5 Ekim 2016 Çarşamba

KAPLAN ANNE' NİN ZAFER MARŞI


  



kaplan anne'nin zafer marşı resim ile ilgili görsel sonucu

      

  
  








Değerli Dostlarım Merhaba,

EKİM AY...ı ile  ilgili olarak dünkü yazdığım yazımda 05 Ekim Dünya Öğretmenler günü olarak belirttiğim etkinlik takvimi beni biraz rahatsız etti.
Bizler Türkiye de 24 Kasımı Öğretmenler Günü olarak Kutluyoruz, bu ikileme bir yanıt ararken, Berna Laçin'in Vatan Gazetesine yazmış olduğu bir makale benim imdadıma yetişti. Bugünkü yazımda düzeltme yapabildiğim için çok mutluluk duydum. Aslında Türkiye'mizin  en değerli emekçileri olan Öğretmenlerimiz için her gün kutlama yapsak azdır. Tüm Öğretmenlerimizi canı gönülden Kutluyorum. 24 Kasım Öğretmenler günümüzde tekrar görüşmek üzere.
Bu arada, Dünya Öğretmenler Gününde, tüm Dünya Öğretmenlerinin, Öğretmenler Gününü, en iyi dileklerimle ayrıca kutluyorum. 

"Öğretmenler Günümüz diyorum, çünkü Dünya Öğretmenler Günü 5 Ekim tarihinde kutlanır. UNESCO, 1994 yılından itibaren 5 Ekim tarihini "Dünya Öğretmenler Günü" ilân etmiştir. Biz ise sadece bize ait olan bir tarihle, 24 Kasım'da kutlarız bugünü. Bu konuyla ilgili de çok dedikodu vardır. Oysa, mevzuu oldukça basittir. Biz, Avrupa ülkelerinden daha eski tarihten beri kutlarız çünkü, Öğretmenler Günü’nü. Atatürk'ün 100’üncü doğum yılı olan 1981'den beri, ülkemizde 24 Kasım tarihi, "Öğretmenler Günü" olarak kutlanır. Darbe yönetimi dönemine denk geldiği için, kimi zaman eleştiri alır bugün. Oysa bana göre, hangi dönem konulmuş olura olsun, öğretmenlere en yakışan gündür 24 Kasım." Berna Laçin, Vatan Gazetesi
 Bugün yine farklı bir yazımla sizlerle tekrar birlikteyiz.
Çok satanlar listelerinde 1 numara- ABD, New York Times, İngiltere, Sunday Times, Almanya, Der Spiegel.
ABD, Almanya, Brezilya, Çin, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsrail, İsviçre, İtalya, Japonya, Norveç ve Rusya dâhil, 25 ülkenin ardından, şimdi de Türkiye’de…
Çinli anne Batılı anneye karşı mı?
Dünya güçleriyle yarışmaya başlayan Çin’in bu başarısının ardında Doğu disiplini görülüyor; Kaplan Anne’ nin Zafer Marşı, bu disiplinin çekirdek ailedeki pratiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
 "Anne-Baba-Çocuk Eğitimi konusunda okuduğum en ilginç kitap olduğunu söyleyebilirim. Otobiyografi/Anı tarzında yazılmış olan bu kitabı elinize aldığınızda başlamanız ile bitirmenizin bir olacağına eminim. Yazar Amy Chua ile kitabın Türkçe çevirisini yapan Yeşim Dervişoğlu arasındaki yakın ilişki kitabın Türkçe çevirisinin de mükemmel olmasını sağlamış."   (Alıntı)


Kendinizi Sevin Ve Mutlu Olun...En iyi dileklerimle. Esen kalın.    

Kitap Amerika da uzun süre bestseller olmasının yanısıra ebeveyn-çocuk ilişkisi arasındaki tartışmaları en yüksek seviyeye getirmiş olması ile de tanınıyor. Yazar Yale Üniversitesinde hukuk profesörü olması ve konusu üzerinde başka kitapları olmasına rağmen bu kitabı ile TIME dergisine kapak oluyor ve o yılın en etkili 100 kişisinden biri seçiliyor. 
kaplan anne'nin zafer marşı resim ile ilgili görsel sonucu
Amerika’da Çin disipliniyle yetiştirilen Amy Chua, Yale Üniversitesi’nde hukuk profesörü. Ama onun 2011’de Time Dergisi’nin en etkili 100 ismi arasına girmesinin sebebi bu değil. Kızlarını çok katı bir disiplinle yetiştiren Chua’ nın deneyimlerini anlattığı ‘Kaplan Anne’ nin Zafer Marşı’ haftalarca hem çok satanlar listesinin tepesinde hem de manşetlerdeydi. Kitabı Türkiye’de de yayınlanan Chua anlatıyor.

