19 Kasım 2020 Perşembe

LİDERLİĞİN ÖZÜ NEDİR ?

 




Merhaba Gönül Dostlarım,

Çok değerli eğitimcilerimizden Mümin Sekman' ın bir yazısının bazı bölümlerinden  alıntı yaparak bugünkü sayfamda Lider Nedir? Bir liderde bulunması gereken vasıflar nelerdir? sorularının cevaplarını, zamanımızın dünya liderlerinden biri olan Almanya Başbakanı Angela Merkel' i örnek olarak ele aldığım, kendisinin bilinen ve bilinmeyen yönlerini  kısa bir biyografisine bakarak, bu yazımda sizlerle birlikte bulmağa çalışacağız. 

Ama öncesinde bir lider olabilmek için hangi vasıflara sahip olmamız gerektiği hususunda değerli hocamız Sayın Mümin Sekman' ın sözlerine bir kulak verelim.

İbrahim Birol

&&&&

" Liderlik güzel söz söyleme, iyi hitap etme, insanları motive etme, en önde gitme, en başta oturma, şirketi ya da toplumu temsil etme, havalı, karizmatik görünme değildir! Peki öyleyse nedir? Daha da önemlisi lider kimdir, ne yapar?

Liderlerin amacı, bir şirketin ya da bir ülkenin daha iyi bir seviyeye ulaşmasını sağlamaktır. Liderlik,  bir insanın  kendisi için değil, ait olduğu topluluğun çıkarı için hizmet etmesi  demektir. Sadece kendi başarısını,  kendi çıkarını, kendi şan ve şöhretini düşünen insandan lider olmaz. Barak Obama’nın yemin törenini yöneten vaiz Rick Warren’ in dediği gibi, “Bir liderin kendisine sorması gereken en önemli soru, nelere sahip olduğu değil, sahip olduklarıyla neler yaptığıdır. ... Liderliğin özü, insanın içinde bulunduğu durumdan, kendine görev çıkarmasıdır.

Atatürk, Nelson Mandela, Mahatma Gandi, Martin Luther King gibi daha onlarcasını sayabileceğimiz tarihi değiştirmiş insanların hiçbirisi iktidar sahibi değillerdi. Ama her biri, ait oldukları toplumların daha iyisini hak ettiğine inanan tutkulu insanlardı.                                   Mümin Sekman, www.kigem.com                                                                                                                                                                                                                                                   &&&&                                                                                                                                                                 ANGELA MERKEL

