26 Ağustos 2018 Pazar

BARDAKÇI BABA TÜRBESİ







BARDAKÇI BABA TÜRBESİ RESİM ile ilgili görsel sonucu

Merhaba Gönül Dostlarım,

    Beşiktaş Fulya’da bulunan ve yıllardır dert ve dilek sahibi ziyaretçilerin medet kapısı haline gelen Bardakçı Baba Türbesi’ nin aslında amiyane tabiriyle ‘geyik muhabbetinden’ türeyen bir şakadan ibaret olduğu iddia edildi.
     Bardakçı Baba Türbesi, Beşiktaş Spor Tesisleri’ nin karşısındaki ağaçlık alanda yer alıyor. Türbe özellikle ramazan ayını yaşadığımız günlerde çok sayıda ziyaretçiyi ağırlıyor. ‘Burada yatan kişi Allah dostuymuş... Çok değerli bir ermişmiş’ tanımlamalarıyla efsane haline gelen yeşil parmaklıklı Bardakçı Baba Türbesi, evlenmek isteyenlerin hayırlı bir eş, işsiz olanların paralı bir iş, hastaların şifa bekledikleri bir mekan. Bununla beraber, ziyaret edenler de dahil kimse Bardakçı Baba’ nın kim olduğunu bilmiyor.


Yani Bardakçı Baba hala doğrulanmayan bir şehir efsanesi... haline gelen bu hikayeyi hep birlikte okuyalım. Eğer öyle bir  Bardakçı Baba Türbesi varsa, Ruhuna Fatiha ve Ruhu  Şad olsun... 


BARDAKÇI BABA TÜRBESİ RESİM ile ilgili görsel sonucuYıl 1968...
İstanbul’da (yeni adıyla) Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ nde okuyan bir grup genç, okulun hemen yanındaki koruluk alanı buluşma yeri yapmıştı.
Gündüzleri ders çalışıyor, geceleri şarap içiyorlardı.
Ağaçların arasında oldukları için onları kimse görmüyordu.
Önce tahta bir masa koydular.
Bir kaç da sandalye…
Sonra masaya 4-5 bardak.
Yanına da bir damanaca su.
Onlar yokken kimse bardaklara dokunmuyordu.
Bardaklar hep masanın üzerinde duruyordu.
Zamanla grubun üyeleri çoğaldı.
Doğal olarak bardak sayısı da çoğaldı.
Ardından yer kolay bulunsun diye tahtadan bir tabela yaptılar.
Buluşma yerine bir isim koydular.
Birgün kız arkadaşlarını korkutmak için mezar görüntüsü veren bir tümsek yaptılar.
Ders çalışmak için okuldan getirdikleri çene kemiklerini ve kuru kafaları bu tümseğin üzerine koydular.
Gel zaman git zaman okul bitti.
Herkes mezun oldu.
İş hayatına atıldılar.
Bugün İstanbul Fulya’da bir türbe var.
Bardakçı Baba Türbesi...
Hergün dolup taşıyor.
Evlenmek isteyen...
Çocuğu olmayan...
Eşiyle kavga eden...
İş arayan...
Hastalığına çare arayan...
Sınav kazanmak isteyen...
Kısacası umut dilenen herkes...
Geliyor, dilek tutuyor, mum yakıyor, bardak kırıyor.
Bu rituel yıllardır sürüyor.
Türbeyi bugüne kadar ziyaret edenlerin sayısı milyonları geçmiştir.
Bardakçı Baba türbesi uzun yıllar boş bir arsadaydı.
Sonra Belediye etrafını çevirdi, bir türbe haline getirdi.
Tabela bile asıldı.
Ancak el ayak kestiği ve çevreyi kirlettiği için bardak kırmak yasaklandı.
Daha sonra arsayı satın alan Tertace Rezidans, inşaatın tam önünde kalan türbeyi kaldırmak için çare aradı.
Ama halkın tepkisinden korktu, geri adım attı.
Bunun üzerine binayla uyum sağlaması için mezarı siyah mermer ile kapladı.
Etrafını camla kapattı ve ışıklandırıldı.
Türbenin yanına kocaman harflerle de yazdı.
“BARDAKÇI BABA, EL FATİHA”
Şimdi yoldan gelip geçenler Bardakçı Baba’ya bir “El Fatiha” okuyup, gidiyor.
Kimi dilek tutuyor.
Kimi yanında yetirdiği bardağı türbeye sürüp tekrar çantasına koyuyor.
Peki kim bu Bardakçı Baba?
Kim biliyor musunuz?
Bardakçı Baba, 1968 yılında diş hekimliği fakültesinde okuyan bir grup gencin kız arkadaşlarını korkutmak için kazdıkları mezarda yattığı sanılan hayali kişi.
O dönemin şahitlerinden Diş Hekimi Hüseyin Cahit Dursun yıllar sonra gerçeği şöyle açıklamıştı.
“Ders çalışırken su ve bazen de şarap içmek için koyduğumuz bardaklara kimse dokunmazdı. Bu nedenle tahtadan yaptığımız tabelaya muziplik olsun diye Bardakçı Baba yazdık. Sonraları, biz orada yokken birileri damacanaya su doldurmaya başladı. Bir süre sonra da türbe oldu. Ağaçların kesilmemesi için sırrı açıklamadım. Fakat ağaçlar kesildi. Devletimiz de bir yatır olduğuna inandı. Ağaçlar kesildi, çevre türbeye yakışır şekilde düzenlendi. Özel tabelalar asıldı. Oysa burası kesinlikle boş. Mezarda yatan falan yok.”
Sonra da Beşiktaş Müftülüğü ve İstanbul Türbeler Müze Müdürlüğü şu açıklama yapmıştı:
“Kayıtlarımızda söz konusu Bardakçı Baba ile ilgili hiç bir bilgi yok.”
--
Kimbilir diğer türbelerin nasıl bir hikayesi vardır...


Alıntıdır

https://youtu.be/cvt59v5wKws



Günün Sözü : “İnsanoğlu hem bilgedir, hem tuhaftır. İnsanca yaşaması için mantık kadar duyguya, bilim kadar efsaneye muhtaçtır."  -Edgar Morin

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
26 Ağustos 2018, Antalya-Turkey


24 Ağustos 2018 Cuma

HER ŞEY BİR KADIN İLE BAŞLADI...


















Merhaba Gönül Dostlarım,

Sınırların bir şekilde kalktığı günümüz dünyasında sebep ve sonuçları zincirleme bir reaksiyon oluşturan, tarihte görülmemiş bir düzeyde göç söz konusudur. Küreselleşme, kutuplaşma, aralıksız savaş, yaygın ekonomik istikrarsızlık, artmaya devam eden dünya nüfusu, kaynakların adil dağılmaması vb. nedenlerle milyonlarca insan daha iyi bir yaşama kavuşmak için göç etmektedir. Vatanlarından umuda yolculuk eden küresel mağdurlar, gittikleri batılı gelişmiş ülkelerde geçmişle az çok bağlantısı olan ama bir takım farklılıkları da içeren yeni bir ırkçı tutum olan küresel ırkçılık ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Üstün ırk anlayışından farklı ve kültürel referanslara dayalı olan küresel ırkçılık; başka uluslara tahammülsüzlüğü ve toplumlar arasındaki farklılıkları ayrıştırıcı bir unsur olarak kullanan hakim ulus devletlerin sömürü düzenini sürdürmede bir araç haline gelmektedir. “Yeni Dünya Düzeni” hedefine adım adım götürecek bir krizin yaratılmasına zemin oluşturan yeni ırkçılık anlayışı, sömürünün devamı için gelişmiş batılı devletlere bir üstünlük algısı sağlar niteliktedir. Irka dayalı bir biyolojik ırkçılığın küresel sömürü düzenini sağlayacak “Yeni Dünya Düzeni” ni oluşturmada yetersiz kalması nedeniyle, giderek politikleşen, kontrolsüzleşen ve gerilimleri körükleyen yeni küresel ırkçı anlayış yaratılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Küresel ırkçılık, yeni dünya düzeni, göç, ulus devlet, islamofobi.
Alıntı   
****
KÜRESEL IRKÇILIĞIN YÜKSELİŞİ The Rising Global Racism Eylem SAYIN Doktora Öğrencisi Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi ABD Hakan CANDAN Yrd. Doç. Dr. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Çalışmanın Türü: Derleme

Yukarıdaki derleme yazısında küreselleşen ırkçılık hakkında kısa bir açıklamada bulunulmak istenmiştir.  
 Irkçılık ile ilgili aşağıdaki bir başka yaşanmış gerçek hikayeyi okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
42 yaşındaydı...
Çok yoğun çalışıyordu, bir şirkette terzilik yapıyordu.
Amerika'nın Montgomery şehrinde yaşıyordu, adı Rosa Parks' tı.
O günlerde zenciler otobüsün arka kısımlarında oturuyorlardı, beyazlar ayakta seyahat etmezlerdi, beyazlara ayrılan yerler bittikten sonra sırayla zencilerin olduğu yere gelir, zenci kalkar yerini beyaza verirdi.

Günlerden 1 Aralık 1955 Perşembe' ydi.

Rosa yine çok yorgun bir şekilde otobüse bindi, kendisine ayrılan yere geçti ve oturdu.
Beyazlar binmeye başladı, bir süre sonra beyazların yeri bitince, zencilerin olduğu yere geldi beyazlar.
Bir, iki, üç zenci kalktı yerini beyazlara verdi. Yer verme sırası Rosa' ya gelmişti. Rosa yerinden kalkmadı.
Şoför arabayı durdurdu ve Rosa' ya kalkması gerektiğini söyledi, Rosa kalkmadı.
Kalkmıyorum diye yanıt verdi, çünkü kalkıp yerimi bir başkasına vermem gerektiğine inanmıyorum diye devam etti.
Bunun üzerine şoför otobüsü durdurdu, polis çağırdı ve polis Rosa' yı tutukladı.
Kefaletle serbest kaldığında aslında bu eylem çok umursanmadı.
Ancak Alabama Üniversitesindeki bir profesör olaydan haberdar oldu, bu olayın üstüne gitmeye karar verdi ve Montgomery halkını otobüsleri boykot etmeye çağırdı.
Boykot başarılı olunca, zenciler devam kararı aldılar ve birlik oluşturmaya karar verdiler, bu birliğin başına da kimi getirdiler?
26 yaşındaki genç vaiz Martin Luther King.
Zencilerin hayatını değiştiren büyük adam böyle bir olay sayesinde Dünya ile tanıştı.
Mahkeme günü geldiğinde ABD'nin, tüm zencilerin, beyazların ve siyasilerin gözü bu mahkemedeydi.
Rosa 14 Dolar para cezası aldı ama artık bu boykot engellenemezdi.
Tam 381 gün tek bir siyah bir daha otobüse binmedi, kilometrelerce yürüdüler ama hiç otobüse binmediler. Otobüs firmaları battı, beyazlar da destek verdi bu boykota, birçok zenciyi kendi arabaları ile işe getirip götürdüler...
Ve 1956 yılında ABD Anayasa Mahkemesi, otobüslerde renk ayrımını kaldırdı, artık otobüste zenci - beyaz isteyen istediği yere oturacaktı, kimse kimseye yer vermeye mecbur değildi.
Martin Luther King daha sonra aldı başını gitti, onu anlatmayacağım...
Ama BİR KADIN ile...
Her şey bir KADIN ile başladı ...
Neler olduğunu belki daha önce okumayan, bilmeyen arkadaşlarım için anlatmak istedim....
Gücümüzün fakında olalım ...
Sevgilerimle,
Not :  Yukarıda Karedeki kadın gerçek Rosa Parks, sonra o otobüs müzeye kondu, Obama'da aynı Rosa' nın karşı çıkıp kalkmadığı koltukta poz verdi ...

