17 Nisan 2021 Cumartesi

ESKİ İSTANBUL RAMAZANLARI (2)


ramazanda sultanahmet etkinlikler ile ilgili görsel sonucu
















. YIL
          


Merhaba Gönül Dostlarım,

Ülkemizde İslam' ın etkisiyle büyük halk kitleleri, Ramazan ayına özel bir
ilgiyle yaklaşmış ve bu ayda yapmaları zorunlu olan ibadetleri bir şölen havasında
icra etmişlerdir. Bu ay içinde yaşatılan birçok gelenek, dini bir gereklilik olmanın
ötesine geçerek halk kültürünün bir parçası olmuştur. 
Kutsal zaman olarak Ramazan bu sayede ciddi kültürel öğeler biriktirmiş ve bu öğeler nesilden nesile aktarılmıştır.
Bu ayda yapılması gereken ibadetin oruç tutma olması, yeme ve içme ile ilgili bazı ritüellerin de ortaya çıkmasına neden olmuştur. 
İçinde bulunduğumuz kutsal zaman olarak Ramazan ayında bundan önceki " Eski İstanbul Ramazanları ( 1 ) olarak başlattığım yazı dizimde eski İstanbul Ramazanlarını hayalimizde tekrar canlındırmaya çalıştığım zamana yolculukla ilgili olarak yazımın 2.bölümünü bugün sizlerle paylaşıyorum.
Eski İstanbul Ramazanlarını en iyi anlatan yazarlarımızdan biri olan Halit Fahri Ozansoy' u, ve konumuzla ilgili kitabını, şağıdaki bölümde sizlere  tanıtmaya çalışacağım.
İbrahim Birol
****

Halit Fahri Ozansoy

Şair

Açıklama

Açıklama

Halit Fahri Ozansoy, Türk şair, gazeteci, oyun yazarı, öğretmen Hecenin Beş Şairinden biridir. 40 yıl edebiyat öğretmenliği yapan Ozansoy, başta şiir olmak üzere tiyatro ve roman türlerinde pek çok eser vermiş bir edebiyat ve kültür adamıdır. Vikipedi
Doğum tarihi12 Temmuz 1891, İstanbul
Ölüm tarihi ve yeri23 Şubat 1971, İstanbul

Eski İstanbul Ramazanları, Halit Fahri  Ozansoy' un çocukluk günlerinden izler taşıyan satırlarla başlıyor. Doğduğu evin bulunduğu Çıkmaz Terazi Sokağı'ndan, evlerinde Ramazan'ın karşılanması için yapılan hazırlıklardan, Ramazan akşamlarının, Kadir gecesinin, akşamları Şehzadebaşı'nda kurulan eğlence yerlerinden, sosyal yapıdan, azınlıkların ramazan ayıyla olan münasebetlerinden bahsediliyor. Otobiyografik izlerin sıkça bulunabileceği Eski İstanbul Ramazanları, Halit Fahri'nin edebiyat hatıralarına girmeyen edebi muhit ve şahıslarından da haberler veriyor. Kitap, İstanbul'un o devir için merkezi semtleri olan Vezneciler, Direklerarası, Eminönü ve Şehzadebaşı'nın Ramazan günlerinden bahsediyor.
                                                                          
 Ah!.. Yüreklere nasıl tatlı bir zevk, kulaklara ne ilahî bir musiki verirdi davulun sesi, ilk ramazan akşamı! Evlerden çocuklar sevinç içinde sokağa fırlardı. On bir ayın sultanı ramazanın gelişi, sonsuz bir beşaret, uhrevi bir huzur olduğu kadar bir eğlence ve hafifleme ayıdır da.. Evlerde daha serbest toplantılar yapılabiliyor; büyükler için Şehzadebağı’ nın tiyatro, sirk, Avrupalı hokkabaz kapıları, her gece sahur vaktine kadar açılıyordu. Çocuklar için de Karagöz ve kukla oyunlarının bir müjdesi idi. Ramazan, sokaktan geçen davul gümbürtüleri ile sofuları vecde getirirken, itiraf edilmemekle beraber, büyük bir halk topluluğunun başından esen bir şetaret kuğunun uçuşu gibiydi de..

https://youtu.be/FtAAL10RiLk

"Birinci yılını dolduran koronavirüs salgını başta olmak üzere, çeşitli ülkelerin karşı karşıya bulunduğu iç savaş, işgal ve ekonomik kriz gibi problemlere rağmen, Ramazan ayı yaklaşık 1,5 milyar Müslüman için sevinç, huzur ve umut demek."

Gerçek Dostlar  ⚠️                                                                                                       İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ - Google'da Ara                                           17  Nisan 2021 Antalya-Türkiye


16 Nisan 2021 Cuma

TÜRK RAMAZAN KÜLTÜRÜ

    

.YIL



Merhaba Gönül Dostlarım,

Ramazan ayının Müslüman toplumu tarafından önemli kılınmasında; Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmeye başlanması, İslam’ın beş şartından biri olan orucun bu ayda tutulması, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesinin Ramazan ayı içerisinde olması, yapılan ibadetlerin diğer aylara göre daha fazla sevap yazılması Ramazan ayının değerini arttırmıştır. Osmanlı toplumu, bu ay içinde yapılan her şeyi, bir medeniyet olarak algılanmıştır. Ramazan ayı, İstanbul başta olmak üzere tüm Anadolu’da medeniyet şuurunda yaşanmıştır. Türk milletinin İslam öncesi geleneksel Türk dininde bulunmayan oruç tutma ibadetine, İslamiyet’in kabulünden sonra bazı Türk geleneklerini, Türk estetik zevkini, hatta önceki dininde bulunan bazı törensel gösteriler ve kutlamaları da içine katarak Ramazan medeniyetini ortaya çıkarmışlardır. Ramazan ayı İslam dininde kutsal sayılan aylardan biri olması yanında Türk milletinin kendine özgü yaşam haline getirerek bir kültür yoğunluğuna dönüştürdüğü, insanların sadece dini bir anlam yüklemediği, çeşitli etkinliklerle süslediği zaman dilimi haline gelmiştir. Bütün Müslüman toplumlarının kutladığı Ramazan, Osmanlı Anadolu’sunda ayrı bir yaşayış biçimi ve uygulanış tarzıyla farklı bir kültürel yapıya sahip olmuştur.

Kaynak: Gül Bezci' nin Yüksek Lisans Tezi' nin bir bölümünden alıntıdır T.C DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ Tarih Anabilim Dalı
****
Din, toplum hayatında önemli bir yere sahiptir. Ancak her toplum, dini inancına kendi kültürel değerlerini de katarak uygular. Türk toplumu da dinini, Türk kültürüne ait değerlerle anlayarak yaşamaktadır. Türk kültürel değerlerinin İslam dininde en fazla görüldüğü ibadet, oruç ve onun yaşandığı ay olan ramazandır. Türk milleti ramazana ayrı bir önem vermiş ve onu en güzel şekilde yaşamış ve ramazana özgü bir kültür oluşturmuştur. 
 ABSTRACT 
Religion has an important place in the life of community. However, every society applies the rules of religion adding the cultural values they have. Turkish nation, too, experiences religion within this framework. The most common value of Turkish culture in Islam is fasting in Ramadan. Turkish nation has given a special importance to Ramadan, and living it in the best possible way, has formed a unique culture of Ramadan. 

Bir rahmet ve mağfiret ayı olarak bildiğimiz ramazan, bütün Müslümanlar tarafından özlemle beklenir, haftalar öncesinden hazırlıklar yapılır, bir ay boyunca dolu dolu yaşanır ve gidişinden itibaren, gelecek yılın ramazanı beklenmeye başlanır. Bir ay boyunca yoğun bir ibadet hayatına ev sahipliği yapan bu özel zaman dilimi, dinimizdeki anlamıyla, imsak vakti olan tan yeri ağarmasından gün bitimine kadar, bedenî ve nefsî bazı isteklere cevap vermemek anlamını taşır. Oruç ibadetiyle sorumlu tutulmanın birçok sebepleri bulunmaktadır. Bunların başında insanın, bir takım isteklerine karşı sabırlı olmasını, direnç kazanmasını ve bu şekilde insanın bedenen ve ruhen olgunlaşmasını sağlamak gelmektedir. Ramazanda, sabırlı olmak, insanı olgunlaştırır ve bu kontrollü tutum, ramazandan sonraki hayatına da yansır. Bütün bunlar insanı hayata hazırlar ve insan olgunlaşmış olur. Ramazan orucuyla sorumlu tutulmanın bir başka amacı da sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamaktır. 
Bunlar ramazan ayının dinî ve toplumsal boyutlarıdır, bütün Müslüman toplumlarda rastlanabilen ortak yönleridir. Ancak ramazanın bir de toplumların yaşam tarzlarıyla bağlantılı olan kültürel boyutu vardır. Her toplumun kendine özgü bir dinî tutumu bulunmaktadır. Çünkü her toplum, kendine uygun olan bir din seçer ve uygulama aşamasında dinin özünde herhangi bir değişiklik yapmaksızın kendine ait değerleri de dine yükleyerek yaşamaya çalışır. Dolayısıyla her toplumun dini anlayışı ve uygulayışı, Tanrı’ya yakarış biçimleri, ibadete konu olan mabetlerinin sanatsal özellikleri ve ibadetle ilintili olan müştemilatı değişiklikler gösterir. Bu değişiklikler, kültürle yakından ilgili olup özellikle oruç ibadetinde yani ramazan ayında kendini daha çok göstermektedir.
Dr. H. Ömer ÖZDEN**Atatürk Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Felsefe Tarihi Anabilim Dalı Başkanı.  Kaynak :A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 30 Erzurum 2006

https://youtu.be/09Ab0wPwaVE
"Ramazan Ayı, Allah Teâlâ'nın müminlere büyük bir ihsanıdır. Çünkü ramazan ayı; Kur'an, oruç, iyilik ve güzellik ayıdır. Tövbelerin, duaların, hayır ve hasenatın kabul olunduğu mübarek bir aydır."

Gerçek Dostlar  ⚠️                                                                                                       İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ - Google'da Ara                                           16  Nisan 2021 Antalya-Türkiye










15 Nisan 2021 Perşembe

RAMAZAN BİR YARDIMLAŞMA AYIDIR

                                    











                                                    

 

.YIL     

                              

Merhaba Gönül Dostlarım,

Oruç ve sabır ayında dayanışma, yardımlaşma ve paylaşma duygusu ile birlik beraberliğimiz güçlenir, manevi bir coşku yaşanır.                              
 Bu sene iftar sofralarında beraber olamasak da, dualarımızla manevi bir bağ kurabiliriz. Bu sabır ayında kendimizi ve çevremizi hastalıktan korumalı, dayanışma içinde olmalıyız.
Yüce Allah’tan bizleri huzur, birlik, beraberlik, barış ve kardeşliğin hâkim olduğu nice ramazanlara kavuşturmasını, tüm hastalarımıza şifa vermesini, tuttuğumuz oruçların ve yaptığımız ibadetlerin kabul olmasını niyaz ediyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle Ramazan ayını idrak edebilmeyi ve yaşayabilmeyi temenni eder, Yüce Allah’tan bu mübarek ayın aziz milletimize ve İslam âlemine hayırlar getirmesini dilerim.
İbrahim Birol
****
Ramazan Ayı Yardımlaşmaya Bir Davettir
Ramazan ayı maddi ve manevi birçok güzelliklerin bir arada yaşandığı,  duygu ve hissiyatında öne çıktığı mübarek bir aydır. Rahmet, bereket ve mağfiret ayı olan Ramazan ayı dini açıdan taşıdığı önemle birlikte mü’minler arasında sosyal açıdan da yardımlaşma ve dayanışmanın en yüksek olduğu aydır. 
Peygamber efendimiz (asm) “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, o oruçlunun alacağı sevabın aynısı, iftar ettirene de yazılır. Ve oruç tutanın sevabından da bir şey eksilmez” buyurmuştur. Komşuları akrabayı ve aile fertlerini kendi evinde iftar ettirmek,  sıla-ı rahim ve iyilikte bulunmak lazımdır.
Said Nursi, Orucun sosyal ve içtimai hayata verdiği önemi ile ilgili olarak, özetle şöyle bir reçete sunmuştur.
“Oruç, hayat-ı içtimaiye-i insaniye ye baktığı cihetle çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:
İnsanlar maişet cihetinde muhtelif bir surette halk edilmişler. Cenab-ı Hak, o ihtilafa binaen, zenginleri fukaraların muavenetine davet ediyor. Halbuki zenginler fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler.
Eğer oruç olmazsa, nefis perest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve fakirlik ne kadar elim ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez. Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise, şükr-ü hakikinin bir esasıdır. Hangi fert olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir; ona karşı şefkate mükelleftir.
Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz, yapsa da tam olamaz. Çünkü, hakiki o haleti kendi hissetmiyor.” (29.mek.3.nükte)
Cenab-i Allah (c.c.) bu dar-ı dünyada geçim cihetiyle kimi zengin-kimi fakirlikle imtihana tabi tutuyor. Zengini fakirlerin yardımına  davet ediyor. Zenginler fakirlerin açlık hallerini ancak oruçtaki açlıkla tam anlayabilirler. Oruçlu zengin, fakirin ne kadar merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu o zaman anlar. Yani zenginin de nefsine açlık çektirme mecburiyeti lazımdır ki, hakiki açlığın ne olduğunu anlayabilsin. O halde oruç sosyal hayatın tanzimi için de bir vasıtadır.
Zaman zaman kimileri ben fakir bulamıyorum ki bir sadaka vereyim, herkesi zengin görmekle yardım elini uzatmak istemeyenler var. Oysa herkes kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir.
Aç ve fakir insanları görmek isteyen varsa? Çöplüklerden ekmek toplayan,  sosyal yardımlaşma vakfı önünde bir kap yemek evine götürmek için sırada bekleyen, iş umudu ile gurbete giden, iş bulamayan, park ve sokaklarda aç bekleyen insanlara bakın,
Keza, onurlu insanların fırıncılara gizlice yaptıkları müracaat sayısına bakın. Fakir var mı, yok mu?  Kararı verin.
İnsanlar arası yardımlaşma ve dayanışmayı en güzel ifade eden Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurmaktadır: ”Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.”  “Dicle kenarında kayıp olan bir hayvandan” kendini sorumlu tutan Hz. Ömer (r.a.) gene; ekmeği olmayan aç bir aile için “sırtına aldığı un torbası” hadisesi, bize sosyal adaleti, hayat-i içtimaiye de ki dayanışmayı, yardımlaşmayı ve güveni gösteren en güzel örnektir.
Sosyal yardımlaşma ve dayanışma öncelikle bireyin toplum karşısında sorumluluğunu bilmelidir. Hele Müslüman toplumu içerisinde yardımlaşmanın vasıtası olan zekat İslam’ın köprüsüdür, yardımlaşma onunla sağlanır. Hatta asayişi sağlayan zekattır. Zengin zekatını verdiği zaman, fakir de zengine karşı hürmetkar olur. Yoksa “Ben tok olayımda, başkası açlığından ölürse ölsün, bana ne!” derse o zaman fakir de zengine karşı kin ve adavet besler, zengini düşman görür, hatta asayişi bozmaya kalkar, memleket dahi huzursuz olur. Görüldüğü üzere sosyal adalettin garantisi ve huzurun temini için, zekat iyi bir vasıtadır.
Zekat İslam’ın şartıdır. Sadaka ise onun ziynetidir. Biri malın bereketine diğeri belanın def’ine vesiledir. Ramazan ayının mübarekiyeti hürmetine memleketimizde son zamanlarda meydana gelen rahatsızlıkların bertaraf olmasını, barış, huzur, yardımlaşma ve dayanışmaya vesile olmasını dilerim.
Saygılarımla, 
Rüstem Garzanlı/Diyarbakır
https://youtu.be/5cDF4hJIM7c

Gerçek Dostlar  ⚠️                                                                                                       İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ - Google'da Ara                          15  Nisan 2021 Antalya-Türkiye



