22 Ağustos 2019 Perşembe

SIFIR GELECEK







Farkındalık


Merhaba Gönül Dostlarım


Dünyada her gün yaklaşık 200 canlı türünün yok olduğu altıncı kitlesel yokoluşun ortasındayız. Son 44 yılda canlı popülasyonları yüzde 60 azaldı. Bir milyon canlı türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
İklim krizi yüzünden göçler artıyor, sadece 2018’de dünyada 17 milyon insan göç etti, 2008-2018 arasında bu sayı 265 milyonu buldu. 2050 yılında 200 milyon insanın göç etmesi bekleniyor.
İklim krizi yüzünden önümüzdeki 11 yılda 120 milyon kişi daha yoksullaşacak. İklim değişikliği sebebiyle milyonlarca kişi yaşama, beslenme, barınma ve su gibi temel insan 
haklarından mahrum kalacak.
                                                Kaynak: sıfır gelecek.org


****   
20 – 27 Eylül arasında dünyanın dört bir yanında gerçekleşecek iklim grevlerine “Sıfır Gelecek”  adı altında bir araya gelen Türkiye’deki ekoloji ve çevre kurumları da destek verecek.
Türkiye’de “Sıfır Gelecek” kampanyası adı altında bir araya gelen kurumlar, 20 Eylül Küresel İklim Grevi Günü’ne başta İstanbul olmak üzere Türkiye’den ses verecekler.

greta thunberg ile ilgili görsel sonucuİsveçli öğrenci Greta Thunberg’in geçtiğimiz sene İsveç parlamentosu önünde başlayan ve her Cuma devam eden iklim için okulu bırakma eylemleri Türkiye dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanına hızla yayılmış, Thunberg’in akranları iklim krizine karşı somut adımların atılması talebiyle “iklim grevine” çıkmıştı. Daha önce 15 Mart ve 24 Mayıs’ta gerçekleşen küresel iklim grevlerine 1,5 milyonun üzerinde genç ve çocuk katılım göstermişti. 20 Eylül’de “Fridays for Future / Gelecek için Cumalar” dayanışma ağının çağrısıyla gerçekleşecek küresel iklim grevine 20 – 27 Eylül arasında bu sefer yetişkinler de katılacak.

Kaybedecek bir Saniyemiz Yok! 
Ekoloji ve çevre kurumlarının bir araya gelerek oluşturduğu Sıfır Gelecek kampanyası*, küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlandırmak için kaybedecek 1 saniyenin bile olmadığını belirtiyor. İçerisinde olunan ekolojik kriz ve iklim krizinin aciliyetine dikkat çeken kampanyada “İklim krizine karşı gerekli önlemleri almakta kaybettiğimiz her gün dünyada canlı türlerini ve yaşam alanlarını kalıcı olarak kaybediyoruz; gelecekte yaşanacak çok daha büyük kayıplara zemin hazırlıyoruz” deniyor ve  öğrencilerin “Buradayız, çünkü geleceğimizi çaldınız!” çağrısına destek veriliyor.

İklim Acil Durumu Hemen Şimdi! 
Sıfır Gelecek kampanyası, 20 Eylül’de ve sonrasında gerçekleşecek etkinliklerle iklim krizini kamuoyunun gündemine taşımanın yanı sıra, Türkiye’deki karar alıcıların bir an önce iklim krizine karşı acil ve adil planlama yaparak 2030’a kadar sıfır karbonlu bir geleceğe yönelik somut adım atmalarını talep ediyor. Dünya genelinde hükümetlerin ve yerel yönetimlerin ‘İklim Acil Durumu’ ilan etmesine atıfta bulunan kampanya çağrısında, aşırı hava olaylarının gün geçtikçe artığı Türkiye’de de bir an önce bu yönde adımlar atılması gerektiği belirtiliyor ve başta enerji alanında olmak üzere tüm politikaların bu gerçeğe göre şekillenmesi isteniyor. Bu çerçeve içinde fosil yakıtlara dayalı yüksek karbon ekonomisinin adil geçiş yoluyla doğaya zarar vermeyen yenilenebilir enerji kaynaklarına kaydırılması, doğa dostu tarıma geçilmesi, kentsel planlamanın canlı yaşamını öne alacak şekilde kurgulanması, ormansızlaşmanın durdurulması kampanyanın ana taleplerini oluşturuyor.

