23 Aralık 2017 Cumartesi

AİLE ARASINDA





aile arasında ile ilgili görsel sonucu



Sinema

Merhaba Gönül Dostlarım,

İyi bir hafta sonu geçirmeniz dileklerimle,
Blog yazılarımda zaman zaman yeni sezon filmleri tanıtımlarına yer veriyorum, seyirci sayılarının yüksek olduğu  bazı sinema filmlerini Gönül Dostlarıma aktarmaya çalışıyorum.
 ' Aile Arasında' Filmi' de onlardan biri. Aralık 2017' nin ilk haftasında gösterime giren, bu hafta da en çok izlenen film olan  Ozan Açıktan‘ ın yönettiği Aile Arasında oldu. Gülse Birsel‘in senaryosunu yazdığı Aile Arasında ikinci hafta sonunda 1 Milyon 591 bin 484 bilet sattı. Film 10 günde
1 milyon 547 bin 194 kişi tarafından izlendi.
Film hakkında bazı bilgileri, röportajları ve Filmin Fragmanını,  Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Ayşe Arman'ın film hakkındaki düşünceleri ve Filmin Senaristi Gülse Birsel ile yaptığı röportajı, Hürriyet.com. tr de yayınlandığı şekilde sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ama önce Filmin kısa bir özetini ve Detaylarını verelim.

Filmin Özeti ve Detayları

aile arasında ile ilgili görsel sonucu21 yıllık ilişkileri aynı gün noktalanan nevrotik Fikret ile müzikhol vokalisti Solmaz komik bir tesadüfle tanışır. Solmaz’ın kızı Zeynep, Adanalı sevgilisiyle evlenmeye karar verince her şeyden korkan Fikret, kendini bir anda hayatının rolünü oynarken bulur. Aile arasında olması planlanan nikah, damadın ailesinin ısrarıyla büyüdükçe büyür. Bu ekip düğün hazırlıkları boyunca silahlı, geleneksel, kebapçı zinciri sahibi Adanalı aileyle anlaşabilecek ve bu düğün bir terslik çıkmadan yapılabilecek midir?
Alıntı : beyazperde.com

Gülse Birsel’le yeni filmi üzerine... Yılın komedisi: Aile Arasında
Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

~İbrahim Birol~

****
Gülse Birsel’le yeni filmi üzerine... Yılın komedisi: Aile Arasında

‘Avrupa Yakası’ ve ‘Yalan Dünya’ ile televizyonda yaptığını bu sefer sinemada yaptı. ‘Aile Arasında’ sıcacık bir film. Ben hem güldüm hem ağladım. Zamanı unuttum gitti.
Kendimi koy verdim.
Bana Arzu Film’in, Ertem Eğilmez’in Türk sinemasında efsaneleşmiş filmlerini hatırlattı. Birbirini seven insanlar, sahici insanlar, bizim gibi insanlar... Engin Günaydın ve Demet Evgar döktürmüş. Çok tebrik ediyorum. Erdal Özyağcılar’ ı da, Şevket Çoruh’u da... Aslında tek tek saymaya gerek yok, hepsi çok sıkı oyunculuk çıkarmış.
Bir Adanalı olarak itiraf etmeliyim ki, Adana da muhteşem oynamış! Benim çok objektif olmamı beklemeyin, çünkü filmin büyük bir bölümü memleketimde geçiyor.
Üç net mesaj var çok hoşuma giden.
1. ‘Yuva’ dediğin öyle kolay kurulmuyor. Evlendin, çocuk doğurdun, yıllarca aynı çatı altında yaşadın. Yeterli değil yani. 2. Ailenin tarifi, o şarkıdaki gibi “Evli, mutlu, çocuklu” değil. Çünkü her evli, çocuklu mutlu değil! Bir de aile dediğin şeyin artık tarifi de değişti. Komşuların da yakın arkadaşların da senin ailen olabilir. 3. Ve son olarak, birinci yarıyı kötü tamamlamış olabilirsin. Duygusal yatırımlarını yanlış insana yapmış olabilirsin. Ama her zaman ikinci bir şansın var.
Yani umut veren bir film aynı zamanda.
Mutlaka izleyin.
                                                           Ayşe Arman'  nın - Gülse Birsel ile yapılan Röportajı