Amy Chua’ nın ‘Kaplan Annenin Savaş Marşı’ adlı kitabı ABD ve Avrupa’da 2011 yılının Ocak ayında yayınlandı. Raflarda yerini alır almaz kıyamet koparan kitap, yazarın anlatımıyla Çinli bir anne, iki kızı ve iki köpeği hakkında. Çocuk eğitimi konusunda Batı ile Doğu arasında adeta savaş boyutunda tartışmalara sebep olan kitap, tüm eleştirilere rağmen satış rekorları kırdı ve çeşitli dillere tercüme edildi. Türkiye’de de pek çok gazetecinin köşe yazısına konu olan kitap, Twitter’da defalarca trend başlığı oldu. Hayvan isimleriyle anılan yeni ebeveynlik modellerinin oluşmasına sebep olan Chua’ nın bahsettiği eğitim sisteminde çocukların yapması yasak olan davranışlardan bazılarıysa şöyle: Yatıya kalmak, televizyon izlemek ya da bilgisayar oynamak, A’dan düşük bir not getirmek, keman ya da piyano çalmamak!

- Bekliyor muydunuz böyle bir tepki?
kaplan anne'nin zafer marşı resim ile ilgili görsel sonucu- Kızım Lulu; “Kitabını kimse okumayacak. Kim senin anılarını merak eder ki?” demişti. Ama tepki yağdı. Kitapta kendimle dalga geçiyor, hata ve pişmanlıklarımdan bahsediyorum. Medyanın ilgisi Wall Street Journal’ ın “Neden Çinli anneler daha üstün?” başlığıyla büyüdü. Berbat bir başlıktı. Kitabın adı ‘Türk Annenin Zafer Marşı’ olsaydı tepki böyle olmazdı. Amerikalılarda büyük bir Çin korkusu var. Komik bir kitap ama çeviri bazen ironinin kaybolmasına sebep olabiliyor. Çin’de yayınlanan hali de berbat, rehber zannediliyor.
- Batılı çocuk yetiştirme biçiminin başarısız olduğu noktalar neler?
- İlk yanlış çocuklarına olumsuz bir şey söylemekten korkmaları. Çocukların kötü hissetmesinden çekiniyorlar. Ama bence çocuk kötü bir şey yaparsa kötü hissetmeli. İkinci büyük yanlış, çaba göstermediği halde çocuğu övmek. Gerçek özgüven zor şeyler başararak kazanılmalı. “Bunu başarabileceğine inanıyorum” denmeli. Doğulu ve batılı eğitim biçimlerini dengelemek gerekli. Türkiye bu konuda çok avantajlı çünkü kültürel açıdan tam ortada.
- Türk annelerden gelen tepkiler nasıl?
- Şaşıracaksınız ama Amerika’da yaşayan Türk annelerden o kadar çok destek e-postası aldım ki... “Amerika’da doğdum, babam Türk, ben de bu şekilde yetiştirildim. Amerikalılar anlamayabilir ama ben anlıyorum” diyorlar. Birkaç tane de Türk öğrencim var. Türkler için büyüklere saygı göstermek ve okulda başarılı olmak önemli galiba. Babalar da annelere göre daha katı.
- Anneniz de bir ‘kaplan’ mıydı?
Kaplan Anne'nin Zafer Marşı- Benden yüz kat daha katı bir kaplan anneydi. Arkadaşta yatıya kalmak, televizyon seyretmek, A’dan düşük not getirmek gibi yasaklar annemindi. Ben ahlaki değerlerin giderek zayıfladığı Amerika’da yaşadığım için katı davrandım çocuklarıma. Onları Çin’de büyütseydim rahat bir anne olurdum. Amerika’da 10 yaşındaki çocukların sevgilisi var, 12 yaşında esrar kullanılıyor. Benim ailem katı olduğu için yalan söyledim, oysa çocuklarım bana her şeyi anlatır. Hatta diğer anneler benden istihbarat alır. Küçükken popoma şaplak yiyordum ama biz çocukların kılına dokunmadık.
- Türkiye’de ebeveynlerin yapamadıkları ne varsa yaptırdığı ‘proje çocuklar’ var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
- Çok tehlikeli ve sağlıksız. Kore ve Çin’de de anne-babalar gerçekleştiremedikleri ne varsa çocuklarına dayatıyor. 
- Geçmişe dönebilseniz neleri farklı yapardınız?
- Çok konuda aynı davranırdım ama daha çok seçme şansı verirdim. Farklı karakterleri olduğunu kabul ederdim. Amerika’da çocuklar maymun iştahlı. Müzik aleti çalarak disiplinli ve özverili olmayı öğrensinler istedim. Kızlarımla gurur duyuyorum. Aramız çok iyi. Kahkahanın eksik olmadığı bir evimiz var. Elbette kavga ediyoruz, özellikle küçük kızımla. Kullandığı ses tonu ve seçtiği kelimelere kızıyorum. Geçen gün “Anne odamdan çık” dedi. Kızdım, “Lütfen odamdan çıkabilir misin?” demeli. 
kaplan anne nin zafer marşı resimler ile ilgili görsel sonucu- Down sendromlu bir kız kardeşiniz var. Fiziksel ya da zihinsel engelli çocuklar karşısında bir kaplan anne ne yapar?
- Kaplan annenin önemli özelliklerinden biri şartlara uyum sağlamak. Annem kardeşim Cindy ’den iyi notlar ya da harika piyano çalmasını beklemedi. Şimdi Cindy bir markette kasiyerlik yapıyor, az da olsa piyano çalıyor ve yakın zamanda evlenecek. Kaplan anne elindeki malzemeden en başarılı ve mutlu çocuğu yaratan, çocuğunun potansiyelini ortaya çıkartan ebeveyndir.
- Kaplan anne olmak zaman ve emek isteyen bir iş. Siz başarılı bir kariyere de sahipsiniz. Nasıl başardınız bunu?
- Çok disiplinliyim. Erken kalkarım. Kaplan anne “Git ders çalış ve çok iyi notlar al” deyip çocuğu odasına tıkmaz. Onunla ilgilenir, saatlerini beraber geçirir. Çocuklarımla ilgilenmek için kişisel zevklerimden ve kendime ayırdığım zamandan ödün verdim.
- İki kızınız var. Çocuklarınız erkek olsaydı durum farklı olur muydu?
- Çok güzel bir soru ama cevabını bilmiyorum. Biz dört kız kardeştik sonra da iki kızım oldu. Ama New York Knicks’te oynayan basketbol oyuncusu Jeremy Lin’in kaplan annesi olduğunu biliyorum. Bir keresinde Lin, A eksi aldığında “O notu A artıya çevir yoksa seni takımdan alırım” demiş oğluna. Erkeklerle de oluyor yani.


