SAVAŞ VE BARIŞ...


Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar, gökyüzü ve açık hava


Merhaba Gönül Dostlarım,

1972'de dünyanın gözünü Vietnam Savaşı'na çeviren ve üstte görülen fotoğrafı çeken fotoğrafçının adı Nick Ut. 
Kendisine Pulitzer ödülünü getirecek olan kareyi çektiğinde, atılan bombanın etkisiyle şoka girdiği için çığlık çığlığa yollarda koşan çıplak kızın adının Kim Phuc olduğunu bilmiyordu

FOTOĞRAFI ÇOĞUMUZ BİLİYORUZ...
AMA HİKAYENİN DEVAMINI BİLMİYORDUK...
BENCE HERKES HİKAYENİN SONUNU BİLMELİ...
H. PETİN...
1972 yılının 8 Haziran günü Kuzey Vietnam'da bir tapınakta saklananların üzerine Amerikan uçağından dört napalm bombası atıldı.
Sağ kalan çocuklar, elbiseleri, saçları, vücutları yanık içinde, çığlıklar atarak kaçışırken, foto muhabiri Nick Ut kendisine Pulitzer ödülünü getirecek olan kareyi çekti...
Ortada, çığlık çığlığa koşan çıplak kız, Vietnam Savaşı' nın bütün dehşetinin isimsiz simgesi haline geldi...
Amerika' yı dünya kamuoyunun önünde güç durumda bırakan, kendi ülkesinde protesto gösterilerine yol açan bir simge...
1982'de bir Alman gazeteci fotoğraftaki kızın peşine düştü...
Kızın adının Kim Phuc olduğu ortaya çıktı... Bütün vücudu yandığı için Saygon'  da 14 ay hastanede yatmış, yanık derisi ayıklanırken her seferinde acıdan bayılmıştı...
İleri bir yaşta, kocasıyla gittiği Moskova dönüşü siyasi mülteci olarak Kanada'ya sığınmıştı...
O günlerde 34 yaşındaydı, evliydi,
3 yaşında bir oğlu vardı. Astım ve şeker hastasıydı, sık sık migren krizi geçiriyordu. Vücudunun her yerinde silinmek bilmez yaralar taşıyordu, cildi nefes alma yeteneğini kaybetmişti ama yine de "ne talihliymişim ki yüzümde en küçük bir leke bile yok."
diye avunuyordu...
1995 senesinde Washington'da Vietnam Savaşı' nı anmak için bir tören yapıldı. Kim Phuc da oradaydı.Konuşması için kürsüye çağırdılar:
"-O bombaları atan pilotla karşılaşsam, ona geçmişi değiştiremeyiz derdim. Ama bugün de yarın da barışa hizmet etmek için elimizden geleni yapabiliriz..."
Konuşması bitince kürsüden ayrılıyordu ki, eline bir kağıt tutuşturdular. Göndereni işaret ettiler. Kim Phuc önce dönüp adama baktı. Adam orada öylece durmuş, eli ayağı titreyerek Kim Phuc' a bakıyordu. Sonra elindeki notu okudu:
"Kim, o adam benim!" yazıyordu...
8 Haziran 1972 günü, Vietnam'daki o tapınağa napalm bombası atan uçağın pilotu John Plummer' di orada duran.
Savaştan sonra yıllarca kendine gelememiş, ne yapacağını bilememiş, din adamı olmuş,
o küçük kızın resmini gazeteden kesip sürekli cüzdanında taşımıştı...
Kim Phuc bir an adama baktı, sonra kollarını açarak ona doğru koştu.
Hangisinin yarası daha derindi dersiniz?..........
H.PETİN

https://youtu.be/st9p24mUKrY
https://youtu.be/zXxmLQV3YRA

Günün Sözü :
''Yurt’ta barış, Dünya’da barış.''
M.Kemal ATATÜRK
''Savaş zaruri olmadıkça cinayettir..''
M.Kemal ATATÜRK
İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
24 Ekim 2018, Antalya-Turkey





