavırlarıyla bu dönemi atlatmaya çalışır. Kendiyle hesaplaşmadan, bir şeyleri değiştirme fırsatı bulmadan zaman sarmış gibi görünür yaralarını.
Geçen gün gazetede ilgimi çeken ve bu konuyla alakalı bir yazı okudum. İngiltere başta olmak üzere , Avrupa ülkelerinde ABD ve Avustralya ‘da insanlar hayatlarının yönünü değiştirecek kararlar almadan önce ya da bir dönemi kapatıp yeni bir döneme başlamadan önce kendilerine 1 yıllık dinlenme – yenilenme zamanı ayırıyorlarmış. Geap Year ( Boş Yıl) olarak adlandırdıkları bu zaman dilimi içerisinde yeni şeyler öğrenmek ,farklı yaşamlara konuk olmak , gönüllü işlerde faaliyet göstermek , ilgili oldukları konularda kendilerini geliştirmek gibi uğraşlarla ilgilenerek kendilerini yeni yaşamlarına hazırlıyorlarmış.
Düşündüm de ülkemizde ancak emekliliğe ayrıldıktan sonra bu fırsatı bulabiliyoruz. Senelerce iyi bir üniversiteye kapağı atmak için okul-dershane-ev üçgeninden dışarı çıkamıyoruz nerdeyse. Tam üniversiteye kapağı atıyoruz her şey bitti derken iyi bir dereceyle okulu bitirmek, mezun olur olmaz iş bulabilmek için donanımlı hale gelmek gibi hedef ve endişelerle geçiyor yıllar. Tabi bu arada biz kendimizi unutuyoruz, bize kendimizi unutturuyorlar ne yazık ki.

Dünya turuna çıkmak, bir de hayata fotoğraf makinesinin objektifinden bakabilmek, bir an için kendini unutup diğer insanlar için bir şeyler yapmak, Sahra çölünde kendini kaybedip yok olmak, hiç olabilmek…Bunları doğru zamanda ve doğru yaşta yapabilme cesaretine sahip o kadar az insan var ki . Çoğumuz bize dayattırılan hayatı yaşıyoruz sorgulamadan .En önemli kararlarımızı oldu-bittiye getirerek alıyoruz. Hata yapıyoruz hem de çok. Farkına yıllar sonra varsak da ödünç hayatlar yaşıyoruz
Mesela üniversiteyi kazandıktan sonra okulu 1 seneliğine dondurup “HAYATA Bİ MOLA” diyebilsek, liseyi bitirdikten sonra üniversite sınavına hazırlanmadan önce kendi içimize yolculuk yapabileceğimiz diyarlara kaçabilsek. Belki o zaman gelecekle ilgili daha doğru kararlar alırız. Herkes kendini iyi tanır, meslek seçimini doğru yapar ve işini sevmeyen insanların sayısı azalır belki. Evlilik kararı almadan önce bir molaya ne dersiniz ? “İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdür” demiş Eflatun. Çok şey istemiyorum aslında. Sadece “HAYATA Bİ MOLA”
Yazan/Gönderen : Merve Işıl KAYA / Teşekkürler ;)
Kaynak : http://www.kendinigelistir.com/hayata-bir-mola-verebilir-miyiz/#ixzz4nfZqwN


https://youtu.be/SCMklY8a5p4

hayat ile ilgili video ile ilgili video

Günün Sözü:

hayat ile ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
26 Temmuz, 2017, Antalya

türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu


25 Temmuz 2017 Salı



EL DEYİP GEÇMEMEK GEREK
 
 
Merhaba Gönül Dostlarım,
 
Bugün bir başka Belgin Eryavuz yazısı ile tekrar birlikteyiz. İlginç bir konu, bazılarımızın merakla takip ettiği ve öğrenmek istediği bu konuya daha detaylı bir  açıklık getirmeye çalışacağız.
Küçüklük çağlarımızdan başlamak üzere ellerimizden birini daha fazla yorarız bunun da nedeni alışkanlığımız olan elimizden birini diğerine göre daha sık tercih etmemizden  kaynaklanır. Bizim buradan sizlerin hangi el tercihini kullandığınızı bilmemiz tabi ki olanak dışı, fakat konuyu daha  detaylı bir şekilde sizlerle birlikte paylaşmak istedim.
 
