Ziyaretçi Sayıları

30 Nisan 2017 Pazar



TARİH SAYFALARI AĞLAR MI?
 
Merhaba Değerli Dostlar, 
 
Eski tarihi çağlarda  yaşanmış olan  Trajedik bir olayı,  Belgin Eryavuz' un  kaleme aldığı bir yazısından, birlikte paylaşalım istedim.
Aşağıda ki hikaye, eski çağlardan başlayan ve günümüze kadar uzanan, bugüne kadar önlenemeyen  muhtemelen bizden sonraki nesillerde de devam edecek olan ve  Trajedik bir biçimde sonuçlanan olaylardan bir tanesini gözler önüne sermektedir.
 
Günümüzde değişerek ve  şekillenerek farklı boyutlara ulaşmıştır.Kadına yönelik şiddet dendiğinde ilk akla gelen fiziksel şiddet yani dayak, yaralama ve cinayet olsa da şiddetin başka türleri de var. Örneğin kadının ev dışında çalışmasına izin vermemek, gelirine el koymak, ailesi ya da arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermemek, hakaret etmek veya istemediği halde cinsel ilişkiye zorlamak da şiddettir. Bugün, fiziksel, duygusal/psikolojik, ekonomik, cinsel şiddet veya şiddet tehdidi yüzünden her kesimden milyonlarca kadın baskı altında yaşıyor, toplumsal hayata daha az katılıyor, zorla evlendiriliyor, sakat kalıyor veya öldürülüyor. Üstelik şiddet aile içinde gerçekleştiğinde etkisi de daha yıkıcı oluyor. 
 
" Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün 2009 yılında gerçekleştirdiği Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması’nda; Türkiye’de 100 kadından 42’si eşinden veya birlikte olduğu kişiden fiziksel veya cinsel şiddet görüyor. Bu çok yüksek bir oran ve şiddete karşı yasal haklarımızı bilmenin önemini de ortaya koyuyor.
 " Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesinden bir kaç maddesini sıraladığımızda:
 Bu Sözleşme’ ye taraf olan Devletler;
Birleşmiş Milletler Yasasının temel insan haklarına, insan itibar ve kıymetine ve erkeklerle kadınlann eşit haklara sahip olmaları  gerektiğine inancı tekrar onayladığını kaydederek,

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin, insanlara karşı ayrımcılığın kabul edilemezliği prensibini doğruladığını. tüm insanlaın özgür doğduğunu, eşit itibar ve haklara sahip olduklannı, bu Beyanname' de böylece öne sürülen tüm haklar ve hürriyetlerin cinsiyete davalı olanlar dahil hiçbir ayrıma tabi kalınmaksızın herkes tarafından kullanılabileceğini beyan ettiğini kaydederek,

İnsan Hakları Sözleşmelerine Taraf Devletlerin, kadınlar ve erkeklerin tüm ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve siyasi haklardan eşit olarak yararlanmalannı temin yükümlülüğü bulunduğunu vurgulayarak,
 Ancak. bu çeşitli belgelere rağmen kadınlara karşı ayrımcılığın halen devam etmekte oluşundan endişe duyulmaktadır."
 Alıntı:  UNESCO
 
Önce Kendinizi Sevin ve sonra da Sevdiklerinizin değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun...
En iyi dileklerimle. Esen kalın...
 
 
TARİH SAYFALARI AĞLAR MI?
Kaçımızın haberi var bilemiyorum. Ancak bir kadın olarak hayatını, azmini, öğretilerini paylaşmak istediğim birisi var. Çünkü onun isminin geçtiği tarih sayfaları ağlıyor.

Neden mi?
Gelin onun hayatına tanık olalım ve görelim nedenini.
Bundan yaklaşık 1600 yıl kadar önceye gidiyoruz şimdi.
Rotamızı Mısır-İskenderiye’ye çevirdik. Kahramanımız bir KADIN.  
Aslen Yunanlı.
370 ile 415 yılları arasında yaşamış bir efsane adeta. İsmi HYPATIA. Döneminin en alımlı ve güzel kadınlarından bir tanesi.
Ancak bundan çok daha önemli bir özelliği var. Zeki ve çok çalışkan.


Matematikçi. Gökbilimci. Filozof.
Cesareti ile adeta erkeklere meydan okuyor. Ünlü matematikçi Theon’ un kızı
O yıllarda matematik, felsefe ve astronomi derslerinin aranan hocası. Paylaştıklarını dinlemek için dünyanın dört bir yanından gelen pek çok öğrencisi var.
Doğaya aşık. İnsan sevgisi ile dolu bir kalp taşıyor. Tüm doğa olaylarını; mantık, matematik ve deney ile açıklama sevdalısı.
Zamanında Platon, Aristo ve Plotinus' dan dersler almış.
Kısacası her yönüyle dolu dolu bir kadın.
Ölümü ise son derece trajik.

