Ziyaretçi Sayıları

16 Kasım 2017 Perşembe



 
EĞİTİM BİLMECESİ...
 
Son dakika haberi: MEB liselere geçişte yeni sistemi açıkladı!
 
 
Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugün sizlerle ülkemizin olmazsa olmazlarının başında gelen 7 den 70 e her yaştan insanımızı yakından  ilgilendiren en önemli konularından birini, Eğitim Sistemimiz  hakkında bazı bilgileri paylaşmak istiyorum.
 Sayın Belgin Eryavuz hanımın ' Eğitim  Sisteminde Tehlike Çanları' başlıklı bugünkü yazısı ve farklı konulardaki daha önceki  yazılarıyla  bizlere  bilgi aktarımında bulunan Sayın Eryavuz' a  sonsuz saygı ve şükranlarımızı iletiyorum.

Aynı zamanda Milliyet köşe yazarı Sayın Abbas Güçlü' nün 9 Ekim 2017 tarihli ' Eğitim Sistemi  Hiç Değişmemiş' başlıklı aşağıdaki yazısını sizlerle paylaşıyor,  her iki yazının yorumlarını sizlere bırakıyorum.

Eğitim Sistemi hiç değişmemiş

Cumhuriyet’in ilanından bugüne eğitimde nelerin değişip nelerin değişmediğine geçmeden,
 Müsteşar  Yusuf Tekin’in yaptığı bir konuşmada :
“Türkiye’de eğitim sistemi Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren hiç değişmemiştir. Bunu çok iddialı olarak söylüyorum. Sadece eğitimde bu ana felsefeye ulaşmak için kullanılan araçlar üzerinde minimal değişiklikler yapılmış. Asıl ulaşılmak istenen sonuca sistemi götürecek yolda ufak tefek değişiklikler yapılmıştır ve bu değişikliklerin hiçbiri eğitim sistemi değişikliği değildir. Eğitim sistemi değişikliği olarak algılanamaz. Bugünlerde gene tartışıyoruz. ‘Eğitim sistemi bir daha değişiyor’ Ne değişecek, ben anlamıyorum. 8. sınıf ve 9. sınıf, 12 yıllık zorunlu eğitimin parçası. 7’den 8’e geçtiği gibi 8’den de 9’a geçecek çocuklar. Burada yapacağınız bir değişiklik, eğitim sisteminde bir değişiklik anlamına asla gelmez. TEOG teknik bir konu, basit bir konu.” sözüne

Kim şaşı bakıyor?
Demek ki eğitime şaşı bakan, bizlermişiz.
TEOG gibi “basit bir konu” için Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’a, Milli Eğitim Bakanı’ndan velilere kadar neredeyse tüm ülkenin telaşlanması, neler oluyor diye kafa yorması, değişiklik istemesi, boşunaymış. Çünkü yapılan “ufak tefek, minimal” bir değişiklik, TEOG da “basit bir konu” ymuş!

EĞİTİM İLE İLGİLİ RESİM ile ilgili görsel sonucuTekin, ya eğitim tarihimizi hiç bilmiyor ya da tüm ülkeyi ayağa kaldıran konuları bile ciddiye almıyor.
Eğer anlatmaya çalıştığı, okul sisteminden medrese sistemine geçişse, işte o hiçbir zaman mümkün olmayacak!
Osmanlı’dan günümüze devam eden 300 yıllık bir süreci hiç kimse artık tersine çeviremez.
Cumhuriyet’in yetiştirdiği bir akademisyen olarak herkesten önce, buna zaten kendisi izin vermez!
Cumhuriyet’in ilanından bugüne iktidara gelen tüm hükümetler eğitime fazlasıyla önem verdi. Ama eğitime bakış açıları öylesine farklıydı ki çoğu zaman patinaj yaptık, çoğu zaman da elde ettiğimiz kazanımları hovardaca heba ettik.
Tekin’in “basit bir konu” diye nitelendirdiği değişimleri bir kenara bırakırsak, asıl büyük değişim, aidiyet duygusu yüksek, ülkemin her yeri benim vatanımdır diyen, tüketen yerine üreten, en büyük değerin alın teri olduğuna inanan yurttaş yetiştirmede yaşanıyor!
Özetin özeti: İnsan odaklı eğitimden, sınav odaklı eğitime geçişten daha beter bir sistem değişikliği ne olabilir ki!"

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

Eğitim Sisteminde Tehlike Çanları

24 Eylül 2009 Perşembe
 
Nüfusumuzun yarıdan çoğunu oluşturan gençliğimizin eğitim sisteminde yaşadığı zorluklar, aksaklıklar ve onun etkileşimleri… Okul çağına gelir gelmez başladıkları yoğun koşuşturma içinde, başta anne ve babalarının, ardından kendi seçimlerinin kurbanı oluyorlar ister istemez.

Seçmek zorunda bırakıldıkları okullarda belkide adını daha önce hiç duymadıkları mesleklerde bilgi sahibi olmaya çalışıyorlar. Gençliklerinin o en güzel yıllarını bu uğurda harcarken , bir daha asla geri gelmeyecek çocukluk ve gençlik yaşlarını kaybediyorlar habersizce. Yoğun bir yarış, yoğun bir koşuşturmanın ardından aslında her şeyden habersizce hayata atılıyorlar.