İstanbul’da 20 Eylül Öncesi Atölyeler, Forumlar 
Talepleri yaygınlaştırmak için yapılacak 20 Eylül etkinliklerinde genç iklim grevcilerine destek verilecek. Ayrıca 20 Eylül öncesinde tematik başlıklar altında etkinlikler düzenlenecek. Bu etkinlikler kapsamında 23 – 24 Ağustos’ta Kadıköy Kargaart’ta İklim Adaleti üzerine atölyeler ve konuşmalar gerçekleşecek. Fosil yakıt karşıtı mücadele kapsamında 31 Ağustos’ta Kadıköy’de, 5 Eylül’de ise Sarıyer’de  Türkiye’den kömür mücadelelerine odaklanan Kara Atlas belgesel gösterimi yönetmen Umut Vedat’ın katılımıyla yapılacak. Sarıyer Çevre ve Sanat Festivali kapsamında Türkiye’den iklim grevcisi gençler 7 Eylül’de “İklim Adaleti Hemen Şimdi” forumu düzenleyecek. 8 Eylül’de ise Belgrad Ormanı’nda İklim İçin Ormanlar forumu gerçekleşecek. Son olarak 12 Eylül’de Ataşehir DasDas Tiyatro’da İklim Krizi ve Gıda Güvenliği üzerine sohbetler ile 15 Eylül’de Kartal %100 Ekolojik Pazar Etkinlik Çadırı’nda çocuklara yönelik “Geleceğin Tohumları” etkinlikleri yapılacak. Etkinlik detaylarına www.sifirgelecek.org üzerinden ulaşılabilir.

*Sıfır Gelecek kampanyası ilk çağrıcıları alfabetik sıraya göre şu şekilde: Alakır Nehri Kardeşliği, Antikapitalistler, Buğday Derneği, Don Kişot Bisiklet Kolektifi, Genç Yeşiller, Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif, Fridays for Future Türkiye, Parents for Future Türkiye, Kuzey Ormanları Savunması, Yeryüzü Derneği, Yeşil Düşünce Derneği, Yokoluş İsyanı, 350 Türkiye.

Yeryüzü Derneği Logo



İklim için okul grevi yapan çocuklardan tüm dünyaya bir mesaj var. "Çoğu politikacının bizimle konuşmak istemediğini biliyoruz. Güzel. Biz de onlarla konuşmak istemiyoruz. Bunun yerine bilim insanlarıyla konuşmalarını, onları dinlemelerini istiyoruz. Çünkü biz sadece onların şu an söylediği ve on yıllardır da söylemekte olduğu şeyleri tekrar ediyoruz. Sizden Paris anlaşmasını ve IPCC raporlarını takip etmenizi istiyoruz. Başka hiçbir manifestomuz veya talebimiz yok, yalnızca bilimin arkasında birleşin. Talebimiz budur."