- Eşiniz pasif davrandığı için eleştirildi kitap yayınlandığında...
kaplan anne nin zafer marşı resimler ile ilgili görsel sonucu- Çok üzüldüm buna çünkü eşimin aslında benden daha güçlü bir kişiliği vardır. Kitapta ondan bahsetmedim çünkü kitabın bir karakteri olmak istemedi. Aslında kızlar ondan daha çok korkar. Yargılayıcıdır, kızdı mı tam kızar. Kızlar benim hafif çatlak olduğumu düşünüyor. Eşim ailenin dengesi. Çocuklar benden disiplini, babalarından da otoriteyi sorgulamayı öğrendi. Bence iyi bir kombinasyon.
- Nasıl bir anneanne olacaksınız sizce?
- Aileme bakınca yumuşak olurum diye düşünüyorum. Kaplan annelik çocuk 18 yaşına gelince bitiyor galiba.

Kaplan anneden tavsiyeler
* Çocuğunuzun zayıflıklarına değil güçlü yönlerine odaklanın.* Çocuklarınızı dinleyin ve ihtiyaçlarına önem verin. 
* Başarılı ve mutlu olmak arasındaki dengeyi kaçırmayın.
* Çocuklarınızla birlikte kahkaha atmayı unutmayın.
Ceren Arseven
Hürriyet

“Chua’nın hatıratı, Kaplan Anne’ nin Zafer Marşı, okunması kolay, zekice yazılmış, eğlenceli, dürüst ve biraz da hüzünlü.” -Chicago Sun-Times

Okuyucu Yorumu:     
Yorumcu ürünü Kitapyurdu 'ndan satın almış.  Çok etkilenerek her sayfada bir sonrakini merak ederek ilgiyle okuduğum bir kitap. Çok ilginç bir hikayesi var. Çocuk yetiştirmeyle ilgili okuduğum diğer kitaplardan çok farklı, değişik bir bakış açısı var. Ben çok beğendim.

Bu yazı alıntıdır.
http://www.hurriyet.com.tr adresinden alınmıştır.

3 Ekim 2016 Pazartesi

TOLTECLERİN BİLGELİĞİ (2)






TOLTEC' LER, eski Orta Amerika halkı. 700-1200 arasında Meksika Vadisi’nde ve çevresinde yaşadılar. Başkentleri bugün Hidalgo içinde yer alan Tula (Tollan) idi. Tolteklerin sanatında kültürlerinin daha çok savaşçı yönü yansımaktadır, mimarlıklarının özelliği yüksek piramitler ve sütunlu salonlardır. Birçok taşları bir araya getirilmesinden oluşan destekler tapınakları süslerler. Karakteristik heykeller, II. Tulanin Atlantaları ve Chacmool’dur. Kabartma sanatı motifleri savaşçılar, insan kurbanları, jaguar ve kartal gibi vahşi hayvanlardır. Bunlara sahne resimlemelerinde  rastlanır. Üç ayaklı kaplar, açık kahverengi zemin üzerinde, kırmızı süsler seramiğin özellikleridir. Özellikle dikkati çeken (Azteklerin daha sonraki mozaik tekniklerinin başlangıçları) , bir koyoto başı biçiminde sedef levhalar yerleştirilmiş toprak kaptır; ağzında bir savaşçı yüzü bulunmaktadır. Toltec sanatının özelliklerine Maya Bölgesindeki Kuzey Yucatan’da rastlanır, çünkü Toltec"ler buraya 900. yıl civarında girmişlerdir.

don miguel ruiz sözleri ile ilgili görsel sonucuAcısını aşmak isteyen bir adam, kendisine yardım etmesi için Budist tapınağındaki bir ustaya gider. Adam ustaya sorar: “Usta, eğer günde dört saat meditasyon yaparsam yüksek bilince ulaşmam ne kadar sürer?”. Usta adama bakar ve yanıt verir: “Eğer günde dört saat meditasyon yaparsan belki on yılda yüksek bilince ulaşabilirsin.”
Bundan daha iyi yapabileceğini düşünen adam yine sorar: “Oh usta peki günde sekiz saat meditasyon yaparsam yüksek bilince ulaşmam ne kadar zaman alır?” Usta adama bakar ve yanıt verir: “Eğer günde sekiz saat meditasyon yaparsan, belki yirmi yılda yüksek bilince ulaşabilirsin.” Adam şaşırır ve sorar: “Ama daha çok meditasyon yaptığımda neden daha uzun zaman alır?”
Usta tebessüm eder: “Sen bu dünyaya hazzı ve yaşamı feda etmek için gelmedin. Yaşamak, mutlu olmak ve sevmek için buradasın. Eğer iki saatlik bir meditasyonda yapabileceğinin en iyisini yapabildiğin halde, sekiz saat meditasyon yapmaya kalkarsan yorgun düşersin, amacından saparsın ve yaşamdan haz almazsın. Yapabildiğinin en iyisini yap. O zaman meditasyonun süresinin değil, yaşamanın, sevmenin ve mutlu olmanın önemli olduğunu anlarsın.”

“Daima en iyisini yaptığınızda, dönüşümün ustası olacaksınız. Uygulama, kişiyi ustalaştırır. En iyisini yaparak usta olursunuz.
Öğrendiğiniz her şeyi tekrar ederek öğrendiniz. Yazmayı, araba kullanmayı hatta yürümeyi tekrarlayarak öğrendiniz. Konuştuğunuz dili tekrar ederek  öğrendiniz. Aksiyon ve tekrar farkı yaratır.
Bireysel özgürlük arayışında, kendinizi sevme arayışında yapabildiğinizin en iyisini yaptığınızda aradığınız şeyi bulmak bir an meselesidir. Bu arayış, hayal kurmakla ya da saatlerce meditasyon yaparak, rüya görerek olmaz.
Ayağa kalkın ve insan olun. Kadın ya da erkek olmanın onurunu hissedin ve cinsiyetinize saygı duyun. Bedeninize saygı duyun, bedeninizden haz alın, bedeninizi sevin, besleyin, temizleyin ve iyileştirin. Egzersiz yapın ve bedeninizin kendisini iyi hissetmesini sağlayın. Bu, siz ve Tanrı arasında bir iletişimdir.
Meryem’e, İsa’ya, Buda’ya tapınmanıza ihtiyacınız yok. Eğer bu idollere tapınmak size kendinizi iyi hissettiriyorsa yapın, ama içinizden gelmiyorsa suçluluk  duymayın. Kendi bedeniniz Tanrının bir ifadesidir. Bedeninize saygı gösterdiğinizde  her şeyin değiştiğini göreceksiniz. ”

Kaynak: Dört Anlaşma-Toltec Bilgelik Kitabı / Don Miguel Ruiz

Özgür Turan
  • Alıntı kategorisinde.


https://youtu.be/2DH6V9GbdBY

4 anlaşma video ile ilgili video

Günün Sözü :''En büyük korkumuz ölüm korkusu değildir. En büyük korkumuz yaşama riskini göze almak ve gerçekte kim olduğumuzu ifade etmektir. Hayatlarımızı, başkalarının isteklerini yerine getirmek için yaşamayı öğrenmişiz çünkü başkaları tarafından kabul edilmemekten çok korkuyoruz.''
Don Miguel RuizDon Miguel Ruiz

İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
02 Ekim, 2016,  Antalya









2 Ekim 2016 Pazar

TOLTECLERİN BİLGELİĞİ (1)


TOLTECLERİN BİLGELİĞİ (1)

toltec resimleri ile ilgili görsel sonucu













Değerli Dostlarım,

Bugün sizlerle değerli üstat ve yazar Don Miguel Ruiz'in eseri  olan " 4 Anlaşma" adlı kitabı üzerine
bir paylaşımımız olacak.
Bakalım bizler bu maddelerden hangilerini yerine getirebileceğiz. Bence pek de zor olmayan bu dört maddenin tamamını hayata geçirebilmemiz ve bu öğütler doğrultusunda yolumuza devam etmemiz bizi aradığımız mutluluğa  yaklaştırabilir mi? Sanırım bu " 4 Anlaşma " yı uygulamak  ilk görüşte  basit gibi gözükse de her bir insanda farklı farklı sonuçlar arz edebilir. Uygulayabilen insanların  Hayatı daha güzel yaşayabilecekleri hususunda somut verilere henüz sahip değiliz. Hep birlikte uygulayalım ve müspet sonuçlara erişebilmemiz temennisiyle...
Sinema dünyasının üstün zekalı oyuncularından Sharon Stone ve Jody Foster bu kitabı çevresindeki insanlara öneriyor. Amerika'nın önde gelen Yeni Çağ yazarları bu kitabı sizlere öneriyor.
"Don Miguel Ruiz'in kitabı aydınlanmanın ve özgürlüğün bir yol haritasıdır."
Deepek Chopra Başarının Yedi Ruhsal Yasası kitabının yazarı


Kendinizi Sevin Ve Mutlu Olun...En iyi dileklerimle. Esen kalın.


 Daha iyi yaşamak için dört anlaşma:

Daha iyi yaşamak için dört anlaşma: Tolteklerin BilgeliğiMeksika Kızılderilileri tarafından hayata geçirilen Toltec bilgeliği, yalnızca efsanelerde ve hikayelerde var olan ölü bir gelenek değil, bugün hala bir kısım yerlerde (ve ülkemizde de) uygulanan canlı bir öğretidir. Daha iyi yaşamak için yapmamız gereken 4 anlaşma verilmiş Nil Gün tarafından Türkçeye kazandırılan ve Ötesi Yayınlarından çıkan, Don Miguel Ruiz'in kitabı Dört Anlaşma'da. Ben bu anlaşmaları uyguluyorum ve hayata geçirilebilir olduklarını gördüm.

1. ANLAŞMA: SÖZ BÜYÜDÜR/ ANLAŞMALARI BOZMAK Kullandığınız sözcüklerde kusursuz olun, ağzınızdan çıkan en küçük bir kelimeye dahi dikkat edin. Kendinizle, diğerleriyle ilgili yargılarınızda dikkatli olun. O sizin gerçekliğiniz olacaktır. İncil şöyle başlar "Önce söz vardı". Burada sözün ne denli güçlü olduğunun işareti verilir.

Söz büyüdür, sözlerle "kara büyü yapan" kara büyücülere karşı dikkatli olun. Size verdikleri sıfatlarla, yargılamalarla, onay ya da onaylamamalarla sizi zehirlemelerine veya değiştirmelerine izin vermeyin. Kusursuz olmak (impeccable) "saf ve günahsız" olmak demektir. Günah, kendini reddedişle başlar, dinin verdiği yargılarla değil... Öz reddediş, en ölümcül günahtır.

Annesinin başı ağrıdığı için " kes şu çirkin sesini!" denilen bir çocuğu düşünün. Annesi tarafından bu çocuk, sözle büyülenmiş ve uzun yıllar sesinin çirkin olduğunu düşünüp şarkı söylememiştir. Ama asıl olan nokta şudur: ANLAŞMAYA KATILMAK. ANLAŞMA İMZALAMAK. Bu kız, annesinin ona yaptığı büyü ile anlaşma yapmıştır. Kendini, onun dediği gibi çirkin sesli hissetmiştir, akmaktan ve haz almaktan alıkoymuştur. Öyleyse ilk adım, bize yapılan büyüleri ve bilmeden katıldığımız tüm anlaşmaları bozmaktır.


2. ANLAŞMA: HİÇ BİR ŞEYİ KİŞİSEL ALMAMAK

Bize söylenen sözleri, yapılan edimleri kişisel almayın. "senin bu davranışın beni incitti" diyen birini düşünün. Onu siz incitmediniz. Söylediğiniz sözler ondaki bir yaraya bastığı için incindi. Ve size kızdıklarında, nefret ettiklerinde, aslında kendilerinden korktuklarını bilmelisiniz.

Bu yüzden bize "sen iyisin" denildiğinde kişisel algılamayız, çünkü o anda o kişi kendini iyi hissediyor, mutlu ve bizi onaylıyor ama "sen bir şeytansın" dediklerinde de kişisel algılamayız, çünkü bir sebepten bize kızgındırlar. Kişisel algılama, bizi kara büyücüler için av haline getirir.

Kişisel algılarsanız, hep haklı çıkmak, onaylanmak, sevilmek istersiniz. Bunu bulamadığınızda ise incinir, yara alır dolayısıyla saldırırsınız. Oysa ki kendi hayatınızdaki aktör, sadece siz olmalısınız. Korkusuz yaşadığımızda, incinmeye ihtimal yoktur. Aptal durumuna düşmekten ve eleştirilmekten korkmadan sevdiğimizi haykırır, sorularımız varsa sorar, eylemlerde bulunuruz.

3. ANLAŞMA: VARSAYIMDA BULUNMAYIN Olmuş ve olacaklar hakkında varsayımlarda bulunmak, yaşamayı engeller ve enerjiyi tüketir. Bu durum en çok belirsizlikler karşısında yaşanır. Varsayım, her şeyi kişisel algılamak, dünyanın merkezine kendimizi oturtmak ve kişisel önemi abartmak sonucu oluşur.
toltec resim ile ilgili görsel sonucu
Örneğin sevdiğiniz kişi (anneniz, sevgiliniz) sizi aramadı. Burada tetiklenen varsayımlar, "benden sıkıldı, kurtulmak istiyor, bana kızgın" diye başlar ve "ben değersizim" e kadar uzanan bir sürü varsayım silsilesi ile kendimize yeni zehirli anlaşmalar yapmamıza neden olur. Oysa yukarıdaki durumda bir sürü başka varsayım da mümkündür: "düşünmek istiyor, zaman istiyor, böylesi en iyisi, yalnız kalmaya ihtiyacı vardır, benim dışımda bir sorunu vardır, bana kıymet vermiyorsa kendi bilir, canı isterse" ... Yine de en iyisi hiç varsayımda bulunmamaktır. Çünkü evrenin merkezi biz değiliz.