Yanlış nerede? Yanlış çocuklarımızın böyle bir düzen içinde kalmalarına izin veren ve bunlara acımasızca boyun eğen biz büyüklerde mi? Her sene kendi bildiği doğruları uygulamakta kararlı devlet büyüklerinde mi? Her sene deneme tahtasına çevrilen okul eğitim programlarında mı?

İster öğretmen, ister okul sahibi, ister anne baba olalım; sorumluluğumuz her ne şart altında olursa olsun önce çocuklarımızın geleceğini korumak olmalı bence. Çünkü onlar bizi yarınlara taşıyan güzelliklerimiz… Aslında büyükler olarak çocuklarımızı, gençlerimizi çok seviyoruz ama onlara sevgimizi dile getirmenin yollarını ne yazık ki yanlış yerlerde arıyoruz. Onlara yapılacak en büyük iyilik belki de bir an önce eğitim sistemindeki aksaklıklara dur demek, yanlış eğitimi kökünden tamamen değiştirmek. Değiştirmek yolunda ilk adımları desteklemek öncelikle.

Çocuklarımıza güvenli ve mutlu bir gelecek hazırlamak adına biraz özveri, biraz gayret göstermek gerekli. Onlar için yapılan hiçbir şey karşılıksız kalmayacaktır. Geri dönüşleri katlanarak olacak, hem çocuklarımız ve gençlerimiz hem de bizler daha uygar bir ülkeye hep beraber kavuşmanın keyfini yaşayacağız. Ama bunun için bizlerin biraz fedekarlıkda bulunması gerekli. Ne yazık ki bu sistem böyle devam ettikçe, lise ve üniversite kapılarında giremeyenlerin, istemedikleri üniversitelere girip mecburen okuyanların, mezun oldukları halde işsiz olanların sayısı alabildiğine artacaktır ülkemizde.

O halde eğitim basamağında sağlam ve emin adımlar atmamızın zamanı çoktan gelmiştir, hatta geçmektedir.

Gelin el ele verelim ve eğitimdeki düzensizlikleri, yanlışlıkları ve adaletsizlikleri beraber düzeltelim. Yaşam pınarımız çocuklarımız, pırıl pırıl gençlerimiz ve ülkemiz için…

Sevgiyle kalın

Belgin ERYAVUZ
19/08/2003
Kıbrıs



https://youtu.be/syPWfhi4E7k                                                                                        

              
                                             https://youtu.be/zlenB0nopeY


Günün Sözü :
" İnsanlar birey halinde eğitilmelidir; çünkü ancak bireylerin tek başlarına yükselmesiyle, toplumların yeterli bir şekilde yükselmesi mümkün olabilir."
Samuel Smiles

eğitim

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
16 Kasım 2017, Antalya





15 Kasım 2017 Çarşamba




 İSTANBUL' DA  KADIN OLMAK...

İstanbul'da kadın olmak zor



Merhaba Gönül Dostlarım,

Bu yazımızda İstanbul' da yaşayan ve çalışan Kadınlarımızın  bu şehirde  günlük yaşantıları esnasında karşılaştıkları ve  mücadele verdikleri zorluklar bizlere anlatılıyor

Bloğumda  Global  paylaşımlar yapmam nedeniyle mümkün olduğunca yapıcı, eğitici, yol gösteren ve özendirici konuları gündeme getirmek en önemli prensibimdir.
İstanbul aşığı biri olarak bu güzel şehrimizin kötü yanlarını ortaya çıkarmayı hiç bir zaman düşünemem, fakat bazı istatistiki bilgileri göz ardı etmeyelim.

Thomson Reuters Vakfı'nın yaptığı ankete göre İstanbul kadınlar için en tehlikeli mega kentler arasında 10. sırada. Cinsel şiddet ve taciz tehlikesinde ise 19 şehir arasında en kötü 6. kent.
BBC Türkçe' de yer alan habere göre, anket için 1 Haziran-28 Temmuz tarihleri arasında nüfusu 10 milyonun üzerindeki 19 büyük kentte 380 uzmanla görüşüldü.

Bu kentlerde kadınlara yönelik cinsel şiddet, zararlı kültürel uygulamalar ve sağlık hizmetleri ile kadınların ekonomik güçleri ve eğitime erişimleri incelendi.
Puanlama en kötü 1, en iyi 19 şeklinde yapıldı.
Ankete göre kadınlar için dünyadaki en tehlikeli mega kent ise Mısır' ın başkenti Kahire.
Kahire'yi Pakistan'ın Karaçi, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin başkenti Kinşasa ve Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi izliyor.
Kadınlar için en güvenli kentler ise Londra, Tokyo ve Paris.

Alıntı : CNN Türk

"SOKAKLARINDA NE ÇOK ERKEK YÜRÜRSE YÜRÜSÜN, BU ŞEHRİN KENDİSİ DİŞİ"
Yüksek ökçelerle okey taşlarının melodisini dinlediniz mi? bir kahvehanede oturdunuz mu ya da balık pazarından yürüdünüz mü gül rengi gece elbisenizle?

Vogue Türkiye, İstanbul'un erkek egemen mekanlarında kadın gibi kadın olmanın izini sürdü..."
 
Elif Şafak İstanbul'da kadın olmayı yazdı,

Kim ne derse desin, sokaklarında ne çok erkek yürürse yürüsün, bu şehrin kendisi dişidir, tabiatı kadınsı. Uzun, dalgalı saçlarını savurur rüzgarda. Kahkahası martı çığlıklarına karışır.

Yüksek ökçelerle okey taşlarının melodisini dinlediniz mi? bir kahvehanede oturdunuz mu ya da balık pazarından yürüdünüz mü gül rengi gece elbisenizle?

Tarih boyunca nice şairin, nice seyyahın gözünde İstanbul alımlı, gizemli, çetin ceviz bir kadındır. İmkansız sevgilidir.

Ne var ki İstanbul' un kaldırımları, sokakları, meydanları hep erkeklere açıktır, hep onlara.

Biz kadınlar, ruhu dişi olan bu şehirde tuval üzerinde akan renk dereleri gibi ararız yolumuzu; yürürüz, daima ileriye, ufuk çizgisine baka baka. İstanbul ile kız kardeş oluruz..."

Alıntı : Elif Şafak

YAZININ DEVAMI VOGUE TÜRKİYE HAZİRAN SAYISINDA...

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

Biz İstanbul kadınları

Böylesine büyük bir metropolde yaşamak kolay mı zannediyorsunuz?
Hem kadın olacaksın, hem hürriyetini koruyacaksın, hem gerektiğinde taksi şoförleriyle kavga edeceksin, hem trafikte küfürü basacaksın, hem masada zarif kadını oynayacaksın...

Gerektiğinde erkek Fatma gerektiğinde Kezban gerektiğinde Bond kızı olabilmeyi başaracaksın... Hatta gerektiğinde Bond’un kendisi olacaksın!
İstanbul kadını olmak, farklı karakterleri matruşka bebek gibi iç içe giymek demek... Şizofreninin dibine vurmak demek... Evde, mutfakta, sokakta, ofiste, restoranda ve gece kulübünde farklı kadınlar olmayı becerebilmek demek...
Koca çantalarla gezmek demek... Çantanda düz bir çift ayakkabı taşımak, gerektiğinde sokak ortasında ayakkabı değiştirmek, gerektiğinde onları bir savunma silahı olarak kullanmak demek... Kolunda Louis Vuitton, yüksek ökçelerle metrobüs peşinden koşmak demek... Trafik nedeniyle işten çıkıp, eve uğrayıp akşam için hazırlanmak diye bir seçenek yoktur. İstanbul kadını, ofiste veya arabanın bagajında orta ölçekli bir gardırop bulundurmak demek...
İstanbul kadını olmak, sürekli erkeklere yol vermek demek... Restorandan, asansörden, merdivenden, vs. çıkarken hiçbir zaman erkekler kadınlara öncelik vermez. Ben artık abartıp “Buyurun” diyorum, teşekkür bile etmiyorlar.
Direnişlerde en ön saflarda yer almak demek... TOMA’ya göğüs germek, kafanı çevirerek biber gazından zarifçe korunmak demek... Eyleme giderken evi, çocuğu, işi, sorumlulukları unutmamak demek...
İstanbul’da hayatta kalabilmek için sahip olmanız gereken pek çok özellik vardır.
İkna kabiliyetin yüksek olmalı: Yağmurlu havada taksi bulmak ve yolcu olarak kabul görmek için.
Kolay pes etmeyeceksin: Her zaman zorlayacaksın. Farklı yollar deneyeceksin. “Hayır” bir cevap değildir. Çene gücüyle açılmayacak kapı yoktur.
Erkek gibi davranacaksın: Narin, nazik, kırılgan olmayacaksın. Hatta yürürken bir omzu hafif aşağı indireceksin, ucuz kaba dayı filmlerindeki karakterler gibi poz keseceksin.
Kadının dibi olacaksın: Güzel ve bakımlı da olacaksın. Kadınsal rekabetler de ağırdır bu şehirde.
Yön duygun iyi olacak: Yollar, duraklar, binalar sürekli değişir. Kaybolmayacaksın.
Kişisel gelişime açıklık: İki seçeneğin var; ya kafayı yiyeceksin ya da bütün bu çileleri ders kabul edip Nirvana' ya ** ulaşacaksın.

ALINTI : Demet Cengiz


Özlem Tunçaker

Persephone' nin Çiçekleri

Alıntı : kadin ve kadin.net
FOTOĞRAFLAR : AHMET POLAT 

** Nirvana' ya ulaşmak :
Bir nevi gerçeği olduğu gibi kabul etmenin gerektiğini anlatan ve kişinin bulunduğu durumdan memnun olması gerektiğini anlatan bir felsefedir.
 

 Günün Sözü :
"Dünyayı kadınlar yönetiyor olsaydı hiç savaş yaşanmazdı ancak 28 günde bir derin müzakereler yaşanırdı." - Robin Williams

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
15 Kasım 2017,  Antalya




 

14 Kasım 2017 Salı





ÖĞRETMENİM  ATATÜRK
öğretmenim atatürk kitabı ile ilgili görsel sonucu

























Merhaba  Gönül Dostlarım,
  
 34. İstanbul Kitap Fuarına Katılan Ziyaretçi Sayısı 742. 445 olarak açıklandı.

Görüntünün olası içeriği: 12 kişi, yazı
' Genç Yazarlarımız ' başlığı altında sizlerle  paylaştığım dünkü yazımda,  Büşra Yılmaz, Büşra Küçük ve Alya Öztanyel, Türkiye'nin birer fenomene dönüşen genç yazarları... 34. İstanbul Kitap Fuarı'nda düzenlenen imza günlerinde onların önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Yalnız genç takipçileri değil, okumayı bilmeyen küçücük kızlar bile onları görünce gözyaşlarına boğuluyor. Peki bu genç yazarlar neden bu kadar seviliyor?

Genç Nesillere kitap sevgisini daha fazla aşılamak, onlara okuyabilecekleri yeni çıkan kitapları tanıtabilmek amacı ile gerek Bloğumda ve gerekse Facebook, Twitter hesaplarımdan belirli aralıklarla tanıtımlar yapmağa çalışıyorum. Gelecekteki  bu tür kitapların tanıtımına daha sıklıkla yer vermek istiyorum
 Bugünkü yazımda  sizlere ' Öğretmenim Atatürk ' adlı bir kitabın tanıtımını  yapıyorum..
Ders Kitaplarındakinden Çok Farklı Bir Atatürk...
Atatürk' ü daha yakından tanımak isteyen genç nesil kuşakların, Ulu Önderimiz  hakkındaki bilinmeyenlerini ve  merak ettiklerini bir arada bulabilecekleri bir kitap.



Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

Öğretmenim Atatürk


Bol ödüllü yazar Mavisel Yener,  Mustafa Kemal Atatürk'ün az bilinen anılarını derleyip yeniden kaleme aldı.
Mustafa Kemal'in annesinin ayağına batan iğnenin gizemini biliyor musunuz?
Mustafa Kemal'in en sevdiği hayvan hangisi?
Ezberi hiç sevmeyen Mustafa Kemal
nasıl sınıf birincisi oldu?
Mustafa Kemal kıyafet balosunda herkesi nasıl şaşırttı?
Mustafa Kemal hangi tablo için
“kimseye göstermeyin” dedi?
Mustafa Kemal'in kitap sevgisi nasıl gelişti?
Mustafa Kemal'in en sevdiği spor hangisi?
Atatürk'ün yazdığı film senaryosunun adı ne?
On beş dakikada bestelenen eser hangisi?
Öğretmenim Atatürk'te nice unutulmaz anı okumak, eski arkadaşınızı yeniden keşfetmek gibi…
 

Alıntı : Mavisel Yener, Bilgi Yayınevi Çocuk Kitapları                  
                                    
                   
atatürk resim ile ilgili görsel sonucu Mustafa Kemal Atatürk’ün en sevdiği hayvan, en sevdiği spor hangisiydi? Okul giysisindeki neyi sevmiyordu? En büyük fobisi neydi? Bu kadar etkili konuşabilmesinin altında ne yatıyordu? Küçükken çiçeklerin üstünü neden örtmek istedi?
İlkokul kitaplarımızda “Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selânik’te doğdu. Annesi Zübeyde Hanım, babası Ali Rıza Efendi’dir.” diye başlayıp devam ederdi hayat hikâyesi. Atatürk’ün hep ne kadar başarılı bir devlet adamı, öngörüsü yüksek bir asker olduğunu okuduk. Peki, ya nasıl bir insan olduğunu biliyor muyuz? Atatürk’ün gizli kalmış, ders kitaplarında yer almayan anıları Mavisel Yener’in “Öğretmenim Atatürk” kitabında yer alıyor.
Her çocuk gibi küçükken fareden korkan, soğuk bir kış gününde bahçeye çıkıp annesinden çiçekler üşümesin diye örtü isteyen, kuş beslemeyi seven bir Atatürk ile karşılaşacak çocuklarınız. Bir lideri lider yapan çocukluk anıları, çocuklarınıza ilham verecek.

Çocuğunuz kitabı okuduğunda karşısına bambaşka bir Atatürk çıkacak. Ders kitaplarında gördüğünden farklı bir Atatürk... “Öğretmenim Atatürk” kitabı, onun kahramanlıklarının, başarılarının arkasında kişisel özelliklerinin olduğunu anlatıyor, çocuğunuzun Atatürk’ü daha yakından tanımasını sağlıyor. Çocuğunuz Atatürk’ü okudukça kendine bir rol model, rehber buluyor.
Mavisel Yener Atatürk’ün anılarını çocuklar için derleyip onlara “Öğretmenim Atatürk” kitabını yazdı. Bu kitapta Atatürk’ün anılardan en ilgi çekici olanları bir araya getirip, çocukların kitap sevincini de duyumsayarak okumasını amaçlıyor. Çocuklarımıza Atatürk’ün vatan sevgisini, bağımsızlık ilkesini, sanatseverliğini anlatırken, onun nasıl bir asker, devlet adamı ve düşünür olduğunu da aktarıyor. Siz de çocuklarınızın Atatürk’ü sadece okuldaki ders kitaplarından değil, gerçek hayatından anılarıyla tanımasını istiyorsanız, “Öğretmenim Atatürk” kitabı tam da çocuklarınıza göre!

http://www.bilgiyayinevi.com.tr/ogretmenim-ataturk

Günün Sözü :

Görüntünün olası içeriği: yiyecek

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
14 Kasım 2017, Antalya



13 Kasım 2017 Pazartesi



GENÇ YAZARLARIMIZ






 Merhaba Gönül Dostlarım,

Her yıl yarım milyon ziyaretçiye ulaşan Uluslararası 34. İstanbul Kitap Fuarı, 04-12 Kasım 2017 tarihleri arasında okurları, yurt içi ve yurt dışından pek çok değerli yazarla buluşturacak.
Büyükçekmece TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi'nde gerçekleşecek “34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı” 9 gün boyunca "Mizah: Hayata Gülümseyerek Bakmak" temasıyla okuyucu ayrıca yurt içi ve yurt dışından pek çok değerli yazarla buluşturacak.
 