22 Ağustos 2019, Antalya-Turkey

21 Ağustos 2019 Çarşamba

2050 YILINDA DÜNYADA SUSUZLUK RİSKİ





Dünya nüfusunun yarısı 2050'de susuzluk riski yaşayabilir




Farkındalık


Merhaba Gönül Dostlarım,

Felaket tellallığı yapmış olmayı hiç bir zaman istemem ama,  Su kaynaklarının plansız-programsız kullanımı nedeniyle gelecekte dünyayı büyük bir su sıkıntısının beklediği vurgulanmakta  Bir çok bebek su sıkıntısı çeken ülkelerde dünyaya gözünü açacaktır. Amerika, Çin, Rusya'da bazı merkezler önümüzdeki 5 yıl içerisinde ciddi su sorunu yaşayacaklardır. Birleşmiş Milletlerin raporuna göre; 15 saniyede bir çocuk su yetersizliğinin neden olduğu hastalıklardan ölmektedir. Ayrıca susuzluk nedeniyle yiyecek sıkıntısı ve Kuraklık yaşanacaktır diyen " Mersin Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Halil Kumbur, 20. yüzyılda dünya nüfusunun 3 katına çıktığını, su tüketiminin ise 6 kat arttığına dikkat çekerek, "Dünya nüfusuna bu yüzyılın sonunda 3 milyar nüfus daha eklenecektir. Su kaynaklarımızın plansız-programsız kullanımı nedeniyle gelecekte büyük bir su sıkıntısı bizi bekliyor" dedi.

****


grönland resim ile ilgili görsel sonucuWall Street Jounal (WSJ) gazetesi, Trump’ ın, 55 bin kişinin yaşadığı, doğal kaynak zengini ve jeopolitik önem taşıyan Grönland’ ı satın almak istediğini iddia etmişti.
Danimarkalı yetkililer, söz konusu bölgenin ABD ile işbirliğine ilgi duyduğunu ama satılmadığını açıklamıştı. Trump’ ın, eylül başlarında Danimarka’ yı ziyaret etmesi planlanıyor.
****
Geçtiğimiz günlerde açıklanan bir araştırma sonucuna göre dünyada su talebinin önümüzdeki bir kaç 10 yıl içinde katlanarak artacak, en az 33 ülke 2040 yılına kadar aşırı su stresi ile yüzleşecek.
Senaryoya göre özellikle istikrarsız ve farklı çatışmaların yaşandığı bölgeler tehdit altında. İklim modellerinin kullanıldığı ve sosyoekonomik senaryoların baz alındığı çalışmada Dünya Kaynakları Enstitüsü' nden araştırmacılar 167 ülkede tahmini su tüketimi yeryüzü su kaynaklarını ölçtüler.

Kaynak: Euro News


****


Nijerya'da bir köy Rapora göre, her geçen yıl suya olan talep arttığı ancak güvenli su kaynaklarının azaldığı dünyada 36 ülke "son derece ciddi su sıkıntısı" yaşıyor.  Dünyada her gün 5 yaş altı 800'den fazla çocuk temiz su ve hijyene erişimi olmadığı için ishalden hayatını kaybediyor.
İklim değişikliği ve artan nüfus gibi etmenlerden dolayı temiz suya erişimin önümüzdeki yıllarda daha da baskı altına gireceği uyarısında bulunuluyor.

****
Dünya nüfusunun yarısı 2050' de susuzluk riski yaşayabilir.
Erişilebilir tatlı su kaynakları şimdiye kadar insanlığın su ihtiyacını karşılamış olsa da uzmanlar, bu durumun uzun süre devam etmeyeceği görüşünde.


Araştırmacılara göre, yeryüzündeki suyun yüzde 97’sinden fazlası, insanların kullanımına uygun olmayan tuzlu sulardan oluşuyor. İçilebilir tatlı suların dünyadaki suya oranı yüzde 3'ün altında ve temiz suyun büyük bir bölümü kutuplarda yer alıyor.
Tatlı suların da sadece üçte biri kullanılabiliyor. Dolasıyla insanın kullanabileceği su miktarı, dünyadaki toplam su varlığının yüzde 1'inin de altında.