HAYATA YÖN VEREN FİLMLER

Ä°lgili resim




Merhaba Gönül Dostlarım,

Hayatımıza bir köşesinden ayna tutan ya da daha önce hiç karşılaşmadığımız hayatları bizlere mükemmel bir çerçevede sunarak unutulmaz kılan filmler vardır. O filmleri başucumuzda saklamak isteriz ve izlediğimiz her dönemde bizlere akıl veren dostlar haline gelir. 
Bir kere tutulduğunuzda asla bırakamayacağınız Hayatınızın akışını değiştiren filmler hangisi ? diye sizlere sorsam siz ne derdiniz ?
Ä°zlediğinizde hayatınızı kökten değiştirecek 10 filmBana sorarsanız çocukluğumdan bugüne kadar izlediğim filmler arasında beni en çok etkileyen iki filimden birincisi 1994 yapımı " Forrest Gump" derim.
Başrollerini Tom Hanks ve Gary Sinise’ in paylaştığı Forrest Gump, unutamadığımız ve üzerinden yıllar geçse de en depresif zamanlarımızda sarılmak isteyeceğimiz filmlerden bir tanesi… Forrest Gump’ ın çocukluğundan, yetişkin hayatına kadar yaşadığı mucizeleri ve yaşamda elde edilen başarıları aslında kişinin kendisinin mümkün kıldığını bizlere anlatıyor Forrest Gump… 

the terminal resim ile ilgili görsel sonucu
İkincisi ise 2004 yılı yapımı " The Terminal " Baş Rollerini Tom Hanks  ve Catherine  Zeta- Jones' un  paylaştığı gerçek hayattan alınmış bir film. 
İzlemeyenleriniz  varsa ve kendisine umut aşılayacak bir şeyler katmak istiyorsa bu iki filmi mutlaka izlesin.

Çok değerli yazarımız Bige Güven Kızılay' ın " Hayal Ağacım" adlı kitabından alıntı bir bölümü aşağıda sizlerle paylaşıyorum.


HAYAT SAVUNMAYA DEĞER
defending your life ile ilgili görsel sonucu

“Hayatınızı değiştiren filmler hangisi?” diye bir başlık vardı internette.
Ben de onu düşündüm , benim var mı hayatımı değiştiren bir film diye..
Var.
90’ lı yıllarda bir video furyasıdır giderdi hatırlar mısınız? VHS mi, Beta mı, gidip gidip, deliler gibi film kiralardık..
İşte o dönemden bir film var hafızama kazınmış, kodlanmış adeta. Başrolde Meryl Streep var, adamın yüzünü hatırlıyorum, adından çok emin değilim, Albert Brooks galiba...
Diyebilirim ki, o gün bugündür, hayatımı o düşünceye göre yaşıyorum.
Detayları birebir aynı kalmamış olabilir zihnimde. Özetle şöyle :
Başroldeki erkek dalgın ve dağınık bir adam.
Film, bu adamın, araba kullanırken müziği değiştirmek isteyip düşen kaseti yerden almaya çalışırken bir trafik kazasında ölmesiyle başlıyor. Bu abimiz kendini “öbür dünyada” buluyor.
Film bu ya, orası geçici bir durak, ve orada yargılanıp, cennete mi, cehenneme mi gideceğiniz belirleniyor. Normal hayat akıyormuş gibi bir mekan, herkes yiyor, içiyor, geziyor, ama sürekli birbirleriyle mahkeme konusunu konuşuyorlar.
Meryl Streep’ le adam tanışıyorlar . Kadın çok zarif ve etrafta çok saygı gören biri.
defending your life ile ilgili görsel sonucuDerken adamın mahkeme zamanı geliyor. Buyrun salonumuza diye alıyorlar içeri.. Kocaman dev bir ekranın karşısına oturtuyorlar. Bir tarafta hakimler var. Diğer tarafta seyirciler.
Işıkları karartıyorlar, film bir başlıyor ki, adamın kendi hayatı..!
Yargıç diyor ki, “Zor bir dava, hayatınızın 10 anı ile yargılanacaksınız.”
Adam kan ter içinde kıvranıyor, karşıma neler çıkacak diye..
İlk sahne 8 yaşındaki hali. Kendi yaptığı bir suçu bir başka arkadaşına atarken..
Sahne bitiyor, ışıklar yanıyor, kaskatı suratlı 5 hakim, hadi bakalım söyle diyorlar, “Bunu neden yaptın?” Adam hık diyor, mık diyor, kıvranıyor manasızca.. Yiğitce bir açıklaması yok çünkü yaptığının. Çocukça bir korkaklık işte.
Sonra ergenlikte bir sahne, derken üniversitede, bir de üstüne babasıyla bir kavga...
Hep , hep sorumluluktan kaçmış hayatı boyunca, kendi çıkarı için başkalarını harcamış durmuş..
Gek gükten başka bir savunma yapamıyor, yargıçlar da son derece gerçekçi ve katı yorumlar yapıyorlar, bizimki perişan halde mahkeme salonundan çıkıyor. Bitik.. Hayatı nasıl yaşadığıyla ilk defa yüzleşiyor ve kendinden nefret ediyor..
Sonra aralarda bir yerde Meryl Streep’ in mahkemesi var. Bir sürü seyirci gelmiş, kalabalık. “Bir tek sahne ile yargılanacaksınız” diyorlar. Bir yangın sahnesi.
Kadıncağız, meğer o yangında çocuklarının hayatını kurtarmış ve öyle ölmüş. Yargıçlar ona hiç bir soru sormuyorlar tabii, ayakta alkışlanarak sonuçlanıyor o mahkeme..
Tahmin ettiniz mutlaka.. İkisi birbirlerine aşık oluyorlar...Ama oraları bu yazının konusu değil. 
Ben o filmi izlediğimden beri, her hareketimde hep düşünürüm, “Bu davranışım günün birinde dev ekranda bana izletilse , bir açıklamam olabilir mi?” diye... Ve savunamayacağım hiç bir şeyi yapmamaya çalışırım.
Düşünüyorum da, aslında kendi kendimizin savcısı da, yargıcı da biziz. O mahkeme nefes aldığımız sürece benliğimizde kurulmalı . Savcı beynimizse, yargıç yüreğimiz olmalı. Yargıcın onaylamadığı hiç bir şeyi yapmamalı..
Da....
Öyle takır takır yazmak gibi kolay değil ki..
Ben her gece başımı yastığa koyunca düşünüyorum, pişman olacağım bir şey yaptım mı diye.. Bütün gün bir biçimde yolumun kesiştiği her yüz adeta gözümün önünden geçiyor, üzgün, kırgın bakan bir yüz varsa ve sebebi bensem, çok üzülüyorum.
Bunu o kadar uzun süredir yapıyorum ki, artık resmi geçit yapan o yüzlerde üzüleceğim bir ifade pek nadir oluyor, bayağı ilerleme kaydettim diyebilirim..
Ama bir kere bunu başardın mı hep öyle kalacak diye bir şey yok. Odaklanmak gerek, odağını kaybettiğin an, mahkemendeki dev ekranda gösterilecek malzeme çıkartabilirsin her an..
İnsanın hamurunda acaip katı bir egoizm de var, inanılmaz derinlikte bir sevgi de.. Siz hangisini beslerseniz o benliğinize hakim oluyor. İncecik de bir sınır üstelik .. Ayağınız bir taraftayken her an öbür tarafa taşabilir.
Babamın çok yakın bir arkadaşının üç kızı vardı. Üniversitede filandım, beni karşısına oturtup sorguya çekmişti : “Evleneceğin adamda ne ararsın kızım? “
Acaip gerilmiştim.!
Ne desem beğenmeyecek belli ki.. O yaşlarda benim aklım anca boyuna posuna eriyor.. Sustum sustum, ıkındım, sıkındım...
Sonunda halime acıdı, cevabı kendi verdi : “Merhametli olsun evladım. Sakın merhametsiz bir adamla evlenme.”
Şimdi düşünüyorum da,aslında insanı insan yapan en önemli erdemlerden biri merhamet. İkisi vicdanla el ele dolaşır dururlar.
Diyeceğim o ki, özetle insan merhametli ve vicdanlı olduğu sürece o dev ekranda korkulacak bir manzara olmuyor. Saim amcam haklıymış. Gerisi teferruat.
Ve herkes kendi vicdanının önünü süpürse , var ya; bu toplumun kaderi muhteşem bir şekilde değişir.
Ha, hayat beni sürekli zorluyor diyorsanız, onun da cevabı var :
Nelson Mandela diyor ki :
“ Hiç bir zaman kaybetmem. Ya kazanırım. Ya öğrenirim..”
Hayal Ağacım
Bige Güven Kızılay
Hayal Ağacım ( Yeşil kitap )
Sayfa 194 ( Hayatımı Değiştiren Film )

https://youtu.be/ciByvddyHBs


Günün Sözü :

GÜZEL FİLM SÖZLERİ ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
16 Ekim 2018, Antalya-Turkey