İnsanın büyümesi sırasında fark ettiği ilk özelliklerinden biri, el ve ayak kullanım tercihidir. Hepimiz küçüklüğümüzden beri sağlak veya solak olmamız konusunu en azından bir defa konuştuğumuzu hatırlarız. Hatta bazı okullarda veya dershanelerdeki sıralar sağlak ve solak olarak iki ayrı şekilde tasarlanmaktadır. Bu yazımızda, el tercihi ya da ellilik olarak bilinen bu konuya ve bunun evrimine değineceğiz.

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın..  
 
EL DEYİP GEÇMEMEK GEREK
sağ ve sol  elli insan resim ile ilgili görsel sonucu
Hepimiz bize bahşedilen bedeni ve aklı maharetle kullanmaya çalışıyoruz. Doğuştan bize armağan olan özelliklerimizle tanışmamız zaman alsa da; bedenimizin her bir parçasını sağlıklı tutmak, korumak ve geliştirmek için özen gösteriyoruz.
Bunlardan bir tanesi de ellerimiz. El deyip geçmemek gerek. İki elimiz var. Ama bir tanesini daha ağırlıklı olarak kullanıyoruz.
Peki neden dersiniz?
Çünkü uzmanlar genetik olarak ve doğuştan itibaren beynimizin; belli bir elimizi kullanacak şekilde özelleştiğini belirtiyor.

 
Yumulu ellerimizi açık tutmaya başladığımız 3.aydan itibaren başlayan keşfimizde; 5.ayla beraber ellerimizi kullanmaya başlıyoruz. Geçen zaman içinde de farkında olmadan bir elimizi daha çok kullanıyoruz.
Kimimiz sağ elini kimimiz ise sol elini kullanırken çok daha rahat. Görevleri yerine getirirken gereken hızı ve düzeni onunla sağlıyor.
 
Dünya genelinde elde edilen verilere göre; insanların yaklaşık yüzde70 gibi büyük bir kısmı sağlak. Yani sağ elini kullanıyor.
Yaklaşık yüzde 10’nu solak. Yani tercihlerini sol elden yana yapmışlar. Ama hepsi bu kadarla sınırlı değil.
Hem sağ hem de sol elini karışık olarak kullanan, yani bizler gibi zorlanma yaşamadan değiştiren insanların durumuna ‘Karışık ellilik’ deniyor. Sayıları solaklardan daha fazla. Neredeyse yüzde 20 civarında. Farkındalıkla ve biraz da sabır ve denemeyle öğrenilebilir bir durum olsa da; bir elin kullanımı yine de diğerinden daha ön planda.

 
Bunun tam tersi, iki elini beraber kullanırken kafa karışıklığı yaşayan, süratli ve düzenli olamayan küçük bir grup var. Onlara ‘Ambilevöz’ deniyor.  
Konumun ana kaynağı ise son grupta. Onlar doğuştan itibaren her iki elini de AYNI ANDA, aynı başarı ve hızlılıkta kullanan kişiler. ‘Çift elli - Ambidekster’ olarak anılıyor. Sayıları oldukça az olan bu kişiler becerilerini sonradan öğrenmedikleri için, her işte başarılı oluyor. Çoğu da dahi sınıfında zaten.
Peki hiç gözlemlediniz mi evcil hayvanlar, kedi ve köpekler nasıl davranıyor acaba? 
Ya da diğer canlılar? Onların da bir tercihleri oluyor mu?

Yapılan bilimsel araştırmalar; her canlının bir elini kullanmaya meyilli olduğunu göstermiş. Ancak oranlar biz insanlar gibi dengesiz değil. Neredeyse yarı yarıya.
Şimdi gelelim elimizi yönlendiren ve el kaslarımıza hareket emrini veren beynimize.

