3 Ağustos 2016 Çarşamba

MİMAR SİNAN' IN HAYATI VE ESERLERİ



mimar sinan resim ile ilgili görsel sonucu



Merhaba Dostlar,

Bugünkü sayfamızı, çok değerli bir usta dünyanın en büyük mimar ve yapı sanatçılarından biri olan Mimar Sinan' a ayırdık. Dünkü yazımızda ' Kuşkonmaz Camii ' ni tanımıştık. sizlerin ilgisi üzerine büyük üstadımızdan bahsetmeden geçemedim. Kayseri ilimizin Ağırnas köyünde dünyaya gelmiş olduğu rivayet edilir. Ağırnas köyünün taş sanatları ve sanatçıları üzerine ilginç bir hikayesini aşağıdaki videomuzdan izleye bilirsiniz.

1489 yılında Kayseri'nin Ağırnas doğmuş, dünyanın en büyük sanatçılarından biri olan Mimar Sinan, 17 Temmuz 1588 tarihinde İstanbul'da hayata gözlerini kapadı. Mimar Sinan Osmanlı'nın en güçlü dönemlerinde yaşamış ve Kanuni Sultan Süleyman, II.Murad, II.Selim dönemlerince mimarbaşılılık pozisyonundaydı. O dönemlerde mimarlık başyapıtlarına bakarak bir imparatorluğun gücü anlaşılabilirdi ve Mimar Sinan bu yapıtların tasarlanması ve uygulaması konusunda en büyük rolü oynamıştır. Osmanlı Devleti sonrası Atatürk tarafından da Mimar Sinana yönelik bir çok araştırma yapılmıştır. 1982 yılında İstanbul da açılan üniversiteye Mimar Sinan'ın adı verilmiştir.

En iyi dileklerimle. Esen kalın

MİMAR SİNAN'IN HAYATI

Mimar Sinân Âğâ veya Koca Mi’mâr diye de anılan Sinan, Kanuni Sultan Süleyman dahil üç büyük Osmanlı padişahı döneminde yaşamış, dünyanın en büyük mimar ve yapı sanatçılarındandır. Mimar Sinan’ın, 1490’da Kayseri'nin Ağırnas köyünde dünyaya geldiği rivayet edilir.
mimar sinanın hayatı ve eserleri ile ilgili görsel sonucuYavuz Sultan Selim’ in hükümdarlığı sırasında başlatılan Anadolu’dan da devşirme alma uygulamasıyla yirmi iki yaşında devşirilmiş, İstanbul’a getirilmiştir. Zeki, genç ve dinamik olduğu için seçilen Sinan daha sonra ise o dönemlerde orduya asker yetiştiren Acemi Oğlanlar Ocağı’na yerleştirilmiştir. Burada eğitim alırken mimarlığa özenmiş, vatanın bağlarında ve bahçelerinde suyolları yapmak, kemerler meydana getirmek istemiştir. Acemi Oğlanlar Ocağı’nda dülgerliği öğrenen Sinan, yapı işlerinde çalışmış; bu çalışmalar sırasında da dönemin önde gelen mimarlarının yanında çalışma fırsatını da elde etmiştir. 

1514'te Çaldıran Savaşı ve 1516 – 1520 arasında yapılan Mısır seferlerinden sonra, İstanbul'a döndükten sonra Yeniçeri Ocağı'na alınan Sinan, Kanuni döneminde, 1521'de katıldığı Belgrad ve 1522'deki Rodos seferlerine katılmıştır. Bu seferler sonunda sonra subaylığa yükselmiştir.
Daha sonra Mohaç Seferi başta olmak üzere birçok sefere katılan Sinan son Bağdat seferinde, Van Gölü'nün üstünden geçecek üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması sonucunda, haseki unvanını almıştır.
1536'da Prut Irmağı üstünde yaptığı bir köprüyle dikkatleri üstüne çekerek, Yüksek Dergâh Mimarları Başkanı olan ve 1539’da, Mimar Acem Ali'nin ölümü üzerine onun yerine Saray Baş mimarı olan Sinan, ölümüne kadar bu görevi sürdürmüştür. 

Osmanlı'nın en güçlü çağında yaşayan ve Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat olmak üzere, üç padişah döneminde mimarbaşılık eden Mimar Sinan, imparatorluğun gücünü simgeleyen mimarlık başyapıtlarının tasarlanıp uygulanmasında en büyük rolün sahibidir.