844 milyon insan su sıkıntısı çekiyor

Tüm bu nedenlerden dolayı temiz su sıkıntısının yaşandığı dünyada, halihazırda 844 milyon insan temiz suya ulaşamıyor. Bu tablonun gelecek yıllarda daha da kötü hale gelmesi öngörülüyor.
Araştırmalara göre, 2000 ve 2050 yılları arasında dünya nüfusunun 3 milyar artması ve temiz suya olan talebin yüzde 55 yükselmesi bekleniyor.
Birleşmiş Milletler’in (BM) raporunda da son yüzyılda temiz suya olan ihtiyacın 6 kat yükseldiği, her yıl temiz su ihtiyacının yüzde 1 oranında arttığı, 2050’de 5 milyar insanın temiz su sıkıntısıyla karşı karşıya kalacağı belirtiliyor.
BM raporunda ayrıca, önlem alınmaması durumunda 2030’da dünyadaki mevcut temiz suyun insanlığın ihtiyacının yalnızca yüzde 60’ ını karşılayacağına dikkat çekiliyor. Su kaynaklarının kapasitesi ile insanlığın ihtiyaç duyduğu temiz su miktarı arasındaki farkın giderek büyümesi bekleniyor.

Türkiye’de temiz su

Sanılanın aksine su zengini bir ülke olmayan Türkiye, kişi başına düşen yıllık ortalama 1519 metreküp su miktarıyla temiz su sıkıntısı çeken bir ülke kabul ediliyor.
Su kaynakları bakımından zengin sayılan ülkelerdeki bu oran, 8 bin ila 10 bin metreküp olarak kabul ediliyor. Türkiye İstatistik Kurumu, Türkiye'nin nüfusunun 2030’da 100 milyona ulaşacağını öngörüyor. Bu durumda, kişi başına düşen su miktarının 1120 metreküpe kadar düşmesi bekleniyor.
Türkiye'nin 110 milyar metreküp kullanılabilir su potansiyelinin yüzde 16' sı içme ve kullanımda, yüzde 72'si tarımsal sulamada, yüzde 12'si de sanayide tüketiliyor.
ANKARA - MUSTAFA DEVECİ

Günün Sözü : " Her bir damla su önemlidir.Su boşa harcanmayacak kadar değerlidir asla atılmamalı."

su kıtlığı ile ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu
https://youtu.be/dZXf84-HC1U






20 Ağustos 2019 Salı

KENDİNİ SEVMEYE BAŞLAMAK





Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugün farklı bir yazarımız olan Sayın Belgin Eryavuz' un " Kendimi Sevmeye Başladığımda" adlı kaleme aldığı bir makalesini sizlere aktarmadan önce,

 " Gerçek Dostlar" sayfamda 09.07.2017 tarihinde " Kendini Sevmeyi Öğrenmek" adı altında kendi yazımda,  Sayın A. Nilgün Aktaş' ın , ' Kıymetinizi Bilin! ' adlı Kitabından  bir bölümü sizlerle paylaşmıştım.
Yazarın Kitabındaki Kendinizi Sevmekle ilgili fikir ve düşüncelerinden bazılarını anlatan küçük bir bölümünü hatırlayalım.

" Önce kendinizi fark eder ve yaptığınız ufak tefek şeylere, söylediklerinize ve söyleyiş tarzınıza, hareketlerinize, gülüşünüze, sevdiklerinize, sevmediklerinize vs. dikkat edersiniz.
Kendinize iyi davranır bazı şeyler kötü giderken, kendinizi desteklersiniz.
Hatalarınızı affeder ve başarılarınız için kendinizi takdir edersiniz.
İhtiyacınız olunca kendinize zaman ayırır, kırılınca kendinize şefkatli davranırsınız.
Basittir ama kolay değildir. Deneyin ve ne olursa olsun kabullenin
Kendini sevmek bir eylemdir ve yeterince sevince sevildiğinizi hissedeceksiniz.

" Bugünü ve yarını daha anlamlı yaşayabilmeniz ve hayatta olmanın keyfini daha derinden hissedebilmemiz için kendimizi yürekten sevelim."

****
KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA…

Bu harika dize bir şiirin başlığı aslında. Sahibi Charlie Chaplin, nam-ı diğer ŞARLO.

Hayata dair bir şiir.Hep dikkate almaya çalıştığımız değerlerle ilgili.
Adeta bizleri daha iyi bir insan olmaya çağırıyor.