 
Biliyoruz ki; iki yarı küreden oluşan beynimizde bazı özellikler sağ, bazı özellikler sol yarı kürede özelleşiyor. Yani bir anlamda aralarında iş bölümü yapılıyor. Bununla alakalı olarak; beynimizin sol yarımküresi bedenimizin sağ yanını, sağ yarımküresi ise sol yanını kontrol ediyor.
Beyin üzerinde yapılan sayısız araştırma, pek çok teoriyi de gün yüzüne çıkarmış. Bu teoriler dil ile el tercihi arasında belirli bir ilişki bulunduğunda hemfikir. Ancak nedeni konusunda henüz kesin bir sonuca ulaşılabilmiş değil. Ve bu amaçla incelemelere devam ediliyor. Beynin evrim araştırmaları sonuçlandığında daha net bilgilere kavuşacağımız ise kesin. Ben her zaman ki gibi merakla bekliyor olacağım.
Elimizde tam kesin veriler olmamakla beraber; zeka konusunda solakların, sağlaklardan 1 puan önde olduğu belirtiliyor.
Ama aramızda çok daha özel olanlar var.  Zeki, yaratıcı, çalışkan, sabırlı, disiplinli olan bu kişiler birer deha. Üstelik hepsi AMBİDEKSTER.
Yaptıklarıyla, bıraktıkları eserlerle, yaşadıkları dönem içinde verdikleri mücadele ve çalışmalarla hep hatırlanıyorlar.
Onlar kim mi?
İtalyan Leonardo Da Vinci ilk sırada. Rönesans döneminin bu önemli filozofu, astronomu, mimarı, mühendisi, mucidi, matematikçisi, anatomisti, müzisyeni, heykeltıraşı, botanisti, jeoloğu, hazerfanı tam bir ambidekster.
Aynı anda her iki eli ile hızlı bir şekilde yazı yazabiliyor. Veya bir eli ile teknik çizimler yaparken, diğer eli ile resim üstünde gerekli yerlere yazı yazabiliyor.
Sağ eli ile yazdıkları, aynı anda kullandığı sol eli ile yazılmış metnin aynadaki bir yansıması. Dolayısıyla bir metni ve tersini yazma ve okuma yeteneğine ‘Da Vinci’ ismi verilmiş.
Diğer bir ambidekster 20. yüzyıl yaşamını icatlarıyla renklendiren Amerikalı mucit ve iş adamı Thomas Alva Edison.
Bir başka ünlü deha ve ambidekster, eserleriyle 20. yüzyıla damgasını vuran İspanyol ressam ve heykeltıraş Pablo Picasso.
19. yüzyılın en büyük bilim adamlarından bir tanesi olan İngiliz fizikçi ve kimyacı Michael Faraday’ı unutmak olmaz elbette.


Son olarak Rusya’da Leonardo da Vinci’nin yeteneklerine benzer özellikleri olan Viktor Tkaçenko’dan söz etmek isterim. Halen Sibirya’da yaşayan 57 yaşındaki Tkaçenko, aynı anda her iki eliyle da yazabiliyor. Son derece hızlı yazmasına rağmen yazısı düzenli ve anlaşılır. Buradaki ilginç nokta ise bu yeteneğinden ancak yıllar sonra; Da Vinci’nin benzersiz yetenekleriyle ilgili bir yazıyı okuyunca fark etmiş olması.
Kim bilir belki bizim aramızda da böylesi güzel yeteneklere sahip kişiler vardır. Beyin kıvrımlarını sonuna kadar zorlayan, yeteneklerinin farkında olan, onları geliştirmek için çabalayan herkese selam olsun.
 
Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ, 28.06.2017
Günün Sözü :

sağ ve sol  elli insan sözler ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
25 Temmuz, 2017,  Antalya

türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu





 