" 7-15 Kasım arasında gerçekleşecek fuarda, Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Metin Celal’in açıklamasına göre geçen yıl 561 milyonun üzerinde kitap üretildiğine dikkat çekerek şunları söyledi:
 
"Kişi başına 7,3 adet kitap düşmüş. Üretimimiz yüzde 4,6 artmış. 2 milyar 281 milyon dolarla da dünyanın en büyük 12. yayıncılık sektörü olmuşuz. Geçen yıl 50 bin 752 çeşit yeni kitap üretmişiz. Bu rakamla da UNESCO'nun ölçümleriyle dünyanın en büyük 11. yayıncılık sektörüyüz. Bu verilerle baktığımızda TÜYAP' ın kitap fuarının 500 bin ziyaretçiye ulaşması ve 600'den fazla yayınevinin katılmasının normal karşılanması lazım."
Alıntı : milliyet.com.tr
 
Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

İstanbul Kitap Fuarı'nın fenomeni genç yazarlar

Büşra Yılmaz, Büşra Küçük ve Alya Öztanyel, Türkiye'nin birer fenomene dönüşen genç yazarları... 34. İstanbul Kitap Fuarı'nda düzenlenen imza günlerinde onların önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Yalnız genç takipçileri değil, okumayı bilmeyen küçücük kızlar bile onları görünce gözyaşlarına boğuluyor. Peki bu genç yazarlar neden bu kadar seviliyor



' Kötü Çocuk’ un yazarı Büşra Küçük ve ‘4N1K’nin yazarı Büşra Yılmaz geçtiğimiz günlerde İstanbul Kitap Fuarı kapsamında imza günü düzenledi. ' Karanlık Lise' serisinin yazarı, Alya Öztanyel ise 14 Kasım’da fuarda hayranlarıyla buluşacak.

                               kötü çocuk resmi ile ilgili görsel sonucu

BU NE SEVGİ AH BU NE IZDIRAP!

Bu imza günlerinin diğerlerinden bir farkı var. Genç yazarların imza günleri, alıştıklarınızdan biraz farklı. Hatta öyle farklı ki, yaşanan izdihamı gördüğünüzde ağzınız açık kalır.
Evet, Kitap Fuarı'nın ritüellerindendir uzun uzun imza kuyrukları, ama bu kızları One Direction üyeleri ya da Justin Bieber Türkiye’ye konser vermek için gelmiş gibi yerinde duramayan bir kitle bekliyor. (Burada; 'Justin bir Hi bile demedi' diyerek gözyaşı döken genç kızımızı hatırlayalım...)

Yaşları 5 ila 18 arasında değişen kızlar gözyaşı döküyor,  hayranı oldukları yazarı beklerken çığlıkları salonları inletiyor.                                                       
İstanbul Kitap Fuarının fenomeni genç yazarlar                            4 N1K ile ilgili görsel sonucu

Örneğin Büşra Yılmaz’ın imza gününde öyle bir izdiham yaşandı ki; genç yazar ve hayranlarının can güvenliği için Büşra, yayınevinin standından kaçırılır gibi uzaklaştırıldı.

YENİ NESİL BU ÜÇ YAZAR NEDEN ÇILGINCA SEVİLİYOR?


İstanbul Kitap Fuarının fenomeni genç yazarlar
- Geçtiğimiz senelerde herkesin yazar olduğu ve hikâyelerini yayımlayabildiği bir yayıncılık platformu olan Wattpad yazarları dünyada büyük ilgi görmüş, bu hikâyeler sosyal medyada çok tutunca normal kitap haline getirilmişti. Wattpad, Kanada kaynaklı bir yayıncılık platformu. Üç yazarımız da Wattpad’ ın ağır toplarından… Yazdıkları hikayeler ile tıpkı dünyada olduğu gibi Türkiye'de de geniş kitlelere ulaştı ve fenomen oldular. Sanal âlem, sen nelere kadirsin!

- 16 yaşındaki Alya ve 21 yaşındaki Büşra Küçük ve yine aynı yaştaki Büşra Yılmaz, hikâyeleriyle yaşıtlarının hislerine tercüman oldular.  Yazdıklarının yetişkinler için pek edebi değeri yok. Ama bu önemli değil... Onları farklı kılan, sadece gençlerin anlayabileceği onlara özgü bir dil ve terimleri rahatlıkla kullanmaları.
- Genç yazarların hayal dünyalarından yansıyanlar, lise çağlarındaki gençlerin duygularına hitap etmeyi başarıyor. Ne de olsa dünyaya benzer bir pencereden bakıyorlar. Aşkın, aşk acısının, arkadaşlık ilişkilerinin ruhlarındaki yansımaları birbirine yakın.
- Hayran buluşmalarında, yetişkin yazarlar gibi “sıkıcı sıkıcı” demeçler vermek yerine onlarla bol bol selfie çektiriyorlar.

Alıntı : hürriyet.com.tr

https://youtu.be/s05BZT9VvtM




Günün Sözü :
" Eğer bir insan bir kitabı okuduktan sonra, onu tekrar okumaktan zevk almıyorsa, o kitabı okumuş olmasının bile hiç bir değeri yoktur "– Oscar Wilde

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
13 Kasım 2017,  Antalya



12 Kasım 2017 Pazar




MAZHAR OSMAN VE NEYZEN TEVFİK



neyzen tevfik sözleri ile ilgili görsel sonucu




















Merhaba Gönül Dostlarım,

İyi bir hafta sonu geçirmeniz temennisiyle ,

On günden beri Ulu Önderimiz Atatürk ile ilgili yayımladığım yazılarımın sonuncusunu dün sizlerle paylaşmıştım.

Bugün farklı yazı başlıklarıyla  tekrar birlikteyiz. Hikayemize  geçmeden önce, isterseniz  yanık sesli üflemeli mistik  bir çalgı olan NEY hakkında kısa bir bilgi ve ayrıca yazımızın kahramanı Neyzen Tevfik ile ilgili kısa bir bilgi vererek başlamak istiyorum.

Kendimin de her zaman  zevkle dinlediğim ve Ney  çalabilmek uğruna çeşitli  üstatlardan  zaman zaman dersler aldığım ve  en çok  mesai harcadığım bu çalgının gizemini çözebilmek, şu sıralar en büyük meşgalem olduğunu belirtmek isterim.

Ney nedir?

ney.jpg
Ney; tambur, ut ve kemençe gibi Klasik Türk müziğinin en tipik sazlarından olarak kabul edilir. Ney, Mevlevi Sufilerinin yaptığı Sema'nın da en önemli parçalarından biridir. Sulak yerlerde yetişen boğumlu kamış bitkisinden yapılır.

 

Neyin bölümleri

Altı delik önde, bir delik arkada olmak suretiyle yedi deliğe sahiptir. Ortadaki deliklerde yarım ses, kalan deliklerden ise tam ses alınır. Arkadaki kalan delikler ise, acemaşiran, hüseyniaşiran perdesini kullanmak içindir. Aynı perdeden birkaç ses çıkarılabilir. Üflenen baş kısmına başpare denir.

 

Ney çeşitleri
Neyin 30’a yakın çeşidi vardır. Ancak günümüzde dört-beş çeşit ney yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunlar;
Şah, Mansur, Kız neyi, Yıldız, Müstahzen, Süpürde, Bolahenk

Neyzen Tevfik Kimdir?

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazıŞair
 
 

Tevfik Kolaylı, ya da yaygın bilinen adıyla Neyzen Tevfik, taşlamalarıyla tanınan Türk neyzen ve şairdir. Taşlama kitaplarının yanı sıra, çeşitli taksimler ve saz semailerinin bestecisi olarak da bilinir. Vikipedi


 

Doğum tarihi: 24 Mart 1879, Bodrum
Ölüm tarihi ve yeri: 28 Ocak 1953, İstanbul
Tam adı: Tevfik Kolaylı
Defin tarihi ve yeri: Kartal Merkez Mezarlığı, İstanbul
Albümler: Hiç" in "Azab-ı Mukaddes"i
 

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...


MAZHAR OSMAN NEYZEN TEVFİK’E RASTLAMIŞTI

Bakırköy Akıl Hastanesini kuran ve bu alanda büyük şöhreti olan Dr. Mazhar Osman Uzman, bir gün yolda yürürken Neyzen Tevfik’e rastladı. Sayısız alkol tedavisini yaptığı Neyzen’i koltuğunun altında kocaman bir rakı şişesi ile yakaladı. Doktor birden gürledi:
-Neyzen bu ne ?
-Rakı doktor.
-Dök bakayım onu.
-Dökemem, yarısı İbrahim Çallı’nın.
-O zaman yarısını dök.
-Dökemem.
-Neden dökmüyorsun ?
-Üstteki Çallı’nın.
Alıntı

Üstad Neyzen Tevfik...