Kendisini seven, saygı duyan, kendisiyle barışık, öz güveni yüksek, sade, alçak gönüllü, olgun,  hayatı anlarken kıymetini bilen ve her daim gülümseyen bir insan olmanın yolunu gösteriyor.

Ben şiiri okurken dizeler arasında dans etmeye başladım. Ve şimdi sizleri bu dansa davet ediyorum. Verin elinizi bana beraberce kalbimizin seslerini yüreklendirelim. Kendimizi sevmeye başlayalım ve son anımıza kadar da hiç bırakmayalım. Olmaz mı?

"KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, farkına vardım ki; keder ve acı, kendi gerçeğime aykırı bir yaşam sürmekte olduğuma dair uyarılardı. Bugün, buna 'ÖZGÜNLÜK' dendiğini biliyorum.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, arzularımı bir insana dayatarak onu nasıl incitebileceğimi anladım. Zamanlamanın yanlış ve o insanın hazır olmadığını bilmeme rağmen ve o insan ben olmama rağmen. Bugün buna 'SAYGI' diyorum.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, farklı bir hayatı arzulamayı bıraktım ve etrafımdaki her şeyin beni büyümeye çağırdığını gördüm. Bugün buna 'OLGUNLUK' diyorum.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, anladım ki; koşullar ne olursa olsun, doğru zaman ve doğru yerdeyim ve her şey tam olarak doğru anda gerçekleşiyor. O halde, sakin olabilirim. Bugün buna 'ÖZ GÜVEN' diyorum.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, kendi zamanımı çalmayı ve gelecek için büyük projeler tasarlamayı bıraktım. Şimdi yalnızca bana keyif ve mutluluk veren, yapmayı sevdiğim, içimi neşe ile dolduran şeyleri kendi tarzım ve düzenime göre yapıyorum. Bugün buna 'SADELİK' diyorum.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, sağlığım için iyi olmayan her şeyden  kurtuldum; yiyeceklerden, insanlar, nesneler, durumlar ve beni aşağı ve kendimden uzağa çeken her şeyden. İlk başta bu durumu sağlıklı bencillik olarak adlandırıyordum. Bugün bunun 'KENDİNİ SEVMEK' olduğunu biliyorum.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, her zaman haklı olmaya uğraşmayı bıraktım. O zamandan beri daha az yanılıyorum. Bugün, bunun 'ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK' olduğunu keşfettim.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, geçmişte yaşamaya devam etmeyi ve gelecek hakkında endişelenmeyi reddettim. Bugün yalnızca, her şeyin gerçekleştiği 'şimdi' yi yaşıyorum. Her günü gününde yaşıyor ve buna 'MEMNUNİYET' adını veriyorum.

KENDİMİ SEVMEYE BAŞLADIĞIMDA, aklımın beni rahatsız ve hasta edebileceğini anladım. Ancak, aklım kalbime bağlandıkça, değerli bir müttefik haline geldi. Bugün bu ilişkiye 'KALBİN BİLGELİĞİ' adını veriyorum.

Kendimizle veya başkalarıyla tartışmaktan, çatışmaktan veya herhangi bir sorun yaşamaktan korkmamıza gerek yok artık. Yıldızlar bile çarpışıyor ve bu çarpışmanın sonunda yeni dünyalar doğuyor.

Bugün biliyorum ki 'BU HAYAT!'’’

Charlie Chaplin yetmiş yaşındayken yazmış bu özel şiiri.

Kim bilir belki de ancak o yaşında kendisini ve hayatı tam olarak tanımlayabildi. Kendine has bıyığı, şapkası, mimik ve masum hareketleri ile sessiz sinemanın aranılan ismi olduğunda, hayat hakkında ne düşünüyordu tam olarak bilemiyoruz. Bizleri gülümseten tavırlarının arkasındaki hüznünü de.