Haluk İlhan dan alıntıdır

"Birisi barışı başlatmalı, tıpkı savaşı başlattığı gibi."

"Birisi barışı başlatmalı, tıpkı savaşı başlattığı gibi."

Günün Sözü :Bu hayatı olağanüstü bir mutluluk serüvenine çevirecek olan sizlersiniz. Öyleyse, insanlık ve demokrasi adına bu gücü kullanalım ve milliyetçilik hastalığına karşı birleştirelim. Din, dil, ulus ayrımcılığı olmayan yeni bir dünya yaratalım." - Charlie Chaplin
İİbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
24 Ağustos 2018, Antalya /Turkey


19 Ağustos 2018 Pazar


KURBAN BAYRAMIMIZ...

hz ibrahim hac ve kurbanla ilgili resim ile ilgili görsel sonucu

Merhaba Gönül Dostlarım,

21 Ağustos 2018 tarihinde başlayacak Kurban Bayramı 24 Ağustos 2018 tarihinde sona erecek. 4 günlük Kurban Bayramı' nda akraba ziyaretleri yapılacak, tatil planları olanlar tatile gidecek.
Müslüman bir toplum olarak yaşayan Türk milleti için bayramlar büyük önem arz etmektedir. Bayramlar hem insanların birbirlerine karşı olan sevgilerini arttırır hem de bu sayede Müslümanlar çeşitli sebeplerden dolayı bir araya gelerek birbirlerini hatırlarlar.

Dini Bayramların kutlanmasının toplumsal açıdan faydalarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
-Bayramlarda küsler barışır.
-İhtiyaç sahiplerine daha çok yardımda bulunularak toplumdaki eşitsizlikler giderilmye çalışılır.
-Bayram ziyaretleri ile akrabalık ve dostluk bağları güçlendirilir.
-Kişiler günahlarından tövbe etmeye daha meyilli olurlar bu da toplumda huzur ortamının sağlanmasına katkıda bulunur.
-Bayramlarda toplumda kardeşlik, huzur, barış duyguları hakim olur.

hz ibrahim hac ve kurbanla ilgili resim ile ilgili görsel sonucu
Kurban gerek fert gerekse toplum açısından çeşitli yararlar taşıyan mali bir ibadettir. Kişi kurban kesmekle Allah'ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur. Müminler her kurban kesiminde Hz. İbrâhim ile oğlu İsmail' in Cenab-ı Hak' kın buyruğuna mutlak itaat konusunda verdikleri başarılı sınavın hatırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduğunu simgesel davranışla göstermiş olmaktadır. 
Kurban toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar, sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur. Özellikle et satın alma imkanı hiç bulunmayan veya çok sınırlı olan yoksulların bulunduğu ortamlarda onun bu rolünü daha belirgin biçimde görmek mümkündür. Zengine malını Allah'ın rızâsı, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma yolunda harcama zevk ve alışkanlığını verir, onu cimrilik hastalığından, dünya malına tutkunluktan kurtarır. Fakirin de varlıklı kullar aracılığıyla Allah'a şükretmesine, dünya nimetinin yeryüzündeki dağılımı konusunda karamsarlık ve düşmanlıktan kendini kurtarmasına ve kendini toplumunun bir üyesi olarak hissetmesine vesile olur.

hz ibrahim hac ve kurbanla ilgili resim ile ilgili görsel sonucu
Kurban Kesme Yükümlülüğü :
Bir kimsenin kurban kesmekle yükümlü sayılması için bulunması gereken şartlara kurbanın vücûb şartları denilir. Kurban kesmenin sünnet olduğunu söyleyenlere göre ise bunlar sünnet oluşun şartlarıdır. Bir kimsenin kurban kesmekle yükümlü olabilmesi için dört şart aranır:
1. Müslüman olmak.
2. Akıllı ve buluğa ermiş olmak.
3. Mukim olmak, yani yolcu olmamak.
4. Belirli bir mali güce sahip bulunmak.
Alıntı

