24 Nisan 2020 Cuma

RAMAZAN SOHBETLERİ 2020 (1)








Merhaba Gönül Dostlarım,

" Koronavirüsten hayatlarını kaybeden başta sağlık çalışanlarımız olmak üzere binlerce vatandaşımıza bu Mübarek Ramazan gününde, Allah' tan sonsuz rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Ruhları şad, mekanları cennet olsun, ayrıca hastalarımıza acil şifalar ihsan eyle Yarabbim..."

Yüce Rabbimize hamd-ü senalar olsun ki, dünya yolculuğumuz sona ermeden, sağlık, afiyet ve imanla bu sene de rahmet ve mağfiret ayı mübarek Ramazan-ı Şerif ayına ulaşmış bulunuyoruz.
Virüs salgınını gölgesinde camilerin, ibadethanelerin kapalı olduğu, toplu ibadetlerin yapılamadığı, birlikte iftar sofralarının kurulamadığı buruk bir Ramazan Ayına başladığımız şu günlerde evlerde kalarak bu mübarek günleri hüzünlü bir şekilde icra etmek zorunda kalıyoruz.

Ramazan ayı, hayır ve bereket ayıdır. Dua ve niyaz ayıdır. Şükür ayıdır. Günahlardan temizlenme, cehennem ateşinden kurtulma ayıdır. Peygamberimiz (sav) bu aydan söz ederken: “Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından            kurtuluştur” buyurmuştur.
Ramazan ayının on iki ay içerisinde özel bir yeri ve değeri vardır. Ramazan, ayların sultanı olarak kabul edilmiştir. “Ayların Efendisi Ramazan ayıdır.”  
Ramazan Ayı, Allah Teâlâ' nın müminlere büyük bir ihsanıdır. Çünkü ramazan ayı; Kur'an, oruç, iyilik ve güzellik ayıdır. Tövbelerin, duaların, hayır ve hasenatın kabul olunduğu mübarek bir aydır. 
Ramazan, kelime olarak yüksek dereceli sıcaklık veya güneşin şiddetli hararetiyle yerin ve taşların ısınması ve kızması anlamlarına gelmektedir. Bu ayda, tutulan orucun verdiği açlık ve susuzlukla yanma veya oruçla günahların yanıp silinmesinden dolayı yakma anlamı ile ilgili olarak Ramazan adı verilmiştir.  
Dini yazılardan alıntı yapılarak derlenmiştir.
~ İbrahim Birol ~
****
Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti, selâmı, saadeti, bereketi üzerinize olsun ey Allah Teâlâ’ nın güzel mü’ min kulları! Hamd, salât ü selâm derken insan bambaşka bir ruh halinde yaşıyor bu güzellikleri. Çünkü Ramazan geldi; rahmetiyle, bereketiyle, bütün güzelliğiyle ve      haşmetiyle.  Anadolu’   da birçok yerde yağmur yağdığında “Rahmet yağdı!” veya “Rahmet indi!” derler. Hatta bu tabiri büyük şehirlerde yaşayan insanlarımızın da kullandığına sıklıkla şahit oluruz. Evet, yağmur rahmettir. 
Hesapsız, bizim plan ve programımızın dışında, göklerin yere inişi, yeryüzünün de gökyüzünden nasiplenmesidir. Bol bol ikram edildiği için rahmet deriz, rahmeti hatırlarız. Ramazan’ ın ilk 10 günü de rahmettir. Bol bol sağanak yağdırır yüce Mevlâ bereket, feyiz ve hidâyetini.
İlk 10 gün hesapsız, sınırsız, hudutsuz ikramların indiği günlerdir. İkinci 10 gün mağfiret günleri olarak bizi karşılar. Aslında ilk 10 günü nasıl karşılıyorsak ikinci 10 güne öyle çıkar, öyle nasipleniriz. Rahmette bizim bir eforumuz yoktur. 

Nasıl yağmur indiğinde kurdu, kuşu, yılanı, çıyanı hepsi nasiplenirse, aynen ilk 10 günün rahmet oluşu da böyledir. Herkesi içine alır, daha doğrusu herkesi kuşatacak şekilde bol bol ikram edilir ama ikinci 10 gün bizim kurt mu kuzu mu, çiçek mi diken mi, zehir mi şifa mı olduğumuzu, özetle rahmetten ne kadar istifade ettiğimizi ortaya koyan günlerdir.
Son 10 gün cibilliyetimizin, ahlâkımızın, rahmetle inen, mağfiretle büyüyen ekin ve mahsullerimizin hasat mevsimidir. Oradan biçtiğimiz, topladığımız mahsulle ya cennetin meyvelerini devşiririz ya da bayram sabahı “İşte malın, cibilliyetin, mizacın ve yaptıkların budur” denircesine gayet acı, cehennemi dikenleri topladığımız gün olur. 

Evet kıymetli dostlar! 7’den 70’e hepimiz Ramazan’ ın 10 günleri hakkında onlarca söz bilir, duyar, kafayı kaldırıp fikirler yürütebiliriz. Hiç aklımızdan çıkarmamamız gereken hakikat budur ki; Ramazan bize muhabbetle sarılır, selâm verir, kim ne olursak olalım bizi bir kere güzelce karşılar. Bu karşılamayı ganimet bilmeli, Ramazan’ a sohbetle, ibadetle, şuurla karşılık vermeli. Son 10 günde de bu karşılığın bereketini görmeli insan. Ramazan dönüştürür, değiştirir ve her türlü değişim bu ayda yaşanabilir. 
Ramazan’ ın güzelliğini fark edip yaşamak insanı bambaşka güzelliklerle buluşturduğu gibi Kuran-ı Kerim’in indirilmesi için seçilen bu ayın kadrini, kıymetini, bereketini bilmeyen adama da Ramazan’ ın bayram sabahına erişmeden evvel iki çift söz söylenebilir: “İlacı kullanıp bırakmaktansa hiç kullanmamak daha iyi” diye söyleyen doktorlar var.

Her işin yarım kalması, her nimetin kadrinin kıymetinin bilinmemesi aslında aynı neticeyi verir. Şimdi soruyorum güzel dostlar! Bir ağacın dalı, budağı, yaprağı ve meyvesi olur. Yenecek kısmı meyve, yanacak toprak olacak kısmı da dalları, budakları, yapraklarıdır. Bu güzel Ramazan’da yanacak tarafıyla uğraşacağımıza güzel güzel meyvelerinden yiyebileceğimiz kısmıyla bayram sabahına kavuşmaya ne dersiniz?
"Şimdi bu ayda oruç tutmazsak ayıp olur, herkes tutuyor” diyerek Allah Teâlâ’ nın farz olan bu ibâdeti toplumsal bir hareket gibi görülmemeli.
M. Fatih Çıtlak
Günün Sözü :
Gerçek Dostlar  ⚠️


24  Nisan 2020, Antalya-Türkiye


23 Nisan 2020 Perşembe

ATATÜRK' E MEKTUP




Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, gece


Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugün, yazılarını severek okuduğumuz ve çok değerli yazarımız Bige Güven Kızılay' ın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız münasebetiyle yazmış olduğu bir yazısını sizlere aktarmadan önce, son günlerde "' Gerçek Dostlar'  sayfalarımızda bir değişiklik yaparak dünyaca ün yapmış bazı müzisyenlerin konserlerinden alıntıları ve  onların şarkılarını veya  çok sevilen nostaljik hit olmuş parçalarının videolarını sizlerle paylaşarak yazılarıma yeni bir ahenk katmak istedim. 
Bugün ikincisini yayınladığım bölümün ilkinden gelen olumlu yanıtlar beni yayınlama konusunda daha fazla cesaretlendirdi. Gelecek zaman diliminde bu tür müzik yayınlarına sayfalarımızda zaman zaman  yer vermek umarım sizleri de mutlu eder, tüm ' Gerçek Dostlar' Ailesine iyi seyirler dilerim.
Sağlıklı ve Mutluluk dolu günler dileklerimle...

~ İbrahim Birol ~
****
Atatürk’ üm,

Bu mektubu sana 23.Nisan.2020’den yazıyorum.

Elbette bilirim sessiz gemiye binip gidenlere mektup ulaşmadığını...Ama bu dünyada kalanlar onlarla hala konuşabiliyor olmayı , o duyguyu yaşamayı isterler. Bu yüzden belki de sana değil, kendime yazıyorum. Sen anlarsın beni, biliyorum.

Acaba tam 100 yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’ ni açarken sana deselerdi ki bir asır sonra kutlamalar kimsenin aklına hayaline gelmeyecek biçimde yapılacak, çünkü Covid 19 isimli bir virüs, bütün dünyayı esir almış olacak. Herkes evlerinde hapis, birbirine sarılmak yasak, yaklaşmak yasak, bir akla ziyan yıl yaşanacak... İnanır mıydın acaba?

Gerçi düşünüyorum da, o ömrünü geçirdiğin cephelerde o kan kokusunun, barut kokusunun, silah seslerinin, top patlayışlarının, haykırışların, ölüm haberlerinin arasında hayalini kurduğun apaydınlık Türkiye Cumhuriyeti’ nin yüz yıl ayakta kalacağından emin miydin ki?

Değildin bence. Bu ülkenin başına neler gelebileceğini tahmin ediyordun. O yüzden yazdın Nutuk’ u, o yüzden Gençliğe Hitabe’ yi... Hepsinde olabilecekleri öngörüp, kendimizi nasıl korumamız gerektiğini söylüyorsun. “Yüz yıllık” öngörün varmış Atam.!!

Duysan çok üzülürdün biliyorum, bugün sosyal araştırmalar yapılıyor ve bu memlekette ortalama bir yetişkinin 3 yıl sonrasını tahayyül dahi edemediği gerçeği ortaya çıkıyor . İnsanlar artık hayal kurmuyorlar, ama hala seni en derinden seviyorlar.
Aslında hem seni bu denli sevip, hem nasıl umutsuzluğa düşüyorlar hiç anlamıyorum biliyor musun?
Seni anlamak, seni sevmek, umutsuzluk kelimesini yok saymak değil midir?
En karanlık gecede bile sabaha inancını taze tutup ışık ışık parlamak değil midir?

Sen şimdi dile gelseydin, ilk iş bilim bu konuda ne yapıyor diye sorardın eminim.
Bilim şimdilik aşı ve ilaç bulmakta yol almaya çalışıyor, bu yepyeni virüsle nasıl baş edeceklerini bulma gayreti içinde. Onlara biraz süre vermemiz lazım.

Ama gel, seni sevindirecek şeylerden bahsedeyim. Hani kendini emanet ettiğin o Türk hekimleri var ya, onlarla ne kadar gurur duysan azdır Atam. Bu defa cephede Mehmetçik değil de onlar var. Nasıl canla, başla, nasıl hayatlarını tehlikeye atarak çabalıyorlar, anlatamam sana. Üstelik bu öyle akla ziyan bir savaş ki, kendi aileleri bile tehlikede. Bizler bir tek maske nasıl terletiyor diye şikayet ederken, onlar kırk kat koruyucu giysinin altında , kendileri virüs kapmamaya çalışarak hayat kurtarıyorlar.
Ne yazık ki şehitlerimiz de var Atam. Ve işte farklı zamanların ruhu farklı kahramanlar yaratır ya, bugünlerin en büyük kahramanı hekimlerimiz. Hani vardı ya o eski şarkı, “Ey vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz” diye...
İşte onlar “yetiştiler” Atam.

Bu dünyada kimse çocuklara bayram hediye edecek kadar büyük olmamıştı. Sen ilk ve son lidersin bunu yapan. Merak edersin şimdi, geliyorum senin küçük hanımefendi ve beyefendilerine...
Bir buçuk aydır evde kuzucuklar. Okullar mecburen kapandı. Çoğu bir apartman dairesinin bir odasında , bilgisayar dediğimiz bir ekrana bakarak eğitim görüyor. Bilgisayarı olmayanlara birlik olduk , para toplayıp almaya çalışıyoruz. Göremedikleri doğayı, çiçekleri, gökyüzünü, gökkuşaklarını boyayıp pencere camlarına yapıştırıyorlar , o evde bir küçük çocuk var diyoruz görünce... Kim bilir 23.Nisan için ne hayalleri vardı, yapamayacaklar bekledikleri kutlamaları... Bu sene çocukların bu nedenle mahzun.

Biz biraz yalnızlaştık Atam.

Birbirimizi özledik. Aile büyüklerimizin ellerini, yanaklarını öpmeyi, sımsıkı kucaklaşmayı özledik. Kol kola yürümeyi, omuz omuza durmayı özledik.

Bu minicik virüs öğretti hepimize; bir fiziksel varoluş var, bir de maneviyat var ne zamandır ihmal ettiğimiz.

Yani yan yana duramayacağız bu sene. Meydanları, sokakları dolduramayacağız. Anıtkabir’ e gelemeyeceğiz seni ziyarete.

Ama zamanın ruhu bize anlattı ki bedenlerimiz sadece bir görüntü. Aslolan yürek.

Ve aynı duygunun, aynı inancın etrafında birleşince; senin yüreğin- benim yüreğim- onun yüreği kalmıyor. TEK yürek oluyorsun, ta içinden inandığın ve sevdiğin şeylerde.

Anlayacağın, bedenlerimizi biz yine özenle giydireceğiz. O gün bayram yerine gelirmiş gibi... Kırmızı, beyaz, bayrağımız gibi... Evlatlarımızı süsleyeceğiz. Ellerimize bayraklarımızı alacağız.
Bedenlerimizi anca balkonlara çıkartabileceğiz biz bu 23 Nisan.

Ama yüreklerimizi sokaklara salacağız.

Nabız nabız atacağız bu güzel yurdun her köşesinde. Tek bir kocaman kalp gibi atacağız.

Ve sana söz veriyorum, ta oradan duyacaksın.

Biz yüz yıldır o bayrağı indirmedik, asla da indirmeyeceğiz Atam.

Bige Güven Kızılay
23.Nisan 2020


https://www.facebook.com/GaziMustafaaKemalpasa/videos/785363348586431/

Gerçek Dostlar  ⚠️


23  Nisan 2020, Antalya-Türkiye






Amira Willighagen & Patrizio Buanne ~ O Sole Mio

23 NİSAN BAYRAMI



23 Nisan Günün Anlam Ve Önemini Belirten Konuşma 1



 Merhaba Gönül Dostlarım

23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi' nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilan ettiği tarihtir. Tüm dünyaya kardeşlik mesajlarının verildiği ve her türlü sorunun el ele, kardeşçe çözülmesi gerektiğinin hatırlatılması bakımından '23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı' çok büyük önem taşımaktadır. Türk milletinin gönlünde, onun bağımsızlığının sarsılmaz ifadesi olarak önemli bir yer işgal eden 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, her yıl yurdumuzda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ nde, yurt dışı temsilciliklerimizde, bütün kurumlarımızda ve okullarımızda çeşitli etkinliklerle kutlanarak milli birliğimizin kenetlenmiş ifadesini temsil etmektedir.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı anlam ve önemi nedir? 23 Nisan neden bayram olarak ilan edildi?

Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ nin açılış tarihi olan 23 Nisan 1920 gününün, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilişinin 100. yılını kutluyoruz.
23 Nisan 1920 günü, Cumhuriyet yolunda atılmış en büyük adımdır. Devletimizin yönetim sisteminde bu tarihle başlayan büyük değişim, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanı ile sonuçlanarak, Türk milletinin ufku açılmıştır.
Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, ilk Meclisin açıldığı 23 Nisan 1920 gününü ulusumuza Çocuk Bayramı olarak armağan etmiş, bu yönüyle de dünya ölçeğinde eşsiz bir lider olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Türk milleti, dün olduğu gibi, bugünde Atatürk ilke ve devrimlerinden ayrılmayacak, Cumhuriyetin temel niteliklerini en iyi şekilde koruyup, muhafaza edecektir. Millet olarak amacımız, akıl ve bilimin ışığında ilerleyerek, çağdaş bir toplum olarak sonsuza kadar var olabilmektir.

Cumhuriyetimizin en önemli kuruluş felsefesi olan “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözünün anlam ve önemini çok iyi kavramış bir millet olarak, gelecek nesillerimize daha modern bir Türkiye bırakacağımızdan hiç şüphem yoktur. Ülkemize ve yarının büyükleri olacak çocuklarımıza en temel görevimiz budur.
Tüm ulusumuzun ve çocuklarımızın bayramını en içten duygularımla kutluyor, bu vesileyle, bu günleri bizlere armağan eden Büyük Önderimiz Atatürk’ün aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyorum.

yahyagungor.com

https://youtu.be/PhDVqCqkEU0

Günün Sözü : "Türk Ulusunun bayramını en içten duygularla kutlar , Sevgi ve saygılar sunarım. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız hepimize kutlu olsun!.."
Gerçek Dostlar  ⚠️


23  Nisan 2020, Antalya-Türkiye


21 Nisan 2020 Salı

GÜNCEL SAĞLIK KONULARI



demans



Merhaba Gönül Dostlarım,

COVİD-19 İLE KENDİ KENDİNE İZOLASYON - KARANTİNA REHBERİ


Tüm Dünyada COVID-19 vakalarının sayısı artmaya devam ederken, yetkililer hastalığın yayılmasını sınırlamak için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorlar.
Ellerinizi sık sık yıkamak, ağzınıza veya gözlerinize dokunmaktan kaçınmak gibi önerilere ek olarak, karantina ve kendi kendine izolasyon gibi ciddi önlemler gerekebilir.
KARANTİNA
Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek amaçlı belli bir bölgenin veya yerin kontrol altında tutulup gözlemlenmesidir. Henüz hastalık belirtileri göstermeyen ancak enfeksiyon etkenine olası bir şekilde maruz kalmış, hasta olma olasılığı olan kişilerin belirli bir süreyle (etkenin kuluçka dönemi kadar) belirli bir bölgede ayrı olarak tutulması, hareketlerinin sınırlandırılmasıdır.
Şu durumlarda karantina uygulanmalıdır:
  • Covid-19 enfeksiyonu riski altındaysanız.
  • Enfekte olup olmadığınızı bilmiyorsanız.
  • Enfeksiyonun fazla gözlendiği bir ülkeden geliyorsanız.
  • Covıd-19 pozitif olan biriyle temas ettiyseniz.
Yukarıdaki maddelerden herhangi biri söz konusu ise yapmanız gerekenler:
  • 14 gün kimseyle temas etmemeniz gerekir. Bu durum, enfeksiyonun yayılma olasılığını azaltır.
  • 14 gün içinde hastalanırsanız test yapılır ve sonuç pozitifse, izolasyon aşamasına geçersiniz.
  • 14 günün sonunda hastalanmazsanız normal temasa devam edebilirsiniz.
İngilizce Sağlık Kelimeleri: Sağlık Alanında Bilmeniz Gerekenler ...İZOLASYON
Hasta olduğu kanıtlanmış bireylerin sağlam olanlardan ayrılması, faaliyetlerinin sınırlandırılması, özgün sağlık bakımı verilmesidir. (Hastanede, evde ya da özel bir kuruluşta)
Covid-19 pozitifseniz ancak kendinizi evde kalabilecek kadar iyi hissediyorsanız, kendi kendinize izolasyon yapmalı ve başkalarına bulaştırmamaya çalışmalısınız.
Eklenme Tarihi: 17.04.2020 02:00:00


****

EVDE BİRİSİ HASTALANIRSA YAPILMASI GEREKENLER
Yaşlı veya demans hastasının hastaneye götürülmesi gereken durumlar için bir çanta hazırlama listesini hazır bulundurmak her zaman gerekebilir. Bu listede iç çamaşır, önü iliklenebilir esnek dokulu ve pamuklu bir pijama, terlik, gözlük, diş fırçası ve diş macunu, kullanılan ilaçlar ve ilaç listesi, nüfus cüzdanı, ıslak mendil, peçete, havlu, bardak, çatal kaşık, havlu gibi malzemeleri ile, acil durumlar için iletişim kurulması gereken birinci derece yakınlarının isim-telefon bilgilerini içeren detaylı bir liste gerekebilir. Hastanedeki doktor, hemşire veya diğer bakım destek personellerinin yaşlı kişiyi daha iyi anlamasına yönelik evdeki bakıcı tarafından hazırlanmış bir bilgi notu da hastane servisleri için son derece yararlı olabilir.
Evdeki herhangi bir kişide corona virüs lehine ateş ve öksürük bulguları var ise bu durum hastanedeki yetkililere veya ülkemiz için 112 acil sağlık hizmetlerine erişim hattına mutlaka bildirilmelidir. Bunun yanı sıra evde yaşlılara bakım desteği sağlarken yaşlılarda veya hane hakkında baş edilemez sağlık şikayetleri görülüyorsa, sağlık sorunlarının giderek arttığı veya kötüleştiği izleniyorsa, şikayetler bir haftayı aşmış ise, kişi nefes almakta zorlanıyorsa mutlaka acil sağlık servisi 112 aranarak yardım talep edilmelidir.
Kendinizi ve başkalarını korumak adına irtibatta olunan sağlıkla ilişkili profesyonellerle mutlaka bir telefon görüşmesi yapılarak sorunların paylaşımı ve sağlık profesyonellerinin fikirlerinin alınması son derece kıymetlidir. Gereksiz yere hastaneye gitmenin de hem yaşlılarımız, hem bakım elemanı, ham aile bireyleri, hem de hastanede çalışan ve sağlık hizmeti sunan diğer kişiler için ciddi riskler doğurabileceğini de unutmamak gerekir.
Demansı olan birisine bakan personel veya ev halkı, bakım hizmeti vermekte zorlanıyorsa yerel yetkililere başvurulması gerekmektedir. Demanslı kişinin sizsiz neler yapabileceği ve yapamayacağı, bakıcı desteği olmadan karşılaşabilecekleri riskler konusunda yetkililerin samimiyetle bilgilendirilmesi son derece değerlidir. Yerel otoriteler ve çözüm mekanizmaları bakıcının bir süre için sağlayamayacağı bakım desteğini bakıcı iyileşinceye kadar ihtiyaç sahibine vereceklerdir.
Uzman Dr. Sinan İBİŞ
Medikal Turizm Derneği Başkanı


Günün Sözü :

Günaydın :) (Görüntüler ile) | Alıntılar










21  Nisan 2020, Antalya-Türkiye

19 Nisan 2020 Pazar

SERVİLER DE AĞLAR











Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugünkü sayfamızı değerli yazarımız Belgin Eryavuz 'un bir yazısına ayırdım, okuyunca hüzünlendiğinizi şimdiden görür gibiyim.
Her şeyin gönlünüzce olması dileklerimle herkese sağlıklı günler...
~ İbrahim Birol ~

SERVİLER DE AĞLAR

Bitkilere hayranım. Onlarla ilgili araştırma yaptıkça ve hiç bilmediğimiz yönlerini öğrendikçe hayranlığım da katlanarak artıyor.
Dünyanın bu sessiz canlılarının hisleri, birbirleri ile olan iletişimleri ve birbirlerine olan yardımları öyle güzel ki. Geçmiş yazılarımda bunlardan söz etmiştim.

Şimdi sizlerle onlardan bir tanesini paylaşmak istiyorum.

Her mevsim yeşil kalan yaprakları, dik duruşu ile dayanıklılığın sembolü olan servilerden en özeli; ağlayan servi; hazin öyküsüyle karşınızda.

Yıl 1915.
Günlerden 28 Haziran.

Birinci Dünya savaşının tüm acımasızlığı ile sürdüğü zor zamanlar.

Yer Çanakkale Gelibolu yarımadası.

Gelin yarımadanın Seddülbahir' e yakın, kuzey kısmına doğru uzanalım. Buradaki tepelerin eteğinde yer alan bir mevkii var.
İsmi Zığındere.
Tabiat muhteşem.
Yemyeşil buğday tarlaları ve güzelim ayçiçekleri el ele verir buralarda. Kıyıdaki mavi beyaz dalgalar ise tam da bu noktada yaşanan vahşeti haykırırcasına sahili döver.

İşte tam o anda, sahile yaklaşan İngiliz savaş gemilerinin açtığı top ateşi ile ortalık karışır. Gemilerin amacı, alanı temizlemek ve askerlerine güvenli bir çıkış yolu yaratmak elbette.

Böylece başlayan taarruzda binlerce düşman askeri hedef noktalarına doğru ilerlemeye çalışırken, gemilerden yapılan ateş hiç dinmez.

Bu arada Türkler Zığındere’ de; yaz nedeniyle suyu çekilmeye yüz tutmuş; dere yatağının etrafında konuşlanır.

Oranın gerçek sahipleri olan yemyeşil çam ve ardıç ağaçları ile beraber tarih yazacaklarını bilmeden.

Doktorların, hemşirelerin ve sıhhiye askerlerinin kurduğu beyaz hastane çadırlarının içinde; yaralı veya hasta on binlerce asker için yoğun bir yaşam mücadelesi verilir beldede.

Şartlar yetersizdir elbette; ancak tüm personel imkansızı başarmaya ve askerleri hayatta tutulmaya çalışır.

Giderek artan yaralı sayısı nedeniyle ameliyatlar sedye üzerinde, hiç uyuşturulmadan yapılır. Sonrasında ağrı kesici de yoktur ki acılar dindirilsin. Yine de metanetlerini koruyan askerler bu ölümsüz destanı yazmak için adeta gönül birliği eder.

Hiç dinmeyen ateş bombardımanı ve yer sarsıntıları arasında tam bir ölüm kalım savaşıdır yaşananlar. Savaşta yaralanan askerlerin hepsi burada toplanır. Durumu kritik olanlar İstanbul'a nakledilir.

Düşman saldırıları 5 Temmuz 1915 tarihinde kesilir. Yaşanan dramın ve trajedinin boyutları ise o zaman tüm çıplaklığı ile ortaya çıkar. İçlerinde esir alınan düşman askerleri ile beraber neredeyse elli bine yakın yaralı ve hasta Zığındere’ yi adeta ağlatır.

Sadece on sekiz bin askerin, iyileşmeyi beklerken sağlık çadırlarının içine düşen ateş topları ile hayatını kaybettiği ortaya çıkar. Kuruyan dere yatağından artık su yerine oluk oluk askerlerin kanı akar.

Yaşanan vahşete tanık olan ve onlarla beraber ağlayan başka canlar da vardır.

Dere yatağının etrafını çevreleyen çam ve ardıç ağaçları savaş boyunca askerlerimizin kanıyla sulanır.

Tam da bunu kanıtlarcasına karşımıza çıkıyor Zığındere' ye uzanan toprak yolun kıyısındaki servi ağacı.

Üzüntüsünden gövdesindeki bütün damarları kıvrılan ağaç, neredeyse bir sargı bezi şekline bürünür. İşte bu nedenle yıllar sonra oraya Sargı Yeri ismi verilir ve Sargı Yeri Şehitliği olarak düzenlenir.

Bitkilerin kökleri ile toprak altında iletişime geçtiklerini, birbirleri ile konuşup yeri geldiğinde besinlerini paylaştıklarını, ortamdaki canlılarla beraber üzülüp sevindiklerini biliyoruz artık. Dolayısıyla bu ağacın da tanık olduğu vahşete sargı şeklinde bükülerek cevap verdiğini düşünmenin mantıklı bir yaklaşım olduğunu söyleyebiliriz.

Her bir karış toprağımız için düşmana karşı verilen vatan mücadelesinde Çanakkale savaşı, kuşkusuz ki kazanılan zaferlerle tarihimizin en gururlu sayfalarından bir tanesi.

Yolunuz oraya düştüğünde, o duygu dolu havayı teneffüs ederken bu öyküyü hatırlayın istedim. Tüyleriniz diken diken olurken ağlayan servi ağacını da görürsünüz belki.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

11.03.2020



Günün Sözü: "Ordu Yok! dediler, Kurulur! dedi. Para Yok! dediler, Bulunur! dedi. Düşman çok! dediler, Yenilir! dedi. Ve dediklerini yaptı. O, Atatürk’ tü!"

20  Nisan 2020, Antalya-Türkiye




PAZAR SOHBETLERİ (2) 2020







Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugün yine pazar ve bu hafta sonu yine Koronavirüs önlemleri nedeniyle  63 milyon Türk insanı iki gündür evlerinde oturuyor, sıcak havalar Antalya' yı yavaş yavaş bunaltmaya başladı, hoş biz yaşlı jenerasyon olarak 65 yaşa takıldık fakat 20 yaş altı gençler ve çocukların da bizimle aynı kaderi paylaşmalarına gönlüm razı olmuyor.

Bugünkü Pazar sohbetimizde, ulu önder Atatürk' ten günümüze kadar gelen anılarından bir kaç alıntı yazıyı sizlerle paylaşıyorum.


Evrenimizde yaşayan tüm insanlara başta sağlık, mutluluk ve huzurlu bir hayat geçirmeleri dileklerimle.

 ~ İbrahim Birol ~


****
BEŞ LİRA LAZIM ...

Muhlis Sabahattin İstanbul'da Opera ve Operetler oynayan bir kumpanya kurmuş, 1930' lar.. Carmen'i oynuyorlar.. Turneye çıkmışlar.. Trenle.. İzmit..
Ful çekmişler.. Oradan Adapazarı.. Havalar bozunca temsil iyi gitmemiş.. Eskişehir tam felaket.. Kar diz boyu, temsil bile yapamamışlar.. Yapamayınca da otelde rehin kalmışlar iyi mi?. Beş lira lazım.. Beş lira da önemli para ha..
Babam anlatırdı..
Bebek Belediye'de 125 kuruşa faça masa donatılıp Müzeyyen'in dinlendiği günler..
Kumpanya karalar bağlamış otelde mucize beklerken, haber duyuluyor..
Atatürk Ankara'dan trene binmiş Eskişehir'e geliyor.. Şapka devrimi, o yıl çıkan ve kadınlarda peçeyi kaldıran kanunla tamamlanmış.. Ata, tanıtmak ve anlatmak için dolaşıyor..
Muhlis Bey lobide haykırıyor..
"Atatürk arkadaşım.. Parayı bulduk.."
Kostüm sandıklarını açıyor.. İçinden bir frak çıkarıyor. Giyiyor.. Doğru Eskişehir garına.. Orada görevliler penguen kılıklı adama bakıyorlar.. Biri "Amerikan Sefiri olmalı" diyor.. Yol açıyorlar.. Muhlis Bey en öne geliyor.. Tren gara giriyor.. Vagonun camı iniyor.. Atatürk'ün şapkalı eli gardakileri selamlıyor..
Sonra, iniyor aşağı, karşılayıcılara teşekkür etmek için..
Bir bakıyor, karşısında yakın dostu Muhlis Sabahattin..
Kollarını açıyor.. "Muhlis!.."
"Kemal!.."
Sarmaş dolaş oluyorlar..
Muhlis Bey iki cümleyle özetliyor..
Otelde rehin kaldık, Kemal. Beş lira lazım!..""
Atatürk ceplerini karıştırıyor, cüzdanı açıyor..
Üç tek lira çıkıyor üzerinden..
"Üç liram var, Muhlis!.."
"Beş lira lazım, Kemal.."
Atatürk yanındaki dört yıldızlı generale dönüyor..
"İki liran var mı?..
Paşa ceplerini karıştırıyor ve 1 lira uzatıyor..
"Bu kadar var paşam.."
Atatürk "Dört lirayla idare et Muhlis" diyor..
"Beş lira, Kemal" diyor, Muhlis Bey..
Atatürk özel kalem müdürüne dönüyor bu defa.. Hasan Rıza Soyak olmalı..
"Bir lira bul" diyor.. Özel Kalem Müdürü ceplerini karıştırıp, beş kuruşlar, on kuruşlarla bir lirayı denkleştiriyor..
Atatürk sonunda "Beş Lira"yı Muhlis Sabahattin'e uzatıyor..
Ali Poyrazoğlu "Ben bu hikayeyi birinci elden dinledim" dedi.. "O kumpanyanın Carmen temsilinde Don Jose' yi canlandıran tenor Celal Sururi' den.."
Devrin güzelliğine bakar mısınız?.. Hani sövdükleri devrin..
İnanmadınız değil mi?.
İnanılacak gibi değil çünkü..
Ama Atatürk'ün hangi yaptığı inanılacak gibi değildi ki?.
Onun için "Ata" Türk 'tü o!..
Teşekkürler Atam.. Sana minnet!.. Sana şükran!..
Alıntıdır
****
AVUSTRALYALI ANNENİN ATATÜRK'E MEKTUBU

Atatürk'ün Çanakkale savaşlarında ölen Anzak askerleri için söylediği olağanüstü duygu yüklü şaheser söylem, dünya basınında yer aldıktan sonra, bunu okuyan Avustralyalı bir anne Atatürk'e bir mektupla cevap verir.
Oğlu Çanakkalede ölmüş olan bu Avustralyalı annenin bu mektubu 18 Mart 2015 tarihli Milliyet gazetesinde de yayınlanmıştı.
Mektup şöyledir:
"Gelibolu'da yitirdiğimiz evlatlarımızın acısını alicenap sözleriniz hafifletti.
Bir anne olarak bana teselli verdi. Yavrularımızın huzur içinde dinlendiklerinden şüphemiz kalmadı. Majesteleri buyururlarsa bizler de size "Ata" demek istiyoruz.
Çünkü yavrularımızın mezarları başında söylediğiniz sözler, ancak bir öz babanın sözleri gibi yüce.
Evlatlarımızı bir baba gibi kucaklayan Büyük Ata'ya bütün anneler adına sevgi, şükran ve saygıyla...."

Buradan bir kez daha anlamalıyız ki, Atatürk, sadece Türklerin Ata'sı değil, aynı zamanda ezilen, soyulan, sömürgeleştirilen tüm halkların Ata' sıdır. Emperyalizmin zarar verdiği tüm toplumların Ata' sıdır.
Emperyalizmden zarar görmeye devam eden tüm toplumların tek kurtuluş yolu, Atatürk'ün gösterdiği yoldur. Bunun dışında kurtuluş yolu yoktur


Alıntıdır
Günün Sözü :

 Atatürk Sözleri – Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün En Güzel Sözleri

Gerçek Dostlar  ⚠️


19  Nisan 2020, Antalya-Türkiye