Ancak zor bir çocukluk sonrası, zor bir yaşamı olduğunu belirtiyor tüm kaynaklar.

1889 yılında Londra’ da doğar. Anne babası tiyatro ile geçinmeye çalışır. Küçük yaşında hem yoksulluğu hem de boşanmanın olumsuz etkilerini hisseder. Annesi ile beraber ilk kez beş yaşında sahne ile tanışır.

Ancak kısa süre sonra annesinin sağlığı bozulur. Babasının yanına gönderilir. Alkole düşkün babasını da 12 yaşında kaybeder.

Üvey abisi ile bakım evlerinde ve sokaklarda yaşamaya başlar. Okula gidemez. Tek bildiği şey tiyatro ve müziktir. Büyümeye ve hayatta kalmaya çalışırken, bulduğu her işte çalışır. Kumpanyalarla turnelere çıkar.

Amerika turnesi sırasında film teklifi alır. Pek çok filmde oynar. Kendi yarattığı melon şapkalı Şarlo karakteri ile de unutulmaz olur.

Bu arada kendi yapım şirketini kurar. Sessiz film çekmeye ısrarla devam eder. Ancak politik görüşleri nedeniyle büyük tepki alır. Amerika’dan ayrılıp İsviçre’ye yerleşmek zorunda kalır. Orada da film çekmeye devam eder.

1972 yılında Oscar almak için geri döndüğünde onu ülkeden kovanlar tarafından ayakta alkışlanır.

Hayatı boyunca 4 kez evlenir. Hiç birinde aradığı mutluluğu bulamasa da çocuklarına harika babalık yapar. Yaşamı boyunca kendisini film çekmeye ve yazmaya adayan Chaplin; 1977 yılının soğuk bir Aralık günü; uykusunda hayata veda eder.

Geriye ondan hoş bir seda kalır. İşte bu şiir de o hoş sedalardan bir tanesi. Umuyorum sizler de benim kadar keyif aldınız.

Hayatı tanımanın yolu, kendimizi artı ve eksilerimizle ile kabul edip sevmekten geçiyor.

Zorluklarla, acı ve kederlerle şekillenirken; farkındalığımızı ne kadar çabuk yakalarsak; anlamsızlıkları o kadar kolay tanımlayabiliriz. Kötü olaylarla ve kötü davranışlarla başa çıkmamız kolaylaşır. Olası çelişkileri, karmaşaları daha kolay analiz etme becerisine kavuşabilir ve hatta korkularımızla yüzleşip onları cesaretle yenebiliriz diye düşünüyorum.

Hayat karşısında güçlü durmamıza vesile olan tüm bu değerleri kazanmamız için; öncelikle kendimizi, hayatı ve hayatın içindeki her şeyi SEVMEYE başlamalı ve sonuna kadar devam etmeliyiz. Tıpkı Charlie Chaplin’ in dediği gibi…

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

10.05.2019

us@ensonhaber.com.

Günün Sözü : " Bugünü ve yarını daha anlamlı yaşayabilmeniz ve hayatta olmanın keyfini daha derinden hissedebilmemiz için kendimizi yürekten sevelim."






18 Ağustos 2019 Pazar

17 AĞUSTOS 1999 DEPREMİ 20. YILINDA



Görüntünün olası içeriği: yazı




Merhaba Gönül Dostlarım.

17 Ağustos Marmara Depremi ’nin 20. yıldönümü dolayısıyla, depremde hayatını kaybeden vatandaşlar; İstanbul, Kocaeli, Sakarya ve Yalova'da çeşitli törenlerle anıldı.

 Yetkililerin anlattıklarına göre:
“1999 Marmara Depremi’ nde yaklaşık bu bölgede 17 bine yakın insan hayatını kaybetti ama yapılan araştırmalara göre sadece 1 kişi depremden dolayı hayatını kaybetti. O da arazide açılan fay hattına düşerek, onun dışındakilerin tamamı sağlıksız şekilde yapılan binaların depremde yıkılması sonucu.” 


