Bakış Açısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bakış Açısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2021 Cumartesi

BAKIŞ AÇISI

 


Merhaba Gönül Dostlarım,

Bakış açısı deyiminin anlamı: Bir olayı bir durumu belli bir noktadan bir görüş yoluyla ele alma durumu anlamlarına gelen bir deyim olarak kullanılmaktadır. Bakış açısı deyimi sıklıkla kullanılan deyimler arasında bulunmaktadır.

Bakış açısı önemli, olaya nereden baktığınıza bağlı.

****

BAKIŞ AÇISI

Yazar, evindeki çalışma odasına girdi, günlüğüne bir yıl içinde başından geçenleri yazdı:
-Geçen yıl cerrahi bir ameliyat geçirdim.
-Aylarca yatağa bağlı kaldım.
-Atmış yaşına girdim.
-Otuz yıl çalıştığım vazifemi terk ettim.
-Geçirdiği araba kazası nedeniyle, oğlum fakültede sene kaybına uğradı.
Sonunda şunu yazdı:
-Ne kötü bir yıldı!
İçeri giren karısı, kocasının günlüğe yazdıklarını gördü ve yazılanları okudu.
Dışarı çıkıp, bir müddet sonra girdi, elindeki kağıdı kocasının yazdığı günlüğün yanına bıraktı. Adam kağıda yazılanları okudu.
-Şöyle yazıyordu:
-Geçen yıl, uzun süre
rahatsızlık veren hastalıktan kurtuldun.
-Atmış yaşına sıhhat ve afiyetle girdin.
-Yazmayı tasarladığın kitaplar için zaman bulmak maksadıyla emekli oldun.
-Oğlumuz trafik kazasında ölümden döndü.
Yazı şöyle bitiyordu: “Tanrı bize çok ikramda bulundu, ne güzel bir yıldı."                                               Aslında adamın zikrettiği olaylarla, karısının zikrettikleri aynıydı. Sadece bakış açısı farkı vardı. Her şeyin daima görünenin iki yüzü vardır...

Bazen insanın gölgesi önüne düşer, bazen arkasına.
Güneşi önümüze alıp gölgemizi arkamıza düşürebilirsek ne mutlu bize. Aksi halde güneşi arkamıza alıp, gölgemizi önümüze aldığımızda, gölgemizi yakalamak için ömür boyu onu kovalar dururuz.
Yakalayamadığımız için de; huzursuz oluruz, mutlu olamayız....

Alıntı

Gerçek Dostlar  ⚠️                                                                                                                 İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ - Google'da Ara                                             

9  Ocak 2021 Antalya-Türkiye


13 Temmuz 2018 Cuma




BAKIŞ AÇISI...


Otomatik alternatif metin yok.


Merhaba Gönül Dostlarım,


Bugünkü yazıma başlamadan önce bir hatırlatmada bulunmak ve teşekkür etmek istiyorum.
28 Haziran 2018 tarihli " Gerçeği Değiştirmek" başlıklı yazıma gönderdikleri görüntüleme ve beğenilerinden dolayı Rusya' daki Gönül Dostlarıma yazıma gösterdikleri ilgilerine sonsuz sevgi, saygı ve şükranlarımı yolluyorum, daha güzel yazılarda tekrar bir arada olmak temennisiyle hoşça kalın.

" Gerçek Dostlar" adı altında  bundan bir kaç ay evvel yayınladığım yazılarımda " Hayal Ağacım, Kehribar Zamanında Aşk, Kırk Yama, Hayal Ağacım İğde"  gibi kitapların yazarı Bige Güven Kızılay'ı  sizlerle tanıştırmış ve bu değerli yazarın bazı kitaplarının kısa özetlerini ayrıca paylaşmıştım.

Bige Güven Kızılay' ın kitabından alıntı aşağıdaki yazısında bizlere vermiş olduğu mesajı sizlerin yorumuna bırakıyorum...


Önce Kendinizi Sevin, sonra da Sevdiklerinizin, sahip olduklarınızın ve size değer verenlerin kıymetini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin şikayet ettiğiniz yaşamınız, belkide  başkasının hayali olabilir.


Bana çok acayip gelen bir şey keşfettim dün. 
İnsanlar, kötü bir olaya , ya genel olarak “kötülüğe”, daha “ ilk duydukları anda inanıyorlar” ve bunu kulaktan kulağa konuşarak yayıyorlar.

Ama “iyi bir habere” veya olaylara, insanları “inandırmanız için dil dökmeniz” ve “ikna etmeniz” gerekiyor. Mutlaka altında bir çapanoğlu arıyorlar. Anlatırken bile, “Güya böyle böyle olmuş ama....” diye o şüpheyi içine ekleyerek konuşuyorlar.

Neden?

Neden kötü insanların varlığına çabucak inanıyoruz da, iyi insanlara şüphe ile yaklaşıyoruz?

Bir de başka soru sorayım, hangisine inandığımızda rahat ediyoruz?

Yani, kötülüğün bu derece yaygın olmasına inandığımızda mutlu olmamız, huzur duymamız mümkün mü?
( Lütfen yazının bundan sonrasını, “Ama öyle!” demeden , yani önyargısız okumaya çalışın.  )

Peki, bu hep böyle miydi?

Yakın tarihimizi bir düşünelim.
Şu kritik coğrafyada, bu güzelim ülkenin başına gelmeyen kalmadı.
Ama şimdilerde “Hiç bu kadar kötü olmamıştık” söylemi var ya; sinir kesiyorum duyunca.
Kusura bakmayın ama , “olduk.”
Daha beter günlerimiz de “oldu.”
Tek fark neydi biliyor musunuz? “Bakış açımız” !

O zamanlar iyiliğe inanıyor, kötülüğe şaşıyorduk.
Şimdilerde, kötülüğe inanıyor, iyiliğe şaşırıyoruz.

Bu kadar basit aslında.
Bu kadar basit ve çarpıcı.!
Ve çok da tehlikeli.

Neden biliyor musunuz?
Çünkü inandığınız şeyi kabullenirsiniz, kanıksarsınız.
Bu şekilde düşünerek, biz kötülüğü kabulleniyor, bir anlamda farkında olmadan “onaylıyoruz”.

“Birisi kötülük yaptıysa normaldir. Herkes kötü zaten. “ Bir tarafta bu algı var.
“Yok canım vardır bir çıkarı, bu kadar iyi olamaz kimse” Bir tarafta bu algı var.

Sizce böylesi bir topluma ne hakim olur?

Ben size söyleyeyim: Korku. Şüphe. Umutsuzluk. Güvensizlik. Karamsarlık.

Peki, bizim toplumcak kötülüğe inanmamız kimlerin işine gelir? Lütfen bir de bunu sorun kendinize.
Cevabını bulmayı sizlere bırakıyorum.

Çok sevdiğim bir söz var. “Kötülerin en büyük korkusu, kötülüklerine seyirci bulamamaktır” diye.

Ben etrafıma baktığımda kötüleri izleyen iyiler görmek istemiyorum. Algı yönetimi paspas etti hepimizi, “İyilik enayiliktir. Dünya kötüdür. Siz azınlık ve zayıfsınız. Kötüler güçlüdür. Güçlü olan haklıdır. Ona biat edilir”.

Pardon da...

Dünyaya gelme amacımız, kötülere biat etmek mi acaba?
Biz farkında olmadan, dünyanın nasıl kötü olduğunu anlatıp yayarken, onlara hizmet ettiğimizi fark ediyor muyuz?

“Umut fakirin ekmeği” diye şiirler okuyan bir nesilden, biz bu günlere nasıl geldik bilemiyorum. Bu mantıktan gidersek, fakirin elinden bırakın ekmeği; umudu bile almış durumdayız.
Cidden silkinmemiz gerekiyor.

Derin bir nefes alıp şu şiiri okuyalım mı?

Kardeşim,
Sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
Uçak sağ salim inebilsin meydana
Doktor gülerek çıksın ameliyattan
Kör çocuğun açılsın gözleri
Delikanlı kurtulsun kurşuna dizilirken
Birbirine kavuşsun yavuklular
Düğün dernek yapılsın hem de
Susuzluk da suya kavuşsun
Ekmek de hürriyete
Kardeşim
Sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
Onların dediği çıkacak
Eninde sonunda

Nazım Hikmet, vatan hasretinden kıvranırken kaleme almış bu satırları. Asla yeniden göremeyeceği ülkesinin kokusu burnunda tüterken. Kendi gelemese bile, bari mezarının Anadolu’nun ücra bir köyünde bir çınar ağacın altında olmasını vasiyet ederken...O durumda bile umut kokuyor satırları.

Bizler...Böylesi güzel bir memleketin topraklarında bilfiil yaşarken, iyilikten ve sonu tatlıya bağlanan hikayelere inanmaktan nasıl vazgeçebiliriz?

“ Susuzluk da suya kavuşacak
Ekmek de hürriyete...
Eninde .... sonunda....”


bige güven kızılay resim ile ilgili görsel sonucu
Bige Güven Kızılay
04.12.2017


Günün Sözü : Bir erkeğe en çok yakışan şey, ne kirli sakal, ne havalı güneş gözlüğü, ne de yırtık kot; " Merhamettir'

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
13 Temmuz 2018, Antalya-Turkey