Hayvanlar, hataları yüzünden ceza çekerler, ama sadece bir kez... İnsansa, her olumsuz algıladığı durumda, geçmiş hatalarını kendine hatırlatarak yeniden yeniden ceza çeker ve kendini suçlar. Zaten Toltekler de "kendine acımanın" altını kazıdıklarında, "kendine aşırı önem vermeyi" bulmuşlardır.

4. ANLAŞMA: YAPABİLDİĞİNİN EN İYİSİNİ YAPMAK Her koşul altında en iyisini yapmak, bizi suçluluk duygusundan kurtarır, kendimize saygı duymanızı sağlar ve bu enerjiyi bulamıyorsak da hiç yapmamak en iyisidir. İşin büyüğü küçüğü olmaz. Yemek pişirirken de, makale yazarken de, tuvalet temizlerken de ve severken de, bir işi olabildiğince kusursuz ve kendimizce "en iyisi" yapmak, kendi üzerimizdeki kara büyüleri etkisiz hale getirir.

Ama ödül beklemek ve görev olduğu için değil, her işi hayatımızın son edimiymiş gibi dikkatli ve erinç içinde yapmak esastır. Kötü, rutin ve boş iş yoktur. (bunu asistanken anladım. Bir güzel fotokopi çekiyorum sormayın:)))) Hepsi kusursuzluğa bizi götürecek adımlardır. Eğer zaten yapmak zorundaysak, bunu zevkli bir oyun haline getirmek en güzeli olmalı. Ve bunu yaparken risk almak, ritüele dönüşmesine izin vermemek gerekir.

SONUÇ: Aktif bir teslimiyet, doğru yaşamak için temel şarttır. Her şeyin bize akmasını bekleyemeyiz. Ama gidenler için üzülmez, gelenler için de kaygılanmayız. Evet demek istediğinizde "evet" deyin. Hayır demek istediğinizde "hayır" deyin. Bu dünyaya sevmek ve sevilmek için geldik. Tanrı için kanıt aramayın. SADECE OLUN, RİSK ALIN VE HAZ DUYUN. 4 Anlaşmanın yolu budur.
Sevgilerimle.

https://youtu.be/9CuafCA47TQ





Günün Sözü : Mutluluğunuzu alıp başka biɾisinin ellerine bırakacak oluɾsanız onu eɾ geç kıɾacaktıɾ. Mutluluğunuzu başka biɾisine veɾiɾseniz alıp götürebilir. Çünkü mutluluk yalnızca sizin içinizden gelebilir ve sevginizin sonucudur. / Don Miguel Ruiz

İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
01 Ekim,2016, Antalya










1 Ekim 2016 Cumartesi

HAYATI DAHA GÜZEL YAŞAMAK

hayatı güzel yaşamak resim ile ilgili görsel sonucu
Merhaba Değerli Dostlarım,

Hepimizin amacı bu değil mi zaten... Çok güzel bir hayat yaşamak. İster iş adamı olsun, ister kapıcı, ister hostes, avukat, öğretmen, işçi emekli, ister ev hanımı, ne olursanız olun, hepimizin bu kısacık
ömür geçirdiğimiz dünyada adeta çırpınarak mutlu olmak için mücadele vermiyor muyuz. Mutlu olabilmek çok mu zor? yoksa kolayda bizim bilmediğimiz başka şeyler mi var?
Değerli dostlar, Bu yazımda sizlere eşsiz kişiliği, güzel yazıları olan üstat Don Miguel Ruiz' in  
" 4 Anlaşma " adlı Romanı bize mutluluğu bulmamız konusunda yardımcı olabilecek mi?
 Yarın ki yazımızda bu Romanla ilgili daha detaylı bilgi vermeğe çalışacağım, bu sayfamızda fazla yer olmadığı için yazamadım.
"Hayatın her saniyesinde, her şeyin en güzel, en mükemmel şekilde olmasını kim istemez ki?"

Kendinizi Sevin Ve Mutlu Olun...En iyi dileklerimle. Esen kalın.

Not : Dün farkında  olmadan bir yanlışlık yaptım,  bu yazımın az da olsa bir bölümünü bugünkü  yazım olarak yayınladım. Bunun için çok özür dilerim.


Hayatı daha güzel yaşamak için 4 anlaşma
08 Ekim 2014

ADI "8 Saniye".
Uyruğu Türk-Alman ortak yapımı.
"Vizontele 1", "G.O.R.A", "Sınav", "Yahşi Batı", "Aşk Tesadüfleri Sever" filmlerinin yönetmeni Ömer Faruk Sorak'ın yeni filmi.
Berlin'de doğup büyüyen Esra İnal'ın hayatından esinlenilmiş.
Esra, hem senaryoyu yazanlardan biri hem de başrol oyuncusu. Filmin bir de sürprizi var:
Don Miguel Ruiz!
Kitapları, tam 38 dile çevrilmiş bir spiritüel bilimci.
Dört AnlaşmaO bir Toltec.
Meksika Kızılderilileri tarafından hayata geçirilen bir bilgelik. Toltek'ler, Meksika'da geçmiş dönemlerde yaşayan, gelecekten haber veren sanat ve bilim adamlarından oluşan bir topluluk. Daha sora İnka ve Aztek gibi medeniyetlere dönüşüyor. Toltec de aslında "sanatçı" demek. Hayatı güzel yaşayanlar ve yaşatanlar. Don Miguel' in ailesi de onlardan. Kendisi yetiştiği ailede Toltec bilgeliğine sahip oluyor, 1986'ya kadar cerrahlık yaptıktan sonra mesleğini bırakıp bu bilgilerini dünyaya yayabilmek için kitaplar yazıyor.
Peki 2015'in Şubat'ında gösterime girecek, "8 Saniye" nin baş rol oyuncusu Esra'nın Don Miguel'le alakası ne? 
Berlin'de yaşayan Esra' nın iki paralel hayatı var.
Biri normal hayatı, diğeri rüyalarında yaşadığı hayat.
Esra, senelerce rüyasında aynı adamı görüyor.
Bu arada, baskıcı bir ortamda, kendisine dayatılan kurallarla yaşıyor ve sadece rüyalarında mutlu oluyor. Tek istediği de rüyalarına giren adamı bulmak.
18'inde evleniyor, 19'unda boşanıyor, bir sürü şey oluyor hayatında, hep inişler çıkışlar, hatta büyük travmalar, intihara kalkıyor...
Ve günün birinde, bir kitabın arkasında bir fotoğraf görüyor.
Yıllarca rüyalarında gördüğü adam...
Atlıyor onu bulmaya Meksika'ya gidiyor.
Onunla tanışıyor, ondan Toltek bilgeliğini öğreniyor.
Ve geri dönüp hayatının kontrolünü eline alıyor.
Esra bugün Toltek bilgeliği öğretebilen bir hoca...
Bu sadece spiritüel bir film değil aynı zamanda bir kadın filmi...
Don Miguel'in de İstanbul'a geldiğini duyunca, beni durdurabilene aşk olsun! 

4 anlaşma nedir?
DAHA iyi yaşamak için bu 4 maddelik anlaşmayı hayatımıza geçirmemiz gerekiyor.
1- Söz büyüdür.
2- Hiçbir şeyi kişisel alma.
3- Varsayımda bulunma.
4- Yapabildiğinin en iyisini yap.

Hayatı daha güzel yaşamak için 4 anlaşma
Sizin gibi tüm dünyanın tanıdığı spiritüel bir bilimciyi İstanbul'da ağırlamak ne güzel!
-Teşekkür ederim, ben de burada olmaktan mutluyum.
Hayrola İstanbul'da olmanızın sebebi nedir?
-Ömer Faruk Sorak'ın son filminde konuk oyuncu olarak küçük bir rolüm var, çekimler için geldim.
Filmin konusu ne?
-Kadınların özgürlüklerini kazanmak için nasıl mücadele edebileceklerini, tüm olumsuz yargıları ve negatif eleştirileri nasıl savuşturabileceklerini anlatıyor. Bir kadın filmi aslında. Filmin senaristi de, başrol oyuncusu da benim yıllardır tanıdığım biri: Esra İnal. Benim aynı zamanda eski bir öğrencim. Film biraz da hepimizin bilmesi gereken bir şeyi anlatıyor: Koşulsuz aşk ile şartların sınırlandırdığı aşk arasındaki farkı...
Açar mısınız biraz...
-"Şunu şöyle yaparsan, seni sevebilirim!" "Ancak bu dediğimi gerçekleştirirsen, seni sevebilirim!" Bunlar mesela, şartların sınırlandırdığı aşkın cümleleri. Bu cümlelerle, sevgililer birbirlerini kontrol edebilmeyi garantilemiş oluyorlar. Etrafınıza bir bakın, çoğunluk birbirini böyle seviyor. Oysa bu aşk değil! İki insanın birbirini sevmek için önüne sürdüğü koşullar...
Neden koşullar öne sürüyoruz?
-Çünkü karşımızdakini kontrol etmeye çalışıyoruz. Her zaman, her durumda kontrol bizde olsun istiyoruz. Hep haklı olmak istiyoruz. Zaten öyle değil miyiz? Hep biz haklıyız! Bizim dışımızdakiler her zaman haksız! Doğru olan, kendimiz gibi davranabilmemiz ama yapamıyoruz maalesef. Çünkü kendimizi bile koşulsuz, sorgusuz-sualsiz sevemiyoruz. Diyoruz ki: "Kendimi severim ama başarılı olursam", "Kendimi severim ama zayıflarsam", "Kendimi severim ama iyi bir kariyer yaparsam". Hep "Ancak şöyle olabilirsem, kendimden memnun olurum!" diyoruz. Hayata böyle bakıyoruz. Oysa, kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeli, olduğumuz gibi sevmeliyiz.
Gelelim "Toltec bilgeliği" ne. Tam olarak nedir Toltec?
-Toltec, aslında 'sanatçı' demek. Toltec bilgeliği de sanatçı bilgeliği anlamına geliyor. Aslında hayatı bir sanatçı gibi güzel yaşamak. Sanatçı dediğin, güzelliğe özlem duyar ve güzel olmayan hiçbir şeyi hayatına sokmaz. Kendi gibi olur, olmadığı biri gibi davranmaya çalışmaz. "Toltec bilgeliği" nde amaç insanın gerçek kişiliğini bulması. 

İnsanlara bunları anlatmaya ne zaman karar verdiniz?
-Benim büyük babam Meksika'da saygı duyulan bir şaman, annem de bir şifacı. Ben bu öğretilerin içine doğdum. Ama tıp eğitimi aldım ve uzun seneler cerrahlık yaptım. Fakat bir an geldi, özüme döndüm ve bu öğretileri başka insanlarla paylaşmaya başladım.
Ağzından çıkana dikkat et!
"Dört anlaşma" nın ilki, "Söz, büyüdür".
-Evet. Çünkü ağzımızdan çıkan laflar önemlidir. Uçup gitmiyor onlar, havada asılı kalıyor. Anlamı, ağırlığı, karşılığı, yaptırımı var. Yani ağzımızdan çıkana dikkat etmemiz gerekiyor. Siz, çocuğunuza, "Sesin karga gibi, çok çirkin!" dediğinizde ya da "Sen aptalsın!" dediğinizde aslında bir tür büyü yapmış oluyorsunuz; o büyü, o çocuğun üzerinde kalıyor. Eğer hayatı boyunca o büyüyü bozabilirse ne âlâ, yoksa bir ömür, sesinin karga gibi olduğunu düşünüyor, şarkı söyleyemiyor ya da aptal olduğunu düşünüp ezik kalıyor. Bizim de eksik, zayıf yanlarımız, aynı şekilde, birilerinin zamanında bize yaptığı "sözlü büyüler". "Sen onu yapamazsın, bunu yapamazsın!" gibi.
Toltek' in ikinci anlaşması, "Hiçbir şeyi kişisel alma!" diyor. Yani biri bize kötü davrandığında, üzerimize alınmayacağız çünkü onun da kendisinin başka bir şeyden incindiği için böyle davrandığını düşüneceğiz ve ona cevap vermeyeceğiz... Sabır taşı mı olalım!
-O deyimi bilmiyorum ama anladım ne demek istediğinizi. Evet olun. Karşınızdakinin tepkisi aslında sizinle değil, kendisiyle ilgili. Kızgınsa da, kıskanıyorsa da, size ne söylerse söylesin, hepsi yalnızca kendisiyle ilgili. Ve o kendisine geri dönecek, sizinle alakası yok.
Peki böyle bir durumda ne yapağız?
-O konudan, o insandan uzaklaşın. Ben yaşadıklarınıza başka bir pencereden bakmayı öneriyorum. Aksi takdirde, siz de cevap vermeye kalkarsınız kavga çıkar, her şey daha kötüye gider.
Varsayımda bulunma!
Herkesi affedelim, kimseye kin tutmayalım, iyi güzel de, gerçek hayatta mümkün mü, böyle bir şey?
-Tabii ki mümkün! Çünkü an geliyor, hem onları hem de kendini o kadar sevmeye başlıyorsun ki, aranızda kızgınlık, kırgınlık olmasın istiyorsun. Bunu hem onlar hem de kendin için yapmış oluyorsun. Kendini sevmek bir evrimdir, biz de bunu öğretmeye çalışıyoruz.
Üçüncü anlaşma, "Varsayımda bulunma!"
-Her varsayımın sadece senin duyabildiğin ayrı bir sesi var. Biz buna "düşünce" diyoruz.
Ee, düşünmenin nesi kötü?
-Düşünmek değil, varsaymak kötü.
Neden?
-Çünkü o zaman kendinden söz ederken, olmak istediğin kişiyi anlatıyorsun, olduğun kişiyi değil. Bu da insanı mutsuzluğa sürükleyen bir şey. Düşünce, bilginin sese bürünmüş hali. Senin şu anki bilgilerinle düşüncen, yüzde 99 varsayımlardan ibaret. Bu varsayımları kontrol etmesini öğrendiğinde, kendi hikâyene doğru bir yön vermeyi de öğrenmiş oluyorsun.
Ve gelelim dördüncü anlaşmaya, "Her ne yapıyorsan en iyisini yap!"
-Aklındaki her şey aslında sanal. Yani gerçek değil. Ne zaman hayata uygulayıp, hayata geçireceksin o zaman gerçek olacak. Üzerindeki gömlek gerçek. Ama o da bir zamanlar sadece bir fikirdi, düşünceydi. Biri onu yapınca gerçek oldu. Medeniyetler de böyle kuruldu. Milyonlarca fikir üretebiliriz ama eyleme geçirmezsek, hayal ürünü kalmaya devam eder. Bu yüzden eyleme geçirmeliyiz. Yani önemli olan "yapmak". Onda da elinden gelenin en iyisini yapmak.
Yani, ne yaparsan yap, yeter ki en iyisini yap!
-Aynen öyle!

Ayşe Arman
Hürriyet
Bu yazı alıntıdır.
http://sosyal.hurriyet.com.tr adresinden alınmıştır.


https://youtu.be/_H6K94O7864


mutluluk video ile ilgili video




Günün Sözü : Kitapları Yakmakatan daha büyük bir suç varsa, oda onları okumamaktır. Don Miguel Ruiz

İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
30 Eylül, 2016, Antalya