Gülse Birsel’le yeni filmi üzerine... Yılın komedisi: Aile ArasındaHayırlı uğurlu olsuuuun! Senaryosunu yazdığın ilk uzun metraj filmin vizyona girdi. Kendini nasıl hissediyorsun?
Biraz çaresiz! Dizide bir hata yaptıysan, biraz düşük bir bölüm yazdıysan, oyuncuya alan vermediysen, öteki hafta değiştirir, müthiş bir hikâye patlatırsın. Film öyle değil, yaptın yaptın, yapamadın geçmiş olsun. Ama bu film harbiden iyi. Kendimi şahane hissediyorum. İlk filmim diye çok özendim. Senarist gibi değil, reji ekibinden biri gibiydim zaten. Çekimlerin yarısında setteydim, montaja gittim, en son galadan bir hafta önce sabah beş buçukta müzikler filme
yerleştirilirken de oradaydım. Necati Akpınar “Ya sen ilk gününden son gününe kadar burada olmak zorunda değilsin, böyle senarist mi olur!” dedi de çıkıp eve gittim. Yoksa sabaha kadar otururdum.
E süper. Heyecanlısın yani....
- Dalga mı geçiyorsun? Heyecandan patlayabilirim! Sevileceğini, beğenileceğini hissediyorum ama müthiş bir sabırsızlığım da var. Haydi herkes bir an önce gitsin filme.

Bu bebeği doğurmak nasılmış? Bir avazda mı çıktı?
- Yani 15-20 yıl senaryo yazmaca ve onun üzerine bir avaz! Bu filme dört yıl çalıştım filan diyemem. Üç-dört ayda fikir çıktı, giriştim, yazdım bitirdim. Zaten yıllarca tek bir hikâyenin üzerinde çalışmak doğama da aykırı. İlgimi kaybedebilirim, hevesim kaçabilir, bilmiyorum...
8 – 10 Aralık 2017 Gişe Verileri
İnsan nasıl karar veriyor? “Herkes genel olarak karamsar. İçimiz şişti. Çok gergin bir atmosfer var ülkede. Millet gülmek, güzel vakit geçirmek ister. Ben şimdi onlara her şeyi unutturacak bir aile komedisi yazayım” mı diyor? Sen böyle mi dedin?
- Öyle desen de, öyle olur mu bilmem. Ben çok bencilim. Canım ne isterse onu yazıyorum. Aile seviyorum, gülünsün istiyorum, şehir insanlarını tanıyorum. 40 civarı iki insanın aşkı yakalama hikâyesini canım istedi, onu yazdım mesela bu filmde. “Demografik olarak şu yaşlara gelsin” filan değil, ben o hikâyeyi tatlı buldum. Seyirci ne istiyor ayrıca ben ne bileyim? Belki ağlamak istiyorlardır. Anlayacağın, ben kendi istediğimi yazıyorum. Şimdilik de bundan memnun görünüyorlar.
Alıntı : Ayşe Arman, hürriyet.com.tr

https://youtu.be/zMvyI_nCh_w                           https://youtu.be/kmdaX0y8Vxo   

https://youtu.be/dkvQy6fuqxw

                                          aile arasında ile ilgili video


Günün Sözü :
Sevgi ve saygının öğretildiği ilk yerdir aile… Onların bize öğrettikleri sayesinde tüm ömrümüzü geçirir ve onlardan aldığımız tüm sevgiyi insanlığa dağıtırız…

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
23 Aralık 2017, Antalya



22 Aralık 2017 Cuma

YENİ YILA GİRMEDEN ÖNCE...








Merhaba Gönül Dostlarım,

Yıl bitiyor, her sene olduğu gibi bitenin yerine yenisi geliyor. Gidene güle güle diyor, gelenin gideni aratmamasını umuyoruz. Evler ağaçlarla, sokaklar ışıklarla, You Tube kanalları astrologlarla ve bloglar yıl değerlendirmeleriyle doluyor. Sosyal ağlar bize geçtiğimiz bir seneyi hatırlatıyor ve her sene diyoruz ki, “Vay be, ne çok şey yaşamışız.”
Gelecek olan 2018 yılını daha mutlu ve huzurlu geçirebilmek için neler yapmalı? Aşağıdaki yazıda belirtilen maddelere sizlerde bir şeyler ekleyebilir, yeni yıldaki yeni hedeflerinizi belirliye bilirsiniz.
Bu yazımda sizlere verebileceğim bazı tavsiyeler  olacak, Yeni bir yıla girerken hedeflerinizi belirlemenize biraz da olsa bir fayda sağlamaya  yardımcı olabilir mi acaba?

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, oturuyor, masa ve iç mekanYeni yılda:
- Her şeyden önce iyi bir dinleyici olun,
- Öfkelendiğiniz zaman derin bir nefes alıp üçe kadar sayın ve öyle konuşmaya başlayın,
- Paranın her zaman her şey olmadığını unutmayın,
- Hiç bir zaman mükemmel olmaya çalışmayın,
- Haftanın bir gününü kendinize  ayırın, hiç bir iş yapmayın, zihninizi boşaltın,
- Kişisel gelişim yazılarıyla ilgili kitap ve yazıları okumayı ihmal etmeyin,
- Vakit buldukça bir şeyler yazın veya karalayın, Günlük tutun veya Blog yazın, Resim yapın
- Yeni yıldan beklentilerinizi  bir kenara not edin, zaman zaman  notlarınıza bakıp nelerin  gerçekleştiğini kontrol edin.

Bu maddelere daha bir çok öneri ekleye bilirsiniz. Bunlar  gelecekte sizlerin yaşam kalitenizi arttıran ve yaşamınıza renk veren öneriler olabilir. Veya  yaşantınıza yön vermek yerine hiç bir şey yapmayıp yeni yılda hayatınızı akışına bıraka bilirsiniz. Seçim sizin...

Tüm " Gerçek Dostlar " Ailesinin Noelleri Kutlu olsun,
Merry Christmas

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki,
Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

İbrahim Birol

****
2018’de çok iyi hissetmek için yıl bitmeden yapmanız gereken 3 şey

İyisiyle kötüsüyle bir yılın daha bitmesine sayılı günler kaldı. Bazen 5 dakikanın bile ne kadar zor geçtiğine şahit olurken, her yıl bu zamanlarda koskoca bir senenin gidişine şahit oluyoruz. Düşününce upuzun gelen ve 12 ayın bitişini simgeleyen yılın son ayı hem hayal kırıklıklarına hem de umutlara ev sahipliği yapabilir. Kimimiz 2017 için güzel hayaller kurduk, kimimiz ise hiçbir beklenti içine girmedik. Yeni yıl ruhunun çevremizi sarmaya başladığı Aralık ayı, adeta bir sayfanın kapanacağının ve yepyeni bir sayfanın açılacağının habercisi gibi diyebiliriz. Peki bu değişim için gün saymaya başladığımız şu sıralarda neler yapılabilir?

Görüntünün olası içeriği: iç mekanBu seneyi analiz edin
Öncelikli olarak bu senenin artılarını ve eksilerini ortaya çıkarabileceğiniz detaylı bir analiz yapabilirsiniz. Bazılarımız için oldukça güzel, bazılarımız içinse oldukça kötü geçen bu senenin bizden götürdükleri olabileceği gibi bize katmış oldukları da olabilir. Bunları daha net bir şekilde görebilmek için kağıdı kalemi elinize alarak bu sene yaşadığınız ve hayatınıza dokunduğunu düşündüğünüz olayları yazabilirsiniz. Bu olayları verimlilik ve duygu bazlı değerlendirebilirsiniz. Yani tüm bunlar yaşanırken/yaşandıktan sonra sizin için olumlu ve olumsuz yönlerinin neler olduğunu belirleyebilir, bu durumların etkisiyle duygu durumunuzda ne gibi değişikliklerin olduğunun farkına varabilirsiniz.
Görüntünün olası içeriği: köpekHedeflerinizi inceleyin
Öyle ya da böyle 365 gün 6 saatten oluşan ama aslında göz açıp kapayıncaya dek biten bir yılın daha sonuna yaklaşıyoruz. Birçok sene olduğu gibi 2017’ye girmeden önce de “Bu sene mutlaka şunu yapacağım”, “Bu yıl kesinlikle böyle böyle olacağım” gibi hedef içeren cümleler kurmuş olabilir, bazı kararlar almış olabilirsiniz. Sizin yaklaşık 1 sene önce belirlemiş olduğunuz hedefleriniz nelerdi? Hedeflerinizi incelerken; onları gerçekleştirmek adına nasıl bir yol izlediğinizi kendinize hatırlatabilir, hedeflerinizin güncel durumunu değerlendirebilirsiniz. Bir hedefiniz gerçekleştiyse bu sırada atmış olabileceğiniz en doğru adımın hangisi olabileceğini düşünebilir, gerçekleşmediyse de “Nasıl bir yol izleseydiniz hedefinize ulaşabilirdiniz?” sorusunu kendi kendinize tartışabilirsiniz.
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, açık hava2018’i tasarlayın
Hayatın ne zaman ne getireceği ve götüreceği belli olmadığı için zamanı planlamak oldukça zor bir  hayal olabilir. Ancak yine de yapmak istediklerimiz doğrultusunda bir taslak oluşturabiliriz. Taslağınızı şekillendirirken kendinizle olan ilişkiniz, başkalarıyla olan ilişkiniz, iş hayatınız, özel hayatınız gibi pek çok konuyu ele alabilirsiniz. Örneğin; sizin taslağınızda bu sene “Elimde olmayan şeyler için kendime kızmayacağım” gibi bir madde yer alabilir. Yeni senede kendinize eklemek istediğiniz artıları belirleyebilir, hedeflerinizi bu doğrultuda çizebilirsiniz. Hedef denince aklınıza illa “çok büyük işler” gelmesin, sizin bu yılki hedefiniz belli bir sayıda kitap okumak, en merak ettiğiniz şehirleri gezmek de olabilir. Yeni başlayan her bir yılı, yazılmayı bekleyen bir senaryo gibi düşünebilir ve kendi senaryonuzun sahnelerini oluşturabilirsiniz. Böylece yaşam amacınız ve hedefleriniz doğrultusunda ilerlerken daha az tümseğe takılabilir, daha hızlı ve keyifli bir sürüş deneyimi yaşayabilirsiniz.
 
