11 Ağustos 2018 Cumartesi

O BİR " İNSAN" DI



ahmet taner kışlalı ile ilgili görsel sonucu




Merhaba Gönül Dostlarım,

 'Kelimelerin dünyasında yolculuk etmeyi seviyor ve önemsiyorum. Her kelime, yaşanmışlığı temsil ediyor. İnsanlar gibi kelimeler de hikâyelerden, hatıralardan oluşuyor.‘Yangınlık, ongunluktur’ diye bir atalar sözü var. Samsun yöresine ait. ‘sevgi insanı yüceltir’ deniliyor. Ne kadar güzel.  
Bir gazetenin köşe yazarı olan  İbrahim Tenekeci " Yaşanmışlık " ile ilgili bir köşe yazısında.' Yaşanmışlığ' ı  kısa, öz ve çok basit bir şekilde özetlemiş.

Aşağıdaki yazıda, geçmişte yaşanılmış bir hikayenin baş rollerindeki kişiler bugün hayatta değiller

" Hayatın 🐝Neler getireceği🐝 Hiç belli olmaz, 

🐝Neleri götüreceği de..🐝Kıymetini bilin Nefesinizin,🐝Elinizdekilerin, Sevdiklerinizin."

Ahmet Taner Kışlalı kimdir?

ahmet taner kışlalı ile ilgili görsel sonucuAkademisyen, yazar, eski kültür bakanı Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı 18 yıl önce bugün bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Tam 18 yıl önce bugün Türkiye çok önemli bir değerini bombalı saldırı ile yapılan bir suikastte yitirdi. Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı 21 Ekim 1999’da evinin önündeki arabasına konan bomba ile öldürüldü
Eşi Nicole (Nilgün) ise ondan daha önce, 1995 yılında bir trafik kazasında ölmüştü.
Kışlalı' nın, eşinin ölümü üzerine yazdığı yazıyı okuduğum gün sarsılmıştım; hiç unutamıyorum..
O yazıyı aşağıya aynen iliştiriyorum.

*"Tanıdığımda adı Nicole´ dü.
Sevgisi uğruna, doğduğu toprakları, ailesini, alışkanlıklarını, sınırsız dostlarını bırakıp Türkiye´ye geldiğinde de adını değiştirmemişti. 25 yıllık geçmişi ile köprüleri atmış, ama adını ve dinini korumuştu...
Kışlalı soyadını alışının ikinci yılındaydı... Altınay´ a hamileliğinin de son aylarında... Gözlerinden taşan bir mutlulukla kapıda karşılamıştı beni:
- Hem Türk, hem Müslüman olmak istiyorum... Ben Tanrı´ya inanırım. Senin Tanrın ile benimki farklı değil ki!.. Çocuklarımız iki toplum arasında kalmamalı. Ben de her şeyi seninle, onlarla ve bu toprakların insanlarıyla paylaşabilmeliyim.
Meğer yakın arkadaşlarımla birlikte müftüye gidip konuşmuş. İsmini bile seçmiş. Ama sabredememiş “sürpriz”inin sonuna kadar...
O gece “kelime-i şahadet” i sabırla ezberledi. Heyecandan uyuyamadı. Ertesi sabah müftünün yanından çıkarken, elinde artık “Nilgün Kışlalı” olduğunu kanıtlayan bir belge vardı.
Ankara Müftülüğü´nün mühürlü kağıdını anne ve babama göstermek için merdivenleri ikişer ikişer atlayarak çıkarken çok mutluydu. Çünkü bunun onlar için taşıdığı anlamı biliyordu.
Annemle babam ağlarken, O da gözyaşları içindeydi.
o o o
Her zaman çalıştı.Sekreterlik yaptı. Mağaza yönetti. Halkla ilişkiler sorumluluğu taşıdı. Protokol danışmanlığı üstlendi... Hem evde çalıştı, hem dışarıda.
Yaptığı iş ne olursa olsun, çalışmaktan hep onur duydu... Her yaptığı işe yüreğini verdi. Hep başarılı oldu...

Kocası bakanken, 86 metrekarelik sosyal meskeninin bulunduğu binanın merdivenlerini sabunlu sularla silerdi...