MİMAR SİNAN'IN TÜRBESİ

17 Temmuz 1588'de İstanbul'da öldüğünde ardından yüzlerce mimari eser bırakan Mimar Sinan’ın beyaz taşlı, sade bir yapı olan türbesi, Süleymaniye Külliyesi’ndeki, Haliç duvarının önündedir.

Türbenin önünde som mermerden yapılmış bir sebil görülmektedir. Sebilin arkasındaki ufak mezarlıkta 6 sütunlu, üstü örtülü ve etrafı açık türbede Mimar Sinan'ın mezarı bulunmaktadır. Türbesini ölümünden az önce kendisi yapmıştır. 1933 yılında restore edilen sandukanın uçları ile üzerindeki burma kavuk, mermerdendir.

Atatürk, eserlerinin etkisi ölümünden sonra da süren ve her dönemde saygınlığını koruyan Mimar Sinan’ın, bilimsel olarak araştırılmasını ve bir heykelinin yapılmasını istemiştir.

1982 yılında ise daha sonradan İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi olmak üzere oluşturulan üniversiteye onun adı verilmiştir.

mimar sinanın hayatı ve eserleri ile ilgili görsel sonucuMİMAR SİNAN'IN ESERLERİ

Mimar Sinan, gördüğü bütün eserleri büyük bir dikkatle incelemiş, fakat hiçbirini aynen taklit etmeyip, sanatını devamlı geliştirmiş ve yenilemiştir.
Mimar Sinan’ın, Mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar:
Halep’te Hüsreviye Külliyesi,
Gebze’de Çoban Mustafa Külliyesi ve
İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesidir.
Mimar Sinan’ın Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, onun sanatının gelişmesinin göstergesidir. Bunların birincisi İstanbul'daki Şehzade Camii ve külliyesidir. Mimar Sinan’ın bu eseri için çıraklık dönemi eseri denilir.
Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki en muhteşem eseridir. Bu eser kendi söyleyişi ile kalfalık döneminde, 1550-1557 yılları arasında yapılmıştır
Mimar Sinan’ın en büyük eseri ise, 86 yaşında yaptığı ve "ustalık eserim" diye belirttiği Edirne’deki Selimiye Camiidir (1575).

Mimar Sinan, Mimarbaşı olduğu sürece birbirinden çok değişik konularla da uğraşmıştır. Zaman zaman eskileri restore etmiştir. Bu konudaki en büyük çabalarını Ayasofya için harcamıştır. 1573’te Ayasofya’nın kubbesini onararak çevresine, takviyeli duvarlar yapmış ve eserin bu günlere sağlam olarak gelmesini sağlamıştır.

Ayrıca bazı yerlerde çevre düzenlemeleri yaptırmış daha o yıllarda İstanbul’un dar sokaklarının yaratacağı tehlike üzerinde durulması gerektiğini vurgulamıştır. Elli yıla yakın süreyi kapsayan, Osmanlı Devleti’nde yaptığı mimarlık görevi boyunca, , başta İstanbul olmak üzere imparatorluğun her yanına dağılmış topraklarda suyolları, çeşmeler, camiler, külliyeler, medreseler yapmıştır. Bu yapıların bazılarının inşasında bizzat kendisi bulunmasa da, öğrencilerini ya da kendine bağlı mimarlar grubunu görevlendirmiştir.

Mimar Sinan aynı zamanda bir şehircilik uzmanıdır. Yapacağı eserin, önce çevresini düzenlerdi. Eserlerini yapacağı seçiminde de büyük başarı göstermiş ve eserlerini, çevresine en uygun tarzda yerleştirmiştir.

Yaptığı eserlerin birçoğu İstanbul’da olan Mimar Sinan
84 cami, 52 mescit, 22 türbe,
57 medrese, 7 okul ve darülkurra,
17 imaret ve 3 darüşşifa,
7 suyolu kemeri, 8 köprü,
20 kervansaray, 35 köşk ve saray,
6 ambar ve mahzen,
48 hamam ve kaydı olmayanlarla beraber, üç yüz elliyi aşkın yapının baş mimarlığını üstlenmiştir.

MİMAR SİNAN'IN ESERLERİNİN ÖZELLİKLERİ

Mimarın çok sayıdaki eserini inceleyenler, Sinan’ın depreme karşı bilinen ve gereken tüm tedbirleri aldığını söylemektedirler. Bu tedbirlerden biri, temelde kullanılan taban harcıdır. Sadece Sinan’ın eserlerinde gördüğümüz bu harç sayesinde, deprem dalgalarının emilmesi ve etkisiz hale gelmesi sağlanmıştır.

Mimar Sinan’ın eserlerinin bulunduğu yerlerin seçimi de ilginçtir. Zeminin sağlamlaşması için kazıklarla toprak sıkıştırmış dayanak duvarları inşa ettirilmiştir. Mesela Süleymaniye’nin temelini altı yıl bekletmesi, temelin zemine tam olarak oturmasını sağlamak içindir.


Mimar Sinan’ın yaptığı eserlerde dehasını kullanarak herkesi şaşırtmıştır. Bunlardan bir tanesi Mimar Sinan'ın Selimiye Camii' nin kubbesini o genişliğe oturtmak için 13 bilinmeyenli bir denklemi matematiğin bilinen 4 ana işleminden farklı beşinci bir işlem yaratarak çözdüğü söylencesidir.

Mimar Sinan, yapılarında ayrıca drenaj adı verilen bir kanalizasyon sistemi de kurmuştur. Drenaj sistemiyle yapının temellerinin sulardan ve nemden korunarak dayanıklı kalması öngörülmüştür. Ayrıca yapının içindeki rutubet ve nemi dışarı atarak soğuk ve sıcak hava dengelerini sağlayan hava kanalları kullanmış. Bunların dışında yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluşan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için tahliye kanalları kullanmıştır.

Kaynak :

Günün Sözü : Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım. Necip Fazıl Kısakürek

Mimarsinan'nın Hayatı | İzlesene.com


Ağustos, 2, 2016, Antalya
 

2 Ağustos 2016 Salı


" KUŞKONMAZ CAMİİ "

 kuşkonmaz camii

 
Merhaba Dostlar,

Bu yazımızda bir halk efsanesini sizlere de tanıtmak istedim,
Bir arkadaşımızın bize göndermiş olduğu yazıda İstanbul'da yer alan Şemsi Paşa Camii hakkında güzel ve ilginç bir konuyu sizin de bilgilerinize sunmak istiyorum.
Gerçek ismi Şemsi Paşa Camii. Halk arasındaki bilinen adıyla “Kuşkonmaz” Camii, onu diğer camilerden  farklı kılan ise "Çılgın Projesi"...

Camilerin Dinimizdeki Yeri ve Önemi
" Yüce dinimizin temel müesseselerinden birisi ve en başta geleni hiç şüphesiz ki cami ve mescitlerdir.
Mescid, "Allah'a secde edilen yer" demektir. Cami kelimesi ise, toplayan, bir araya getiren anlamına gelir. Kur'an-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde cami yerine mescid kelimesi kullanılmıştır. Her iki kelime de Müslümanların topluca ibadet ettikleri kutsal mekânları ifade eder. Ancak halk arasında mahallelerdeki küçük ibadet yerlerine mescid, daha büyük olanlarına ise cami denilmektedir.
Mü'minleri Allah'ın birliği etrafında toplayan; birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularının olgunlaşmasını sağlayan camiler, İslam'ın kutsal mekanlarıdır. Dil, renk, ırk ve kültür farkı gözetilmeksizin milyonlarca insan, her gün camilere gider ve omuz omuza saf tutar, ibadet eder ve huzur bulurlar.
Camiler; İslam tarihi boyunca sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık için önemli hizmetler görmüş; insanlara barış, huzur ve güven telkin etmiş;  asırlarca ilim, bilim ve ilerlemenin mektebi, birlik ve beraberliğin merkezi olmuştur.
Camiler, ibadet yerleri olmakla beraber, eğitim ve öğretimin yapıldığı, insanlara dinî ve ahlakî konularda bilgilerin verildiği birer ilim ve irfan yuvalarıdır."

Kaynak : Mehmet Söylemezoğlu Kocaeli Müftüsü

En iyi dileklerimle. Esen kalın.
 