Değerli Dostlarım,
Kurban Bayramı tatili, bütün bir haftayı kapsadığı zaman yüzler güler. Tatil planları yapılır, rotalar belirlenir ve yolculuğa çıkılır. Kimisi ailesine kavuşur, kimisi sevgilisine; kimisi ise deniz, kum ve güneşin peşine düşer. Varış noktası neresi olursa olsun, bayram tatilinde her sürücüyü otobanların bazı yerlerinde yoğun bir trafik beklemektedir..
Bayramda Tüm araç kullanan Dostlarımıza  aman dikkat ! ve tüm vatandaşlarıma kazasız, belasız hayırlı yolculuklar diliyorum. yollarınız açık olsun..!
Bayram tatilinin ilk iki gününde, yurt genelinde meydana gelen trafik kazalarındaki bilanço 43 kişi hayatını kaybetti,  110 kişi yaralandı.

kurban bayramı görseller ile ilgili görsel sonucu

Bayramlar berekettir, umuttur, özlemdir. Yarınlar niyettir. Kestiğiniz kurban ve dualarınız kabul olsun, sevdikleriniz hep sizinle olsun.. Kurban Bayramınız mübarek olsun.

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/

19 Ağustos 2018, Antalya-Turkey










18 Ağustos 2018 Cumartesi

DOKTORUM BENİ ANLAMIYOR ! (2/2)







Merhaba Gönül Dostlarım,

 " Doktorum Beni Anlamıyor" adı altında başlattığım Belgin ERYAVUZ yazısının bugünkü 2. bölümünde Doktor ve Hasta arasındaki ilişkilerini  anlatmaya kaldığı yerden devam edeceğim.

Yazımızın bu bölümünde Hasta ve hasta yakınlarının sağlık merkezlerinde herhangi bir nedenle doktorlar ve sağlık görevlilerine olan  şiddet uygulamalarına  ve onlara gösterdikleri olumsuz tepki ve  davranışların son günlerde aşırı derecede çoğalması  olaylarına  farkındalık yaratmak adına bu yazıyı sizlerle paylaşıyorum ve bununla  topluma anlamlı farkındalık yaratacak bir mesaj vermemiz  gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye'de sağlık çalışanlarına şiddet konusu her geçen gün yeni vakalarla artıyor

Resmi verilere bakıldığında şunları görmek mümkün:
SAĞLIKÇI RESİMLERİ ile ilgili görsel sonucu
Son 5 yılda 46 bin 361 sağlık çalışanı şiddete uğrarken bu konuya farkındalık amacıyla birçok çevreden tepki yağıyor.
Sosyal paylaşım ağı twitter' da açılan # Sağlıkçılara Şiddete Hayır"  etiketi, kısa sürede Türkiye ve Dünya gündemi kısmında hızla üst sıralara yükseldi. Daha önce sosyal mecralarda sağlık kurumlarına ve çalışanlarına yönelik ortaya atılan ve gerçeği yansıtmayan haberler saldırı haline dönüşmüş ve sağlık birlikleri ve kuruluşları tepkilerini yaptıkları açıklamalarla dile getirmişti.
ETİKET DÜNYA GÜNDEMİNDE
Twitter’ da açılan #Sağlıkçılara  Şiddete Hayır" etiketi altında yapılan paylaşımlarda ise ortak amaç son zamanlarda artan şiddet olaylarına dikkat çekmek oldu. Yapılan paylaşımlarda hayatını kaybeden, tehdit edilen veya şiddete maruz kalmış sağlık çalışanlarının fotoğrafları sunularak "Artık Yeter" deniliyor.
Ankara Tabip Odası' nın açıklamasına göre ise, bugün Türkiye'de Sağlık Bakanlığı Beyaz Kod verilerine göre ortalama 30 sağlık çalışanı görevi başında şiddete maruz kalmakta, sağlıkta şiddet sağlık emekçilerinin/hekimlerin canını almaya kadar gitmektedir. Ankara Tabip Odası üyeleri hekimler ise bu konuda Hekim Meslek Örgütü olarak medya organları ve sosyal paylaşım sitelerinin ve kamuoyunun duyarlı ve dikkatli olmasını beklemekte ve talep etmekte olduklarını belirtiyor.
 Veriler Alıntıdır.
Doktor ve hemşireler başta olmak üzere sağlık çalışanlarına şiddet uygulayan magandalara tutuklu yargılama ve yüksek cezalar geliyor.

Belki ettiğiniz kavgalara bile pişman olacaksınız. Keşke yanımda olsa da sarılsam diyeceksiniz. Sevdiklerinizin değerini kaybettikten sonra değil, şu an bilin. Toprak aldığında geri vermez, çünkü ölümün saati yok.



SAĞLIKÇI RESİMLERİ ile ilgili görsel sonucu

Belgin Eryavuz yazısı 2. Bölüm:
Elbetteki tüm bu olumsuz ve iç karartıcı tablonun dışında çok güzel örneklerle de karşılaşıyoruz zaman zaman. Mesleğini severek yapan, sizinle ve hastalığınızla ilgilenen, endişelerinize olan yaklaşımı ile dört dörtlük doktorlarımızda var ve olmalı! Öyle ki onlar bir süre sonra sizin en güvendiğiniz dostlarınız arasındaki yerlerini kendiliklerinden alıyorlar. Böylesi doktorlara denk geldiğinizde onları ömrünüzün sonuna kadar sahipleniyor, asla değiştirmeyi düşünmüyorsunuz.

Hep söylediğimiz gibi insanlar arası iletişim; el sıkmakla göz teması ile başlayan ve konuşmayla devam eden o süreç öylesine önemli ki bazı şeylerin oluşmasında. Bunu yakaladığınız anda, yani güvenebileceğinizi hissettiğiniz anda aradaki tüm engeller kalkıyor. Biliyorsunuz ki endişe dolu sıkıntılarınızla doktorunuza gitseniz bile o sizi bir şekilde rahatlatacak; ufkunuzu açacak, daha pozitif düşünmenize yardımcı olacak, size yol gösterecek, bilgilerini sizinle bıkmadan usanmadan paylaşacak, tüm sorularınızı yanıtlayacak. Gözlerinizin önünü perdeleyen gri bulutları sıcacık gülümsemesine eşlik eden anlayışı ile aralayacak.

Çünkü doktorluk dünyanın en saygın mesleklerinden bir tanesidir ve yapılanlar insan sağlığı söz konusu olduğu için hiçbir şekilde rencide edilmemeli her şeyin üstünde tutulmalıdır. Mesleğe adım atarken edilen o kutsal yemin bir takım art niyetlerin, kötü emellerin, para hırsının gölgesinde kalmamalıdır. Gerçekten özveri isteyen, emek isteyen, sevgi isteyen bu mesleğin adına yaraşır şekilde yapılması içinde doktorların daha anlayışlı olmaları ve hasta psikolojisini çok iyi analiz etmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Bilemiyorum belki de onlara çok yüklendiğimi, onların da bu ülkenin insanı olduklarını ve pek çok dertle mücadele etmek zorunda kaldıklarını unuttuğumu düşünebilirsiniz. Doğrudur ama mademki bu saygın mesleği yapıyorlar o halde; hastalarını karşılarına aldıklarında tüm dertlerini, sorunlarını, sıkıntılarını bir kenara bırakmış olmaları gerektiğine inanıyorum ben. O beyaz önlüğü giydiklerinde, o muayenehaneye adım attıklarında her şey pozitif hale gelmeli; tıpkı hepimizin işten eve dönerken evin kapısından bambaşka bir ruh hali ile içeriye adım atmamız gibi…

Doktorların hastalarını hep aynı gözle görmelerini, onları hastalıklarına göre değerlendirmelerini ve hayata olduğu kadar ölüme de alışkın olmalarını anlayabilirim ama tüm bunlar; hepimizin önce insan olduğumuzu unutturmaz.

Bizim daha duyduğumuzda içimizi acıtan hastalıklarla kaybedişlerle sürekli uğraşıyor olmak elbette doktorlara bir duruş bir vizyon kazandıracaktır ama bu onların hastalarına karşı acımasız olmalarını gerektirmez.

Doktorlar ne kadar ölüme yatkın olsalar da bizler değiliz, o nedenle bu tarz haberleri bizlerle paylaşırken acımasızlığı, o soğuk tavrı, o ruhsuz kişiliği bir yana bırakmalılar bence. Çünkü insan ne kadar hazırlıkla olursa olsun böyle bir haberi ilk duyduğunda alacağı şok, yaşayacağı ani travma gerçekten de önemli. Böylesi bir olayı birkaç defa çok yakından yaşamış birisi olarak biliyorum ki eğer yapınız güçlü değilse ruhunuzu korumanız gerçekten zorlaşıyor… hatta biliyorsunuz ki bu konuda bir ikilem var. Bir kısım doktor böylesi bir haberin hiç verilmemesinden; diğer kısım ise saklanmadan net bir şekilde hasta ile paylaşılmasından yana. Açık söylemek gerekirse bende saklanmasından yana değilim, her şeyin açık açık paylaşılmasının gerekli ve doğru olduğunu düşünüyorum çünkü bu hayat sadece bize ait, vereceğimiz kararlar da. Ama bu paylaşımın şekli, dozu ve sonrasındaki takip çok önemli. Çünkü hastalığınızın bedeniniz üzerinde yaratacağı olumsuz etkenlere birde ruhsal çöküntü travma eklenirse yaşama sıkı sıkıya sarılma şansınız kalmayacaktır. İşte doktorlar hastalarının elinden bu şansı almamalılar diye düşünüyorum ben. Haksız mıyım?

Yıllar önce bir bisiklet kazasında topuğuna ağır bir darbe alıp yaralanan kızımı kollarımda doktora götürdüğümde hissettiğim o duygusuz sert hareketleri dün gibi hatırlıyorum. Dönüşte kızımla beraber bende ağlamıştım, göz yaşlarımız her bir hıçkırığımızda birbirine karışmıştı. Yine bir başka tablo… Boğazları birbirine yapışık derecede şiş ve ateşli bir halde minik kızımla bir gece yarısı nöbetçi doktorun yanındayız. Mecburiyetten yapılan olumsuz davranışlara sesimi çıkaramıyorum ama bizlere sormadan kocaman bir iğneyi kızımın şiş bademciklerine batırıp iltihap akıtmaya çalışmasını, beceremeyince de bir şey yok diyerek bizleri paylamasını unutamıyorum. Oradan nasıl çıktığımı bilememiştim o beklenmedik kaba davranış sırasında. Bitmedi…daha altı ay önce en saygın hastanelerin birinde bir profesör tarafından hastalıkla ilgili sorduğum bir soru yüzünden azarlanmam ise işin bir başka boyutu. Tam tersine bir kısım doktor bizleri hastalıklarımız konusunda bilinçli olmaya davet edip, aklımıza gelebilecek her türlü soruyu sormamız gerektiği konusunda uyarıp, bu uğurda kitap yazmış olsalar dahi büyük bir kesim ne yazık ki bundan yoksun…

