15 Nisan 2017 Cumartesi




IŞIĞI YANAN EVLER...


HAREKETLİ RESİMLER IŞIKLI EVLER ile ilgili görsel sonucu








 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 Merhaba Değerli Dostlar,
 
 Duygu dolu gerçek bir hikaye, ileri yaşlarda olan Gönül Dostlarımı bir nebze olsun eski günlere götürecek, hem düşündürecek ve hem de hüzünlendirecek bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.
Hatırası olanları yad eden, bazı insanları, yeniden mutluluk veren veya yeniden üzüntüye gark eden bir hikaye.
" Yere düşen ekmeği yerden hızla alıp telaşla üç kere öpüp üç kere alınlarına koyan o çocuklar nereye kayboldular? Güzeldi o çocuklar. İnsan o çocuklardan hep olsun istiyor. Ekmek öpen çocuk görmek istiyor. Çünkü  ekmek öpen çocuk hala bir şeylere inanmamızı sağlıyor. Bizim buna ihtiyacımız var. Geri dönsün o çocuklar. Bizim buna çok ihtiyacımız var..."
HAREKETLİ RESİMLER IŞIKLI EVLER ile ilgili görsel sonucuAlıntı

 Hikayemizin sonunda yazımızla  ile ilgili düşüncelerinizi  bir süreliğine geçmişe doğru bir yolculuk yaparak, neleri geride bıraktığımızı,   yitirdiğimiz değerlerimizi analiz etmeye ne dersiniz?  


Yıllar geçtikçe değişen dünyamızın bize söyletmekten bıkmadığı sözdür. Eski günlerdeki güzellik ve mutluluk şimdi aranır oldu. Mutluluğu geçmişte mi bıraktık? Ya da geçmişi mi özlüyoruz?

Sizler ne dersiniz
 
Önce Kendinizi Sevin ve sonra da Sevdiklerinizin değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun...
En iyi dileklerimle. Esen kalın...
 

Işığı Yanan Evler...
 
Işığı Yanan Evler..."Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya'ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer. İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi. Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu. Evin büyüğü olan Hacıanneye sıkılarak:
"Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?" dedim.
Hacıanne:
"Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz" dedi.
Merak ettim, tekrar sordum:
"Trenden sizin bir yakınınız mı inecek ?"
Hacıanne:
"Hayır evlâdım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulmazsa, sokakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğinde, "ışığı yanan bir ev" bulsun diye bekliyoruz."
Konya Ovası'nda, ya da bir başka yerinde Türkiye' nin, trenden inen yabancılar için "Işığı yanan evler" yerinde hâlâ duruyor mudur? Yabancılar, yorgun bedenlerini yün yataklarda dinlendirmeye devam ediyorlar mı? Aç bir köpeğin önüne bir kap yemek bırakan kadınlar yaşıyorlar mı? Kuşlara yuva yapan mimarlar sahi şimdi neredeler? Bu güzel insanlar, atlarına binip gitmişler. Bizler, atlarına binip giden güzel insanlara sahip bir medeniyetin yetimleriyiz. Çekip gidenlerin doldurulmamış boşluklarında savrulup duran yoksullarız.
Şair öyle diyordu:
"Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler." Şimdi bu güzel insanlar, neden ve nasıl atlarına binip gittiler? Onları ne yıldırdı da bir daha dönmemek üzere, sessiz sedasız gittiler? Ey güzel yurdumun güzel insanları! Neredesiniz?
 
Kaynak: Prof. Dr. Saffet Solak'ın bir hâtırası


Günün Sözü :

geçmişi ile ilgili resim ile ilgili görsel sonucu











İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
15 Nisan, 2017, Antalya

türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu