27 Temmuz 2016 Çarşamba

HİKAYESİ OLAN ŞARKILAR (3)



keman resmi ile ilgili görsel sonucu















 Merhaba Değerli Dostlarım,

'Hikayesi Olan Şarkılar' olarak başlattığımız yazı dizimizin 3. Hikayesinde bugün Türk Sanat Müziğimizde ses getiren bestekar ve sanatçılar arasında önemli bir yeri olan Erol Sayan'ın hayatı ve eserlerini sizlerle paylaşacağım.

Erol Sayan son kitabın 2006 yılında yayınlandı: ‘Müziğimize Dair – Görüşler, Analizler, Öneriler’.
Gerçekte bu beklentiler, yazarın deyişiyle “67 çeşit müziğin kol gezdiği, kötü müziğin iyi müziği kovduğu” bir süreçte, müziğimizin sorunlarına değinmiş, pratik ve pedagojik deneyimini, akıcı bir dille ve net önerilerle, küçük hacimli fakat derin bilgiler içeren kitaba sığdırmıştır.
Erol Sayan derin bilgi ve yüksek bestecilik yeteneğinin yanı sıra musikimizin bilimsel yapısını incelemiş ve kendisine rehber edinmiş bir kişi olarak bu politikalardaki yanlışlıkları tüm açıklığı ile kitabına aktarmış. 
 
Musikideki eğitim ve dinamizmin önemine her fırsatta gündeme getiren Erol Sayan, Kültür ve Turizm Bakanlığı 'nın hazırladığı Müzikte 2000 Sempozyumunda musiki eğitimi hakkında ve Sadettin Arel 'den günümüze kadar gelen eğitim sistemi hakkındaki görüşlerini şöyle aktarıyor:
Erol   Sayan
" Eğitim, eğitim ve yine eğitim. Ama hangi metotla? Eğitime kalite ve yön verecek sağlıklı bir metoda sahip olduğumuz söylenebilir mi? Teorilerin kuramsal değer taşıdığı günümüzde, neden ve niçinlerin cevapsız kaldığı bir eğitim ortamını daha ne kadar sürdüreceğiz? Bu yazdıklarım açıldıkça, ulusal müziğimize gönül vermiş her aklı başında kişinin karamsarlık içine girmesi mümkün. Sorumluluk, değişimin gereğine inanmamış ve halen eğitim kurumlarında öğretmenlik yapanlarındır. 

Kaynak : Musiki Kılavuzu
En iyi dileklerimle. Esen kalın
İbrahim Birol

Erol Sayan'ın hayatı ve eserleri         

erol sayan resim ile ilgili görsel sonucu  

Besteci Erol Sayan, 1936 yılında Kastamonu'nun Araç ilçesinde dünyaya geldi. Endüstri Meslek Lisesi'ni bitirdi. 1961 yılında Ankara Radyosu sanatçı sınavını kazandı ve emisyonlara İstanbul'a katılmaya başladı. Dr. Recai Özdil'den almış olduğu armoni bilgisini eserlerine uyguladı ve bu konuda derinlemesine araştırmalar yaptı.
Hocası İsmail Baha Sürelsan'ın evindeki akademik müzik çalışmalarına katıldı. Müziğimizde çoksesliliğin, yine müziğimizde var olan "niseb-i şerifeler" (şerefli oranlar) yoluyla geliştirilecek teknikle olabileceğini buldu ve geliştirdi. 1963 Yılında Türkiye ve Ortadoğu Amme Hizmetleri İdaresi Yüksek İdarecilik Kursunu tamamladı.

1954 yılında başladığı müzik çalışmalarında edindiği bilgileri, 1964 yılına kadar Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu'ndaki öğrencilere teorik olarak verdi ve daha sonra temel bilgiler yanında koro çalışmaları da sürdürdü. 1967 yılında Ankara'nın ilk, Türkiye'nin ikinci üniversite korosunu Orta Doğu Teknik Üniversitesinde kurdu.
Konserler yanı sıra bilgisayar eşliğinde Ulusal Müziğimizin perde ve frekans hesaplarıyla ilgili bilimsel çalışmalar yaptı. Ulusal Müziğimizin ses sistemi, makamların oluşmasında kullanılan elemanların ve makamların anlatımı, usûl şifresi, vuruşlarda disiplin ve perde adlarının kolay anlaşılır hale getirilmesi çalışmalarına bu yıllarda başlamıştır.
1983-84 eğitim yılında İTÜ Türk Müziği Konservatuarında repertuar dersleri vermek üzere göreve başladı. Halen sürdürdüğü bu göreve paralel olarak ODTÜ'den aldığı davet üzerine 2002-2003 eğitim ders yılında ODTÜ'de Türk Müziği dersi vermektedir.