Alıntı :
   Kişisel gelişim  



9,3 Bin görüntüleme20 Aralık


   



                                           


 



Günün Sözü :

" Yeni bir yıla girerken sevgi ve barış diliyorum. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalması umuduyla.. Nice Yıllara!"

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
22 Aralık 2017, Antalya


21 Aralık 2017 Perşembe

GELECEĞE MEKTUP





Merhaba Gönül Dostlarım,

" Duygusuz Nesil Tehlikesi' başlıklı dünkü yazımda, gelecek için bir karamsar tablo çizmiştim, 
bugün ise bu tezi çürütebilecek  bir başka yazıyı sizlere aktaracağım.

12 yaşındaki bir Diyarbakırlı  5. sınıf öğrencisinin ' Geleceğe Mektup' adı altında yapmış olduğu bu yazıdaki yorumunu ve düşüncelerini okuduktan sonra geleceğimiz ile ilgili olarak, siz Gönül Dostlarımın yüreklerine  bir nebze su serpileceğine inandığım bir başka yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum

Yarını bugünden hayal etmek, hayatınıza bir gizem katmak, kendinize ve sevdiklerinize söz vermek, yıllar sonra bugüne dönmek, bugün söylemek istediklerinizi söyleyememek adına   geleceğe bir mektup  yazmak isteyecek olsaydınız, öncelikle neleri yazardınız, bir düşünün...

Çok enteresan gibi görünebilir ancak, internette gezinirken rastladığım bir web sitesinden bahsetmek  istiyorum. Sitenin  adı Minute Of Life, http://minuteoflife.com dan ulaşabilirsiniz. Kısaca bahsetmek gerekirse, oluşturduğunuz foto, video veya mesajlarınızı geleceğe gönderebiliyorsunuz. Hatta işin en güzel tarafı alıcı da ekleyebiliyorsunuz. Alıcılarınız, zaman gelmediği sürece mesajınızı açamıyorlar. Bence geleceğe mesaja duyarlı olanlarımızın ilgilenebileceği bir site.


Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki,

Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...


Bu mektup 12 yaşındaki bir 5. sınıf öğrencisinin kaleminden gelecek nesillere yazılmıştır. Okuyup, üzerinde düşünmemiz gereken çok şey içermekte.(Düzeltme yapılmadan eklenmiştir)

ilk insanların resimleri ile ilgili görsel sonucuSen bu mektubu okuyorsan bu mektubu yazan kişi senin deden, büyük amcan ya da başka bir akraban olabilir. Bu mektubu seni  geçmişle ilgili aydınlatmak için yazacağım.(Üzgünüm, ellerim ağrıdığından el yazısından düz yazıya geçerek devam ediyorum) Eskiden, yani 150 yıl kadar önce ve daha da önce bir çok yeni buluş yapıldı. İnsanlar da bunların eksikliklerini buldu ve daha da geliştirdi. Yaşamı daha kolay hale getirdiler, onlarda yeni buluşlar yaptılar. Mesela ilk insanlar tekerleği buldu, sonraları ise onunla dişlileri, dişlilerle de gelişmiş makineleri yaptılar.

graham bell ile ilgili görsel sonucuŞimdi ise bu mükemmel buluşları yapan ve benim de hayran olduğum bazı insanlar hakkında bilgi vereyim;
İlk önce hayatımızda büyük yeri olan  telefonun mucidi  Alexandre Grahambell’i anlatayım. Grahambell önce iki tenekenin arkasına uzunca bir ip bağladı. Ama ipin düğümlediği yerin çoğunluğunun tenekenin içine girmesine özen gösterdi. Sonra tenekenin içine konuştuğunda ses ipi titreştirip, titreşim sesi ikinci tenekeye ulaştıracaktı. Grahambell bu sistemi kullandı ve şimdiki telefonların temelini attı. Gerçekten de bu tenekedeki ipin titreşimini kullanmak çok akıllıcaydı.
Ama bir husus var ki dikkat etmeliyiz; Grahambell ‘in icat ettiği telefon sadece sesli bir şekilde, görüntü olmadan konuşmayı sağlıyordu. Ve her görüşmede telefon numarasını, telefondaki bir parçayla çevirmemiz halinde arama yapılabiliyordu. Şu an kullandığımız telefonların gelişmişliği sayesinde; numaralar telefon hafızasında kaydolduğu gibi bir çok uygulamaya hızlıca erişebiliyoruz. Hatta dünyanın öbür ucundaki biriyle görüntülü konuşabiliyoruz. Şu an iletişim aracı olarak ne kullanıyorsun ve bununla neler yapabiliyorsun hayal bile edemiyorum. (Tıpkı Grahambell’in geldiğimiz noktayı hayal edemediği gibi) Ama bil ki biz şu an bu kadarını yapıyoruz.