Ve maalesef bizler hastalığımızla yalnız ve çaresiz kalıyoruz böylesi doktorların karşısında. İşte benim sözümde onlara… Kim bilir bakarsınız bu satırları okuyup bir an için düşünen ve belki de bizlere hak veren doktorlar vardır aramızda. Sonuçta bizler insanız ve insanca yaşamı hak ediyoruz diye düşünüyorum ve ben yine de umutlu olmak istiyorum.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ
02.12.2006

Günün Sözü :

Görüntünün olası içeriği: yazı

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
18 Ağustos 2018, Antalya-Turkey

17 Ağustos 2018 Cuma

DOKTORUM BENİ ANLAMIYOR ! (1/2)





doktor ve hasta resimleri ile ilgili görsel sonucu

Merhaba Gönül Dostlarım,

Belgin ERYAVUZ yazısıyla tekrar birlikteyiz. yazı içeriğinin uzun olması nedeniyle yazıyı iki bölüm halinde sunmak durumunda kaldım. 
Doktorluk mesleğine yeni başlayanların veya Doktor adaylarının, Doktor ve Hasta ilişkileriyle ilgili pek çok noktayı öğrenmeleri adına okumaları gereken iki sayfalık makale...
Hayalini kurdukları meslek doktorluk olan aday adaylarına, şuan için erken de olsa, hayatlarının her döneminde kullanabilecekleri bazı tavsiyeler.
İnsanların başlarına gelen en kötü hallerde bile sağlık olsun dedikleri düşünülürse sağlık olabilmesi için önceden gözden geçirilmesi gereken listedir
içindekiler:
- önce insan olun
- hastalarınızın da insan olduğunu unutmayın
- eğer hastalarınıza insan gibi davranmayacaksanız yol yakınken vazgeçin baytar olun
- hipokrat yeminini eğitimin sonunda değil meslek seçiminden önce okuyun
- hiçbir cümleye "ben bunca yıl okudum..." diye başlamayın
- bilin ki siz okumasanız o fakültede sizden 1 puan daha az alan biri okuyacaktı
- bayramda ya da herkesin tatil yaptığı diğer zamanlarda çalışabilirsiniz, hazırlıklı olun
- bayramda gelen hastalara "sizin yüzünüzden buradayım ve çalışıyorum" tavırları takınmayın. unutmayın ki hasta olmayı hiç kimse istemez. 
- kutsal bi mesleğe adım atacağınızın bilincinde olun ama unutmayın ki bu ülkede çok daha az paraya en az sizinki kadar önemli işleri yapan insanlar var.
- insanın olduğu her yerde çalışmaya gönüllü olun çünkü hiç kimse doğacağı yeri seçme şansına sahip değil. siz de çalışmamak için elinizden geleni yaptığınız bir yerde dünyaya gelebilirdiniz edit:
- ha bi de mümkünse yazacağınız reçeteleri hastalarınızın da okuyabileciği bi alfabe kullanarak yazın.

Belgin Eryavuz yazısı:
Sağlıkla ilgili son yıllarda yoğunlaşan bilimsel çalışmalar, hastalıklarla mücadelede gösterilen insanüstü çabalar, insan ömrünü uzatma yolundaki öneriler hemen hepsi sağlığımızla daha çok ilgilenmemiz, gerekli önlemleri en başından almamız, bu amaçla hastalanmayı beklemeden rutin kontrolleri vaktinde yaptırmamızın gerekliliğini ön plana çıkardı. Tüm bunlar bizlerin doktorlar ve hastanelerle daha yakın bir temas içinde olmamızı gerektirdi. 
Ancak tüm bu kontroller için doktora, hastaneye koşarak giden kaç kişi var aranızda? Üstelik çok zorda kaldığınızda, ağrılarınız tavana vurup ızdırabınız dayanma sınırlarınızı aştığında bile hastane sözünü duyduğunuzda sizinde ayaklarınız gerisin geri gitmiyor mu?