Bu vesileyle 17 Ağustos depreminde hayatını kaybeden insanlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve ülkemize sabırlar diliyor, milletimizin ve tüm insanlığın bir daha böyle acılar yaşatmamasını Yüce Allah’tan diliyorum”

****
Gözlerimi kapayıp geçmişimi düşündüğümde, hep bir film seyrediyormuşum gibi gelir bana. Bazı filmleri iyi hatırlarım, bazı filmler bulanıktır. İyi hatırladığımı sandıklarımı aslında o kadar iyi hatırlayamıyor olabileceğim gerçeğini de ihmal etmem tabi. Belki zihnim benden izin almadan boşlukları aslında hiç olmamış ama akışa en uygun düşecek ayrıntılarla dolduruyordur. Gerçek hayat hikayesini film yapan ama mecburen olayı dramatize edip, kendinden kimi eklemeler yapan bir yönetmen gibi. Ben yine de sıkıca sarılırım hatıralarıma, inanırım, gerçek bir olaydan esinlenmiş filmlere sarıldığım, inandığım gibi.
17 Ağustos anılarım epey bulanık. Kozyatağı’ ndaki yeni taşındığım evimde uyurken, birden bire sarsıntılarla uyandığımı iyi hatırlıyorum ama. Evlenme arefesinde olduğumdan ev düzeni daha oturmamıştı. Salonda bir çek-yatta yatıyordum. Kalktım, bütün ev sarsılırken salonun ortasında öylece ayakta dikildim.  Kütüphaneler  devrilecek mi diye merak ettiğimi hatırlıyorum. Hiçbir şey devrilmedi. Sarsıntı geldiği gibi gitti. Depremle ilk tanışıklığımdı, olayın  ciddiyetini anlayabilecek kadar muhabbetimiz olmamıştı hiç. Üstelik uykum da vardı, kafayı vurup yeniden yattım ki telefon çaldı.
Kız arkadaşım arıyordu.Sokağa çıkıyorum. Herkesler sokakta. Bir panik dalgası. Ben hala eve çıksam da yatsam derdindeyim. Yarın, yani bugün iş var.
Elektrikler kesikti sanırım. Acil durum tedbiri olarak. Otomobillerin radyoları açıldı sonra..  Ege Görgün (Landlord)
****

Görüntünün olası içeriği: açık hava

17 Ağustos 1999 Depreminde Kaybettiklerimiz Anısına... Mancs... Bir kahraman... Henüz küçük bir yavruyken 11 kardeşi ile birlikte Macaristan'da bir çöplükte bulunarak sahiplenildi. Arka ayağı sakat, çöplükte yaşam savaşı veren bir bebek... Sahiplenilmesinin ardından ailesi tarafından arama/kurtarma eğitimleri aldı. Onlarca ülkede, onlarca depremde, onlarca insana umut oldu. 
17 Ağustos 1999. İzmit Bekirpaşa Beldesi... Mancs’ a küçük çocuğun yorganını koklattılar. Mancs heyecanla yerini gösteriyor, kuyruğunu sallıyor, eşeleniyordu. Ekibin çalışmaları sonucunda küçük çocuğun hala canlı olduğu tespit edildi. Ancak ulaşılması zor bir yerde sıkışıp kalmıştı. Kurtarma çalışmaları uzadı. Çalışmalar devam ederken Mancs çocuğun hayatta kalabilmesi için daracık bir yerden geçerek ona su taşıdı. Yıkıntıdan her çıkışında kuyruğunu sallıyor, yaşadığını haber veriyordu. Macar kurtarma ekibi ve köpekleri Mancs, dört yaşındaki Hatıra’ yı 82 saat sonra enkaz altından canlı çıkarmayı başardılar.
Alıntı

Günün Sözü :UnutuImamış unutkanIığımızdır deprem! Unutma önceden hazırIıkIı oImak, hayat kurtarır."