13 Nisan 2021 Salı

ESKİ İSTANBUL RAMAZANLARI (1)

 














                                                                                                                                                         





. YIL

Merhaba Gönül Dostlarım,

Eski İstanbul'da Ramazan ayına girerken evlerden, sokaklara, camilere ve türbelere kadar her yerde hareketlilik göze çarpıyordu. İnsanlar çarşı ve pazara çıkıp Ramazan için ihtiyaçlarını karşılarken bir yandan da ihtiyaç sahiplerini de unutmuyordu. Ramazan ayı herkes için bir bolluk ve bereket ayı oluyordu. Ramazan ayının gelmesi toplumsal ve kültürel hayatın her alanında etkisini gösteriyordu. İbadethanelerden, okuma, dinleme, gezmeye kadar her şey Ramazan ayının uhrevi ortamına göre işliyordu. O dönemde birçok yazar ve seyyah, İstanbul ve Ramazan gözlemlerini eserlerine aktarmıştır.
Bu seride "Eski İstanbul Ramazanları" nı merak edenler için farklı yazarların kalemlerinden ilgi çekici manzaraların nakledildiği eserler okumaya çalışacağız.
Bu bölüm Refik Halit Karay'ın "Üç Nesil Üç Hayat" adlı eserinden okunmuştur.

Onun içindir ki, kulağımda kalan ilk davul sesi oldukça kof ve hayli neşesizdir. Zira deri, rutubetten pörsümüş bulunurdu; ayrıca kapalı camlar ve kafesler ardından ses, içeriye boğuklaşarak girerdi.

Fakat annemin kış ramazanını yazınkilere tercih ettiğini iyice hatırlıyorum. Kışın günler kısadır; insan, bir de bakar, top vakti yaklaşıvermiş. Hâlbuki yazın, hararetten bunalmanızı, dudaklarınızın susuzluktan böcekkabuğu gibi kaskatı kesilmesini bir tarafa bırakınız, bir türlü akşam olmak bilmez ki... Allah iş, güç sahibi olanların yardımcısı olsun!

Yaz ramazanını sevenler de şöyle derlerdi: Gündüzün zahmet çekilir amma kırda, bahçelerde kurulan sofralarda oruç açmak pek hoştur. İftar masası da çeşit çeşit salatalarla, cacık ve domatesle, şeftaliler, karpuzlar, kavunlarla daha renkli, daha iştah çekici ve keyifli olur!

Kısmetimde iki mevsim ramazanı da görmek varmış; hatta işte tekrar kışınkine de giriyorum. Lakin ikimiz de -ramazan ve ben- ne kadar değiştik... O ramazanlar beni tanıyamazlar; kendileri ise benden daha tanınmaz halde!

Berat kandili geçince evde ramazan hazırlığına başlanırdı; iki hafta süren bu hazırlık esnasında evler, baştan başa yıkanır, günlerce tahta gıcırtıları, İstanbul şehrine, sokaklarından kağnılar geçen bir Anadolu kasabası ahengi verirdi.

Asıl ehemmiyet verilen yer, mutfak ve kilerdi. "On iki ayın sultanı" unvanıyla anılan ramazan, her şeyden evvel, boğaz ve mide ile alakadardı; bu ayda, israf denilebilecek bir bolluk hüküm sürer, İstanbul, en nefis yemeklerin her "merhaba" diyene sunulduğu muazzam bir imarethaneye dönerdi.

Büyük konakların iftar sofrasında yer almak için tanıdık olmaya lüzum yoktu ki... Gözüne kestirdiğine girerdin. Kimse kim olduğunuzu, nerede, ne münasebetle tanışıldığını, isminizi ve işinizi sormazdı. Sadece, kapıda duran ağa, kılığınıza, kıyafetinize bakarak, size yer gösterirdi: Ya büyük sofrada, ya orta sofrada yahut da alt katta, kahve ocağı sofrasında...

Otur masanın bir kenarına; istersen ne konuş, ne dinle; yaranmaya çalışma; sekiz on türlü yemekten, tıka basa karnını doyur; kahveni iç; usulcacık sıvış, git... Kimse farkında olmaz, onlar dahi işi acayip bulmazdı. Otuz gün ramazanı böylece, yabancı konaklarda iftar etmek suretiyle lord gibi yiyip içerek geçiren binlerce adam vardı!

Şurasını da unutmamalı: Bugün, şayet iyi bir lokantada aynı yemeği, aynı bollukla yemek icap etse -hususiyle o yemeklerin bulunması kabil olsa- her öğünde altı lira ile on lira arasında bir masraf  ihtiyar etmeniz lazım gelir!

Refik Halid Karay

https://youtu.be/livR200NDqs
"Başlangıçlar sonuçların tecelli yeridir"... Rahmet ile başlayan Ramazan ayının kurtuluş ile tecelli bulmasını temenni eder, selam ve dua ile hayırlı ramazanlar dilerim."
Gerçek Dostlar  ⚠️                                                                                                              İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ - Google'da Ara                                                13  Nisan 2021 Antalya-Türkiye

11 Nisan 2021 Pazar

RAMAZAN AYININ FAZİLETİ

 





. YIL

    

Merhaba Gönül Dostlarım,


İslam alemi için oldukça önemli bir dönem olan üç aylar adını verdiğimiz Receb ve Şaban aylarını geride bıraktığımız  bu son günlerden sonra, Cenab-ı Hakka şükürler olsun ki, bizleri mübarek Ramazana, kulluk borcunu en iyi şekilde göstereceğimiz oruca ve şükrümüzü ifade eden teravih namazına bu yıl da kavuşturmuş bulunuyor. 
12 Nisan Pazartesi günü kılacağımız teravih namazının ardından 13 Nisan Salı günü tutacağımız ilk oruç ile bu mübarek aya girmiş olacağız. On bir ayın sultanı mübarek Ramazan ayı, herkese önce sağlık, iyilik ve güzellik, huzur ve mutluluk katmak üzere geliyor. Yüce Rabbe kulluk yapan insanların gerek yaratanına gerekse yaratılanlara karşı görev ve sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getirmesi gereken ay olarak geliyor. Aynı zamanda yıl içerisinde kimi zaman unutulan vazife ve sorumlulukları bir kez daha hatırlatma ayı olarak geliyor.
Hiç şüphesiz nefsi eğitmenin ve terbiye etmenin yolu bu ayda açılır.  Sabır ve metaneti,  her türlü insani ve islami duyguları, azami derecede bize bu ay hissettirir.  Bütün insanlar eşitlik eğitimine bu ayda tabi tutulur. Yardımlaşma ve dayanışma bu ayda zirve noktasına ulaşır. Kulluk şuuru ve müslüman olmanın lezzeti daha derinden hissedilir. Yani insan, insani vasıflarla tam olarak bezenir, mükemmelleşir, olgunlaşır.
Hiç şüphesiz ramazan ayı, Kur’an-ı Kerim’in inmeye başladığı, oruç ibadetinin yerine getirildiği, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin bulunduğu sabır ve rahmet ayı olduğu gibi aynı zamanda açların doyurulduğu, çıplakların giydirildiği, düşenlerin kaldırıldığı, yoksulların himaye edildiği, dul ve yetimlere kol kanat gerildiği, bireysel ve toplumsal bazda nice güzelliklerin yaşandığı, bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma ayıdır.
Ramazan ayında oruçtan maksat, şuurlu bir şekilde, nefsin arzularını belirli bir süre Allah’ın emri olduğu için engellemektir. Mükâfatının sadece Allaha ait olduğu ve Allah' ın o mükâfatı takdir ettiği kadar vereceğini bildiğimiz Orucu, ihlas ve samimiyetle Allah rızası için tutmak o mükâfatı elde etmek için yeterli olacaktır.
Gerçek şu ki, gönülleri fethetmenin en müessir yolu insanlara değer vermek, onlara sevgi ve saygı ile muamele etmektir. İnsanlık ne zaman ki gönül dilini kaybetti, kıskançlık bencillik ve adavet gibi insanı değersizleştiren olgulara mahkûm oldu. Ne zaman ki paylaşma, hoşgörü ve diğergamlık gibi değerler semamızdan çekildi gönüller kuraklaştı, vicdani duygular köreldi. Nice gönüllerin kırıldığı, onurların zedelendiği, insani değerlerin örselendiği günümüzde insanı insan kılan gönlün keşfi ve fethi için birey ve toplum olarak topyekün gayret etmemiz gerekmektedir. Kargaşa, tefrika, kin, ayrılık ve düşmanlığı ancak gönülden gönüle yol bularak, karanlıkları dağıtarak, barış, güven ve iyi niyetlerle gönül fetihlerini çoğaltarak ortadan kaldırabiliriz.
Kalpten kalbe, gönülden gönüle giden yol ve her gönlün insana “ gel” diyen yanı iyilik, sevgi, merhamet, şefkat gibi insani ve islami güzelliklerdir. Yeter ki insanların gönlüne giden bu yolu bulmak için gayretli ve gönüllü olalım. Zaten müslüman, hayatını iyiliğe, hayra, güzelliğe adayarak anlamlandıran kişidir. Gönül bağlarının kopmaya başladığı, bireyselliğin ön plana çıktığı, insani ilişkilerin zayıfladığı ve paylaşımların oldukça azaldığı, mahalle ve caddelerin bir ev sıcaklığını yaşadığı günlerin geride kaldığı, insanların artık tanıdıklarını bile görmezden gelmeye başladığı, güven sorunun zirveye ulaştığı günümüz dünyasında sevgi, saygı ve kardeşlik temeline dayalı medeni bir toplumun oluşturulması için; “İnsanlık için atsın kalbimiz”,”Mahsunlar için atsın kalbimiz”, ”Yetimler için atsın kalbimiz”, “Garipler için atsın kalbimiz”, “Engelliler için atsın kalbimiz”, “Mülteciler için atsın kalbimiz”, …
Allah’ın insana takdir etmiş olduğu ömrü vakit bilinci ve geri gelmeyecek zaman dilimi olarak yaşamak gerekir. Dün beraberce aynı anı yaşadığımız aynı anda iftar açtığımız insanın bugün ölüm yıldönümüne gidiyor isek yanıbaşımızda onu göremiyorsak, giden zamanı geri getiremiyorsak, ömrümüzün yaprakları arasında parlayan ve mü’minler için ilâhi ziyafet sayılan bu ayı çok iyi idrak etmek gerekir. ”Zerre miktarı iyiliğinde, zerre miktarı kötülüğünde karşılığının verileceğini” (Zilzal;7-8) Cenab-ı Hak bildiriyor. Bu açıdan geri dönüşü mümkün olmayan bu vakitlerin çok iyi değerlendirilmesi gerekir. Zamana tanıklık eden ve “Ben Müslüman’ım” diyen herkes, iyiliğin, gönül ehli olmanın yeniden bu coğrafyada ve bütün dünyada hâkim kılınması için seferber olmalı; en yakın çevresinden başlamak üzere her işinde hayra anahtar, şerre kilit olmayı ilke edinmelidir.
Bu itibarla İslam alemi için kutlu zaman dilimlerinden olan Ramazan ayında kırık gönüllerin onarılması, kardeşlik bağlarımızı ve ilişkilerimizi yeniden daha güçlü bir şekilde kurmak gayesiyle, iyiliğin egemen olduğu bir dünya için “Gelin Gönüller yapalım Bu Ramazan ve her zaman” bunu başarabilirsek dünyamız yaşanılır hale gelecektir. Ne mutlu dolu dolu, şuurlu bir şekilde ve gereği gibi yaşayanlara…

Turgut ERHAN, Batman İl Müftüsü

https://youtu.be/pLW6DpGmPNA

" On bir ayın sultanı mübarek Ramazan ayının önce sağlık, iyilik ve güzellik, huzur ve mutluluk getirmesi dileklerimle tüm Gönül Dostlarıma hayırlı Ramazanlar diliyorum."

İbrahim Birol 

Gerçek Dostlar  ⚠️                                                                                                              İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/ - Google'da Ara                                                11  Nisan 2021 Antalya-Türkiye