YAPAY ZEKANIN BABASI




Merhaba Gönül Dostlarım,

Yaşadığımız çağ, tarih kitaplarına kuşkusuz ' Mobil Çağ ' olarak geçecek. Ve bu çağa  şimdiden damgasını vurmayı başarmış şirketlerin başında Apple gelmektedir. 
1976 yılında kurulan şirket, popüler olmaya başladığı ilk zamanlarında, bilgisayarları ile adından söz ettirmekteydi, Tarihler 2007' yi gösterdiğinde ise teknoloji sektörünün seyrini değiştirecek bir hamle geldi ve şirket ilk iPhone' u tanıttı.
İşte Apple hakkında uzun uzun yazılan şeylerden ilginç olanlarından bazı bilgiler;
-  Varlık değerlerine göre dünyanın en büyük, cep telefonu üreticisi olarak ise dünyanın ikinci en büyük şirketidir.
- Dünya genelinde 115.000 Apple çalışanı bulunmaktadır.
- Apple kampüsünde çalışmakta olan bir kişinin yıllık ortalama kazancı 125.000 Dolar.
- Apple 2012 yılında günde 340.000 iPhone satışına ulaşmıştır,
- Apple 118.9 Milyar Dolar ile dünyanın en pahalı marka değerine sahip

Alıntı:

ALAN TURING
23 Haziran 1912 tarihinde, Londra’ da bir erkek çocuğu doğar. Alan Mathison Turing adındaki bu çocuk yıllar sonra dünya tarihinin akışını değiştirecek işler yapacaktır.
İnsanlığı derinden etkileyen katkıları olmasına rağmen bu adam ne okullarda fen derslerinde anlatılır ne de adı filmlerde geçer. Son yıllarda değeri günden güne anlaşılsa da yaşadığı dönemde tıpkı Nikola Tesla' ya da yapıldığı gibi- ciddi haksızlıklara uğrayan ve değeri geç anlaşılan bir dahidir Alan Turing.
Apple' ın ısırılmış elma logosu siyanüre bulanmış bir elmayı ısırarak intihar eden bir matematikçiye aittir.
Adı :Alan Turing
İcadı : Bilgisayar
Ölümü : 7 Haziran 1954
Ünvanı : Yapay Zekanın Babası

ALAN TURÄ°NG RESÄ°M ile ilgili görsel sonucu1912'de İngiltere'de doğdu. Matematik, kripto analitik, bilgisayar mühendisliği ve biyoloji alanlarında uzmandı. Nazilerin gizli yazışmalarda kullandığı Enigma kodlamasını çözdü. Almanlar' ın ünlü Enigma isimli şifre mekanizmasını çözerek savaşın gidişatını değiştiriyor. Enigmanın çözülmesiyle beraber Alman denizaltıları zor durumda kalıyor. Alman savaş uçaklarının Londra üzerinden gerçekleştirdikleri bombardımanlar kısmen etkisizleşiyor ve bunlar bir matematikçi, Alan Turing’ in başarısıyla oluyor.Bu sayede savaşı İngiltere lehine çevirerek zaferi getirdi.
Turing, ülkesine savaşı kazandıran kodlamaları geliştirdikten sonra 1952'de homoseksüel davranışları sebebiyle tutuklandı. O zamanlar İngiltere'de eşcinsel olmak suç olduğundan Turing' e hapis yerine östrojen hormonu alma cezası verildi. 1954 yılında Turing intihar etmek için bir ısırık aldığı zehirli elma sebebiyle öldü. Alan Turing’ in cesedi bulunduğunda yanında bir ısırık alınmış elma da bulunuyordu..
Ucundan ısırılmış bir elma şeklindeki logo, bilgisayar teknolojisinin babasına bir saygı duruşuydu.
Alıntı: Ferah Ince sayfasından anlamlı bir bilgi paylaşımı

10 Eylül 2009 taɾihinde yani Alan Tuɾing' in ölümünden 50 yıl sonɾa İngiliz başbakanı Goɾdon Bɾown ünlü matematikςiye yaρılanlaɾın koɾkunç olduğunu kabul etti.
kaynak: wikipedia


Günün Sözü :
 alan turing sözleri ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
9 Ekim 2018, Antalya-Turkey