doktor ve hasta resimleri ile ilgili görsel sonucuİşte tam bu sorudan yola çıkarak çok kapsamlı bu konunun özellikle bizleri yakından ilgilendiren bir bölümüne hasta psikolojisine küçük bir pencereden bakmaya çalışacağım. Biliyorum ki burada paylaştıklarım pek çoğumuzun yaşadığı, hissettiği duygular olacak ve bizler belki bir satır arasında buluşacağız.
Her zaman dile getirdiğimiz gibi sağlık gibisi yok, üstelik bizler bu değerli hazinemizin kıymetini kaybedinceye kadar bilemiyor, koruyup kollamak yerine şartları zorladıkça zorluyoruz. Sonuçta gerek bu şekildeki zorunlu haller olsun, gerekse kontrol amaçlı; doktorların kapısını çalmak zorunda kalıyor, tüm hassasiyetimizle ve gardımızı indirmiş olarak karşılarına geçiyoruz.
Tam bu noktada karşılaştığımız tablonun rengi son derece önemli. Çünkü bizlerin böylesi anlarda her zamanki halimizden çok daha naif, çok daha hassas ve kırılgan olduğumuz bir gerçek. Bedenimiz belki küçük sinyaller de veriyor ama ondan da önemlisi ruhumuz…şefkat istiyor, ilgi bekliyor, kaygılardan kurtulup özgürce kanat çırpmak istiyor.
Bu yüzden olsa gerek doktorlarla karşılaştığımız andan itibaren onlara güven duymayı, sorunlarımızı endişelerimizi içtenlikle paylaşabilmeyi, sorularımıza yanıt alabilmeyi kısacası içinde bulunduğumuz o sıkıntılı periyotu onlarla hafifletmeyi istiyoruz. Onların ağzından çıkan her söz bizler için büyük önem taşıyor, çünkü moralimizi yeniden kazanma ve kendimizi yeniden motive edebilme gücünün hep bu sözcüklerde gizli olduğunu hissediyoruz.
İşte bu anlamda doktorlara, hemşirelere, tüm sağlık personeline büyük işler düşüyor.

Bu psikolojiyi yakinen anlamaları aslında tüm sorunu çözecekken maalesef olmuyor, olamıyor… Mutlaka çok iyi doktorlarımız var, her ne olursa olsun insani duygularını kaybetmemiş, mesleklerine adeta tapan doktorlar… onları ayakta alkışlıyorum ama istisnalar kaideyi bozmuyor. Çünkü çoğu doktor hastasını önemsemiyor, onu küçümsüyor, soru sormasına dahi izin vermiyor, hatta azarlıyor, kısa bir iki cümleden sonra siz bir anda muayene kapısının önünde buluyorsunuz kendinizi. Aklınızda soramadığınız sorular, iyice karışan kafanız ve içinizi saran güvensizlik duygusuyla. Oysaki hasta psikolojisi önemlidir. Hastanın doktor karşındakinin endişeleri, yaşadığı tatsız deneyimler sonrasında iyice derinleşir. Böyle bir psikoloji kolay kolay atlatılmaz ve işte bu sebeptendir ki bir sonraki randevuda ayaklarınız gerisin geriye gider.
Zaten toplum bilinci olarak sağlığımızı hep erteleyen, ikinci plana atan bir yapımız var. Elbette maddi olanaksızlıkların bunda büyük payı var ancak, gerekli donanıma sahip olsak da bu yapıyı terk edemediğimiz bir gerçek. Kendimizi yeterince önemsememe, bize bir şey olmaz deyip boş vermek de. Bunlar bizim eleştirilecek yönlerimiz ama ben bu çekingenlikte bu isteksizlikte doktor ve hastanelerin de önemli bir rol oynadıklarını düşünüyorum, hemde büyük bir yüzdeyle.
Üstelik her gün bir yenisini duyduğumuz sağlık skandallarını, ameliyat için yıllar sonrasına verilen günleri, tahlillerde yapılan ölümcül yanlışlıkları, bir doktorun ak dediğine diğerinin kara dediğini, sadece para uğruna ameliyat önerenleri, ameliyat sırasında alınan bıçak paralarını,… ve daha nicelerini düşünürsek aslında çizdiğimiz tablonun daha da karardığını kolayca görebiliriz. 
Karşımızdaki bu gri siyah görüntüyü bile bile doktora, hastaneye yine de güle oynaya gidebilmek insanı oldukça zorluyor, öyle değil mi? Konu sağlığımız olsa da isteksizlik hat safhada oluyor. Çünkü soru işaretlerimiz hiç bitmiyor…

doktor ve hasta resimleri ile ilgili görsel sonucu
Doktorların bu anlamda öncelikle empati yapabilmesi gerekli diye düşünüyorum; gerekiyor ki hastasını ve o anda içinden geçenleri hissedebilsin. Düşünsenize siz zaten belirli kaygılarla, beyninizde yığınla soru işaretiyle ve biraz çaresiz biraz savunmasız bir halde onların kapısını çalmaktasınız. Bu noktada asık bir surat, soğuk bir merhaba ve tamamen hasta psikolojisine aykırı tavırlar. Gözlerinde bir an öce derdini söyle ve git dercesine bakan yarı kızgın bakışlar… İşte o anlarda içiniz daha bir kırılgan hale gelir; soracağınız soruları dahi unutur doktorun yüzünde minicik olumlu bir işaret ararsınız. Ama nafile…Sonuçta sağlığınızla ilgili endişeleriniz kaybolmamış, üstüne üstük daha da artmış bir şekilde, anlayamadığınız bir diyalogdan çıkıp kapı önünde bulursunuz kendinizi. Moraliniz sıfırlanmıştır, canınız öylesine sıkılmıştır ki doktorun uyarıları bile umurunuzda olmaz. Bir kez daha doktor ve hastane sözü duymak istemezsiniz.
(devamı 2. Bölümde)

Günün Sözü:" Hekimlerin yaptığı en büyük hata, ruhu düşünmeden yalnız bedeni tedaviye teşebbüs etmeleridir." Eflatun


doktorlarla ilgili resimli sözler ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
16 Ağustos 2018, Antalya-Turkey


14 Ağustos 2018 Salı

KADINLAR SİZE EMANET..!!



safiye ali resim ile ilgili görsel sonucu



Merhaba Gönül Dostlarım.

Biraz keyfimiz kaçacak ama... 
Sizlerle bugün , Bir tarafta hayatının baharında 33 yaşındaki uzman doktor olan fakat genç yaşta  Antalya' da, mide kanseri sonucu yaşamını yitiren Fatma Serçin Kayı’ nın,  diğer tarafta Osmanlı Devleti zamanında ilk kadın doktor olabilmek için mücadele veren Safiye Ali' nin ölüm nedenleri aynı olan, hazin hayat hikayelerini anlatan, örnek iki farklı yazıyı paylaşmak istiyorum. Her ikisini de sonsuz  Rahmet ve Saygıyla anıyoruz...
                                                                Fatma Seçin Kayı
Görüntünün olası içeriÄŸi: bir veya daha fazla kiÅŸi ve yazı Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’ nda uzman doktor olarak bir süre çalışarak ihtisas yapan 33 yaşındaki Fatma Serçin Kayı, bir süredir tedavi gördüğü mide kanserine yenildi.
Genç yaşta hayata veda eden Fatma Serçin Kayı, çalıştığı hastanelerde ‘iyilik meleği’ olarak da tanınıyordu. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ nde 2009- 2014 yılları arasında ihtisas yaptı. Bir süre sonra Muş Devlet Hastanesi’ nde kadın doğum uzmanı olarak görev yapan Fatma Serçin Kayı, İstanbul’da özel bir hastanede mide kanseri tedavisi gördüğü sırada yaşamını yitirdi.
Kayı’ nın  o  Facebook’ taki paylaşımı hepimize adeta hayat dersi verir nitelikteydi …

“Yanınızdaki kişiye değer verin. Kırmayın onu. Durup durup sevdiğinizi söyleyin. Özel hissettirin. En ufak bir şeyde bitti demeyin, ağlatmayın, üzmeyin. Neden mi. Çünkü ölümün saati yok. Belki son sarılmanızdır, belki son görüşünüzdür. Belki saatler sonra ona değil de artık toprağına dokunacaksınız. O değil de toprağını öpeceksiniz.
Belki ettiğiniz kavgalara bile pişman olacaksınız. Keşke yanımda olsa da sarılsam diyeceksiniz. Sevdiklerinizin değerini kaybettikten sonra değil, şu an bilin. Toprak aldığında geri vermez, çünkü ölümün saati yok

MEKANI CENNET OLSUN AMÎN 

Safiye Ali

safiye ali resim ile ilgili görsel sonucu1891 yılında İstanbul’da dünyaya gözlerini açar. 6 kişilik ailenin en küçük ve en zeki kız çocuğudur. Amerikan Kız Kolejinde okurken Balkan savaşından getirilen yaralıları tedavi eder. Lise bitince doktor olmaya karar verir. Fakat hangi kapıyı çalsa ‘’Tıp Fakültesine kadın öğrenci alamayız’’ sözüyle karşılaşır. Kafaya koymuştur bir kere doktor olacaktır. Maddi imkansızlıklara rağmen Almanya’ya Tıp okumaya gider. Açlık ve sefaletin en dibini görür. Günlüğünde şu not vardır; ‘’Çöpten çıkarıp geceleri yediğim ekmek hiç ağrıma gitmiyor. Ülkemde tıp fakültesi varken buralarda olmam daha çok ağrıma gidiyor. Ne olursa olsun ülkeme doktor olarak döneceğim.’’ Dediğini yapar ve okulunu derece ile bitirip ülkesine doktor olarak döner. Safiye Ali, Osmanlı Devletinin ilk kadın doktorudur. Balkan Savaşlarında cepheden getirtilen yaralılardan etkilenerek doktor olmaya karar vermiştir. Burada kadın ve çocuk hastalıklarıyla ilgili ihtisas yaptıktan sonra Kurtuluş savaşının sonlarına doğru yurda dönmüş ve İstanbul’da açtığı özel klinikte hizmete başlamıştır. Cağaloğlu’ nda ilk muayenehanesini açar fakat kadın olduğu için ilk zamanlar kimse gelmez. Halbuki kadın ve çocuk hastalıkları doktorudur. Aşağılamalara, dışlamalara ve hakaretlere aldırmadan, pes etmeden devam eder. Fakir ailelerin kadınlarını ve çocuklarını evlerinde ücretsiz tedavi eder. Eline geçen ilk parayla süt ve bakım evi açar. Hasta ve zayıf çocuklar için Hilal-i Ahmer muayenehanesini kurar. Direnerek, kadınların tıp fakültesine alınmalarını sağlar. Ülkenin tıp eğitimi veren ilk kadını olur. Vücudu kendisinden önce pes eder; kansere yakalanır. Almanya’ya gönderilir. Almanya’da tıp eğitimi aldığı hastanede ılık bir bahar günü hayata gözlerini yumarken şu sözleri söyler;
Kadınlar Size Emanet..!!
Bu başarılı kadın Safiye Ali’ dir…

(Alıntı)
Sonsuz Rahmet ve Saygıyla anıyoruz.


doktora şiddetle ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu

Günün Sözü :

”İyi bir hekimde dört nitelik vardır. Nezaketle dinlemek, akıllıca konuşmak, dikkatlice düşünmek ve tarafsızca karar vermek.” (Sokrates)

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
14 Ağustos 2018, Antalya-Turkey