Ziyaretçi Sayıları

27 Haziran 2017 Salı



ZAMANE ANNE BABALARI VE ÇOCUKLARI

ZAMANE ANNE BABALAR ile ilgili görsel sonucu


Merhaba Gönül Dostlarım,


Bugünkü yazımızda,  sizlerle çok değer verdiğimiz çocuklarımızın  eğitimi ve kişisel gelişimleri ile ilgili hassas bir konuyu  paylaşmak istiyorum.

Büyük Anne ve Büyük Babanın torun sevmeye, onunla ilgilenmeye, ona zaman ayırmaya, onun gelişimine katkıda bulunmaya elbette hakkı vardır, ancak çocuğu dilediği gibi eğitmek öncelikle anne ve babanın hakkıdır. Kimi büyük anneler ve dedeler torun sevgisini daha da ileri götürerek onu sahiplenir, eğitimini de üstlenir, çoğu zaman torunun yaptığı yanlış davranışları hoşgörü ile karşılar, her isteğini yerine getirerek şımartırlar.
Aile büyükleri genellikle davranışlarının yanlış olduğunu kabul etmek istemezler. Uyarıldıkları ve eleştirildikleri zaman alınır, küserler. “Torunumuzu sevmeye ve eğitmeye hakkımız yok mu? Biz çocuk yetiştirmeyi bilmiyor muyuz? Sizi kim büyüttü?” diyerek kendilerini savunurlar.
Sorun sadece büyük anne ve dedelerin her isteklerini yerine getirerek torunları şımartmaları değildir. Aile büyüklerinin eğitim anlayışı ile anne babanın eğitim anlayışlarının farklı olması da sorunun bir parçasıdır.
Anne baba, “üzülür ve darılır” diye büyük anne ve büyük babanın çocuğu şımartmasına göz yummamalı ya da evin yönetimine ve çocukların eğitimine karışıyor diyerek bir bahane ile onları evden uzaklaştırmamalıdır. Unutmayalım ki bugünün anne babaları yarının büyük anneleri ve dedeleri olacaklar ve torunlarını çok sevecekler…

Bu ilişkilerin daha sağlıklı yürütülebilmesi ve  dengelenmesi hususunda burada Anne ve babalara çok büyük sorumluklar ve görevler düşüyor.

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın..  

Zamane Anne Babaları ve Çocukları
“Sen de dedem gibi ölecek misin, anneanne?” sözleri hasta odasında yoğun sessizlik yaşanmasına neden olmuştu. Geçirdiği ameliyatlardan sonra pek toparlayamamış yaşlı bayan hastamızı ilkokula yeni başlamış torunu ve kızı ziyarete gelmişti. Küçük çocukları hasta ziyaretine kabul etmememiz başlangıçta sorun yaratmış, kısa süreli ziyaret için izin koparmışlardı.
Hasta odasında ana kız konuşup dertleşirken torun araya girip sormuştu o can sıkıcı soruyu.
Kafamı eğip elimdeki dosya ile ilgileniyormuş gibi yaptım. Hastamız torununu yatağın kenarına oturttu. Ellerini tutarak
“Şimdi değil, iyileşip eve döneceğim, merak etme. Hemen ölmeyeceğim.
Ama er veya geç hepimiz öleceğiz” dedi.
Torun yanıttan pek tatmin olmuş gibi değildi.
– Ama bu haksızlık, anneanne. Ölünce onları bir daha göremiyoruz.
Dedemi çok özledim ben.
-Merak etme, insanlar ölünce görünmez olurlar ama hepten yok olmazlar.
Torun bir süre anneannesinin boynundaki kolye ile oynayarak düşündü.
Sonra “Peki insanlar ne oluyor, ölünce” diye sordu. Anneanne önce bana, sonra kızına baktı.
yaşlı kadın hastane resmi ile ilgili görsel sonucuTorununun saçını okşayarak;
-Bir şekilde aramızda oluyorlar, ölenler. Kimi bir renk, kimi tat veya koku kimi de dokunuş olup geri geliyorlar. Mesela rahmetli annemin yaptığı puf böreğini hiç unutmadım. Nerede o kokuyu veya tadı bulsam annemin orada yanımda olduğunu bilirim. Dedeni ise saçlarımdaki dokunuş ile hatırlarım.
Nerede bir rüzgâr saçlarımı okşasa dedenin yanımda olduğunu düşünür, sevinirim.
-Peki, sen ölünce ne olup geleceksin, anneanne?
-Onu sen bileceksin. Beni nasıl hatırlamak istersen o şekilde geleceğim yanına.
Ziyaret kısa sürmüştü. Onlar odadan çıktıktan sonra hastamız, torununu çok özlemiş olduğunu belirterek ziyarete engel olmadığımız için teşekkür etti.
-Bu küçük torunumu büyüğünden daha çok seviyorum, doktor bey.
-Torunlarınız arasında ayırım yapmamanız gerekmez mi?
-Haklısınız ama böyle olmasında biraz kızımın da kabahati var. İlk çocuğunu çabuk büyütmeye çabaladı. Kendince başardı da. Ama hepimizden uzak soğuk, ağır biri oldu çıktı, büyük torunum. Şimdi hepimiz yakınıyoruz ama iş işten geçti.
-Neden böyle oldu?
-Ne yazık ki, kızım da diğerleri gibi zamane annelerinden oldu. Çocuğunu en iyi şartlarda, en iyi okullarda en iyi eğitim ile yetiştireceğim diye tutturdu. Çocuğun almadığı ders kalmadı neredeyse. Bale, piyano, tenis, yüzme dersleri yetmedi kolejlerde okuttu. Onunla birlikte ders çalışıp sınavlara birlikte girdi sanki. Şimdi adı sanı duyulmuş kolejlerden birinde okuyor. Ama hepimizden uzaklaştı. Derslerinden başka oyun bilmeyen soğuk ağır biri oldu.

Bir süre sustu, soluklandı. Elimi tutup yatağında doğruldu.
Yastıklarını düzelttim.
-Zamane anneleri böyle oluyor, işte. Çocuk yetiştirmeyi yemek yapmak sanıyorlar. Parayı bastırıp en donanımlı mutfakta en iyi malzemeleri kullanırsa yemeğin mükemmel olacağını hayal ediyor, ortaya çıkan yemeğe bakıp neden lezzetli olmadığını soruyor, kabahati mutfakta veya malzemede arıyorlar. Kendilerine hiç kabahat bulmuyorlar. Hâlbuki elinin emeği, sabrı, özeni olmadıkça lezzeti yakalayamazsın. Hele bir sarma sarsınlar da göreyim ben onları. Bu kez de “o kadar emek verdim, kimseye yedirtmem” diye tutturur bunlar.  Sanki analarından böyle gördüler.
Hayat kolaylaşıp hızlandıkça her şeyin aynı kolaylıkla yapılacağını sanıyor bu zamane anneleri. Çocuklarını da çabuk büyütmeye uğraşıyorlar. Onları hızlı yaşlandırdıklarının farkında bile değiller.
-Yani?
-Çocuk bu, yetiştiği ortamdaki insanlara anne babasına benzeyecek elbet.
Çocuk onlara benzemeye başladıkça anneler kendi beğenmediği yönlerini çocuklarında görüp kızıyor, nerede hata yaptıklarını bulmaya çabalıyorlar.
İkinci çocukta ise o ilk heves kalmıyor da öyle kurtarıyor onlar kendilerini.
Boğazı kurumuştu. Bir yudum su içip eskiden ailelerin ilk çocuklarının ağabey ve abla ağırlığı ile yetiştirildiğini ilk çocukların aileyi iyi yansıtma görevi olduğu için daha değerli olduğunu ama artık devrin değiştiğini ailelerin kendilerini değil de hayallerini çocuklarına yüklediğini ilk çocuktan sonra gelenlerin ise daha özgür olgunlaşıp aileye daha çok benzediğini anlattı.
 
 
suluboya uçurtma uçuran kız çocukları ile ilgili görsel sonucu
Birkaç gün sonra hastamızın başucunda suluboya bir resim vardı. Mavi gökyüzünde sapsarı güneş ve bir de uçurtma uçuran kız çocuğu vardı, resimde. Hastamız resim ile ilgilendiğimi görünce okumakta olduğu gazetesinden kafasını kaldırıp;
-Torunum benim için yapmış bu resmi, doktor bey. Resimdeki kız kendisiymiş. Karar vermiş, ben ölünce resimdeki gökyüzünün mavisi olacakmışım, onun için. Gökyüzüne her baktığında benim yanında olduğumu bilecekmiş, böylelikle. Bu sımsıcak güneş ise dedesiymiş.
Gözleri dolmuştu. Birkaç damla yaş süzüldü gözlerinden. “Torunumun gözünde gökyüzünün mavisi olacakmışım, dedesi de hepimizi ısıtan güneş. Daha ne olsun?” dedi.
Öğle arasında bahçeye çıktım. Yağan yağmurun ardından masmavi gökyüzünde açan güneş, sıcaklığını iyice hissettiriyor, ağaçlar sonbahara hazırlanıyordu.

Hatırlanma şeklinizi, karşınızdakiler değil, sizin yaşamda bıraktığınız izler belirleyecek…
 
Alıntı : hosumagidenhikayeler.com

https://youtu.be/8EvxQdSKJLI

anneanne torun aşkı ile ilgili video
Günün Sözü :

anne ve babalar ile ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
27 Haziran, 2017, Antalya

türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu



 

Gerçek Dostlar