24 Temmuz 2017 Pazartesi

 BİR TATLI HUZUR

 BİR TATLI HUZUR İLE İLGİLİ RESİM ile ilgili görsel sonucu

Merhaba Gönül Dostlarım,

Bu defa  Sayın Yılmaz Ulusoy'un güzel bir yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum." Bir Tatlı Huzur", yazı başlığımıza ve resme  bakınca içimizi bir huzur yayıldığını hissetmeğe başlıyoruz. Yoksa bu yazı ve resmin bazıları için hiç bir anlam ifade etmediğini, hayatları boyunca hiç bir zaman huzurlu olamadıklarını mı düşünecekler. Bu yazımızı okuduktan ve resmimize baktıktan  sonra bu düşünceye sahip olan okurlarımın fikirlerini değiştirip  bir nebze olsun huzuru bulabildiklerini söyleyebilecekler mi acaba?
Dünya yaşantısında rahat ve huzur içinde olabilmenin sırlarından biri de geçmiş ve gelecekle ilgili düşüncelerden arınmaktır. Geçmiş geçmiştir, geri getirilemez. Geleceğin ne getireceğini ise kestirmek mümkün değildir. O zaman geriye kalan şu andır ve bunu "Dem bu demdir" diye düşünüp değerlendirmeye çalışmak gerekir.
Her insanın bu aleme gelişinde kendisine verilmiş bir görevi vardır. Bu görevi severek ve layıkıyla yapanların yaşantısı rahat ve huzurlu geçer. O kişi, bu görevi nasıl olsa yapacaktır. Sevmeden yapmaya kalkarsa görev ona zor gelir ve yaparken huzursuz olur. İnsan, zor dahi olsa yapmaya mecbur olduğu görevini bu bilinçle, severek yaparsa huzur ve rahatı bulur.
Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın.. 

Bir Tatlı Huzur

Huzur, aklımızda olumsuz düşünceler, kalbimizde kötümser duygular barındırmadığımızda kapımızı çalar. Kendimizden başlayarak insanları, çevreyi, doğayı olduğu gibi kabul edince ve tüm var oluşun düzenini onaylayınca huzura doğru bir adım atarız. Bir başka deyişle de, yaşamı bütünü ile sevip, evrene saygı gösterince, içinde bulunduğumuz an ve tüm koşulları tam anlamıyla kabullenince içimiz huzur doludur.
Huzur, kendini emniyette, rahat, memnun hisseden, gönlü ferah olan insandadır. O insan da genel anlamıyla yaşam ile barışıktır. Şikayet ise huzurun baş düşmanıdır. Hele egomuzun sesini yansıtıyorsa!..
Şükür ise, huzurun ilk ve can dostudur. Doğruluk, çalışmak, iyilik de huzurun ayrılmaz üç parçasıdır. Huzurun devamlılığını sağlamak kolay değildir. Çünkü insan yaşamında öylesine çok olumsuzluk ve vesvese vermeyi görev kabul etmiş birileri vardır ki, bunların tek işi huzurlu, inançlı, iyi insanları mutsuz etmek, olumsuz soruları beynine enjekte etmek ve huzur yolu ortamından saptırmaktır.
Doğru insan huzurludur. Çünkü vicdanı rahattır. “Doğruluk” sözcük olarak hakikat, dürüstlük, adalet ile eş anlamlıdır. Din, ahlak, yasalar, bilimsel düşünceler kesin doğruları temel alır. Doğru olmak her koşulda yalan söylememektir. Felsefe ise tüm doğruları sorgular.
Günlük yaşamda doğruluk, söz ve davranışlarımızın akla, mantığa ve Tanrısal buyruklara uygun olmasıdır. Ayrıca insanlara yararlı olmak doğruluk koşuludur.
“Yararlı olmak ve doğruluk” konusunu biraz irdelemekte yarar var sanıyorum. Varsayalım, biri gelip bir eşyasını, bir süreliğine bize teslim etti. İstediğinde onu geri vermeliyiz. Aksi davranış da söz konusudur. Diyelim ki, size silahını teslim etti. Bir süre sonra bir kavgaya karıştı. Hemen gelip silahını istedi. Normal şartlarda silahını geri istediğinde tereddütsüz geri vermek durumundayız. Ancak bu durumda silahı verdiğimizde bir cinayete de neden olabiliriz. O halde, doğru olurken başkalarına yararlı olmalı, kimseye zarar gelmemesine özen göstermeliyiz.
Huzurumuzun ikinci anahtarı çalışmaktır. Tüm kadim bilgi ve dinlerde çalışmak baş tacı edilmiştir. Çünkü her şey emek karşılığı elde edilir ve çalışmak insanı aklen, ruhen, bedenen meşgul kılar ve mutlu eder. Ünlü tıp adamı

