26 Ocak 2017 Perşembe

EMEĞE DEĞER VERMEK





bhnxfaencti-eddy-klaus

Merhaba Değerli Dostlar,

Verdiğiniz değere, harcadığınız emeğe sizi pişman edenler oldu mu hayatınızda ?
Yoksa her neyse yaşanan yaşandığı anda güzeldi deyip hakkınızı helali hoş ettiniz mi?

" Emek, insanın bilinçli olarak belli bir amaca ulaşmak için bir şeyin yaratılması ya da üretilmesi için giriştiği hem doğal ve  toplumsal çevresini hem de kendini değiştiren çalışma süreci  ve çabalarıdır. Emek karşılığı alındığı sürece güzeldir, anlamlıdır. Karşılığı alınmayan emek, ruhsal yaralar açar. Hayal kırıklığı yaratır. Ben verdiğim emeği her zaman önemser ve emeğin kutsallığına inanırım."

Alıntı : milliyet.com.tr

Bu  konu ile ilgili anlatılan güzel bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Önce Kendinizi Sevin ve sonra da Sevdiklerinizin değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun...En iyi dileklerimle. Esen kalın.        



EMEĞE DEĞER VERMEK
Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış, son resmini yaparak Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş. Rangu Guru ise;
– Sen artık ressam sayılırsın Racaçi ve artık senin resmini halk değerlendirecek diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem
koyarak, halktan beğenmedikleri yerlere çarpı atmalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş.
RANGA GURU ile ilgili görsel sonucuRaciçi denileni yapmış. Birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde tüm resim kırmızı çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. Üzgün bir şekilde resmi Ranga Guru’ya götürmüş ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi, yeniden resmini yapmış ve Ranga Guru’ya götürmüş. Rangu Guru tekrar resmi aynı meydana ama bu sefer yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlıboya ve birkaç fırça ile birlikte bırakmasını istemiş. Resmin yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını söylemiş.
RANGA GURU ile ilgili görsel sonucu
Raciçi resmi meydana götürmüş. Birkaç gün sonra resmi görmeye gittiğinde meydanda resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da boyalar da kullanılmamış. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru’ya gitmiş ve resme dokunulmadığını söylemiş. Ranga Guru ise öğrencisine demiş ki;
– Sevgili Raciçi, sen ilk seferinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız eleştiri yapabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. Oysa ikinci seferde, onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak, eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı.
Sevgili Raciçi, mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın. Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Onlara göre senin emeğinin hiçbir değeri yoktur. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenlerle tartışma.

Alıntı : hayatakarken.com

Günün Sözü :
emekle ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol. http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
26 Ocak, 2017, Antalya






25 Ocak 2017 Çarşamba

BUDA GEÇER SEYYAH HİKAYESİ



eski osmanlı resim ile ilgili görsel sonucu



Merhaba Değerli Dostlarım, 

İstiklal Savaşı ile ilgili yazılarımızı sizlerle paylaştıktan sonra, bu günkü yazımızın konusu Seyyah ve Kaşifler. Müslüman olan ünlü seyyahlar Evliya çelebi ve İbn-i Battuta dır.
seyyah ile ilgili sözler ile ilgili görsel sonucuBizim seyyah hikayemizin konusu, biz  İnsanların yaşantılarındaki  zenginlik veya fakirlik gibi durumların hiç bir zaman hayat  boyu devamlılık arz etmeyeceğini, bu fani dünyada yaşantımızda iyi ve kötü günlerin her daim yaşanabileceğini anlatan bir hikayedir. Yeter ki biz insanlar olarak olayları nasıl algıladığımız ve olayları nasıl karşıladığımız ve baktığımız...  hayatın akışında sonunda "Bu da Geçer" diyebilelim

Tarihte dünyayı adım adım, at sırtında veya deniz yoluyla dolaşan birçok gezgin olmuştur. Gerek ticaret amaçlı gerekse yeni yerler görmek ve keşfetmek sevdasıyla yapılmıştır bu yolculuklar. Bu seyahatlerin sonucunda varlığından o güne kadar haberdar olunmayan yeni kıtalar, yeni insanlar ve hayvan çeşitleri keşfedilmiş, yazılan seyahatnameler günümüze kadar ulaşmıştır.
Yerlerinde duramayan, ömrünün yarısından fazlasını yollarda geçiren ünlü kâşif ve seyyahlar bugünün gezginlerine ilham vermektedir. İşte dünyayı keşfetme arzusunu dizginleyemeyerek kendisini yollara vuran ve birçok ilki gerçekleştiren maceracı ruha sahip en ünlü gezginler. Ferninand Macellan, Marco Polo, Vasco de Gama, Kristof Kolomb. Amerigo Vespucci dir,

Önce Kendinizi Sevin ve sonra da Sevdiklerinizin değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun...En iyi dileklerimle. Esen kalın.

İbrahim Birol
&&&&



SEYYAH HİKAYESİ

Köylüler, seyyaha, ancak çiftlik sahibi Süleyman diye birinin yardımcı olacağını ve oraya gitmesini söylerler.
Seyyah yoldayken birkaç köylüyle daha sohbet eder. Köylülerden Süleyman’ın, o yörenin en zenginlerinden biri olduğunu birde Hasan isimli bir başka çiftlik sahibi olduğunu öğrenir.
Seyyah, Süleyman’ın çiftliğine ulaşır. Köylülerin dedikleri gibi Süleyman misafirini çok iyi karşılar. Seyyah çiftlikte yer, içer ve dinlenir. Süleyman’a ve ailesine kendisini çok iyi ağırladıkları için teşekkür eder ve tekrar yola çıkmadan önce der ki:
– Böyle nimetlerle ödüllendirildiğin ve zengin olduğun için hep şükretmelisin.
Süleyman de seyyaha der ki:
– Zenginlik dediğin nedir ki, hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen gerçek, görünen değildir. Bu da geçer…
eski osmanlı resim ile ilgili görsel sonucuSeyyah, Süleyman’ın yanıtını uzun uzun düşünür… Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, seyyahın yolu yine aynı köye düşer. Süleyman’ı ziyaret ederim, beni yine güzelce ağırlar diye düşünür. Köylülerle konuşurken Süleyman’ın fakirleştiğini Hasan’ın yanında çalışmaya başladığını öğrenir.  
Seyyah, Süleyman’ı merak eder ve Hasan’ın çiftliğine gider. Süleyman’ı eski püskü elbiseli, birazda yaşlanmış halde bulur. Nasıl oldu da hizmetkar olduğunu sorar. Süleyman çiftliğinin bir sel felaketinde yıkıldığını, tüm hayvanlarının telef olduğunu, topraklarının da işlenemez hale geldiğini, tek çare olarak selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Hasanın yanında çalışmak zorunda kaldığını anlatır. Seyyah, Süleyman’ in haline üzülür.
Süleyman, yine de seyyahı bir yere bırakmaz, son derece mütevazi olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır.
Seyyah, vedalaşırken, Süleyman’a olup bitenlerden ne kadar çok üzgün olduğunu söyler ve Süleyman’dan şu yanıtı alır:
– Üzülme… Unutma, bu da geçer…
Uzun yıllar geçtikten sonra, seyyahın yolu yine aynı bölgeye düşer. Eski dostuna ziyarete gider. Bir süre önce ölen Hasan, ailesi olmadığından, bütün varını yoğunu, en sadık hizmetkarı ve eski dostu Süleyman’a bırakmıştır. Süleyman, Hasan’ın konağında oturmaktadır. Büyük arazileri ve binlerce sığırı ile yine o yörenin en zengin insanı olmuştur. Seyyah, eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar çok sevindiğini dile getirdiğinde yine aynı yanıtı alır:
– Bu da geçer…
Birkaç yıl sonra Seyyah yine Süleyman’ı arar. Ona bir tepe gösterirler. Tepede Süleyman’ın mezarı vardır ve mezar taşında şöyle yazmaktadır:
“Bu da geçer…“
eski osmanlı resim ile ilgili görsel sonucu
Seyyah, üzgün bir şekilde, “Allah Allah, ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider.
Ertesi yıl, Seyyah, Süleyman’ın mezarını ziyaret etmek için geri döner ama ortalıklarda mezar falan kalmamıştır. Büyük bir sel gelmiş, bütün tepeyi silmiş süpürmüş ve Süleyman’ın mezarından geriye hiç eser kalmamıştır.
O yıllarda, ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Bu öyle bir yüzük olacaktır ki, sultan mutsuz olduğunda umudunu tazeleyecek, mutlu olduğunda da, mutluluğun rehavetine kendini kaptırmasını önleyecektir.
Hiç kimse, sultanın istediği gibi bir yüzük yapamaz. Sultanın kuyumcusu seyyahın eski bir dostudur, ondan yardım ister. Seyyah, nasıl bir yüzük yapacağını dostuna söyler.
Kuyumcu yüzüğü hazırlar ve yüzük sultana sunulur. Son derece sade bir yüzüktür bu, Sultan yüzüğü inceler ve gözü üzerindeki yazıya takılır. Üzerinde biraz düşünür ve yüzü aydınlanır. Tam da istediği gibi bir yüzük olduğu için mutlu olur.  
Yüzüğün üzerinde ne mi yazıyor?
seyyah ile ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu“Bu da geçer…”
Hayatın akışında iyisi ile kötüsüyle bu da geçer.
 
https://youtu.be/BzDUv21ArRU?si=AHyYzV85OyS3qQZf

seyyah ile ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu                                                                                                               





              
İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
25 Ocak 2017, Antalya






24 Ocak 2017 Salı

KURTULUŞ SAVAŞINDAN ANILAR

































Türk Kurtuluş Savaşı

19 May 1919 – 24 Tem 1923


Merhaba Değerli Dostlar,

Kurtuluş Savaşı bir çoğumuzun düşündüğü gibi pek kolay geçmedi, Anlatılanları içimizde ta ruhumuzun derinliklerinde hissettiğimiz an çekilen cefalar, zorlukları belki bir nebze olsun anlayabilir veya idrak edebiliriz.

Önce Kendinizi Sevin ve sonra da Sevdiklerinizin değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun...En iyi dileklerimle. 
Esen kalın.       

İbrahim Birol

****
 Kurtuluş Savaşı Nasıl Kazanıldı

Kurtuluş savaşı boyunca Atatürk ve beraberinde Türk milleti bir çok zorlukla mücadele etmiştir. Toprağımızın her karış toprağında mücadele verdik. Vatanımız ve geleceğimizle ilgili bir mücadele olduğundan dolayı Türk milletinin azmi ve liderlik sıfatlarına sahip olan Atatürk ile üstesinden gelmiş bulunmaktayız. Milletin gücü ile Atatürk’ün yönlendirmesi sayesinde kurtuluş savaşındaki zorlukları aşarak Cumhuriyetimizi kurduk.

Kurtuluş savaşının başlaması ile karşılaşılan olumsuzluklara rağmen halk umutsuzluğa kapılmadı. Meclis’in açılması ve yapılan kongreler sayesinde Türk milletinin azmi ön planda tutulmuştur. Ülkemizin dört bir yanı işgal altındayken halkın göstereceği tepkiler doğrultusunda ülkemiz kurtuluşa doğru gidecekti. Atatürk bu tür zorluklara karşı birlik beraberlik sağlayarak düşmanlara karşı mücadele edilmesi gerektiğini gördü. Gerek kendisi için çıkartılan idam kararına aldırış etmeden mücadelesine devam etti. Ülkemizin daha modern ve bağımsız olması adına Halk maddi ve manevi olarak büyük kayıplar verdi.

anzak resim ile ilgili görsel sonucu Aileler azınlığa ulaşarak evde erkek kalmamıştır. Gayri Müslimlerin sahip olduklarını kaçırarak Osmanlı Devleti ile paylaşmadı. Halk elinde olan her şeyi askere ve orduya adamıştır. Gerek cephelere taşıdıkları cephane, yiyecek, giyecek gibi eşyalarda etkisi olmuştur. Evlatlarını kınalayarak kurtuluş savaşında cephelere göndererek mücadele etmelerini istemişlerdir. Savaşın bitmesi dahi ailelerdeki izlerin unutulmasını sağlamadı. İnsanların devlete olan güvenleri her geçen gün azalmaktaydı. Tehdit olmadan çıktı ve işgalci kuvvetlerin halen halk arasında olduğu görülüyordu. Kurtuluş savaşında yaşananlar psikolojik olarak insanların hafızalarına kazınmıştı.

Alıntı : denkbilgi.com

anzak resim ile ilgili görsel sonucuATANIN ANAFARTALAR' DAN BİR ANISI Atatürk Anafartalar'da düşmanı şaşkına çevirirken gerektikçe hasmının durumundan bilgi edinmek için "bir dil yakalayın!" der, Mehmetçikler de ne yapıp yapıp karşı taraftan bir asker yakalar getirirlermiş
Bir gün getirilen dilden gerekli bilgiler alındıktan sonra ata sormuş:
- Peki, sen yeni Zelandalısın madem, Türklerden ne kötülük gördün ki vuruşmak için kalkmış ta oralardan buraya gelmişsin?
Yeni Zelandalının bunu sırf spor için yaptığını ve kendisinin sportmen olduğunu öğüngen bir tavırla söylemesi üzerine Ata:
- İyi ama, sportmenliğin ne işe yaradı? Baksana, bir erimizin önüne düşmüş kuzu kuzu buraya getirilmişsin! Deyince tutsak şu karşılıkta bulunmuş:
- Sizin eriniz spor kurallarını çok kaba bir şekilde çiğneyince ben ne yapabilirdim? Sportmen olmayan hasımlarla karşılaşacağımı bilseydim hiç gelmezdim!
Meğer Mehmetçik, Zelandalıyı en can alacak yerinden yakalayarak sıkıp bayıltmış, avını ayılıncaya dek sırtında taşımış, sonra da elini çekmeden Türk siperlerine değin sürmüş
Ata bu öyküyü anlatır Zelandalının sportmenlik anlayışına, Mehmetçiğin de kullandığı pratik (!) usule gülerdi

Savaşın çocuk tanığından bir anı

karınca resim ile ilgili görsel sonucuSavaşın çocuk tanığı Hüseyin Bedel: Yunan askerleri evimizde kalmasın diye yataklarına karınca döktük
İşgal yıllarında 2 Yunan subayı bizim evde kalıyordu Babam yaşlı olduğundan askere alınmamıştı Ben de küçüktüm Köylülerin evleri hep yakılmış, yıkılmıştı Birkaç evin haricinde sağlam ev yoktu Sağlam yerlerde de komutanlar kalırdı Köylünün evleri aranır fakat bizim ev aranmazdı Evde tahtakurusu olduğu için rahat edemezlerdi Daha çok rahatsız olsunlar da evi boşaltsınlar diye rahmetli annem bir yol bulmuştu Topladığı karıncaları subaylar görmeden onların yataklarının altına döktü
Gece karıncalardan uyuyamayan Yunan subayları erkenden evi boşaltıp komşunun evine taşındılar Fakat komşunun evinin kapı ve pencereleri yoktu Bizim evin kapı, pencerelerini söküp oraya taktırdılar

Alıntı: Frmsinsi.com

istiklal savaşı video ile ilgili video

Günün Sözü : "Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır."  M. Kemal Atatürk

23 Ocak, 2017, Antalya
 
Not: Bu resmi merak eden değerli okurlarım için bir açıklama gereği duyuyorum. Bahara ve Güneşli günlere  özlem ve hasret duyanlar için bir sembol olarak konmuştur.  Geliverse de güneşli günler gidiversek yine öyle sağa, sola...

23 Ocak 2017 Pazartesi

NEZAHAT ONBAŞI








Merhaba  Değerli Dostlar,


Bu yazımızda bir başka Kurtuluş Savaşı Kahramanımızı sizlere tanıtmak istiyorum. Ama  bu seferki kahramanımız henüz dokuz yaşında.  Dokuz yaşında kahraman olunur mu demeyin sakın, yazıyı okuduktan sonra sizlerde hayret ve hayranlık duyacaksınız.
 Belki bazılarımız ilk defa duyuyoruz belki bazılarımız az çok tanıyoruz. Yaşamına, tarihi sürece ve olaylara baktığımızda ona gerçekten ayıp ettiğimizi görüyoruz... İşte Kurtuluş Savaşı döneminin kahraman çocuğu...
nezahat onbaşı video ile ilgili görsel sonucuTakma adı,   Nezahat Onbaşı. Ölüm,  24 Eylül 1994, İstanbul. Rütbesi, Onbaşı. Savaşları/Çatışmaları,   Kurtuluş Savaşı. Madalyaları,  İstiklal Madalyası. Nezahat Onbaşı (Nezahat Beysel) (ö. 24 Eylül 1994, İstanbul), henüz dokuz yaşında bir kız çocuğu iken babası ile birlikte Kurtuluş Savaşı’na katılmış savaş kahramanı. Alay Komutanı olan babasıyla Geyve Savaşı, Konya İsyanı, I. ve II. İnönü Savaşları ile Sakarya ve Gediz muharebelerine katılmış; İnönü Savaşı’ndaki katkıları nedeniyle Mustafa Kemal Atatürk’ün takdirini almıştır.[1]. 12 yaşında tümen komutanı Ahmet Derviş Paşa tarafından onbaşılığa terfi ettirildi.
TBMM’nin 30 Ocak 1921 tarihli oturumunda verdiği kararla, kendisine İstiklal Madalyası takdim edilmesine kararlaştırılan ilk kişi oldu.
Ancak uygulama gecikmiş ve madalya, 2013’te Beysel'in torununun kızı Gizem Ünaldı’ya takdim edilmiştir.[2]
 Babası Hafız Halit Bey, annesi Hadi'ye Hanım’dır. Annesini I. Dünya Savaşı yıllarında veremden kaybetti. Babası onu cepheye beraberinde götürmek zorunda kaldı.
Böylece önce Çanakkale Savaşı’na katılan Nezahat, daha sonra babasının emrindeki 70. Alay ile Milli Mücadele’de yer aldı.
Böylece çocukluğu savaş cephelerinde geçti, ata binmeyi ve silah kullanmayı öğrendi.
 İlk asker elbisesini 1920’de giydi.[1].
İlk silahı, cephede karşılaştığı Çerkez Ethem tarafından kendisine hediye edildi.[1]
Yunan kuvvetlerinin “Kızlı Alay” dedikleri [3] 600 kişilik 70. Alayın simgesi haline geldi. Mustafa Kemal ve İsmet Paşa’nın da dikkatini çekti.
Alayı ziyareti sırasında Mustafa Kemal Paşa ile tanışan Nezahat, Bursa Ahudağ eteklerinde, Bozüyük’te Atatürk’ün özel vagonunda ve Akşehir’de olmak üzere üç kez daha cephede Mustafa Kemal Paşa ile karşılaştı.

Alıntı: Abdullah Işık Kişisel Blog Sayfası

Önce Kendinizi Sevin ve sonra da Sevdiklerinizin değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun...En iyi dileklerimle. Esen kalın.
NEZAHAT  ONBAŞI

nezahat onbaşı resimleri ile ilgili görsel sonucu
Albay Hafız Halit Bey, 24 yaşında eşini veremden kaybeder. Kızı Nezahat 9 yaşındadır ve onu bir yere bırakamaz yanında cepheye götürür.
Nezahat, babasıyla birlikte, Geyve Savaşı, Konya İsyanı, Birinci ve İkinci İnönü Savaşları ile Sakarya ve Gediz Muharebelerinde yer alır.
Gösterdiği kahramanlıkla 70. Alayın simgesi olur. Hele ki Gediz Muharebesi’ndeki olay onu “onbaşı” yapacaktır.
Osmanlı askeri zor durumdadır. Yunan ordusunun saldırısı karşısında cepheden kaçmağa çalışan askerlerin önüne dikilen Nezahat “Ben babamın yanına ölmeye gidiyorum, siz nereye gidiyorsunuz?” der. Bu tavır Mehmetçikleri çok etkiler ve geri dönerler.
Nezahat Onbaşı’nın kahramanlık hikâyesi, Cumhuriyet'in ilânından hemen sonra 30 Ocak 1921'de, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde gündeme gelir. Nezahat Onbaşı’ya İstiklal Madalyası verilmesi önerilir. Hatta Nezahat Onbaşı'nın asker yapılması, tuğgeneral rütbesiyle ödüllendirilip, “Paşa Hanım” olması da gündeme getirilir.
Sonunda İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmesine karar verilir. Ancak bir türlü o madalya alınamaz.
65 yıl sonra bir gazetecinin konuyu gündeme getirmesiyle dönemin TBMM Başkanı Necmettin Karaduman tarafından kendisine takdir beratı verilir. Nezahat Onbaşı, 6 Temmuz 1986'da 78 yaşında Dolmabahçe Sarayı'nda sessiz sedasız bir törenle şükran plaketini alır. 1994 yılında GATA’da hayatını kaybeder.
Ve öldüğünde Türk bayrağına sarılmasını ister. Ancak cenaze törenine bir takım asker gelir ve Bayrak Kanunu var denir bu talep engellenir. Telaşla bu isteği yerine getirilemez. Asker olan eşinin yanına Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilir.
İstiklal Madalyası 2013’te torununun kızı Gizem Ünaldı’ya takdim edilir.
Nezahat Baysel’in kahramanlık hikayesi, çizgi roman olarak yayımlanmıştır.

ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUZ...

Alıntı :FrmSinsi.net
https://www.facebook.com/CHPozgurozel/videos/1742926169080871/

Günün Sözü : " Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeğe değil, omuzlar üzerinde göklere  yükselmeye layıksın." M. Kemal Atatatürk

İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
23 Ocak, 2017, Antalya



Not: üsteki resmi merak eden değerli okurlarım için bir açıklama yapma  gereği duyuyorum. Bahara ve Güneşli günlere  özlem ve hasret duyanlar için bir sembol olarak konmuştur.  Geliverse de güneşli günler gidiversek yine öyle sağa, sola...