Hakkında çıkarılan asılsız dedikodularla ‘iffetsiz ve günahkar’ olarak nitelendirilmiş. 


Ve kısa süre içinde, bir Hristiyan çetesi tarafından olmadık işkencelerle; kadınlık onuru zedelenerek, aşağılanarak, taşlanarak ardından da ateşte yakılarak öldürülmüş.

Hakkında çıkarılan asılsız dedikodularla ‘iffetsiz ve günahkar’ olarak nitelendirilmiş. 

Ve kısa süre içinde, bir Hristiyan çetesi tarafından olmadık işkencelerle; kadınlık onuru zedelenerek, aşağılanarak, taşlanarak ardından da ateşte yakılarak öldürülmüş.

Şimdi tarih sayfalara ağlamasın da ne yapsın?

Atina’da başlayan yaşamı, yine orada aldığı eğitim sonrası; İskenderiye’de babasıyla beraber devam eder. O dönemlerde Büyük İskender’in kurduğu İskenderiye; limanları, bilginleri, kültür merkezi, dev kütüphanesi ve üniversitesiyle; hem ticaretin hem de kültürün ve eğitimin merkeziydi.

 
Babasının başkalığını yaptığı İskenderiye Kütüphanesi'ndeki Platon Okulu'nda hocalık yapmaya başladığında, ondan mutlusu yoktur. Matematik, felsefe ve astromi derslerini keyifle verir. Hristiyan, Pagan ve Musevi gibi değişik inançlara sahip öğrencilerine; Platon ve Aristo'nun öğretilerini kazandırma telaşındadır; zarafetini ışıklandıran zekasıyla.
 
Maalesef geçen zaman içinde bu ünlü kentin dokusu değişmeye başlar. Hıristiyanlık resmi din olarak kabul edilir. Farklı inançlarla çatışmalar alevlenir. Cinayetler birbiri ardına işlenirken; Hypatia insanlık adına üzgündür. Tüm bu yaşananlara inat; kendisini araştırmalarına verir. Dünyanın, güneşin, gezegenlerin hareketlerini yeniden hesap eder. Matematik üzerine yazılan eserlerde yorum ve düzenlemeler yapar. Hiç boş durmaz.

Ancak taşkınlıklar giderek önlenemez şekilde artar. Değerli kitaplar parçalanmaya, heykeller yıkılmaya başlar. Düzenlenen kanlı saldırılarda bilim adamları ve yüzyılların bilimsel birikimi yok edilir. İşte çok sevdiği babasını da böyle bir olayda kaybeder Hypatia.

Artık hayatta yapayalnızdır.

Şahit olduğu acı bir kaos ortamından başka bir şey değildir. Yine de cesur bir şekilde amaçları doğrultusunda, sadece çalışmaya adar kendisini.
 

Gelin görün ki; kadının asla erkekle eşit olamayacağı, akıl veremeyeceği, toplumda önde olamayacağı tezleriyle; ilk hedef gösterilenlerden birisi olur kısa sürede. 

Galeyana gelen halkın önünde bilgisi ve zarafetiyle kendisini savunmak istese de yapamaz.

Bazı Hristiyan grupları tarafından erdem ve iffetin sembolü olarak kabul edilen Hypatia; ne acıdır ki bir kısım çete tarafından dinsizlikle suçlanır. Akabinde de evinin önünden kaçırılır. Ardından da düzenlenen tüyler ürpertici ölüm fermanı; toplumun önünde, öfkeli bir grup tarafından adım adım gerçekleştirilir.
Böylece ışıldayan bir zekayı kaybeder dünya.
Ona ait her şey yok edildiği için; günümüze ulaşan eseri yok maalesef.
Gök cisimlerinin sınıflandırılmasında, hidrometre' nin bulunmasında, sıvıların yoğunluk derecesinin belirlenmesinde ve daha birçok konuda etkili dokunuşları olduğunu ise hepimiz biliyoruz.


Gencecik yaşında hayatı elinden alınmasaydı kim bilir insanlığa daha neler kazandıracaktı?


 
 


 




Onun anısına; 1893 yılında ismiyle sahnelenen bir oyun ve 2009 yılında İspanya’da çekilen ‘Agora’ isimli bir film var.
Hypatia hayatı, hayattaki duruşu, zekası, çalışkanlığı ve eserleriyle unutulmaz kadınlar arasındaki yerini çoktan almış.
Sizce de öyle değil mi?
Bilime ve kadınlığa katkılarından dolayı bize düşen ise, kocaman bir alkış olsun istedim; şimdi bu satırlar vasıtasıyla.
Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ
11.10.2016


kadına karşı şiddet resimli sözler ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
30 Nisan, 2017, Antalya
türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu

Gerçek Dostlar