Yıl 1950 bir gece ...
Beyoğlu meyhanelerinden birine, elinde bir ney muhafazası taşıyan,
25-30 yaşlarında, iyi giyimli bir genç girer.
Şöyle bir etrafı kolaçan ettikten sonra, boş bulduğu bir masaya ilişip, havalı bir el hareketi ile garsonu çağırır;...
-Şişşşt, bakar mısın buraya?
Garson seğirtir hemen masaya doğru;
-Buyrun beyim?
-Bir Fahrettin Kerim bana. biraz buz, az da badem.
Fahrettin Kerim, o zamanların İstanbul valisinin adı ile anılan minik rakı şişesi.
-Baş üstüne beyim.
Sipariş gelmeden daha, mekanın sahibi gelir masaya;
-Delikanlı, bakar mısınız?
Delikanlı afili bir bakış atar;
-Buyurun?
-O masadan kalkmanızı rica edecektim, şu arkadaki masaya alsak sizi?
-Ne münasebet efendim, boştu masa ben geldiğimde.
-Üstadın masasıdır bu, buraya gelen herkes bilir, kimse oturmaz!
-Ne üstadı imiş bu?
Patronun gözü masadaki neye ilişir ve gözüyle işaret eder;
-Üstad Neyzen Tevfik, tanıyor olmalısınız.
-Ben benden başka üstad  tanımam, benim üstad diyeceğim adam bu aleti benden iyi üflemeli...
Patron sinirlenmeye başlar, iki de fedai hareketlenir masaya doğru.
Tam o sırada, az önce meyhaneye girip tartışanların haberi olmadan duruma şahit olan Neyzen Tevfik el eder patrona
"Bırak kalsın" anlamında. ne de olsa son demleridir artık hayatının, durulmuştur artık gençlik ateşi.
Yavaşça ilişir arkadaki boş masaya, bir Fahrettin Kerim de o söyler, az da badem.
Delikanlı ikinci şişeyi de bitirdikten sonra, neyi çıkartır muhafazasından, dudaklarına götürür.
Patron artık dayanamaz acele seyirtir masaya.
-Delikanlı ayıp yahu, üstadın yanında..
Her şeyin bir edebi, usulü var yahu!
Arka masadan kısık bir ses duyulur.
-Şşşşt bırak efendi, tamamdır.
Patron üstada hürmetten, geri geri çekilir karanlığa doğru, delikanlı başlar bir taksim üflemeye. herkes bırakır çatalı,bıçağı, kadehi, kulak kesilir.
Ustadır delikanlı hakikaten.
Ustadır da, çok tizden girmiştir, hem caka satma merakı, hem de içkinin tesiri ile. tıkanır kalır..
Tam fısıltılar başlamışken, ilahî bir ney sesi duyulur üstadın masasından, delikanlının çıkamadığı perdeden almış, devam etmektedir. Şaşırır delikanlı, hem zordur o perdeye çıkmak, hem de alıcı gözle baktığı halde, ney görememiştir üstadın elinde o ana kadar.
Arkasına döner... Bakar... Gördüğü yeter ona..
Alelacele, kıpkırmızı bir suratla.. Çeker gider.
Üstadın elinde ney değil, boş bir
Fahrettin Kerim şişesi vardır, ona üflemektedir ney yerine.....


 Alıntı : KEYİF ATÖLYESİ

https://youtu.be/aJDDDSX8MJs?list=PL0H0G__9bx_mqPDZnfF2KOD6ZMTB3-ynl
 

 
https://youtu.be/zVzZc8zsJ0k
                   

                                                                       https://youtu.be/cJ1w-ENR4-w                                    

                                                                                          

Günün Sözü :

neyzen tevfik sözleri ile ilgili görsel sonucu

 
İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
12 Kasım 2017, Antalya





 

11 Kasım 2017 Cumartesi




YAVER...






Merhaba Gönül Dostlarım,

Ebediyete intikalinin 79. Sene-i devriyesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tüm Türkiye' de düzenlenen törenlerle ve büyük bir coşku ile  anıldı.

10 kasım kutlamaları 2017 ile ilgili görsel sonucuAtatürk' ü Anma Haftası etkinlikleri  ile ilgili olarak aşağıdaki Atatürk' e ait  son yazımı sizlerle paylaşıyorum.

Atatürk' ten Hatıralar olarak başlattığımız yazı dizimize, daha sonra Atatürk' ü Anma Haftası etkinlikleri çerçevesinde  Ulu Önderimizin Anılarını,  hastalığı ile ilgili geçirmiş olduğu evreler ve  ölüm günü olan 10 Kasım 1938 tarihine kadar olan zorlu dönemini , elimizden  geldiğince belge ve resimleri ile sizlere aktarmağa çalıştım..
 Bu yazılarıma gösterdiğiniz ilgilerinizin beklentilerin bir hayli üzerinde olması, yaptığımız işin doğru olduğunun en önemli kanıtı oldu. Sonsuz Teşekkürlerim ve saygılarımla...

Bizlere,  bugünkü Bağımsızlığımızı, Özgürlüğümüzü ve  Demokrasimizi sağlayan  başta  Atatürk olmak üzere onunla birlikte omuz omuza mücadele veren silah arkadaşlarına ve ayrıca  bu topraklar için mücadelede  hayatlarını kaybeden Şehitlerimize,  Allahtan Rahmet diliyoruz. Ruhları Şad olsun. Gazilerimizden hayatta olanlara ve  yaralılarımıza  geçmiş olsun dileklerimizle acil şifalar ve uzun ömürler temenni ediyoruz.

Bugünkü ' Yaver' başlıklı yazımızı bir kaç kez okumanızı ve Atatürk’ün çocukluk arkadaşı ve hayat boyu yoldaşı olmuş Yaveri Salih Bozok' un  hazin hikayesini ve yazının  sonundaki her iki  VTR ' leri izlemenizi tavsiye ederim.