Kuşkonmaz Camii :

şemsi paşa camii ile ilgili görsel sonucuCami etrafında halkdan edindiğimiz bilgiye göre “Kuşkonmaz Cami” denmesinin bir sebebi var; 1500 lü yıllarda yaşamış olan Şemsi Paşa çok titiz bir insandı ve dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa ile rekâbet halindedir. Zaman zaman bir araya geldiklerinde hacıvat ile karagöz misali birbirleri ile çekişirlermiş. Laf esnasında söz dönmüş dolaşmış Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın Sultanahmedin hemen yanıbaşında yaptırmış olduğu Mimar Sinan’ın en zarîf eseri kabul gören Edirne Selimiye Camiinin minyatürü olarak inşa edilen bu cami ile ilgili sohbet anında Şemsi Paşa, dayanamayarak Sokullu’ya der ki; -“Efendim bir cami yaptırmışsınız. Çok hoş Ama güvercinler caminizi pisletmişler!” Sokullu Mehmet Paşada  -“Efendim, Allah’ın yarattığı mahlûkattır. Normaldir, engel olamazsın olur böyle şeyler!” der.


mimar sinan resim ile ilgili görsel sonucuSohbet burda kapanır. Ancak, gün gelir Şemsi Paşa da kendinden bir hatıra kalmasını ister ve bir cami yaptırmak ister. Hatırına ise o efendim cami yaptırmışsınız ama güvercinler üstüne pisler kirletirler, “Eyvah!” der. “Ne yapacağız?” Düşünmeden ağzımızdan çıkan bir laf bizi ne hale düşürdü der. Çözüm her zaman olduğu gibi dönemin en önemli mimarı Mimar Sinan'da bulunur. Şemsi Paşa Mimar Sinan’a gider der ki; -“Efendim böyle bir cümle sârfettik. Üzerinde kuşların uçmayacağı bir yer var mıdır?” Mimar Sinan, -“Efendim var öyle bir yer!” der.

şemsi paşa camii ile ilgili görsel sonucuMimar Sinan ilmi ve mimari dehasını kullanarak. Kısa bir araştırmadan sonra Üsküdar’da Kuzeyden ve Güneyden gelen  rüzgârların kesiştiği bir nokta bulur. Ve bir müddet Dalgaların kıyıya çarpmasıyla meydana gelen titreşimleri inceler' ki Mimar Sinan Süleymaniye camisini yaptıktan sonra caminin içinde nargile içerek ses akustiğini ölçen bir adamdır. Kuzey ve Güneyden rüzgarların kesiştiği, dalgaların kıyıyı dövdüğü bir noktada çıkan titreşim seslerinden kuşların rahatsız olacağını düşünen Mimar Sinan Orada hemen sahilin kıyısında bir yer tespit eder. “İşte buraya caminizi inşa edebiliriz” der ve camiyi o noktaya yapmaya karar verirler.

Bu yer Boğaz’ın kenarında kimi zaman serin, kimi zaman ılık ama hep rüzgar alan, kimi zaman kızgın dalgaların duvarlarını dövdüğü “Şemsi Paşa Camiinin” bulunduğu yerdir. işte böyle ortaya çıkar. Üsküdar’ın simgelerinden biri olan “Kuşkonmaz Camiinin hikayesi…
Sizin de bir gün yolunuz düşerse "kuşkonmaz camiine" uğrayıp bir namaz kılmanızı ve ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. 1580 yılında ibadete açılan bu cami yaklaşık 430 yıldır. İbadet hizmeti vermekte olup 430 yıldır. bahçesine kuş konmamıştır.

Kaynak : Gizemliolaylar.com


Mimar Sinan eseri "Kuşkonmaz Camii"nin sırrı - YouTube




İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
Temmuz 1, 2016, Antalya










1 Ağustos 2016 Pazartesi

“İYİ” ve “KÖTÜ” üzerine kısa bir hikâye…





“Leonardo da Vinci; ‘Son Aksam Yemeği’ isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı…
İyi’yi İsa’nın bedeninde, Kötüyü de İsa’nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı…
Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı.
Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti.
Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi.
Aradan 3 yıl geçti. ‘Son Akşam Yemeği’ neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı…
Leoardo' da Vinci

Leonardo’nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı.
Günlerce aradıktan sonra Leonardo; vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı.
Leonardo; yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi.
Çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı.
Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler.
Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu..
.

Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş; gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi:
‘Ben bu resmi daha önce gördüm…’
‘Ne zaman?’ diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı..
‘Üç yıl önce’ dedi adam..
‘Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce…
O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum. Pek çok hayalim vardı. Bir ressam beni İsa’nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti…’
LEONARDO DA VINCI ELİNDEN FIRÇASINI DÜŞÜRMÜŞTÜ…

İyi ve Kötü’ nün yüzü aynıdır…”Paulo Coelho…(Ferdane Emir’in paylaşımından…)









https://youtu.be/v3fCuEyVtBU


            İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
 Temmuz 31 2016, Antalya