Değişik formlarda 300'ün üzerinde, TRT repertuarında ise 156 eseri vardır. Çeşitli kurum ve kuruluşların düzenlediği beste yarışmalarında çok sayıda birincilik almış, 1985 yılında TRT'nin düzenlediği yarışmada "Ömrümüzün Baharı Birlikte Geçsin" adlı eseri ile birincilik kazanarak Asiavision şarkı yarışmasında ülkemizi temsil etmiştir. Fakülte ve üniversite korolarıyla 230 konser vermiştir. Erol Sayan, evli ve iki çocuk babasıdır.

Kaynak: kastamonunet.blogcu.com

Cuma, 29 Temmuz 
Yazan  2011 00:00  


            https://youtu.be/38aRN5ITz5Q                                               https://youtu.be/_4juPUiE1_Q    


                                                                                              

Günün Sözü :
“Hayatta müzik lazım değildir. Çünkü hayat müziktir. Müzik ile ilgisi olmayan varlıklar insan değildirler. Eğer söz konusu olan hayat insan hayatı ise müzik mutlaka vardır. Müziksiz hayat zaten mevcut olamaz.”
Mustafa Kemal Atatürk

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol,blogspot.com.tr/
Temmuz 26, 2016, Antalya

 
        
  

 




26 Temmuz 2016 Salı

HİKAYESİ OLAN ŞARKILAR (2)



müzik ile resim ile ilgili görsel sonucu



Merhaba Değerli Dostlar,

"Hikayesi Olan şarkılar" olarak dün başlattığımız yazı dizimize bugün bir başka değerli bestecimiz Yusuf Nal Kesen ile devam ediyorum.
Kendisi 1923  doğumludur. öğretmenlik  yapmış, ancak genelde kendisi Türk musikisi alanında yoğunlaşmıştır. Avni Anıl ile birlikte son dönemin, özellikle 60lar ve 70lerin en önemli bestecisidir. Kendine özgü bir üslubu vardır, ayrıca güftelerinin çoğunu da kendi yazmıştır. 80lerde çok üretken olamamasının nedeni ise, 80lerin başında kızını trafik kazasında kaybetmesidir. bu olaydan sonra çok nadir beste yapmıştır, mesela 80lerde "gözlerin doğuyor gecelerime" isimli şarkıdan başka pek şarkı bestelememiştir. Bu trajik olayı bestekar "Dilim sustu, Telim sustu, Can sustu, Tanrı bize ya darıldı ya küstü" dizeleriyle ifade etmiş ve bestelemiştir.
01 Ocak 2003 te İzmir de  vefat etmiştir. Allah Rahmet  eylesin ve  toprağını bol etsin...

Bestekarın şarkılarında anısı bulunan tüm dostlarıma buradan sevgi ve saygılarımı yolluyorum,
En iyi dileklerimle. Esen kalın.





yusuf nalkesen ile ilgili görsel sonucu

, Yusuf Nal KESEN  
Yusuf Nal Kesen kimdir, Yusuf Nal Kesen, 25 Aralık 1923’de altı kardeşin en küçüğü olarak Üsküp’ün İştip kasabasında bir Türk ailesinde dünyaya geldi. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin dışında kaldıkları için gördükleri etnik baskılar sebebiyle Yusuf Nal Kesen daha kundakta iken Türkiye’ye göç ettiler ve İzmir’e Kadife Kale'ye yerleştiler. Annesi Hayriye hanımdır, babası bir nalbanttır. Bir süre sonra babasının ve abisinin aile mesleği olan nalbantlığın geçerli olabileceği İzmir’e en yakın olan Turgutlu’ya göçtüler. İlkokulu Turgutlu’da Cumhuriyet İlkokulunda okudu. Bu çağlarda müziğe ilgi duydu.1936 yılında ortaokula başladı. Okul üstün başarı ile bitince ardından sınavsız seçilerek Balıkesir Necati Bey Erkek Muallim Mektebine parasız yatılı olarak gitti.
Öğretmen olunca ilk görev yeri Ağrı’nın Tutak ilçesi oldu. Sonra Yedek Subay olarak İstanbul’da askerliğini yaptı.
Bu yaşa kadar sadece duyduğu müzikleri dinleyerek içine hapsetti. 1947- 48 yıllarında, eline tesadüfen bir eski ut geçti. Hiç kimseden ders almadan yığınla tel kopararak ut çalmaya çalıştı. Öyle zamanlar oldu ki, günlük çalışma süresi 8-10 saati buldu. Adım, adım basamak, basamak fakat azimle, güvenle büyük bir tutku ve inatla yolunda ilerledi. Bu çalışmaları sessiz sedasız 1951 yılına kadar evinin en kuytu yerinde ve kimseleri tedirgin, rahatsız etmeyecek biçimde sürdü gitti, kendi kendine ut çalmayı öğrendi.
yusuf nalkesen ile ilgili görsel sonucu1950 yılında Manisa’nın Demirci ilçesinde öğretmen olarak görev yaptığı sırada, 26 ağustos 1950 tarihinde eşi ile birlikte İzmir’de kayınvalidesinin evinde tatildelerken Demirci Kasabası yandı. Tabii bu yangında onların evi de yok olmuştu. Bu yangın nedeniyle Manisa ili emrinden İzmir ili emrine naklini istedi. 1951 yılında İzmir’e Kemalpaşa. Her günkü müzik çalışma süresi ve temposu artan bir hızla gelişerek ta İzmir merkezine alınana kadar eksilmeden sürdü. Artık önüne, konan en zor saz eserlerini bile çalabiliyordu.
Yusuf Nalkesen kimdir1952 yılında İzmir Radyosu Saz Sanatçılığı sınavı açılmıştı. Girdi ve kazandı. Sabahları okula, öğlenden sonra da Radyoya gidiyordu. Öğretmenliği devam ederken radyodaki saz sanatçılığı da devam ediyordu, 1970 nisanında öğretmenlikten emekli oldu. bu tarihten sonra sanatçı sendikalarında daha faal bir rol oynamaya başladı. Bu yüzden TRT yönetimiyle de arası bozuldu ve 13 Ağustos 1973 günü İzmir Radyosunda işten çıkarıldı. İş mahkemesinde 23 yıl hizmet ettiği TRT’ye dava açtı ve kazandı. Maddi hak ve kıdem tazminatımı TRT’den icra yoluyla tahsil etti.
1985 yılında Kültür Bakanlığı, Devlet Klasik Türk Musikisi Korosunu kurunca 1995 yılına dek “Uzman Müzikolog” olarak görev yapmıştır.
Yıllar önce, 5 Eylül 1951 tarihinde yaptığı “Veda Busesi” bestesi büyük bir patlama yapar ve milyonların diline düşer. “Saymadım Kaç Yıl Oldu”, “İçimdesin”, “Söylemez mi Bestem?”, “Seninle Bir Sonbahar”, “Kimi Dertten İçermiş”, “Yalan Değil”, “Avuçlarımda Hala Sıcaklığın Var”, “Kapın Her Çaldıkça”, “Gitmek mi Zor?”, “Madem Küstün”, “Dargın Ayrılmayalım” ve “O Ağacın Altı” gibi sayısız unutulmaz şarkı besteler.
1998 yılında Kültür Bakanlığı’nca Devlet Sanatçısı unvanı verilmiştir. 583 bestesi ve 1000 civarında da güftesi vardır.
Yusuf Nal Kesen, 10 ağustos 1948 tarihinde Meliha Nal Kesen ile evlendi, Sırasıyla; İnci adında bir kızı, Süleyman adında bir oğlu, Ebru adında bir kızı daha, ve son olarak Selçuk adında bir oğlu daha oldu.
Yusuf Nal Kesen
Doğum: 25 Aralık 1923, İştip

Ölüm: 1 Ocak 2003, İzmir

Kaynak: Biyografi.net.com
 
https://youtu.be/3V4XQll006I                                                       https://youtu.be/sT6_oNFrwF8
                                                    
Ayşen Birgör                                                          

                                                       

 Güzel Sözler :   "Yüzün değiI, hüzün görünür bazen aynada. Çeki düzen veremezsin."