Time dergisi tarafından yılın kişisi seçildi.
Nedenini aşağıdaki öz geçmiş veriyor.
Angela Dorathea (Kasner) Merkel. Tam adı bu. 1954 doğumlu.
Babası protestan papazı, annesi İngilizce öğretmeni…
Hamburg’ ta Dünyaya geliyor, henüz dört aylıkken, Berlin’e 50 kilometre uzaklıktaki Templin kasabasına taşınıyorlar. O tarihte duvar yok. Sene 1961. Rüzgâr dönüyor. Duvar örülüyor.
Yedi yaşındaki Angela ve ailesi, Doğu’da mahsur kalıyor. Matematik, fen ve lisan derslerindeki başarısı üzerine, Goethe’nin, Nietzsche’nin, Wagner’in de mezun olduğu Leipzig Üniversitesi’ne kabul ediliyor.
Fizik diploması alıyor. O zamanlar Sovyetler gümbür gümbür, herkes ruh gibi takip ediliyor,
papazın kızı da mecburen kızıl’ laşıyor, komünist gençler derneğine yazılıyor.
Doğu Berlin Üniversitesi’ne geçiyor, Quantum fiziğinde doktor oluyor.
Henüz 20’sindeyken siyasete bulaşıyor, 36 yaşındayken Lothar de Maiziére hükümetinin sözcüsü oluyor. “Berlin Duvarı yıkılmasaydı, benim hikâyem de sıradan bir Doğu Alman hikâyesi olarak kalırdı” diyor… Ama duvar yıkılıyor. Duvar yıkılır yıkılmaz tası tarağı topluyor, Berlin’in öbür yakasına atlıyor. Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi’ne üye oluyor.
“Kara dev” lakaplı Helmut Kohl’den ağabeylik görüyor. Sonrası malum… Erkek egemen partide, erkeklerin en üstüne çıkıyor, Almanya’nın en genç başbakanı, ilk kadın başbakanı oluyor.
Şimdi gelelim…
“Kadın” Angela’ya.
23 yaşında Doğu Berlin Üniversitesi’ndeyken hoca-asistan aşkıyla, fizik profesörü Ulrich Merkel’le evleniyor. Angela Kasner, Angela Merkel oluyor. Çocukları olmuyor.
Duvar yıkılmadan yuva yıkılıyor. 28 yaşındayken boşanıyor. “Doğu’da olmadı, bi de Batı’da deneyeyim” diyor,
Batı’ya geçtikten sonra, 44 yaşındayken, gene profesör ama bu defa kimya profesörü Joachim Sauer’ le evleniyor. Fizik profesörü kocadan kimya profesörü kocaya geçiyor,
biyoloji gene denk gelmiyor, gene çocukları olmuyor. Albert Einstein’ın da ders verdiği
Humboldt Üniversitesi’nde ders veren Joachim Sauer, moleküler kimyada Almanya’nın en önemli10 bilim adamı arasında yer alıyor.
Angela gibi o da Doğu Almanya doğumlu… Angela gibi ikinci evliliğini yaptı.
İlk evliliğinden iki oğlu var. Eşim başbakan oldu, malı götüreyim, oğullarıma gemicikler alayım,
cızbızcı açayım demiyor.
Basından, protokolden uzak duruyor. Gayet mütevazi yaşıyor. Sadece tatilde birlikte görülüyorlar.
Eşinin parlamentodaki yemin törenlerine bile katılmıyor, laboratuvarındaki televizyondan seyrediyor.
Stern dergisi Joachim Sauer için “operadaki hayalet” sıfatını kullanıyor.
Angela ise, eşi için kısaca “o çok iyi bir adam” diyor.
Angela 28 sene evvel boşanmasına rağmen, hâlâ ilk eşinin soy adını kullanıyor.
“Eski eşini, gençlik aşkını unutamadı” gibi dedikodular var;
Günahı boynuna…

“Merkel soyadıyla tanındığım için değiştirmedim” diyor o sadece...
Battal giyiniyor, genellikle üniforma gibi hep aynı kıyafetleri tercih ediyor.
Altında pantolon, üstünde ceketimsi bi şey,
sadece renkleri değişiyor.
Langur lungur yürüyor.
Yüksek topuk giymiyor.
Mizahçılar hep bu tarafına vuruyor,
“Alman köylüsü” muamelesi görüyor.
Bi defasında Karl Lagerfeld’ e sordular,
nasıl buluyorsunuz diye…
“Berbat” dedi. Başkasına da sormadılar.
Bazen, kaş yapayım derken göz çıkarıyor.
Başbakan olduğunda baloya davet edildi, göğsü açık şifon bi gece elbisesi giydi,
memeler kadraja sığmadı..İtalya’da herkesin içinde havluya sarınarak mayosunu değiştirmeye kalktı,
The Sun gazetesine yakalandı, açıkta kalan poposunun fotoğrafını yayınladılar,
memeler zarif kaldı. Ama umurunda bile değil, kilolu vücuduyla barışık…
Diyet yapmıyor. Spor yapmıyor. “çekici olmasaydım evde kalırdım, halbuki ben iki defa evlendim” diyor.
Magazin basını en çok saçına takıyor, kısa kahküllü oğlan çocuğu modeli
yerden yere vuruluyor. Eskiden ya kendisi kesiyor, ya da sıradan kuaförlerle idare ediyordu.
Başbakan olunca, Berlin’de eş cinsel bi kuaför var, pek meşhur, ona götürdüler, nafile kardeşim,
saç hâlâ aynı saç.
İngilizce, Rusça biliyor. Makine gibi, sabah 6’dan gece 24’e kadar çalışıyor.
Enine boyuna tartmadan harekete geçmeyen, serinkanlı bir bilim insanı o…
Daima sakin kalmayı başarıyor. Ama konuşmaya başladığında etrafını büyülüyor,
yere bakan yürek yakan cinsinden…
Müthiş bir analitik zekâsı var, ayrıntıları asla kaçırmıyor. Destekçileri ona, isminin kısaltılmış haliyle
“Angie” diye sesleniyor.
Seçim kampanyalarında Rolling Stones’un Angie’ si çalınıyor.
Dans etmeyi sevmiyor. Klasik müzik seviyor.
Her sonbaharda Bayreuth’ta düzenlenen Wagner Festivali’ni kaçırmıyor.
Lüks sevmiyor.
Şehir hayatından hoşlanmıyor, çayır çimende mutlu oluyor.
Başbakan seçilmeden önce, özel hayatında modası geçmiş Opel’e biniyordu,
Berlin çeperinde mütevazı bir evde oturuyordu.
Şimdilerle vakit bulamıyor, ama bahçesinde çiçeklerini çapalarken dinlendiğini söylüyor.
Bizimkiler gibi bahçıvan çalıştırmıyor. Hobisi, eşine yemek yapmak…
Alman klasiği patates çorbası’ yla parmakları yedirttiği söyleniyor.
Dışarıda yemeğe çıkmak için en beğendiği adres, Berlin’deki Yunan restoranı Cassambalis…
üstelik “başbakan bizim müşterimiz” diye hesaplara geçirme yapmıyorlar,
fiyatları gayet makul… Zaten, lezzetiyle değil de kazıkçılığıyla sükse yapmaya çalışan
ukala dümbeleği bir yer olsa, Merkel’in oraya gitmesi mümkün değil.
Yengeç burcu… Tipik özelliklerini taşıyor. Cesaretle endişenin, çılgınlıkla huzurun,
ilelebet fedakârlıkla tık diye vazgeçmenin kesiştiği nokta…
Sezgileri çok güçlü.
Gerçekleştiremediği hayali var mı? Var. Trans-Sibirya demiryoluyla Moskova’dan Vladivostok’a,
karlar altında tren seyahati yapmak istiyor. “Çocukluğumdan beri düşlerim, bir gün mutlaka” diyor.
Her lider gibi, Angela’ya da belden aşağı vuruldu. KGB arşivlerinde yer alan
tozlu hatıralar piyasaya servis edildi. Doğu Almanya’da üniversite öğrencisiyken,
göl kenarındaki çıplaklar kampında çekilmiş anadan üryan fotoğrafları yayınlandı.
O zamanlar da balık eti imiş, ama güzel kızmış doğrusu…
Kariyerine olumsuz etkisi sıfır oldu. Alman halkı oralı bile olmadı. Çünkü Alman halkı,
kimin soyunduğuyla ilgilenmiyor, halkı soyan var mı, ona dikkat ediyor.
Hırsızlık yapmıyor. Başbakanlık maaşı dışında geliri yok.
Time dergisi tarafından
“yılın kişisi” seçilen Angela, özetle bu.
Peki neden o seçildi? Time dergisinin yayın yönetmeni
Nancy Gibbs anlatıyor.
“Şahsi menfaate taviz vermediği için, zorbalığa taviz vermediği için,
dünyada az bulunan ahlaki liderlik gösterdiği için” diyor.
Kayhan Sarısoy·

https://youtu.be/2K7jMLS-7iw

Günün Sözü :"  Eğer bir işin başında bir lider varsa, orada değişim vardır; değişimin olmadığı yerde lidere ihtiyaç yoktur."

Gerçek Dostlar  ⚠️                                                              İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/                          19  Kasım 2020 Antalya-Türkiye


18 Kasım 2020 Çarşamba

KARANLIKTAN AYDINLIĞA (2)

 



Merhaba Gönül Dostlarım,

Türk insanına imkanlar sağlandığı taktirde neleri başarabileceğine dair aşağıdaki yazıyı birlikte okumadan önce, Ulu önderimiz  Atatürk' ün 10. Yıl Nutkundaki sözlerini hatırlayalım." Türk Milleti Çalışkandır, Zekidir, Ne Mutlu Türküm Diyene"
****
Bizim gururumuz, insanlığın umudusunuz.
Covid-19 aşısını geliştiren Dr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin ile bugün online olarak görüşüp çalışmalarında başarılar diledim. Tüm dünyayı tehdit eden amansız bir virüse karşı bilimin zaferi ve ülkemizin de morali oldunuz.
Dün, 15:12 



****
ALMANYA'DA YAŞAYAN PROF. DR. UĞUR ŞAHİN ve DR. ÖZLEM TÜRECİ COVID-19 AŞISINI GELİŞTİRDİ

Bugün neredeyse tüm gazetelerin manşetlerinde yer alan Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci için, "Dünyayı kurtaran çift" ifadesi kullanıldı...
Uğur Şahin ve Özlem Türeci hakkında meraklı arayış başladı. Çiftin kim oldukları, evli olup olmadıkları, kaç yaşında oldukları büyük merak konusu oldu. İşte herkes tarafından büyük merakla araştırılan Uğur Şahin ve Özlem Türeci'nin hayatı...
UĞUR ŞAHİN - ÖZLEM TÜRECİ EVLİ Mİ?
Uğur Şahin ve Özlem Türeci evli.
UĞUR ŞAHİN KİMDİR?
Prof. Dr. Uğur Şahin, 19 Eylül 1965 İskenderun doğumlu. 4 yaşında ailesiyle Almanya'ya gitti. Ailesi Köln'de Ford otomobil fabrikasında çalışıyordu.
Prof. Şahin, daha genç yaşlarda bilimsel araştırmalara ve deneylere duyduğu ilgiyle dikkati çekti.
Kanser üzerine Alman televizyonunda hazırlanan 'Ölümsüzlük Öldürücüdür' programını izleyen Uğur Şahin, 19'uncu yüzyılda modern bağışıklık sistemini bulan ve kansere karşı ilk kez kemoterapiyi geliştiren Paul Ehrlich' i kendisine örnek alarak Köln Üniversitesi'nde Tıp Fakültesi'nde okudu...
Profesörünün teklifi üzerine Homburg Saar' daki üniversitede çalışmaya başladı.
Kanser hastalığını tedavi etmek için araştırmalarla adını duyuran Prof. Uğur Şahin, kanserli hücreyle sağlıklı hücreyi birbirinden ayırıp, kanserli hücreyi yok eden bir aşı geliştirdi...
Göğüs, kalınbağırsak, akciğer, pankreas ve prostat kanserinde hastalıklı hücrelere karşı savunmaya geçen antikorlar üzerinde çalışma yürüten Prof. Şahin, eşi Dr. Özlem Türeci ile birlikte melanom adı verilen cild kanserine karşı bir aşı üzerinde çalışma yürütüyordu...
Prof. Şahin, Covid - 19'un yayılması üzerine bu alana yöneldi.
Prof. Şahin, 1996'da Nobel Tıp Ödülü alan İsviçreli bilim insanı Rolf Zinkernagel ile birlikte çalıştı.
2008'de BioNTech şirketini kurdu.
BioNTech'de bugün 80 civarında bilim insanı kanser üzerine araştırmalar yapıyor...
Dr. ÖZLEM TÜRECİ KİMDİR?
Doğum tarihi: 1967, yani 53 yaşında
Nereli: Lastrup, Almanya
Şirketin kurucularından Dr. Özlem Türeci, on yıl boyunca Klinik ve Bilimsel Danışma Kurulu'nda görev yaptıktan sonra 2018'de BioNTech Tıp Şefi oldu.53 yaşındaki Türeci aynı zamanda Kanser İmmünoterapi Derneği Başkanı...
Babası İstanbul'da bir doktor olan Türeci'nin ailesi, doğumundan önce Almanya'ya göçmüş. Türeci eşiyle Hamburg'da çalışırken tanışmış. Türeci "Düğün günümüzde bile laboratuvarda çalıştık." diyor.
Çift, Ganymed şirketinde modifiye edilmiş genetik kodlarla bağışıklık sistemine kanserle mücadele etmeyi öğreten çalışmalar yapıyordu. Bu uygulamada bağışıklık sistemi, kanserli hücreleri vücuda giren bir virüs gibi algılayarak onları ortadan kaldırmaya çalışıyor...
Ganymed' i satışları, Almanya'da o tarihe kadarki en büyük tıp şirketi satışı olmuştu...
BioNTech şirketinde de mRNA teknolojisini kullanarak aşı alanında bir devrim yapmayı hedefleyen çift, şimdi bu yöntemi koronavirüs aşısı için kullanıyor...
Euronews' e göre çift, koronavirüs salgını küresel bir pandemiye dönüşmeden önce bunun gerçekleşeceğini öngörerek 25 yıldır geliştirdikleri bu yöntemle derhal aşı çalışmalarına başlamaları gerektiğine karar vermiş...
Yönetim kurulunu acil toplantıya çağıran ikili, Çin'de yaşananların tüm dünyayı etkilemeyeceklerini düşünen yöneticileri ikna etmek için çok çaba sarf etmiş...
KORONA VİRÜS AŞISI
Koronavirüs aşısında başarıya ulaştığını açıklayan ilk şirketin arkasında Türkiye kökenli iki bilim insanı var...
ABD merkezli PFIZER ile birlikte geliştirdikleri koronavirüs aşısında yüzde 90 başarıya ulaştıklarını açıklayan Almanya merkezli BioNTech şirketi, aileleri Türkiye'den Almanya'ya göçmüş Özlem Türeci ve Uğur Şahin tarafından 2008'de kuruldu...
Yolunuz açık olsun, çalışkan, disiplinli, ilkeli, başarılı insanlar...

https://youtu.be/RBzWnEJBvJQ


Günün Sözü:  " Türk Milleti Çalışkandır, Zekidir, Ne Mutlu Türküm Diyene" Mustafa Kemal Atatürk

 Gerçek Dostlar  ⚠️                                                              İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ - Google'da Ara                           18  Kasım 2020 Antalya-Türkiye











17 Kasım 2020 Salı

KARANLIKTAN AYDINLIĞA (1)
















Merhaba Gönül Dostlarım,

Almanya'da Aşı' yı bulan Profesör Doktor Uğur Şahin İskenderunlu bir ailenin çocuğu..
Zamanında ülkemizin birçok ilinden ve Doğu illerinden de PKK yüzünden yerinden yurdundan olan insanlar bir yolunu bulup Avrupa'ya gitmişler.
Hatta bunlardan bazıları ilkokulu burada okuyup, geri kalan eğitimlerini Almanya'da tamamlamışlar.
Almanya'da o kadar iyi eğitim almışlar ki;
Mesala beş farklı dil öğrenmişler,
Bir meslek öğrenmişler,
Bir müzik aleti çalmayı, spor yapmayı, eğlenmeyi, araba park etmeyi, trafik kurallarını öğrenmişler ve bunu hayatlarının her aşamasında uyguluyorlar.
İlkokulu burada beraber okudukları ve Türkiye'de kalan okul arkadaşlarının hiçbiri Liseyi bile bitirememişken, onların birçokları Üniversite bitirmişler.
Alman hükümetinin ayrımcılık yapmasına rağmen.
Burada kalan ilkokul arkadaşlarının çoğunluğu çok istemişler Almanya'ya gitmeyi ama gidememişler.
Almanlar önce 'şehirde nasıl yaşanır ve şehir kültürü nedir’ öğretmişler.
Müzik, Spor Salonu, eğlence, araba park etme, batı ve şehir kültürüyle ilgili ne varsa Almanlar her gelen göçmeni bu kültüre adepte etmiş.
Maalesef biz ne köy kültürünü şehire, ne şehir kültürünü köye adapte edemedik.
Trafikte Kırmızı ışıkta geçilmeyeceğini öğretemedik.
Ne köylüyüz, ne şehirli.
Ne batılıyız ne doğulu.
Arafat'ta kalmış bir kültürün psikolojik travmalarını yaşayan bir toplum olduk.
Ecnebi memleketine giden ülkemizin en fakir, en yoksul, en kültürsüz insanlarına çağın gereklerini öğretmiş dünyanın her yerinde yaşayabilme becerisi kazandırmışlar.
Biz aynı köyün insanına değil dünyada yaşama becerisi, şehirde yaşama kültürü verememişiz..
İskenderun’daki komşu ve akrabalarına bakmak lazım Almanya'da aşıyı bulan bu Türk profesörün de.
Burada kalanlar ne yapmışlar acaba onlar gittikten sonra.
Gidenleri biliyoruz. Dünyanın gözü kulağı onlarda ve dünyayı kurtaran süper kahraman olacaklar inşallah çok yakında.
“Ümidim gençlikliktedir.”
Alıntı
****

Yandaki fotoğrafta Almanya'ya giden bir ailenin yaşantısı var.
1975 yılında Almanya‘nın Düsseldorf şehrinde çekilen 6 çocuklu bir ailenin fotoğrafı.
Oradaki çocukların şu anki meslekleri ise kaderin cilvesi.
Aile Aksaraylı.
Baba 1965’te işçi olarak Almanya’ya gelmiş.
1975 yılında eşini ve dört çocuğunu da Düsseldorf’a getirmeye karar vermiş.
Bir erkek ve bir kız çocuklarını ise köyde bağa bahçeye ve ev işlerine bakmaları için Aksaray’da bırakmışlar.
Anne, hemen geri döneceklerini söylese de Almanya hikayesi bir ömür boyu sürmüş.
Anne bir süre sonra mutfakta yardımcı elaman olarak çalışmaya başlamış ve 1980 yılında diğer çocuklarını da yanlarına aldırmış. Çocuklar orada eğitim görüp meslek sahibi olmuşlar.
En küçük kız diş hekimi, en büyük abla servis elemanı, erkek çocuk ise torna-tesviye ustası olmuş. Çorabı delik ortanca kız ise, kaderin cilvesi olacak ki, bugün Almanya’da başarılı bir moda tasarımcısı.
Baba 2002 yılında anne ise 2017 yılında hayata veda etmiş. Geriye hatıralar ve ailenin Düsseldorf’a geldiği ilk hafta yeni evlerinde çekilen bu güzel fotoğraf kalmış.
Alıntıdır..

Günün Sözü: " Aydınlık yolu herkes bulur, mesele karanlık yolda ışık aramak" Necip Fazıl Kısakürek

 Gerçek Dostlar  ⚠️                                                              İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ - Google'da Ara                           17  Kasım 2020 Antalya-Türkiye

16 Kasım 2020 Pazartesi

SORUN KÜLTÜR DEĞİL SİSTEM MESELESİ!

 


Merhaba Gönül Dostlarım,                                


Koreliler niye böyle?

Bu hafta New York’ta hâkim karşısına çıktım.

Biz Türkiye’deyken evin önündeki çimler biraz uzamış, belediye de 10 gün arayla iki ayrı suç isnadı ile mahkemeye celp yazısı göndermiş. Normalde bu tür kural ihlallerinde, trafik ihlallerinde olduğu gibi gelen mektupta ‘Ya mahkemeye gel ya da suçunu kabul edip cezanı şuraya öde’ denir. Bu seferki yazıda öyle bir seçenek yoktu. Söyledikleri tarihte hâkim huzuruna çıkmazsan arama emri çıkıyor ve işin sonu 6 ay hapis cezasına kadar gidiyor.         Neyse, uzatmayayım. Hâkim, savcı ve cezayı kesen belediye görevlisi hazır. Suçum yüzüme ayrı ayrı okundu: Bahçedeki çimlerin çevreye zararlı olacak kadar uzaması, evin önünde sorumluluğu bize ait olan kaldırımdaki çimlerin yangın tehlikesi arz etmesi.     Sonra suçumu kabul edip etmediğim soruldu. Ellerinde fotoğraflar var. Çimler uzamış. Suçumu kabul ediyorum dedim ve 470 dolar cezayı ödeyip mahkemeden ayrıldım.          Ben mahkemeyle uğraşırken, eşim de komşulara bir ‘özür mektubu’ yazıp tek tek   kapılara bıraktı. Olay onları da ilgilendiriyor zira çimler uzayınca ortaya çıkan sağlık        ve yangın riski onları da etkiliyor.

Şimdi diyeceksiniz ki ‘Hocam 20 küsur yıldır yaşadığın memlekette bu kuralları bilmiyor muydun?’ Elbette biliyordum. Bildiğim için de her yaz Türkiye’ye gitmeden burada bir şirket bulup çim işini çözüyordum. Ama bu sene memleketten bir misafir var diye işi şirkete vermekten vazgeçtim. Arkadaş da sonuçta çim deyip işi yavaştan almış. Buradaki sisteme yabancı zira sonuçta çim, uzasa çayır olacak en fazla...                                       

KÜLTÜR DEĞİL, SİSTEM MESELESİ!                                                              Başımdan geçen basit bir olayı bu kadar detayıyla anlatmamın önemli bir nedeni var. Çünkü geçen haftalarda tartıştığımız çöp meselesinden başlayarak pek çok konuya ışık tutan bir tarafı var yaşadığımın. Yıllardır bu köşede eğitimden ekonomiye, ahlaktan çöp meselesine tartıştığımız sorunların her birinde ben ısrarla sorun kültür değil, sistem diyorum. Ülkeler arası farkları açıklarken, kültürü bir sebep olarak koymak bana zihinsel tembellik olarak geliyor. Çünkü ‘Koreliler niçin böyle, çünkü onlar Koreli’ demek retorik olarak bahane bulmaktan başka bir şey değil. Yani anlamlı bir önerme sunmuyorsunuz. Daha da önemlisi, amacınız toplumsal dönüşümün yollarını aramak ise kültür gibi ortaya çıkması uzun erim alan bir faktör üzerine kelam etmek yerine, o kültürü de belirleyen sistem üzerine kafa yormak, adına yapısal reformlar dediğimiz adımların altını çizmek çok daha anlamlı bir seçenek. Özellikle toplumsal sözleşme gerektiren durumlarda, eğer kurallar net olarak belirlenirse, o kurallara uymayanlara müeyyide adil bir şekilde uygulanırsa sistem arzu ettiği kültürü belli bir süre sonra kendiliğinden oluşturuyor.   

KORE’DEKİ 70 YILLIK DENEY!                                                          Yazının başlığına gelince. Kore aslında kültürle sistem arasındaki ilişkiyi anlamamız için bize ilginç bir sosyal deney sunuyor. Aynı coğrafyada, aynı tarihi, dini, dili paylaşan halk 70 yıl önce iki ayrı sistem kuruyor. Bugün adanın Kuzey’i ile Güney’i arasında aklınıza gelen her göstergede büyük bir uçurum varsa bunun nedeni kültür değil sistemdir. Aynı şekilde, bizim köyden çıkan bir işçi Almanya’ya gidince BMW fabrikasında yan yana çalıştığı Alman ile aynı seviyede üretim yapabiliyor. Sorun bizim tembel, onların çalışkan olması değil, sorun bizim kurduğumuz sistemle onların kurduğu sistemin farkı. O nedenle sorunlar karşısında ‘Biz Türkler...’ diye başlayan açıklamaların hiçbir anlamlı tarafı yok. Bizim kültürel olarak kimseden eksik bir tarafımız yok. Dediğim gibi, sorun kültür sorunu değil. 

Selçuk Şirin

Selçuk Şirin, Araştırmacı Gazeteci,hurriyet.com.tr


https://youtu.be/xF6-W27h2Rc

Günün Sözü :









  Gerçek Dostlar  ⚠️                                                                                                                           http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ - Google'da Ara                                                                         16  Kasım 2020 Antalya-Türkiye   




15 Kasım 2020 Pazar

DEĞİRMENCİ VE ADALET





Merhaba Gönül Dostlarım,

Adaletli olmak birlik beraberliğin temelini oluşturur. İnsanlar bir aradayken haksızlıklara karşı herkesin eşit ve adil şekilde görülmesi gerektiğini düşünür. Huzura kavuşulması için bunların yapılmış olması gerekir. İşlenmiş suçların ve suçluların cezasız kalmaması toplum tarafından da güzel karşılanır.
Adaletin olmadığı toplumda insanlar huzur bulamazlar. Mutsuz şekilde yaşamaya devam eden insanlar kendilerini rahat hissetmezler. Toplumun refahı ellerinden alındığı zaman yönetime güvenleri kalmadıkları gibi uzaklaşmayı tercih ederler. Göçler meydana gelerek daha uygar toplumların parçası olmak isterler. Adalet keskin kılıç gibi olarak tüm suçlara karşı çalışmalı ve topluma adaleti getirmelidir.
Adalet ile ilgili  Almanya' da uzun yıllar önce yaşanmış örnek  bir hikayeyi, bir başka değerli yazarımız Belgin Eryavuz' un kaleminden alıntı yaparak aşağıda sizlerle paylaşıyorum. 
İbrahim Birol

****

ADALETİN SİMGESİ DEĞİRMEN


Almanya’nın başkenti Berlin’e 45 dakika uzaklıkta bulunan ve saraylar şehri olarak anılan bir başkent Potsdam.
Brandenburg Eyaleti’nin başkenti.
Çoğu seyahat yazarı, burayı Almanya’nın karakter sahibi bir aristokrat sayfiyesi olarak kabul ediyor.
İşte burada eski tarihi bir değirmen var. Yolumuz oraya düştü bugün.
Tıpkı Alman Prusya kralı Büyük Friedrich (Friedrich II) gibi.

Yıl 1750.

Postdam’ ı çok beğenen kral, bu büyüleyici yere görkemli bir saray yapılmasını emreder. Emri alan adamları hemen ertesi gün sarayın yapılacağı alanda incelemelere başlar.

Gelin görün ki kralın beğendiği o arazide eski bir değirmen vardır. Değirmen sahibi Sans Souci simli yaşlı bir değirmencidir.

Adamlar kralın isteğini iletir ve değirmenciden arazisini değirmeni ile birlikte satmasını ister. Ancak inatçı değirmenci bu isteğe karşı çıkar. Değirmenini satmayacağını söyler. Bu itiraz karşısında şaşıran adamlar ne yaparlarsa yapsınlar değirmenciyi bir türlü ikna edemezler.

Geri dönüp krala her şeyi anlatırlar.  Bunun üzerine kral değirmenciyi huzuruna çağırır. İsteğini bu defa kendisi dile getirir. Ne kadar para isterse de vereceğini eklemeyi ihmal etmez.

Değirmenci ise kararından vazgeçmemeye kararlıdır. Sözleri ise bir o kadar katı. 
Babasından miras kalan değirmenini asla satmayacağını, tıpkı babası gibi onu kendi oğluna ve torunlarına miras bırakacağını söyler. Değirmencinin yanıtına sinirlenen kral değirmenciye kendisinin kral olduğunu bir kez daha hatırlatır.

Yaşlı değirmenci ise aynı kararlılıkla; Berlin’de adaletin ve hakimlerin olduğunu; hiçbir gücün adaletten daha üstün olamayacağını söyler.

Sonuçta ne mi olur?

Kazanan yaşlı değirmenci ve adalettir.

Kralın emrettiği saray, değirmenin hemen yanındaki alana yapılır. Aralarında geçen tatsızlıkları unutan kral ile değirmenci bir süre sonra çok iyi komşu olurlar.

Her sabah bahçeye gezintiye çıkan krala seslenen değirmenci ona yaptığı sıcak ekmekten yollar. Ve kral ne der biliyor musunuz?

‘’Adalet her sabah bana, sıcak bir ekmek kokusuyla geliyor.’’

İşte Postam’daki saray ile hemen yanı başındaki tarihi değirmenin biraz da efsaneleşmiş öyküsü böyle.

Ama henüz bitmedi. Şimdi sıkı durun ve benimle 31Aralık 1917 yılına gelin.

Bu kez Berlin‘de bir oteldeki yılbaşı kutlamasındayız.

Şu işe bakın ki, diplomatik ilişkilerini geliştirmek isteyen Osmanlı heyeti de orada. 
Aralarında ise dikkat çekici genç bir subay var.

Değirmenin öyküsünü anlatan subay, heyete beraberce Postam’a gidip öyküdeki değirmeni görmeye davet eder.

Ne ilginçtir ki havanın soğuk olmasından yakınan heyetten kimse bu davete katılmaz.

Peki genç subay ne yapar dersiniz?

Tek başına Postdam’ ın yolunu tutar. Sarayı ve adaletin adeta simgesi olan değirmeni gezerken bir yandan da düşünür.

Son bir soru sormama izin verin lütfen.

O subay kim olabilir dersiniz?

Bizlere dünyanın en özel ülkesini armağan ederken, adalet duygusunu kalbimize nakış gibi işleyen Mustafa Kemal Atatürk.

Ne mutlu bizlere ki, onun sevgisini yüreğimizde her daim taşıyan evlatlarıyız.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

24.04.2020

Kaynaklar: https://blog.prontotour.com; Sn. Sunay Akın'ın değerli anlatıları; https://yaziatolyesi.com; https://pinphotography.wordpress.com.

Günün Sözü :














 Gerçek Dostlar  ⚠️                                                              İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ - Google'da Ara                           15  Kasım 2020 Antalya-Türkiye