Maalesef her buluş bulunduktan sonra iyi emeller için kullanılmadı. Buna en büyük örnek fizik dehası Albert Einstein’ın atomu parçalamasından sonra Amerika’nın atom bombasını icat edip Japonya’nın Hiroşima kentine iki adet atom bombası atarak orayı mahvetmesi …Bizden on yıllar önce gerçekleşmesine rağmen hala bu olayın yaralarını sarıyoruz.

albert einstein ile ilgili görsel sonucuBu ve bunun gibi icatlar ben doğmadan çok önce olmuştu. Şu an dünyada gerçekleşen en büyük araştırma ve gelişmeler bizden önceki  dehaların attığı temeller üzerine devam ediyor. Gelişmiş dünya ülkeleri büyük bir hızla hayatımızın her alanına girmiş olan bilgisayarları robotlara çevirme çabasında. Bir sürü öngörü ve benim gibi çocukların hayalimizde bile canlandırması zor fikirler duyuyoruz. Düşünsene şu an hayatının her alanında birlikte yaşadığın robotlu dünya benim için bilim-kurgu filminin bir sahnesi gibi…

DÜNYA RESMİ ile ilgili görsel sonucuUmarım çok iyiye gitmişizdir, dünya daha yaşanılası bir duruma gelmiştir. Buradan bakınca bunun mümkün olmayacağını görüyorum. Fakat bizler insanız ve muhteşem beynimizin yanında bizi biz yapan birer kalp taşıyoruz. Mektubumu ne zaman alırsan al hemen harekete geçmek için bir şeyler yap. Başkalarının da okumasını sağla. Belki kalbinin sesini dinleyen birileri çıkar ve dünyaya hak ettiği saygıyı gösterir. Zira eşsiz güzelliklere ve olağanüstü ekosisteme sahip olan dünyamız tüm bunları kaybetmek üzere. Bir an önce dünyaya, insanlığa; huzur, barış, sevgi ve eşitlik sağlayacak kişilerin sözünün geçmesi lazım.

Her gün binlerce insanın açlıktan öldüğü Afrika kıtası, savaşlarla karmakarışık olan Orta Doğu ülkeleri, tüm dünyadaki enerji kaynaklarını ele geçirmek için savaşan gelişmiş dünya ülkeleri -maalesef -insanlığı, doğayı, yeşili ve senin daha mutlu yaşamanı düşünmüyor. Sana söz veriyorum hedeflediğim yerlere gelirsem önceliğim daima bunlar olacak.
Senin sırtında bir oksijen tüpüyle, boğazından akciğerlerine bağlı hortumlarla nefes almaman için elimden ne geliyorsa yapacağım.
Unutma ki, her zaman herkesin insanlık için bir katkısı olabilir. Sen de boş durma!”
Sevgilerimle
Muhammed Ulaş CİCAN
21.03.2017
Diyarbakır/TÜRKİYE
Alıntı : matematikselorg.com

https://youtu.be/qlp_FGv3Dr8



Günün Sözü :
“Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur. Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın. Öldüm der durur, yine de yaşarsın…” -Mevlana Celaleddin Rumi

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
21 Aralık 2017, Antalya



20 Aralık 2017 Çarşamba

DUYGUSSUZ NESİL TEHLİKESİ






duygusuz nesil resimleri ile ilgili görsel sonucu


Merhaba Gönül dostlarım,

Bugün farklı bir yazı ve önemli bir konuyla karşınızdayım.
Şimdiki Türkiye' de yetişen yeni nesillerin gelecek zamanda nasıl bir toplum oluşturacağını hiç merak ettiniz mi? Bu konuda bazı yetkili ve uzman kişilerin görüşlerini araştırdığımda gelecek ile ilgili hiçte iç açıcı sonuçlara ulaşamadım. Ama yinede bir takım ipuçlarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Konu gelecek nesiller olunca, henüz çok geç olmadan acilen yapmamız gerekenleri alınması gereken önlemleri bir an evvel hayata geçirmemizde yarar var.

" Konuyla ilgili, Klinik Psikolog Gülşah Sam: “Teknolojinin ilerlemesi, çocuklarda gereksiz ilaç kullanımı, ailelerin çocuğun istediği her şeyi alma yoluna gitmesi ve ‘proje çocuklar’ yetiştirme eğilimi çocukların neşesiz ve sorunlu olmasına neden oluyor”

“Ailelerin, çocuklarını teknolojiden olabildiğince uzak tutarak, enerjilerini doğada boşaltmalarını sağlamaları gerekiyor”

duygusuz nesil resimleri ile ilgili görsel sonucuGeçmişte sokaklarda oynayan, kolay sosyalleşebilen çocuklar ne yazık ki artık gitgide daha farklı olmaya başladı. Yapılan araştırmalar “yeni nesil çocukların” neşesiz, daha içine kapanık olduğunu ve odaklanamama sorunu yaşadıklarını ortaya çıkarırken, uzmanlar bunun sebebinin ailelerin çocuklarına karşı tutumlarından kaynaklandığını belirtiyor.
Artık çocukların günümüz dünyasına daha farkında geldiği için “indigo” ve “kristal” çocuk kavramlarının ortaya çıktığını bildiren Orhan, “Yapılan araştırmalar bu kuşağın farkındalığının, geçmiş kuşaklara oranla daha fazla daha yol gösterici ve daha gelişmiş yeteneklere sahip olduğunu doğruluyor. İndigo ve Kristal çocuk kuşağında doğan çocuklar bazı spiritüel kaynaklara göre doğaüstü sezgi yeteneklerine sahip oldukları söyleniyor. Bu farkındalık seviyesinde doğan günümüz çocuklarıyla iletişim halinde olan pek çok kişi, çocukların daha neşesiz, donuk hatta tatminsiz olduklarına işaret ediyor” dedi.
“Eskiden aileler bebeklerinin el çırpmasına, değişik sözcükler çıkarmasına, oyunlar oynamasına sevinir ve bununla övünürdü. Ancak artık aileler tablet kullanabilen çocuklarıyla övünmekte, birbirlerine çocuklarının telefonlarla tabletlerle yaptığı işleri anlatmaktalar. Çocuklar, doğar doğmaz televizyon izlemeye başladıkları için teknolojinin çoğu zaman yaydığı sevimsiz enerji ile neşesiz ve donuk hale gelmekte. Bunun yanında aileler ‘hareketli’ olarak düşündükleri çocuklarını doktora götürerek DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Sendromu) teşhisiyle yatıştırıcı ilaçlar kullanılmasına neden oluyorlar. Bu ilaçlar çocuğun kinetik enerjisini frenlemekle kalmayıp, çocuğa neşesiz ve donuk bir hal kazandırıyor. Düzeltildiği düşünülen dikkat dağınıklığı esasında algı bozulmalarına yol açarak, donuk , ilgisiz bir nesil oluşmasına sebep oluyor.”

Sevdiklerinize ‘eğitim’ hediye edin Gülşah Sam Orhan, 20 Aralık’ta ATO Congresium’da açılan ‘Uyanış Fuarı’nda HelpA Akademi olarak stant açtıklarını ifade ederek, “Yılbaşında klasikleşmiş, sıradan ürünler yerine sevdiklerine farklı bir hediye vermek isteyenleri, HelpA Akademi standına bekliyoruz. ‘Akademik Yaşam Koçluğu’, ‘Spiritüel Yaşam Koçluğu’ ve ‘Kuantum Yaşam Koçluğu’ eğitimlerini hediye ederek, sevdiklerinize yeni bir iş kapısı da açmış olursunuz” dedi.

Alıntı : Milliyet.com.tr


Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini
bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 

Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

İzmir Ödemiş Kaymakçı Çok Programlı Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen iki öğrencisi tarafından tüfekle vurularak öldürülüyor...

Bu olayla görevlendirilen müfettiş görüşleri...

Duygusuz Nesil Tehlikesi:
 Hayatın gerçeklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor.
Şehitler için göz yaşı döken kendi ana ve babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.
Yanı başımızdaki  savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen on binlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor,
Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor.
Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek,

Eğlenmedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.

Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller, kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.

Herkesi kendilerine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.

duygusuz nesil resimleri ile ilgili görsel sonucu
İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirebildikleriyle doğru orantılı.
 Hayatlarında eğlenmeden  başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.

Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, Atalarımıza karşı vefasızlar.
Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar.
Vatan, onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.
Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum 20 yıl sonra bu nesil, nasıl bir ana- baba olacak?
Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek ?
Evlerini nasıl idare edecek?
Ülkeyi nasıl yönetecek ?
Vatanı nasıl savunup can verecek ?

Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.
Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık. Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi çocuklar hayattan bir haber.
Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında, acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz. Öyle ki yemek yemeği bile işkence görür hale geliyorlar.
Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar. Hiç susuz kalmamışlar.
Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha  " susadım" demeden ağzına suyu dayıyoruz.

karda okula giden çocuk resimleri ile ilgili görsel sonucuÇocuklar hiç üşümüyorlar.
Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı. Hiç titremiyorlar.
Çocuklar hiç ıslanmıyorlar, evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz.
Saçına bir tek yağmur  damlası düşürmüyoruz. Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.
Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar.
İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz. onlar yorulmasınlar diye.
Birazcık parkta koşsalar, hasta olacaklar diye engel oluyoruz. Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.

Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz.
Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.
Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar. Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.
Çocuklar hissetmiyor, yaşama açlığı bilmediği için  açlara acımıyor, üşümek nedir bilmediği için sokaktaki evsizleri umursamıyor.
Yokluk bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor, haber kalabalığı olarak görüyor. gülüp geçiyor.
Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları, kurşunlanan, ölen insanları umursamıyorlar. Acımıyorlar...
Kıymetini bilmiyorlar, ekmeğin , elbisenin, barışın ve huzurun, ana ve babanın...

Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek bu güzel ülkemize.
Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli, bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlemeli.. Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli.
Okulların duygu eğitim konusunda rolleri arttırılmalı
Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli. Bu sorun çözülmezse ülkenin kendisi çözülecek...
Yazan.: Doğan Ceylan,
              Maarif Müfettişi



Günün Sözü :

gelecek nesiller ile ilgili sözlerresimleri ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
20 Aralık 2017, Antalya


























19 Aralık 2017 Salı

UNUTKANLIK BİR HASTALIK MI?



İlgili resim



Merhaba Gönül Dostlarım,


Bugünkü sayfamıza, Belgin Eryavuz yazılarından birinden alıntı ile devam ediyorum.
Unutkanlık hakkında kısa bir bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ama öncesinde Konuyla ilgili uzman görüşlerine kulak verelim.

Unutkanlık, genel olarak yaşlılık hastalığı olarak görülüyor. Oysa gerçek hiç öyle değil. Artık 7’den 70’ e herkes zor yaşam koşulları altında unutkanlık yaşıyor. Bir anda ne söyleyeceğimizi, çocuğumuzu okuldan almayı unutuyoruz… Parmağa ip bağlamak, ajanda tutmak da bir işe yaramıyor. Sonuçta bunların hiçbiri hafızayı güçlendirmeye yönelik yöntemler değil. Yapılan araştırmalar hafızayı güçlü tutmanın çok kolay olduğunu gösteriyor. Hayatın içinde var olan çok basit 7 yöntemi hayatınıza dahil ederek geleceğinize yatırım yapabilirsiniz.
Unutkanlık özellikle yaşlılıktaki en önemli sorunlardan biri. Şimdiden alacağınız bazı önlemlerle bu sorunun şimdiden önüne geçebilirsiniz.
Orta yaşlıların nerdeyse yarısı kendilerinde bir bellek kaybı sorununun başladığını zanneder. Hemen belirtelim! Bunların çoğu küçük ve hoş unutkanlıklar dır. Hayatı tatlandıran ve keyif katanlar biraz da bu nükteli olaylardır! Belleği güçlü tutmanın pek çok püf noktası, uyulması gereken çok sayıda kuralı var.
Harvard Tıp Okulu öğretim üyesi Dr. Aoron P. Nelson zinde bir beyne sahip olmanın temel kurallarını şöyle sıralıyor:
– Her gün egzersiz yapın. Günde 30-45 dakika, haftada en az 4 gün yürümeye, iş saatlerinde daha çok aktif olmaya, kısa mesafelerde taşıt kullanmamaya çalışın. Özellikle yürümenin beyin sağlığı ve yeniden yapılanma sürecini olumlu yönde etkilediğini gösteren çok sayıda kanıt var. Beynin yeni yetenekler kazanabilmesi beyin hücreleri arasında güçlü ve yoğun yeni bağlantılar oluşturabilmesinin başlıca desteklerinden biri de düzenli ve ılımlı egzersizlerdir. Bizim önerimiz fırsat buldukça yürümenizdir.
– Kullandığınız ilaçları yeniden gözden geçirin. Özellikle beyni etkileyen ilaçları doktor önerisi olmadan kullanmayın. Depresyon giderici, uyku verici, ruhsal gevşetici ilaçlara komşu, eş dost tavsiyeleri ile başlamayın.
Alıntı :

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini
bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...
İbrahim Birol

&&&&

KAPI ETKİSİ ya da GİRİŞ AMNEZİSİ




Hafızamız, yıllar içinde yaşanmışlıklarımızı sakladığımız en kıymetli hazinemiz. Anılarımız ona emanet. 

Anahtarı bazen duyduğumuz bir koku, bazen işittiğimiz bir müzik, bazen de okuduğumuz bir kitabın satır aralarına gizlenmiş özel kelimeler olabiliyor. Tam O Anda hazinemizin kilidi açılıyor ve anılar yumağı bizi kah gülümsetiyor, kâh özletiyor, kâh kederlendiriyor.

Bu değerli hazineye bir şey olacağını, ileri yaşlarda kapağını hiç açamayacağımızı düşünerek endişeleniyoruz. Hele hele aşırı yoğunluk ve yorgunluktan dolayı bir odadan diğerine giderken ne yapacağımızı unuttuğumuz o anlarda; minik de olsa panik duygusu baş gösteriyor içimizde bir yerlerde.
Unuttuğumuz eşyalar, defalarca kontrol ettiğimiz ocaklar, altını tutturduğumuz yemekler bizi korkutmaya başlıyor. Çağımızın hastalığı Alzheimer’a yakalanma riski aklımızı sürekli kurcalayıp duruyor.
Oysaki bu anlık unutmalara ‘Doorway Effect yani Kapı Etkisi’ ya da ‘Giriş Amnezisi’ diyor konunun uzmanları.
Nasıl mı oluyor dersiniz?
Fiziksel ve zihinsel olarak ortam değiştirdiğimizde, o değişik yerde farklı şeyleri gördüğümüzde meydana geliyor anlık unutmalarımız.
Peki neden?
Çünkü beynimizin o yeni yere göre; uyum ve düşünme sürecini yeniden kalibre etmesi gerekiyor. Bunun için belirli bir süreye ihtiyaç duyuyor ki bu da anlık hafıza kaybına sebebiyet veriyor. O kısa sürede (biz neden unuttuğumuz için hayıflanırken) yeni yere odaklanıyor. Yeni bilgileri işleme alıyor. Bir öncekileri daha geri plana yerleştiriyor. Aslında makinamız tıkır tıkır işliyor.

Bu durum rutin olarak her gün yaptığımız işlerde geçerli değil. Onlara tüm dikkatimizi vermemiz gerekmediği için. Ancak rutin dışı yeni bir işte ona odaklanmamız lazım. İşte o anda beynimiz büyük eylemden çıkmak için devreye giriyor. Sanki bir önceki bilgiler kapı ardında kalmış ya da biz metaforik bir kapıdan geçmişiz gibi. Sonuç ANLIK unutmalarımız.  
Hepimizin gün içinde büyük eylemimize yardım edecek pek çok küçük eylemi var. Ve hepsinde beynimiz bu ileri geri gidişleri yaşıyor. Karmakarışık bir ortam içinde dahi; beynimiz, muhteşem geri dönüşlerle büyük eylemi gerçekleştirmemiz için yeterli zemini hazırlamış oluyor.
Üzerinde hala tartışılan ve fikir yürütülen çok taze bilgiler bunlar. Zaman ne gösterecek bilemiyoruz elbette; ama her bir adımda beynimizin o muhteşem çalışma tarzına daha bir adapte olduğumuz kesin.


Yine de 25 yaşından sonra katılaşmaya başlayan beynimizin esnekliğe ihtiyacı var. 

Üstelik biz izin verdiğimiz sürece daha az enerji harcayacağı yolu seçen beynimizi aktif tutmamız gerekiyor. Bunun için beynimizi çalıştırmamız, zihnimizi güzel bilgilerle beslememiz önemli.
Rutini kırmamız, yeni şeyler öğrenmeye hevesli olmamız, yapacağımız mini tekrarlar ve pratiklerle beraber; bedenimize iyi bakmamız yapacaklarımız arasında diye düşünüyorum.

Eğer bunu gerçeğe dönüştürebilirsek; unuttuğumuz anahtarlar, eşyalar, sözler, isimler, boş boş bakmalarımız daha da azalacak. Kendimize daha az kızacağız, daha az endişeleneceğiz.
Son olarak paylaşmak istediğim kısacık bir öykü var. Hayata bakışla, hayata değer vermekle alakalı.

Günlerden bir gün, bir kadın öğle tatilini yapan üç inşaat ustasının yanına gider. Hepsine tek tek ne iş yaptığını sorar. Birincisi tuğla üstüne tuğla koyduğunu; ikincisi duvar ördüğünü; üçüncüsü ise katedral inşa ettiğini söyler.
Aslında hepsinin yaptığı iş aynı. Ancak üçünün de hayata olan tutkusu, bakış açısı, düşünce yöntemi farklı.
İşte bizler de böyleyiz hayata karşı. Kimimiz geniş düşünüyoruz. Farklı algılıyor hatta kendimizi güzelce motive ediyoruz. Kimimiz ise fazla yorulmadan, en basitinden yolumuza devam etmeye çabalıyoruz.
Sonuç mu? Hepimiz aynı duvarı örüyor olsak da; katedral inşa ettiğimizi hissederek tuğlaları dizmek daha anlamlı değil mi?
Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ
12.10.2017
Kaynaklar https://onedio.com;http://m.fastcompany.com
;http://www.bbc.comhttps://www.newscientist.com






Günün Sözü :

 " İnsanın iki türlü derdi vardır: Çok karışık gerçekleri öğrenemez, çok basitlerini de unutur."
Rebeca West

 
İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
20 Aralık 2017, Antalya