😘





4 EKİM HAYVANLARI KORUMA GÜNÜ





Merhaba Gönül Dostlarım,

4 Ekim Hayvanları Koruma Günüİnsanlar hayvanlara karşı yapılan haksızlıkların farkına vararak onları korumak istiyorlardı. Ve bu amaçlı dernekler birleşerek Hollanda'nın başkenti Lahey' de Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu' nu oluşturdular. 1931 yılında toplanan bu kuruluş 4 Ekim'i Hayvanları Koruma Günü ilan etti'.
"Hayvanları korumak insanların hayvanlara iyi davranmalarını ve onların daha iyi koşullarda beslenmelerini, barınmalarını sağlamak ve yıllardır hayvanlara karşı yapılan haksızlıkların, işkencelerin farkına vararak onları korumak amacıyla Hayvan Koruma Birliği' ni kurdu. Bu kurum bilinen ilk hayvan koruma kurumudur. Aynı amaçlı dernekler birleşerek Hollanda'nın başkenti Lahey' de Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu' nu oluşturdular ve 4 Ekim hayvanları koruma günü ilan edildi. Türkiye'de de her yıl 4 Ekimde Hayvanları Koruma Günü'nü kutlanıyor".
İçinde bulunduğumuz dünyanın en büyük paydaşlarından olan hayvanlara her gün nefretimizi göstermek yerine sevgimizi paylaşabilsek, aslında birlikte yaşamanın ne kadar keyifli olduğunun farkına varabiliriz. Küçük yaştan işlenmesi gereken değerler arasında bulunan hayvan sevgisine sahip olmayanlardan, ki bu 4 ayaklı dostlarımız aslında en temiz ve karşılıksız sevgiye sahip canlılar, ne kendilerini ne de başkalarını sevmesini bekleyebiliriz. Bugün 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü için hayvan sevgisi mesajı içeren ve bu sevgiyi yaymayı amaçlayan bazı tanımış markalar bu günün adına kampanyalar hazırladılar.

HAYVANLARI KORUMAK Ä°LE Ä°LGÄ°LÄ° GÖRSELLER ile ilgili görsel sonucuGünün sözü :
İnsanların acımasızlığına rağmen hayatta kalmaya çalışan yer yüzündeki tüm hayvanların günü  kutlu olsun, Dünya Hayvanlarla Güzel !

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
4 Ekim 2018, Antalya-Turkey


BABAMIN BAVULU

eski bavul resimleri ile ilgili görsel sonucu

Merhaba Gönül Dostlarım,

Geçenlerde kitaplarımın arasında yazarı Akdoğan Özkan ' ın    " Türkiye' de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey" adlı kitabını karıştırırken içindeki ilginç bir yazısı ile karşılaştım " Oğlumun Bavulu ".   Bu yazının tüm babalara  veya yakın zamanda baba olacak olan diğer babalara bir tavsiye niteliği taşıdığına inandığım bu anlamlı satırlarını, sizlerle paylaşmak istedim.


Sayın Özkan yazısının bir bölümünde  " Sevdiğiniz insanlarla ilişkilerinizin bütün tarih boyunca yaptıklarınızdan, yapamadıklarınızdan , yani bütün kitaptan sorumlusunuz ..."  ve yazının  devamında
" Dolayısıyla insanların beleklerinde güzel anılarla yer etmeyi önemsiyorsanız ilişkilerinizde bunu dikkate alan bir anlayış katmanız gerekiyor. Ölmeden önce bu anlayış adına gerçekleştirebileceği en anlamlı aksiyonlardan biri çocuklarınıza bir bavul bırakmaktır. Ne büyüklük ve biçimde bir şey olacağına, içinde nelerin yer alacağına elbette siz  karar vereceksiniz. Bu tip bir bavulda, sağlığınızda tuttuğunuz bir günlük, ara sıra çiziktirdiğiniz bir kaç satır, tarih düşerek aldığınız bazı notlar, yazdığınız yazılar ve anı değeri taşıyan bazı değerli fotoğraflar, yarım kalmış hayaller de olabilir. Size, " Okudum e hayatım değişti " dedirten bir kaç kitabın olmasında da bir sakınca yok. Anne babanızdan size kalmış benzer değerde bir şeyler varsa, onları da bavulun içine  katarak söz konusu aktarımı biraz daha zenginleştirme yoluna gidebilirsiniz. Ama bu tip bir bavul kendi içinizde kalmış heveslere çocuklarınızı yönlendirme, hatta iteleme şeklinde bir yanlışa hizmet eden ipuçları barındırmasa iyi olur. "  ve Sayın Özkan yazısına şöyle  devam ediyor."
Bavulda ne kadar ileri gideceğinize siz karar verin Ayrıca hayatın kısa ve geçiciliğini, öbür yandan yaşamakta olduğumuz anın paha biçilmez kıymette olduğunu derinden hissettiren derinden hissettiren sade bir bavuldan daha sihirli ve güzel ne olabilir? O yüzden ölmeden önce bir bavul hazırlayın ve çocuklarınıza bırakın.