pasteur resim ile ilgili görsel sonucuPasteur, “Bir saatlik çalışma vaktini ziyan ettiğimde, bana insanlığa karşı bir hırsızlık yapmışım gibi geliyor,” sözcükleriyle çalışmanın insan yaşamındaki önemini çok güzel simgelemiştir.
Tanrı insanı yaratmış, önüne sonsuz nimetlerini sermiş ve bunları elde etmesi için tek bir şart koşmuş: ÇALIŞMAK... İnsanoğlu çalışarak türlü beceriler elde etmiş, uygarlıklar ve kültürler oluşturmuştur. Kişiliğimiz açılmak, genişlemek, serpilmek, kendine ve topluma kanıtlamak ihtiyacındadır. Bunu tek yolu da çalışmaktan geçer. Sonucunda da toplum içinde doğru bir yer ve isim edinir. Ruhumuzun asıl sevinci budur.
michelangelo eserleri ile ilgili görsel sonucuİşini severek, gönülden yapan, çalışan herkes er geç başarı elde eder. Aslında ilk başarısı ise işini yaparken duyduğu mutluluk ve kendini işine verdiğinde zamanın su gibi akıp gitmesidir. Çalışma kendi başına en büyük sevinci verir.
Musa'nın heykeli ile ilgili görsel sonucu Elde edilen üründe, özellikle de sanatsal alanda üretenin mutluluğu tarif edilemez. Michelangelo ünlü “Musa” heykelini tamamladıktan sonra öylesine heyecanlanmış ki, çekicini heykele doğru fırlatmış ve “Ne duruyorsun, konuşsana!” diyerek haykırmış. Bu tarihi olay, çalışmanın huzur, mutluluk ve sevinç kapısını açtığının belki de en güzel örneğidir.
Huzur kapısını ilk çalan doğruluktur. Dimdik, genç, enerjik, kusursuz manevi yapısı ile gelir ve kapıyı bir kez çalar. Kapı biraz aralanır.
İkinci konuk çalışmak, biraz yorgun belki elinde baston ama mutlu, enerjik, alın teri kurumamış, elleri nasırlıdır. Kapıyı iki kez çalar ve kapı biraz daha açılır.
Üçüncü konuk iyilik  ise insanlardan aldığı hayır duaları ile, Tanrı’nın onu sevdiğinin bilinciyle koşar adım gelir. Kapıyı üç kez çalar ve kapı ardına kadar açılır. Ancak iyilik, kapıya gelmeden önce bir hayli gayret ve çaba göstermiş, eylemleriyle birçok insanın yüzünü güldürmüştür.
İyilik için pek çok şey söylenip yazıla bilinir. Kanımca insan yaşamında kalıcı üç hayırlı iyilik vardır.
*Kitap yazmak
*Ağaç dikmek
*Okul yaptırmak
Yaşamım boyunca bu üç temel unsuru kutsal amaç olarak kabul ettim. Kitap okumak ve hayat deneyimlerimi gelecek kuşaklara aktarmak adına kitaplar yazıp yayınlamaya gayret ettim ve ediyorum. Doğaya çok şey borçlu olduğumuzu biliyorum. Bu nedenle bulabildiğim her imkan ve zamanda yurdumun çeşitli yörelerine ağaçlar dikerek bu borcumu ödemeye çalışıyorum. Daha aydınlık ve güçlü bir Türkiye’nin eğitim ile gerçekleşebileceği bilinciyle, olanaklarımı zorlayarak okullar yapmaya ve gençlerimizin hizmetine sunmaya devam ediyorum.
İyilik yapmanın, hayır işlemenin insana verdiği mutluluk ve enerji dünyada hiç bir maddi varlık ile elde edilemez. Öncelikle huzur ve sevinç verir. Verene daha çok verileceğinden, iyilik yapan kendi nasibini de artırır. Yalnız iyilik gösteriş için, reklam amacıyla değil, yalnızca “İYİLİK” olduğu için yapılmalıdır.
  • Noktayı koyarken bir kez daha diyorum ki, huzur doğruluktur, çalışmaktır, iyiliktir...
Alıntı : Yılmaz Ulusoy,  01.07.2015
 
                                                                                    https://youtu.be/YxdunAIBLTI
 https://youtu.be/4trXt6goG1Y                                       
                                           
    türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu