14 Şubat 2021 Pazar

ÜÇ AYLARIN FAZİLETİ













Irak'ın kuzeyinde Gara bölgesindeki bir mağarada 13 Türk vatandaşımız eli kanlı terör örgütü PKK tarafından şehit edildi. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.




Merhaba Gönül Dostlarım,

İslâm alemi, mübarek olan Üç Aylar' a girmenin mutluluğunu yaşıyor. Üç Aylar 13 Şubat 2021 Cumartesi gününden itibaren idrak edilmeye başlandı. İbadetlerle dolu geçirilecek olan Üç Aylara, ilk olarak Recep ayı ile girildi.

Bu mübarek aylar vesilesiyle sayfalarımızda dini konulardaki yazılarımızı sizlerle zaman zaman  paylaşacağız.

En iyi dileklerimle, Esen kalın,

İbrahim Birol

****

Üç ayların önemi 2021 yılında Üç ayların faziletleri mübarek aylar boyunca ibadet etmek isteyen kişiler tarafından uygulanacak. İşte üç ayların önemi ve faziletleri…

İslam alemi için oldukça önemli bir dönem olan üç aylar adını Receb, Şaban ve Ramazan olan aylardan alıyor. Peş peşe sıralanan bu aylar nedeniyle mübarek aylara üç aylar ismi veriliyor.

ÜÇ AYLARIN ÖNEMİ NEDİR?

Mübarek üç aylar Receb, Şaban ve Ramazan aylarını içerirler. Receb ayı başlangıcı aynı zamanda üç ayların başlangıcı olarak kabul edilir. Üç aylar içerisinde Regaib Kandili, Mirac Kandili ve Berat Kandili’ ni bulundurur. Aynı zamanda Ramazan ayı ile birlikte oruç ibadeti başlar ve sonunda Ramazan Bayramı kutlanır.                                                                                                                                             Bu sebeple hem kandiller, hem de Ramazan habercisi olmasıyla birlikte üç aylar İslam alemi için büyük öneme sahiptir.

ÜÇ AYLARIN FAZİLETLERİ


Hz. Peygamber, Recep ayı girdiğinde “Allah’ım! Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” diye dua etmiştir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 259). Ramazan ayında oruç tutmak farzdır (Bakara, 2/184-185). Recep ve Şaban aylarında ise; Hz. Peygamberin (s.a.s.) diğer aylara oranla daha fazla nafile oruç tuttuğu, ancak Ramazan’ın dışında hiçbir ayın tamamını oruçlu geçirmediği hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buhârî, Savm, 52-53; Müslim, Sıyâm, 173-79).   Bu itibarla, Recep ve Şaban aylarının aralıksız olarak oruçlu geçirilmesinin dinî bir dayanağı yoktur. Kişi, sağlığı müsait olup güç yetirdiği takdirde bu aylarda dilediği kadar nafile oruç tutabilir.

ÜÇ AYLAR İÇERİSİNDE YER ALAN KANDİL TARİHLERİ

Bu yıl idrak edilecek kandil tarihleri şu şekilde:

18 Şubat 2021 Regaib Kandili

10 Mart 2021 Mirac Kandili

27 Mart 2021 Berat Kandili

 Alıntı :cnnturk.com.tr

Günün Sözü : " Üç aylarınızı en iyi dileklerimle tebrik eder, sizlere, ailenize, ülkemize ve islam alemine hayır ve bereketler getirmesini Cenab-ı Hak' tan niyaz ederim." 

Gerçek Dostlar  ⚠️                                                                                                                 İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/                                              14  Şubat 2021 Antalya-Türkiye




11 Şubat 2021 Perşembe

FIRLATILAN TAŞLARIN GERİ DÖNMEDİĞİ ZAMANLAR...

 











Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugün sizlerle Müşfik Kenter' in bir yazısını paylaşmadan önce, dün doğum günüm nedeniyle Gönül Dostlarımdan sosyal medya hesaplarıma gelen doğum günü mesajlarına kısa bir teşekkür etmek istiyorum.

"En özel doğum günümde en güzel dileklerini göndererek mesajlarıyla beni yalnız bırakmayan gönül dostlarıma  sağlıklı, mutlu ve huzurlu uzun ömürler temennisiyle birlikte, sonsuz teşekkürlerimi, selam ve sevgilerimi yolluyorum. İyiki varsınız...

En iyi dileklerimle, Esen kalın.

-İbrahim Birol-

****

FIRLATILAN TAŞLARIN GERİ DÖNMEDİĞİ ZAMANLAR...

Bu hapsolmuşluk duygusu. Bu üç beş metre kare yaşam. Ve o ne yana gitsen eyleyemediğinin, unutamadığın yalnızlığın. Gecikenlerin, toprakla randevu bekleyenlerin, dünyaya sığıntı olanların bildik kaderi. Geçmiş zaman muhabbetlerinde tükendi mi tüm kelimeler? Artık ne sır dolu bakışlar ne yeniden bir araya getirilebilecek notalar. Bakışlar yoruldu, yüzler soldu, güfteler unutuldu. Artık tanımadığın ayak sesleri ve hiç açılmayan kapılar. Yetimliği öğretti yıllar. Bazen yutkunmayı, hoş görmeyi, boş vermeyi ve en çok beklemeyi. Hep beklemeyi.. Neyi? Sabah ezanları artık sıradanlığın habercisi artık sadece yalnızlıklar, hüzünler kaldı geriye ezanla uyanan. Keşkeler, tühler, ahlar, vahlar arasında yaşanmadan yaşanan zaman. Unutulmayanlar duvarlara kiracı, anılar odalara.

Artık pek görmeyen gözlerimle beraber, yok olan yeşil, susan kulaklarıma inat gürül gürül. Artık bir damla renk, bir dostluk az şekerli kahve tadında ta eskilerden kalma. Ve biterken artık herkes yalnız kendisidir. Biterken herkes bir dost arar. Ve biterken herkes en çok yalnızlığı yaşar.

- Müşfik Kenter-

 .YIL          Gerçek Dostlar  ⚠️                                                                                                                 İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ - Google'da Ara                                                11 Şubat 2021 Antalya-Türkiye

8 Şubat 2021 Pazartesi

İYİ OLMA SANATI

 


Merhaba Gönül Dostlarım,

Brezilyalı Dr. Dráuzio Varella' ya ait bu yazıyı mutlaka okuyun ve hatta her gün yeniden okuyun..

Eğer hasta olmak istemiyorsan :
Duygularını anlat.
* Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular; gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar.
* Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür.

Öyleyse, sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız!
* Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!
Karar Vermelisin..
* Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur. Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır.
* İnsanlık tarihi kararlardan oluşur.
* Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir.
* Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar.
Olduğundan Farklı Yaşama.
* Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir.
* Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur. Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.
Kabullen.
* Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır.
* Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar.
* Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.
Çözümler Bul.
* Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler.
* Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir.
* Biz ne düşünüyorsak oyuz.
* Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.
Güven.
* Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan, bir ilişki de olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.
Hayatı Üzgün Yaşama.
* Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir.
* Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir. “İyi mizah bizi doktorun elinden korur”.
* Mutluluk sağlık ve terapidir.
Dr. Dráuzio Varella.
Alıntıdır

Günün Sözü :
“İyi mizah bizi doktorun elinden korur”. Mutluluk sağlık ve terapidir."  Dr. Drazio VarellaGerçek Dostlar  ⚠️                                                                                                                 İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ - Google'da Ara                                                8 Şubat 2021 Antalya-Türkiye

3 Şubat 2021 Çarşamba

HAYATIN GERÇEKLERİ

 

BİRİNİ İNCİTTİĞİMİZDE







Merhaba Gönül Dostlarım,
Bir Belgin Eryavuz yazısı ile yine birlikteyiz.

Birini incittiğimizde, kendimiz incindiğimizde ya da hiç yoktan birbirimizi kırdığımız anlardaki geri dönüşlerde nasıl da zorlanıyoruz öyle değil mi? 
Sorun çok küçük dahi olsa kolay kolay affedemiyoruz. Uzmanlar böylesi zamanlarda durup soluklanmayı ve işleri oluruna bırakmayı öğrenmemiz gerektiğin belirtiyor. Çünkü bunu öğrenemediğimiz her durumda; içimizde yavaş yavaş tehlikeli duygular kök salmaya başlıyor.

Gözümüzü karartan öfke, düşüncelerimizi kemiren kızgınlık ve en kötüsü de kin.

Oysaki onun hemen önünde derya deniz SEVGİ var.

Bizler bu tehlikeli duygularla boğuşurken; tüm o olumsuz duygular; sevginin tılsımını 

görmemizi engellemek için her planı devreye sokuyor.

Duygularımız hassasken beliriveren düşünceler yumağı tehlikeli duygulara öyle anlamlar 

yüklüyor ki hepsini gerçek gibi algılıyoruz. Esas anlamlı olanın sevgi olduğunu ve onun 

iyileştirici gücünü hatırlamakta zorlanıyoruz.


Sevginin sabırla ve anlayışla beslendiğini unutarak hem de.

Böylesi durumlarda insan kendisini bile tanımakta zorlanıyor.

Tıpkı Cesar Aira’ nın dediği gibi;

"Derken kendi kendimden sıkılmaya başladım. Aynaya bakınca beni temsil 

eden tek bir unsur bile görmüyordum. Görünmezdim."

Azra Kohen ‘Gör Beni’ romanında bakın nasıl açıklıyor bu hassaslığı?

‘’Yaralarımızı sessizce görenler, sabırla paylaşmamızı bekleyecek kadar incinmemizden 

sakınanlar değil miydi gerçek sevenlerimiz? Sevgi sabırdı, inançtı, hissetmekti, anlamaktı.’’

O halde duygusal anlamda işler sarpa sarınca, içgüdülerimize güvenip biraz soluklanıyoruz. 

Böylece içgüdülerimiz bize ikinci bir şans yaratmamız için gereken enerjiyi bulmamıza vesile olacak.


Hiç unutmamak gerekiyor ki kalp kırıklıkları insanları inciterek geçmiyor.

Tersine yara üstüne yara açıyor.

Pişmanlık listesine artılar kazandırıyor. Yok yere hem de.

Karşımızda her olayda dik duruşunu ve zarafetini kaybetmeyen insanlar gördüğümüzde hep onlar gibi olmak istiyoruz.

Peki ya gerçekler ve işin perde arkası.

Böyle görünmek adına vazgeçtikleri, içlerine attıkları, sakladıkları…

Bunların hepsi tam bir bilinmezlik.

Tıpkı Frida Kahlo’ nun dediği gibi;

‘’Bir dik duruşun, kaç yenilgi, 

kaç gözyaşı, kaç kalp ağrısı ettiğini 

bilemezsiniz.’’

Yaşamda yol aldıkça tecrübe ediniyoruz. Acı tatlı duyguların 

bizlerde bıraktığı anılar her birimize farklı özellikler getiriyor.

Her ne yaşamış olursak olalım; ‘Neden böyle oldu?’ yerine; ‘Bu durum beni neden bu kadar 

rahatsız etti?’ diye soracağımız gün; ne incineceğiz ne de başkalarını yok yere inciteceğiz.

Unutmayalım ki bazen sevgi insanı tercih yapmaya zorlayabilir. Üstelik o an geldiğinde, o 

ana kadar yapmayı düşünmek bile istemediğimiz şeyleri yapmak zorunda kalabiliyoruz.

İşte bu da hayatın gerçeklerinden biri.


Affetmek ise yapılanı kabullenmek değil hiçbir zaman. İyi ile kötüyü ayıran çizginin hepimize dokunduğunu anlamak. Çünkü affetmek kalpteki tüm kapıları tek tek açıp bizi özgürleştirecek yegane şey.

Sevgi varsa yapabiliriz. Hem de her şeyi.

Artık sevdiğimiz, özgürce hayal kurup kurduğumuz hayallerin ortağı olduğumuz bir hayat yaşayabiliriz. Her yeni gün de şaşırmaya devam ederek.

Son sözleri 104 yaşının doruğundaki usta Sümerelog İlmiye Çığ’ a bırakıyorum. Bakın ‘Nasıl geçti hayatınız?’ sorusuna ne yanıt vermiş?

‘’Dolu dolu geçti. Dalgalarda kaldım ama hiç boğulmadım. Hep su yüzünde kaldım.’’

Ne dersiniz bizler de dalgalarda kalsak da hep su üstünde kalmayı başarabilecek miyiz?

Ben bu soruya kocaman EVET demeyi seçiyorum.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

22.10.2020

Kaynaklar: https://gulenaypema.comhttps://www.biyografya.com.

https://youtu.be/G0CUjQsZAu8

Günün Sözü : " Bizler de dalgalarda kalsak da hep su üstünde kalmayı başarabilecek miyiz?"
Gerçek Dostlar  ⚠️                                                                                                                 İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ - Google'da Ara                                                3  Şubat 2021 Antalya-Türkiye

1 Şubat 2021 Pazartesi

ANGELA MERKEL VEDA ETTİ











Merhaba Gönül Dostlarım,

Çok değerli köşe yazarlarımızdan Yalçın Doğan' ın aşağıdaki yazısını sizlerle paylaşıyorum.

Ve Merkel ile ilgili pek bilinmeyenlerden birkaç kısa not:                                                            Bunte dergisine göre Merkel küçükken buz patencisi olmak istermiş.                                  Eskiden günde bir paket sigara içermiş, sigarayı 1993 yılında bırakmış.                                    Berlin Duvarı'nın yıkıldığı sırada saunadaymış.                                                                                    Ve dünyanın en güçlü kadınının en korktuğu şeylerden biri korunaksız bir şekilde dışarıda fırtınaya yakalanmakmış.                                                                                                                           © Deutsche Welle Türkçe

****

30 Ocak 2021
Muhteşem uğurlama: Herkese nasip olmaz!..
Bütün Almanya, hele de başkent Berlin, belki de, tarihinde görmediği bir coşkuyu yaşıyor
Seksen milyon insan tek yürek, ayakta...
Alkışlar ve alkışlar...
Sokakta arabalar, alışılmamış biçimde, hep birlikte korna çalıyor...
Bütün ülkede baştan başa, evlerinden balkonlara taşan insanlar hep birlikte tempo tutuyor...
Ona oy veren, vermeyen, siyasetle ilgili, ilgisiz, hani derler ya "sokaktaki insan" diye, onların hepsi alkış tufanına katılıyor... Dakikalarca... Yürekten... Herhangi bir hesap yapmadan... İçten...
"Tarafsız yönetim, beceri, yeterlik, dürüstlük" adına...
"Hiç kimseyi ötekileştirmeden, dışlamadan, herkesi kucaklamak" adına...
Bütün Almanya, hele de başkent Berlin, belki de, tarihinde görmediği bir coşkuyu yaşıyor. Kendilerini on sekiz yıl boyunca yöneten bir lideri başlarının tacı yapıyor, öyle bir uğurlama töreni, kendiliğinden, organize edilmeyen, aniden yüreklerden ortaklaşa fışkıran bir duyguyla, gönülleri fethettiği için...
Almanya Başbakanı Angela Merkel...
Her kesimden insan onu bağrına basıyor...
Geçenlerde parti başkanlığını sade bir törenle devrettikten sonra ki, artık on sekiz yıl süren Başbakanlığa da veda ediyor, "bütün ülke", onu tarihe geçen coşku seliyle uğurluyor.
Halk on sekiz yıllık iktidarı boyunca kendisinden gördüğü anlayışı, hoşgörüyü, başarıyı, onlara sağladığı refahı, barışı unutmuyor.
Ona verebilecekleri en büyük ödül "yürekten alkışlar, alkışlar, alkışlar..."
Ortak yorumlar
Merkel’e böylesine coşkulu bir uğurlama sonrasında, Alman Medyası’ nda pek çok yorum yayınlıyor. O yorumlar şu ortak noktalarda buluşuyor.
On sekiz yıllık iktidarı boyunca Merkel:
- Ülkesini Avrupa’nın en güçlü, en sözü geçer ülkesi haline getirdiği halde...
- Yaptıklarıyla bir kez bile övünmüyor.
- Elde ettiği başarıları çalışma arkadaşlarıyla sürekli paylaşıyor, halkına da, öyle anlatıyor.
- Muhalefetle hiç bir zaman kavga etmiyor, muhalefeti hiç bir zaman suçlamıyor.
- Muhalefetten gelen, ülkesi için yararlı olabilecek önerileri tereddütsüz uyguluyor.
- Yaptığı atamalarda partisinde ya da özel yakın çevresinde bulunan hiç kimseyi kayırmıyor.
- Kendisi gibi düşünsün, düşünmesin, herkesi dinliyor.
- Hiç bir zaman yalan söylemiyor.
- Adı hiç bir yolsuzluk söylentisine karışmıyor.
Böylelikle, en büyük siyasal rakibi sosyal demokratlar dahil, herkesin güvenini kazanıyor.
Sade bir yaşam
On sekiz yıllık iktidarı boyunca...
Avrupa’nın en iddialı, en büyük, en etkili ülkesinin ve o ülkeyi en başarılı biçimde yöneten Başbakanı ama...
Ne özel uçaklarla seyahat ediyor, ne yatları var, ne saraylarda oturuyor, ne öyle sözü edilecek bir varlığa sahip, "orta halli" bir yurttaş...
Başbakan olmadan önce hangi evde oturuyorsa, on sekiz yıllık Başbakanlığı döneminde de, aynı evde oturuyor.
Ne çevresinde seksen, yüz koruma...
Kendisi alış verişe gidiyor.
"Makam arabası" sıradan bir araba, markete yanında tek bir korumayla gidiyor, Başbakanlığa da, toplantılara da...
Evinde yemeği kendisi pişiriyor.
Yaşamında onu halktan ayıran en küçük bir lüks yok.
Sadelik...
Tevazu...
"Eski bir Doğu Alman" olarak, geldiği, yetiştiği yeri, koşulları, o yıllarda zaman zaman karşılaştığı yoklukları, darlıkları hiç bir zaman unutmuyor. O nedenle lüksten, şatafattan, ihtişamdan, israftan alabildiğine kaçıyor.
Yaşamı ve Başbakanlık dönemi bu özelliklerini yeteri kadar, bütün açıklığı ile gösteriyor.
"Eski giysiler, yıkanan çamaşırlar"
Bir basın toplantısında kadın bir gazeteci Merkel’e soruyor:
"Bizler dikkat ediyoruz, siz genellikle aynı elbiseleri giyiyorsunuz, sizin başka elbiseniz yok mu?.."
Merkel gayet sakin, gülerek:
"Ben bir kamu çalışanıyım... Top model değil!.."
Bir başka gazeteci söz alıyor:
"Sizin evinizde evi temizleyen, yemekleri hazırlayan, ev işlerine bakan bir yardımcınız var mı?.."
Merkel aynı gülümsemeyle:
"Yok... Zaten öyle bir yardımcıya ihtiyacım da yok. Eşim ve ben, evde kendi işimizi kendimiz görüyoruz".
Sorular devam ediyor:
"Evde çamaşırları kim yıkıyor, siz mi, eşiniz mi?.."
Merkel de, tebessüm eksik değil:
"Çamaşırları ben ayarlıyorum ama, çamaşır makinesini eşim çalıştırıyor. Özellikle akşamları. Çünkü, bu işlere ancak akşam zaman bulabiliyoruz. Neyse ki, oturduğumuz apartmanın duvarları kalın olduğu için komşulara rahatsızlık vermiyoruz, çamaşır makinesinin çıkardığı sesten onları rahatsız etmiyoruz".
Bir soru da Merkel'den
Özel soru faslı bittikten sonra, bu kez Merkel gazetecilere soruyor:
"Ben de size bir şey sormak istiyorum. Benim özel yaşamıma ilişkin sorularınızdan hiç rahatsız değilim ama, bir konuyu merak ediyorum".
Neyi merak ediyor?..
"Siz neden benim hükümette hatalarım, yanlışlarım ya da iyi yaptığıma inandığım işlerle ilgili hiç bir siyasal soru sormuyorsunuz?.."
Siz olsanız...
Böyle bir Başbakanı siz de alkışlamaz mısınız?..
İşte, o nedenle, halkın vicdanından, gönlünden kopan böyle görkemli bir uğurlama çok kişiye nasip olmuyor!..




Yalçın Doğan



Günün Sözü : "Takdir, sahip olmadıklarınızı elde etmenin en kolay yolu olmaya devam eder.."

Gerçek Dostlar  ⚠️                                                                                                                 İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ - Google'da Ara                                                1  Şubat 2021 Antalya-Türkiye