tuna kiremitçi oÄŸlumun bavulu ile ilgili görsel sonucu"Ne diyordu Orhan Pamuk, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü töreni konuşmasında? Babasının ölümünden iki yıl önce kendisine verdiği ve içinde onun yazıları, el yazmaları ve defterleri bulunan bavula bir türlü dokunup açamayışından bahsediyor ve şöyle anlatıyordu :
" Babamın bavulundan gerçek, büyük bir edebiyat çıkarsa babamın içinde bir bambaşka adam olduğunu kabul etmem gerekecekti. Bu korkutucu bir şeydi. Çünkü ben  o ilerlemiş yaşımda bile  babamın yalnızca babam olmasını istiyordum, yazar olmasını değil."
(Babamın Bavulu, Orhan Pamuk'un 2006 yılında Nobel Ödül Töreni' nde yaptığı konuşma metninin başlığı ve 2007 yılında İletişim Yayınları' ndan çıkan kitapçığının adı.)
"Ölümünden iki yıl önce babam kendi yazıları, el yazmaları ve defterleriyle dolu küçük bir bavul verdi bana." 
Orhan Pamuk 2006 yılı Aralık ayında, Nobel Edebiyat Ödülü'nü alırken "Babamın Bavulu" adlı bir konuşma yaptı. Pamuk' un otuz iki yıllık yazarlık çabasının ruhunu içtenlikle yansıtan bu duygulu konuşma, bütün dünyada derin yankılar uyandırdı.

Oğlumun Bavulu
Aslında her baba bir bavul bırakır oğluna. İçine yapamadıklarını, suya düşmüş hayallerini koyar. Bazen Orhan Pamuk’un babasınınki gibi “küçük, siyah bir bavul” olur. Bazen de hayali bavullar kalır biz oğullara.
Babamızı ne zaman özlesek onu açarız.
Geceleri, hanım ve çocuklar uyuyunca, hafızanın tavan arasına gider bakarız babadan kalma bavula. İçinde söylenmemiş sözler, kavuşulmamış sevdalar vardır. Bize açamadığı duygular vardır. Zaman ve mekân önemini kaybeder, bir devin kollarındaki çocuk oluruz yine. Oysa hüzünlüdür babamızın bavulu; onun “el âlem ne der?” diye yaşayamadıkları oradadır.

Onlara bakarak babamızı anlamaya çalışırız. Aslında ne kadar az tanıdığımızı düşünürüz kahramanımızı. “Hayallerin neydi baba?” diye sormak isteriz: “Şu hayatta neler yapmak isterdin?”
Babalar oğullarını kendi içlerinde kalmış heveslere itmek ister. İpuçlarını da çaktırmadan bavulun içine koyarlar. Zamanı gelince oğullarına bırakıp babalar gibi çekilmek için hayat sahnesinden.

Babam kanıma girmese, müzisyen olacaktım. Ama onun bavulunda da şiirler, roman taslakları vardı. İnci gibi yazısıyla doldurduğu sayfalar peşimi bırakmadı. Benzer duygular bir Nobel töreninde ifade edilince, göz pınarları hareketleniyor insanın.

Bu satırları da çocuk parkında, kum havuzunda oynayan oğlumu seyrederken yazıyorum. Üstünde çok sevdiği kırmızı montu, kovasını nükleer bir ciddiyetle dolduruyor sarı kafa.

Ona bakarken babamı, Orhan Bey’in babasını ve kendimi düşünüyorum. Oğlumun plastik küreği tutan küçük parmaklarından hangi enstrümana yatkın olduğunu keşfetmeye çalışıyorum. Şu dünyadan giderken ben de küçük bir bavul bırakırım belki. İçinde yedek gitar telleri ve yarım kalmış besteler olur. Sonrası ona kalmış artık; ister alır, ister satar.

Bavul oğlumun bavulu, el ne karışır?

Alıntı: Tuna Kiremitçi’ nin Vatan’ daki ilk yazısı   

Günün Sözü :


babalar ve oğulları ile ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/