Komşular hayretler içindeydi. Ama O bundan değil, ancak, gelen yabancı konukların Türklerin temizliği ile ilgili düşüncelerinden utanırdı.
Bütün insanları severdi. Ama O, artık “biz Türkler”den biriydi; “onlar”dan değil.
o o o
Ulusal günlerde pencereye bayrak asar; Altınay ile Dolunay´a, büyük bir heyecanla Atatürk´ün büyüklüğünü anlatmaya çalışırdı.
Dinsel geleneklere uymak için çaba gösterirdi.
Sorunu olduğunda, içi sıkıldığında Hacı Bayram´ a gider dua ederdi. Türkçe olarak, içinden geldiği gibi...
Ama benzer bir gereksinmeyi yurt dışında da duyduğunda, aynı rahatlık ve gönül huzuru ile güzel bir kiliseye gidip mum dikmekten de çekinmezdi... Ve duasını gene kendine göre yapardı. Çoğunlukla da Türkçe olarak.
Onun için din, inanç ve iyilik demekti.
Oruç tutar, kurban keser, herkesin yardımına koşardı...
o o o
Bir yurt dışı resmi gezi dönüşümde, her zamanki gibi uçağın merdivenlerinin ucundaydı. Güneş gözlükleri ile saklanmaya çalışılan kızarmış, şişkin gözler. Dudaklarında zorlama bir gülümseme.
“Ahmet boşanalım” dedi, “benim yüzümden senin siyasal kariyerini yıkacaklar!”
Meğer sağcı basın yokluğumda bir kampanya başlatmış.
“Kültür Bakanı´nın Hıristiyan karısı” neler yapmış neler... Koca bakanlığı Hıristiyanlık için kullanan O. Hatta müzelerdeki ikonaları çaldırtıp yurtdışına kaçırtan da O...
Evinde yabancı bir kültüre “teslim olmuş” bir Kültür Bakanı.
Sekiz sütun “haberler”... Ve zihnimden silinmeyen köşe yazılarından örnekler... “İkonalar ve Kokonalar”, “Madam Kislali”, daha niceleri...
Nilgün, bana saldırmak için niçin kendisini kullanmaya çalıştıklarını bir türlü anlayamıyordu... Türk ve Müslüman doğmuş olmak, bunları kendi istenci ile benimsemiş olmaktan daha mı önemliydi?
o o o
Sevgi doluydu.
Çiçekleri, ağaçları, kelebekleri severdi... Kuşları, köpekleri, kedileri severdi... Çocukları, yaşlıları severdi... Tanrı´yı severdi, Atatürk´ü severdi...
“İnsan”ı severdi.
Bir hastanedeki umutsuz hastaları her gün ziyaret etmeyi; onları neşelendirmeyi, onlara umut dağıtmayı; paylaştığı acıları içine gömüp, gözyaşlarını eve saklamayı severdi.
Bakanlarla, büyük elçilerle, generallerle, çok ünlü yazarlarla, bilim adamları ile de arkadaştı... Kapıcılarla, bekçilerle, çaycılar la, şoförlerle, işçilerle, koruma polisleri ile de arkadaştı.
O bir “insan”dı...
28 yılını benimle paylaştığı için çok mutlu olduğum, kendimi şanslı saydığım, kendisiyle övündüğüm bir insan.
o o o
Pi af’ ı ve Pavarotti´ yi de beğenirdi, Sezen´i ve Gürses´i de.
Dev tenorun olağanüstü sesini, araba dağlardan geçerken, çok yüksek tonda dinlemekten hoşlanırdı. Ölüme yaklaştığımız dakikalarda ise, kasetçalardan süzülüp içimizde bir şeyleri titreten müziğin sözleri kulaklarımdan bir türlü gitmiyor:
“Yine mevsimler geçecek / Yine yapraklar düşecek / Giden sevgililer geri gelmeyecek...”
o o o
Nedense bana hiç söylememişti.
Türk bayrağı ile gömülmek istediğini ilk kez dostum Şahin Mengü´ye açmış. O “olamayacağını” ne kadar anlatmaya çalıştıysa da vazgeçmemiş. Başka dostlara da bu “rica”sını iletmiş...
Sevgili Mehmet Açıktan, tabutun bir kenarına bayrak eklemeyi başarmıştı... Nilgün toprağa verilirken, Altınay ile Dolunay, bir bayrağı da kefenin üzerine koymayı başardılar...
Fransız ana-babanın Bordolu Türk kızı şimdi
Ankara´da yatıyor.
Ve de benim kalbimde..."
*Ahmet Taner KIŞLALI <<
Alıntı


https://youtu.be/QJhcJtZOPqA



Günün Sözü :
ahmet taner kışlalı ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
11 AĞUSTOS 2018, Antalya-Turkey

8 Ağustos 2018 Çarşamba


BİR KADININ UYANIŞI






Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugünkü yazımda sizlere Gözde Akpınar' dan bahsetmek istiyorum. İstendiğinde bir Türk  kadınının neleri başarabileceğine tanıklık edebileceğimiz örnek bir yazı... 

Filli Boya’ nın kurucusu ve sahibi Celal Akpınar’ ın kızı olan Gözde Akpınar, 1980 yılında İstanbul'da doğdu. 
Saint Joseph  Lisesi' nin ardından üniversite eğitimini İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme-İktisat Bölümü’ nde okudu. Eşzamanlı olarak, Bilgi Üniversitesi’nin sunduğu bir imkanla aynı bölümü Portsmouth Üniversitesi’ nde de tamamladı. 2003 yılında Betek Boya ve Kimya Sanayi’ nde çalışmaya başladı.
gözde akpınar ile ilgili görsel sonucu
Henüz 25 yaşındaydı. Babasını kaybetti. Babasının prensesiydi.
Ailenin tek çocuğuydu.
Sektöründe Avrupa'nın en büyük fabrikası, 340 trilyon liralık devasa ciro ve binlerce çalışanın sorumluluğu omuzlarına kaldı.
Cesareti vardı ama, tecrübesi yoktu. Üstelik, babası ona daima nasihat ederdi, “kaç kişi çalıştırıyorsan, o kadar insan akşam çorbasını içiyorsa, yüzün gülsün, yok eğer o insanlar akşam aç kalıyorsa, sen de aç kal” derdi. Bu sözler kulaklarında çın çın çınlıyordu, altında ezilmeden taşıyabilmesi için zamana ihtiyacı vardı, pişmesi gerekiyordu. Şirketin yönetimini aile dostlarına ve profesyonellere bıraktı, kendi şirketine yönetim kurulu üyesi olarak katıldı. Öğrendi, öğrendi, öğrendi. 29 yaşında kendini hazır hissetti. Direksiyona geçti. Yönetim kurulu başkanlığı koltuğuna oturdu. Kriz ortamıydı. Herkes kemerleri sıkmaya gayret ederken, o tam tersini yaptı, Türkiye'ye olan güveniyle yatırımını arttırdı, herkes küçüldü, o büyüdü. Babasının kendisine bıraktığını ikiye katladı, fabrika sayısını dörde çıkardı, çalışan sayısını üçe katladı. Vergi rekortmenleri listesinin değişmez ismi oldu. Türkiye'nin en güçlü 50 işkadınından biri oldu. Babasının vasiyeti gereği, kazandığını, toplumla paylaştı. 

Sosyal sorumluluk projelerine büyük önem verdi. Özellikle kadınlar için, fırsat eşitliğinden faydalanamayan kızlar için çaba harcadı. Aile Bakanlığı' la işbirliği yaptı, “kadın ustalar” projesini hayata geçirdi, kadınlara 15 şehirde meslek eğitimi verip, iş hayatına kazandırdı. Özgecan vahşice katledildiğinde, 30 televizyon kanalının reklam kuşaklarını eşzamanlı olarak satın aldı, yarım dakika boyunca simsiyah karartı. Ne logo vardı, ne marka… Zifiri karanlıkta sadece “Özgecan için” yazıyordu. Ticari kaygıyla değil, toplumsal bilinci arttırmak için yapılmıştı. Tokat gibi çarptı. Kadına yönelik şiddette böylesine etkili bir reklam tarihte görülmedi. “Bir kadın ve bir kız çocuğu annesi olarak, bu sorunu ruhumun derinliklerinde hissediyorum” düşüncesiyle… Kadına yönelik şiddete dur demek için atılan her adımda yer aldı, her projeye katkı sağladı, para harcadı, mesai harcadı. Şiddet mağduru 12 kadının hayat hikayesinin anlatıldığı “Ölümcül Yaralı” isimli uluslararası farkındalık projesine İstanbul'da ev sahipliği yaptı. Tübitak ve Boğaziçi Üniversitesi' ile birlikte yoksul kız çocuklarımız için Bilim Kampı düzenledi.
Gözde Akpınar.
*
Hani her sene tüm Türkiye, Filli Boya' nın dünya kadınlar günü reklamını konuşuyor ya… Memleketi yüreğinden yakalayan, yüreklendiren reklamlar
İşte o Filli Boya' nın sahibi Gözde Akpınar.
*
BİR KADININ UYANIŞI, DAĞLARI YERİNDEN OYNATIR
(Çin atasözü )
Alıntı
https://youtu.be/_a9M1r3F39k
gözde akpınar reklam ile ilgili video

Günün Sözü : "
Bazen milyonlarca erkek hiç bi işe yaramaz. Bir kadın her şeyi değiştirir.......

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
8 Ağustos 2018, Antalya-Turkey


6 Ağustos 2018 Pazartesi



ANITKABİR- Ankara

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, bulut


































Merhaba Gönül Dostlarım,
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgahı Anıtkabir, büyüleyen mimari yapısının yanı sıra ayrıntılarda saklı olan sırlarıyla da dikkat çekiyor. Her bir noktasında farklı bir anlam taşıyan Anıtkabir, bu özelliğiyle fotoğraf tutkunlarını da cezbediyor.
Türk milletinin kalbinin attığı yer olan Anıtkabir, bilinen siluetinin yanı sıra bilinmeyen bir çok gerçeği de yıllardır derinliklerinde saklıyor. Yapımı 9 yılda tamamlanan yaklaşık 150 bin ton ağırlığındaki Anıtkabir, heykellerinden süslemelerine, kulelerinden kabartmalarına kadar pek çok özel anlamlarla yüklü..
Projenin belirlenmesinden sonra kamulaştırılması tamamlandıktan sonra 1944 yılında yapımına başlanan anıt, 1953 yılında tamamlandı. 9 Kasım 1953’ te de Ata’ nın naaşı Etnografya müzesinden buraya nakledildi.
Anıtkabir… Toplam 750 bin metrekaredir, bunun 120 bin metrekarelik bölümü anıt bloğudur, geriye kalan 630 bin metrekarelik bölümü ise, onbinlerce ağaçtan oluşan Barış Parkı'dır.
Yani aslında Anıtkabir… Dünyanın en önemli kabrini çepeçevre sarıp sarmalayan devasa bir ormanın ortasındadır.
*
Barış ParkıBu ormanı oluşturan ağaçlar, gelişigüzel serpiştirilmiş değildir… Anıt bloğunun oturduğu tepe, Anıtkabir mimarisinin ağırlık merkezidir. En dış çevreye en yüksek boylu ağaçlar dikilmiştir. Anıt'a yaklaştıkça boyları giderek kısalan ağaçlar dikilmiştir. Böylece… Orman merkeze yaklaştıkça sönümlenmiş, Anıt'ın heybeti daha da ortaya çıkmıştır.

*
Aslanlı Yol mesela… İki tarafı yüksek ağaçlardan oluşan koridordur. Hem o koridorda yürüyen insanların, görsel açıdan şehirle, dış dünyayla bağlantısını keser, hem de, manevi bir hazırlık yürüyüşü sonrasında Ata'nın huzuruna çıkmalarını sağlar. O ağaçların boyları, hacimleri, renkleri ve türleri, tesadüfen seçilmiş değildir.
*
O ağaçlar…
anıt kabir resmi ile ilgili görsel sonucu
“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” felsefesiyle seçilmiştir!
Çünkü…
Anıtkabir'i tasarlayanlar, Atatürk'ün sadece bedenini orada toprağa vermek için değil, Atatürk'ün fikirlerini orada yaşatmak için tasarladılar.
Bu kapsamda “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” vizyonundan ilham alarak, Anıtkabir'i çepeçevre sarmalayacak bir ormanı, Uluslararası Barış Parkı' nı oluşturmaya karar verdiler.

Yurtta Barış'ı temsilen Ankara, İstanbul, Eskişehir ve Samsun fidanlıklarında yetiştirilen, onbinlerce fidanı getirdiler.
Dünyada Barış'ı temsilen de, 24 ülkeye davette bulundular.
Şu listeyi sabırla, tekrar tekrar okumanızı rica ederim…
Amerika Birleşik Devletleri, 301 mavi ladin, 100 mavi selvi, 100 sedir fidanı gönderdi.
Afganistan, 15 akkavak, 10 nesteren gül, 12 çitlenbik fidanı gönderdi.
Avusturya, 55 dağ çamı.
Almanya, 25 meşe, 10 huş ağacı, 13 ıhlamur, 5 atlas sediri, 5 selvi, 8 pinus çamı, 17 erik, 5 ardıç, 200 gül.
Belçika, 10 dağ muşmulası, 13 şimşir, 12 top mazı, 12 ardıç, 12 sedir, 12 akçaağaç, 12 porsuk, 12 göknar, 12 sarıçam.
Danimarka, 20 kayın.
Finlandiya, 275 huş ağacı.
Fransa, 10 kızılağaç, 10 sarıçam, 10 sahil çamı, 10 fıstık çamı, 10 Avrupa melezi, 10 göknar, 10 kayın, 10 ladin.
Çin, armand çamı ve Çin göknarı tohumu.
Hindistan, 289 sahil çamı.
Irak, 20 Musul fıstığı.
İngiltere, 50 kiraz ağacı, 50 porsuk, 100 karaçam, 50 meşe.
İspanya, 1 karaağaç, 1 selvi, 4 sahil çamı, 1 dişbudak, 2 kestane, 3 ardıç, 1 ceviz, 1 meşe.
İsrail, 30 sahil çamı.
İsveç, 10 huş ağacı.
İtalya, 5 karayemiş, 5 selvi, 8 fıstık çamı, 10 mavi selvi, 5 karaçam, 7 sedir.
Japonya, 35 kiraz ağacı.
Kanada, 30 akçaağaç.
Kıbrıs, 5 çam.
Mısır, 8 akkavak, 6 katalpa, 6 gladiçya, 6 akasya, 6 salkım akasya.
Norveç, 12 gürgen.
Portekiz, 50 selvi, 50 sahil çamı.
Yugoslavya, 10 ıhlamur, 5 sofora, 5 kestane, 10 erguvan, 10 çınar, 20 kavak, 5 katalpa, 5 fındık, 5 maklora, 10 çitlenbik, 20 meşe, 20 polyanta gül, 20 gül, 19 mazı, 11 selvi, 5 ardıç, 8 karaçam, 10 huş, 1 alıç, 10 taflan, 10 berberis, 2 mavi sedir, 20 yatık ardıç, 10 leylak, 6 karayemiş, 6 mahonya, 3 porsuk, 10 söğüt.
Yunanistan, 5 kayın, 5 göknar, 5 porsuk, 5 çobanpüskülü, 5 karaçam fidanı gönderdi.
Dolayısıyla, bugün Anıtkabir'e gittiğinizde…
Veya bir dakikalık saygı duruşu sırasında…
Rüzgarın sesini dinleyin lütfen.
O ağaçların hışırtısını kulağınıza taşıyacaktır.
Ki o ağaçlar… Mustafa Kemal Atatürk'ün neden gelmiş geçmiş en büyük devlet adamı olduğunu size fısıldayacaktır.
Alıntıdır

https://youtu.be/tC2XeAQFuE4




Günün Sözü : " Bize emanet ettiğin bu vatan ebediyen var olacaktır. Vatana ihanet etmek isteyenlerin yanına hiçbir şey kar kalmayacaktır. Sen Rahat uyu paşam."

İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
6 Ağustos 2018, Antalya-Turkey



3 Ağustos 2018 Cuma

HAYVANLARI SEVMEK





evcilhayvan
Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugün farklı bir konuyla tekrar birlikteyiz. Gerçi geçmiş yazılarımda Hayvan Sevgisi ile ilgili farklı konulara zaman zaman değinmiştim.   

Çoğumuzun hayvan sevgisi farklılık gösterir. Bazılarımız Kedileri, bazılarımız Köpekleri ve bazılarımız kuşlara bakmayı çok severiz.
Hayvan sevenlerin çoğu Apartman ve Sitelerde oturuyor olduğunu var sayarsak, 
bu gibi konut ve dairelerde evcil Hayvan besleye bilmek için ne gibi kurallara dikkat etmeliyiz. Bu konuya bir açıklık getirmek ve  aşağıdaki sorulara cevap aramak amacıyla farklı yazı örneklerinden kısa bazı alıntılar yaparak sizlerle paylaşmak istiyorum. Ayrıca aşağıda Konumuzla ilgili bir küçük hikayemiz olacak, mutlaka okuyunuz Lütfen!

Önce Kendinizi Sevin, sonra da Sevdiklerinizin, sahip olduklarınızın ve size değer verenlerin kıymetini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... 
En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin şikayet ettiğiniz yaşamınız, belkide  başkasının hayali olabilir.
İbrahim Birol
****
Soru ve Sorunlarımız:
Apartmanda Evcil Hayvan Problemi Nasıl Çözülür?
Hangi Durumlarda Evcil Hayvan Beslenemez?
Apartmanda Evcil Hayvan Beslemek Yasalara Aykırı Mıdır?
Evcil Hayvan Sahiplerinin Sorumlulukları Nelerdir?

Hangi Evcil Hayvanlar Evde Barındırılabilir?


Müstakil evler, apartman daireleri ve site içerisinde, ev ve süs hayvanları beslenebilir. Ev ve Süs hayvanları tanımına, yasaklı türler dışında tüm köpek ırkları, evcil kediler, tüm kafes kuşları, akvaryum balıkları, küçük kemirgenler ve sürüngenler dahildir.
5199 sayılı kanunun 3. maddesine göre yasaklı türler dışındaki tüm köpek ırkları, evcil kediler, kafes kuşları, küçük kemirgenler, akvaryum balıkları ve sürüngenler “ev ve süs hayvanı” olarak tanımlanmıştır. Bu türler dışındaki hayvanlar apartmanda beslenemez.

Her apartmanda, apartman düzenin sağlanması amacıyla yönetim kurulu tarafından hazırlanıp ev sahiplerinin onayıyla uygulanmaya başlanan bir yönetim planı bulunur. Apartmana yeni taşınanlar bu planı İnceleyip, belirtilen kararlara uyacaklarını taahhüt etmelidir. Eğer apartman yönetim planında, apartman sakinlerinin evcil hayvan besleyemeyecekleri yönünde bir madde mevcutsa, o apartmanda türü ve cinsi ne olursa olsun evcil hayvan beslenemez. Aksi takdirde apartman sakinlerinin, evcil hayvan sahiplerini şikayet etme hakkı vardır. Apartman sahipleri mahkemeye başvurup durumu yargıya taşıyabilir.
apartmanda kediApartmanda evcil hayvan besleyenler, hayvanın bakımı ile ilgili tüm sorumlulukları üstlenmiş sayılır. Hayvanın yeterli düzeyde beslenmesini, tuvalet ihtiyacını gidermesini, uygun şartlarda barınmasını sağlamak hayvan sahibinin görevidir. Ayrıca hem hayvan refahı, hem de çevre sağlığı açısından evcil hayvanların aşılanması ve sık sık sağlık kontrollerinin yaptırılması gerekir. Kontrolsüz üremeyi önlemek amacıyla kedi ve köpeklerin kısırlaştırılması esastır. Fakat hayvanlarının yavrulamasını isteyenler, doğacak yavruları ilgili belediyece kayıt altına aldırmak şartıyla yavruları besleyebilir veya sahiplendirebilir. Yabani hayvanların doğal yaşam alanından koparılması ve evde yaşamaya mahkum edilmesi 5199 sayılı kanunla yasaklanmıştır. Benzer şekilde ev ortamına alışan hayvanların sokağa atılması ve terk edilmesi de uygun değildir.
Alıntı : Milliyet Emlak.com.DERGİ

Konumuzla ilgili bir hikayemiz:

Görüntünün olası içeriÄŸi: kediApartmana giren kedilerden rahatsız olan apartman yöneticisi binanın ilan panosuna astığı kağıda aynen şöyle yazar;
“Kapının kapatılmasına ve kedilerin içeri girmemesine dikkat edilmesi rica olunur“Yöneticinin hesap etmediği bir şey vardır; aynı apartmanda bir veterinerlik öğrencisinin oturuyor olması!
Bina girişindeki “uyarı” notunu gören öğrenci hemen altına hem ahlaki hem de bilimsel bir manifesto niteliğinde aşağıdaki notu iliştirir;

“Köpek türü günümüzden 15000 yıl önce, kedi türü ise 5000 yıl önce insan tarafından kendi çıkarları için evcilleştirilmiştir. Köpeği avda kendisine yardım etsin, evi ve sürüyü korusun diye; kediyi iyi bir haşere ve fare avcısı olduğu için evcilleştirmişlerdir.
Bu nedenler bu iki hayvan türünün kendi yemeğini bulması ve zor hava şartlarına dayanması çok düşük bir ihtimaldir. Bu artık insanlığın görevidir. Bu nedenle hayvanları korumalı ve beslemeliyiz.
Bir kedinin veya köpeğin tekrar ormana dönüp eski vahşi yaşamındaki gibi avlanmasını bekleyemeyiz. Zaten insanoğlu ne bir orman ne de avlanacak hayvan bırakmıştır.
Bir kedinin günlük mama ihtiyacı 75 gramdır ve hava soğudukça daha da artmaktadır. Çünkü kediler vücutlarını ısıtabilmek için çok fazla kalori harcarlar.
Eğer yeterli besin alamazlarsa kendi vücutlarını ısıtamaz ve donarak ölürler. Bu nedenle üşüyen bir hayvanın apartmana girmesi ve çıkmak istememesi çok normaldir.
Aynı şekilde kediler araba motorlarına da ısınmak için girerler. Lütfen motoru çalıştırmadan önce bunu kontrol edin. Ancak bu durumları hayvana yeterli besin vererek ve kötü havalarda içinde saklanabileceği kutular yaparak çözebiliriz.
Sitemizin bahçesinde çok fazla kedi bulunmaktadır. İnsanoğlunun sebep olduklarını düzeltmek her insanın borcudur. Lütfen bu konularda hassas davranalım.
Lütfen bu konuda yardımcı olmasanız bile hayvan yardımına koşanlara engel olmayınız. Dünya sadece insan için yaratılmamıştır, unutmayınız.
 Veteriner hekim öğrencisi.
Daire 3.”
Alıntıdır..

Günün Sözü : 
"Bizim gibi can taşıyorlar ve bu dünyada bizim kadar " YAŞAM HAKKINA" sahipler "
Profil Fotoğrafın, Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, köpek, açık hava ve doğa










İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
3 Ağustos 2018,Antalya-Turkey

1 Ağustos 2018 Çarşamba

BİR AĞACIN ÖYKÜSÜ




yaşlı adam ve ağaç resmi ile ilgili görsel sonucu














Merhaba Gönül Dostlarım,

Lap-topumun arızalanması nedeniyle  Blog yazılarıma bir süreliğine ara vermek zorunda kaldım, neyse ki on günlük bir tamir süresinden sonra tekrar sizlerle birlikteyiz...

doÄŸayı koruma ile ilgili görsel sonucu' Bir Ağcın Öyküsü ' başlıklı bugünkü yazımda,   Ağacı kesilen 70 yaşındaki  bir adamın bulunduğu o şehrin Belediye Başkanından almış olduğu intikamının sonucunu okuyacaksınız. 
Bulunduğunuz ortamlarda  siz siz olun çevrenizdeki İnsanların yanısıra Hayvanlara, Doğaya, Ağaçlara ve Bitkilere sahip çıkın ve onları koruyun ve sizden sonraki gelecek nesillere bu sevgiyi aşılayın Lütfen!...
 
Önce Kendinizi Sevin, sonra da Sevdiklerinizin, sahip olduklarınızın ve size değer verenlerin kıymetini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin şikayet ettiğiniz yaşamınız, belkide  başkasının hayali olabilir.
yaşlı adam ve ağaç resmi ile ilgili görsel sonucu


Redondo Beach, Kaliforniya’ da yaşayan yaşlı adamın düzenli olarak baktığı ağacı köklerinin kaldırımın üzerine çıkması sebebiyle, belediye tarafından kesilmesine karşı aldığı inanılmaz intikam belediye başkanına gönderdiği mektup ile ortaya çıktı;

“Merhaba sayın belediye reisi. Bugün bu mektupla size ölüm, yeniden doğmak ve intikam üzerine bir hikaye anlatacağım… 3 yıl önce bugün, Sizin başkanlık yaptığınız Redondo şehir konseyi, evimin önünde büyüyen ve 30 yaşında olan ağacı kesme kararı aldı. Bunun tek sebebi ağacın köklerinin kaldırımın üzerine çıkmaya başlamasıydı. Gerçek bir sorun bile değil… Tüm bunların üzerine, ağacın bakımını düzenli olarak ben yaptığım ve evimin önünde olmasından dolayı, ağaç kesim masraflarını da “yasa gereği” bana ödettiniz.
O ağaca gerçekten bir aile bireyi gibi bakmıştım. Gerektiğinde gübreledim, zararlılardan korunması için ilaçlar verdim. Bir fideyken dik durabilmesi için ona destek yaptım. Zamanla büyüdü ve çok güçlü bir ağaç oldu. Evladı kendi ayakları üzerinde durmaya başlayan bir baba gibi gururluydum. Ben bu dünyadan ayrıldıktan sonra bile, arkamda benden kalan canlı ve yaşayan bir hatıra bırakmanın verdiği mutlulukla hayatımın son yıllarını geçiriyordum. Ancak sizler belli belirsiz bir bahaneyle, çocuğum gibi gördüğüm, ağacımı öldürdünüz. Bununla da yetinmeyip, celladının ücretini dahi bana ödettiniz. Başkan, Steve Aspel, 3 yıl önce siz benim evladımı öldürdünüz…
Ve bugün intikam zamanı!
Siz ağacımı kestikten 5 ay sonra, yani bundan 2 yıl 7 ay önce, şehrin belediye yetkisi altındaki çeşitli yerlerine, 45 adet Redwood Kaliforniya çamı ve 82 dev sekoya ektim. Bilmiyor olabilirsiniz, ancak ektiğim bu ağaçların özelliği dev boyutlarda olmaları ve boy atmaya başlamadan önce toprağa sıkı sıkı kök salmaları. Yani siz bu mektubu okuduğunuz sırada, dışarıdan küçük gözüken o ağaçlar toprağa doğru 10 metre kök saldılar bile. Önümüzdeki, aylar içerisinde ise mevsimleri geldiği için akıl almaz bir hızla uzamaya başlayacaklar ve boyları 70 metreye dayanacak…
Siz o gün görmezden gelebileceğiniz bir sorunu, kendinize görev edinip ağacımı kesmiştiniz. Bugün ise, belediye denetimi altında olan yerlerde 100’e yakın dev ağaç büyümekte ve bu ağaçlar benim ağacım gibi kolayca sökebileceğiniz ağaçlardan değil… Bunu yapmaya kalksanız bile, her birinin kökünden sökmek size bir servete mal olacaktır…
İyi günler, sayın belediye başkanı… Sadece kökü kaldırıma çıktı bahanesiyle kestiğiniz o ağacın, bugün 100 ağaç olarak geri döndüğünü size iletmek için bu mektubu yazıyorum ve hayatımın son günlerinde size ağaç dolu bir şehir bırakıyorum.
İşte benim intikamım…”
Alıntı :
Günün Sözü :*Doğal dengenin korunması çevrenin korunmasıyla olur!
yaşlı adam ve ağaç resmi ile ilgili görsel sonucu
İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
1 Ağustos 2018, Antalya-Turkey