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

10 Kasım’da Dolmabahçe’de patlayan tabanca

Ne zamandır o tabancayı arıyordum.   “Sarı Zeybek”in final sahnesinde patlayan o tabancayı...
10 Kasım sabahı Atatürk’ün yaveri Salih Bozok’un kalbine sıktığı tabancayı...
Geçen ay Yapı Kredi Yayınları’na uğradığımda, “Biliyor musunuz, o tabanca bizde” dediler.
İnanamadım.
Az sonra bankanın zengin tarih arşivinin kasaları açıldı; içinde özenle korunan tabanca çıkarıldı.
Smith Wesson marka, sedef kabzalı, 228411 seri numaralı bir silahtı bu...
Banka, tabancayı bir koleksiyonerden satın almıştı. Salih Bozok’un diğer bazı eşyaları, notları, kitapları, fotoğraflarıyla birlikte...
Bu sayede Atatürk’ün çocukluk arkadaşı ve hayat boyu yoldaşı olmuş yaverinin şahsi tarihçesi, gördüğüm en düzenli arşivlerden birinde koruma altına alınmıştı.



Alıntı : Can Dündar, Milliyet yayınları


" Atatürk’ün Gördüğü Gerçekleşen Son Rüya...
26 Eylül 1938 tarihinde Atatürk, rahatsızlığı ile ilgili olarak ilk defa hafif bir koma atlatmıştı. Prof. Afet İnan, olayı şöyle anlatıyor:
O geceyi rahatsız geçirdi. İlk komayı o zaman atlatmıştı. Ertesi sabahki açıklamasında:
“Demek ölüm böyle olacak” diyerek uzun bir rüya gördüğünü anlattı.
“Salih’e söyle, ikimiz de kuyuya düştük, fakat o kurtuldu” dedi.
Atatürk’ün burada “kuyuya düşme” sembolü ile gördüğü rüya vizyonu, kendisinin de söylediği gibi ölümünün habercisiydi. Salih Bozok’un kuyudan kurtulması ise, Atatürk’ün vefat ettiği gün, buna çok üzülen Salih Bozok’un intihar etmesi sonucu kurtarılmasını simgeliyordu...
Bu Atatürk’ün gerçekleşen son rüyasıydı...

YAVER
Saat 9'u 25 geçe...
Matem halindeki Dolmabahçe Sarayı tek bir el silah sesiyle irkildi.....
Sedef kabzalı Smith Wesson 'ın namlusundan çıkan mermi, adeta çığlık gibi koridorları dolaştı.
Koştular hemen alt kata.....Kanlar içinde yerde yatıyordu.
Kalbine dayamış, tetiğe basmıştı ...
Salih Bozok...
Mustafa Kemal 'in yaveriydi.
Selanik'ten mahalleden arkadaştılar, ikisi de 1881 'liydi...
Akrandılar, Taa en başından beri "Bandırma "Vapurundan beri yaveriydi. Ateşten gömleği gönüllü giymişti .... 
Neler yaşamışlardı birlikte, ne maceralar, ne vuruşmalar, birbirlerine öylesine yakındılar ki, Mustafa Kemal evlendiğinde, Latife Hanım'ın şahidi Salih 'ti....
Zübeyde Hanım rahmetli olduğunda, oğlu yetişemedi, cenazesini Salih kaldırdı, Salih toprağa verdi...
Salih 'in eşi Düriye hanım, Nuri Conker 'in kız kardeşiydi, Nuri Conker ise Atatürk'e "Kemal "diye hitap edebilen tek insandı.
Üçü birlikte büyümüştü , çocukluk arkadaşı, kardeşten öteydiler.
YAVER deniyor ama, Mustafa Kemal 'in canını emanet ettiği adamdı Salih Bozok...
FotoğrafSaat 9'u 5 geçe de Yanındaydı...
Başucunda dua ediyordu. Ruhunu teslim ettiğinde, gözlerinden iki damla süzüldü, eğildi, elini öptü, çıktı dışarı, alt kata indi, odasına girdi, çekti her daim belinde taşıdığı beylik tabancasını , soğuk namluyu iman tahtasına dayadı , ve tetiğe bastı.
Ölmedi Salih.....Mermi kalbini sıyırıp, iki üç milim yanına
saplanmıştı .
Apar topar Şişli Sıhhat Yurdu'na kaldırıldı, ameliyat edildi, kurtarıldı. Canlı cenaze gibi yaşamaya devam etti
Canından çok sevdiği Mustafa Kemal 'iyle birlikte gidememişti , hayata küsmüştü, neredeyse hiç kimseyle konuşmaz olmuştu, evinden , odasından çıkmadan yaşadı, anca iki sene devam edebildi, mermiyle delemediği kalbi, sıkıntısından kendi kendine durdu..
Ve sonunda 1941 yılının 25 Nisan günü hayata gözlerini yumdu.
Ertesi gün Yeni Sabah Gazetesine yazar Aka Gündüz onun için kaleme aldığı yazısını şöyle bitiriyordu :
- Salih Bozok Atatürk 'e kavuştu..
ATATÜRK 'ün ölüm yıl dönümünde bu yürekli İnsanı da sevgiyle, saygıyla anıyoruz!

Alıntı : edepsiztv.com

                                
https://youtu.be/nJO0gOVynh8                                            https://youtu.be/EXaLEVPrqk8

                                                          


Günün Sözü :
" Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz." 
Mustafa Kemal ATATÜRK

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
11 Kasım 2017, Antalya






Gerçek Dostlar