İbrahim Birol, 
http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
Temmuz 24, 2016, Antalya

 

 

 

24 Temmuz 2016 Pazar

İNSAN VE HAYATA DAİR




insan ve hayata dair resim ile ilgili görsel sonucu













Merhaba Değerli Dostlar,
Bu yazımda sizlerle değerli bir dostumun Face Book ta benimle paylaştığı üzüntülü ama gerçek bir  hayat hikayesinden bahsetmek istiyorum. Bu tür paylaşımlarınıza her zaman ihtiyacım var. Bana   aşağıda belirtilen adreslerden  ulaşabilirsiniz. Bildiğiniz üzere Bloğumuz Türkiye dahil, birçok yabancı ülkelerde de takip ediliyor. 
İstatistiki verilere göre Bloğumuzu takip eden  Yut dışındaki gençlerimiz ve Vatandaşlarımız  her gün artan beğeni ve görüntülemeleri ile bu tip yazılara ihtiyaçları olduğunu belirtmek istemektedirler. Kendilerine buradan en samimi teşekkürlerimi, sevgi ve saygılarımı yolluyorum. Bir başka teşekkürü borç bildiğim, benim kadim dostlarım arasında ilk sıralarda yer alan Sayın İsmail Sobutay'a Bloğumuza yaptıkları katkılarından dolayı selam ve hürmetlerimi yolluyorum.
 Bildiğiniz üzere  'Bilgiler paylaştıkça çoğalır, çoğaldıkça bir anlam ve değer kazanır' sizlerden ricam Bloğumuzdaki yazıları okuduktan sonra sizlerde dostlarınızla paylaşınız .lütfen!
İyi Bir tatil günü geçirmeniz dileklerimle. Esen kalın.











































İnsan ve Hayata Dair
18 Eylül 2015
"Hayatımı yeniden yaşayabilseydim eğer;
Hastayken yatağa girer dinlenirdim.
Ben olmadığım zaman her şey
kötüye gidecek diye düşünmezdim..

...
Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz yakardım..
Daha az konuşur, ama daha çok dinlerdim..
Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim..

Oturma odasında TV seyrederken, patlamış mısır yer. Yerler leke olacak diye korkmazdım.. Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım.. Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım..
Saçım bozulmasın diye, arabanın camının açılmasını önlemezdim..
Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum..
TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim.. Ömür boyu garantilidir denilen hiçbir şeyi satın almazdım..

Hamileliğimin bir an önce sona erip, doğum yapmayı dilemek yerine, hamile olduğum her anın tadını çıkarır ve içimde bir canlı yaratmanın ne kadar harika olduğunu fark ederdim.. Bu o kadar nadir bir olay ki.. Mucize gibi bir şey..
Çocuklarım beni öpmek istediklerinde, asla "Önce git ellerini yüzünü yıka" demezdim.. Onlara daha çok "seni seviyorum", ondan da daha çok "özür dilerim" derdim..
Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey; her dakikasını değerlendirmek olurdu..
Dikkatle bak.. Gerçekten gör.. Yaşa.. Vazgeçme..
Küçük şeyler için şikayet etmekten vazgeç..
Bana benzemeyenler, benden daha çok şeye sahip olanlar ve kimin ne yaptığı beni ilgilendirmezdi..

Bunun yerine, ilişkilerimi güçlendirmeye çalışırdım..
Sahip olduğunuz ruhsal, fiziksel ve duygusal her şey için
şükredin..

Tek bir hayatınız var ve bir gün sona eriyor..
Umarım her gününüzü değerlendirirsiniz...


İsmail Sobutay, İnsan ve Hayata Dair 'in fotoğrafını paylaştı.


https://youtu.be/HWCkvE211F8




insan ve hayata dair video ile ilgili video


İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
Temmuz 23, 2016, Antalya
iletişim:
Face Book : İbrahim-bi@hotmail.com
Twitter       : @ibrahimbi2
                     ibrahimbirol94@mail.com