16 Temmuz 2017 Pazar




ÖYLE BİR YAŞAM ki ALKIŞA DEĞER (2/2)




Merhaba Gönül Dostlarım,

İyi bir hafta sonu geçirmeniz dileklerimle, birinci Bölümünü dün yayınladığım Belgin Eryavuz  yazısının devamı niteliğinde olan " Öyle Bir Yaşam ki Alkışa Değer' in " ikinci bölümünü bugün sizlerle paylaşıyorum. Birinci yazının sizler tarafından çok sayıda görüntü ve beğeni toplaması beni sonsuz mutlu etti, gösterdiğiniz ilgilerinize sonsuz teşekkürler.

Oldukça duygusal bir yazı. Hayatta niçin var olduğumuzu, bir ömür boyunca veya  bundan sonra da  neler yapabiliriz neleri başarabiliriz konusunda biz engelsizlere çok iyi bir ders verdiğine eminim . Yeter ki azmedelim, başarabilme cesareti gösterebilelim ve hayattan hiç bir zaman kopmamayı, ona asılmayı ve sımsıkı sarılmayı bilelim. Hayata yeni bir şeyler katarak farkındalık yarata bilme becerisini  gösterelim.

Hayatta Nice insanlar vardır ki, sağlıklı ve sağlam oldukları halde dünyadan hiç yaşamamış gibi ayrılırlar ve geride ne bir iz, ne bir eser, ne de bir isim bırakırlar. Öyle insanlar da vardır ki, engelli olmalarına rağmen adını altın harfler ile tarihe yazarak yüzyıllar boyunca kendilerinden bahsettirirler. Sizlere her iki yazımda, dünyada iz bırakan başarılı engelli insanlardan birini tanıtmak istiyorum.

Hellen Keller ( Yazar)
helen keller ile ilgili görsel sonucuHem sağır, hem dilsiz ve hem de kör olan Helen Keller, 1880-1968 yılları arasında yaşamıştır ve buna rağmen başarılı eserler bırakmıştır. Helen Keller kör olduğu halde, sağlam insanlardan daha çok kitap okumuş, 88 yıllık yaşamında koklayarak, dokunarak hayatı anlamaya çalışmış ve on kitap yayınlamıştır. Hatta hayatını anlattığı kitabı ile kendisine ev bile almıştır.
İnsanlar arasında adaletsizliklere savaş açan Helen Keller, buna rağmen insanın üretebileceğini,  “Eğitim Her Engeli Aşar” inancı ile kendisi gibi kör ve sağırların eğitimle kimseye muhtaç olmadan yaşayabileceğini ispatlamıştır. Hem yazmış, hem konuşmuş ve herkese umut aşılayan konuşmaları ile destek olmuştur. Bu konuşmalarını da işaret dili ile yapmıştır.
Şimdi en küçük zorluklarda bile mücadeleden ve gelişim yolculuğundan vazgeçen gençler, Helen Keller’ in hayatını ibretle okumalılar.
hayatımın öyküsü ile ilgili görsel sonucuAşağıda sizler için hazırlanan filmin fragmanının  iki kısa  videosunu görselinize sunuyorum. İyi seyirler dilerim.

" Sizlerde bu yazıyı beğendinizse kendi arkadaşlarınızla paylaşın lütfen.. Bildiğiniz gibi bilgiler paylaştıkça çoğalır, çoğaldıkça anlam ve değer kazanır."

 Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın.. 
 
ÖYLE BİR YAŞAM ki ALKIŞA DEĞER (2/2)
Helen Keller, yaşamını anlattığı “Hayatımın Öyküsü” (The Story of My Life) kitabında bolca gözlemlerini aktarıyor bizlere. Onun hayata bakışını içimize sindirmek adına, hislerine minicik bir bakışımız olsun istedim bu bölümde. 
 
Görmeden, işitmeden de hayattan tat ve keyif almak bu olsa gerek. Çünkü gönül gözüyle görebilen Helen’in yaşamla dansı muhteşem.
 
Ilık bir bahar gününde, çiçeklerle süslenmiş bir ağacın yanında kendisini pembe bulutlar içindeki bir peri kızı gibi hissetmiş.
Ormanların kokusunu, yerdeki otların ve çiçeklerin güzelliğini her fark edişinde tebessüm etmiş.


 
Her yeni günü sabırsızlıkla, merakla beklemiş. Öğrendiği her yeni şey, onun için sonsuz bir mutluluk kaynağı olmuş.
 
Bir dakikasını bile boşa harcamamış. Tıpkı tüm yaşamını bir güne sığdıran böcekler gibi; anların tadına varırken hakkını vermiş.
 
Her bir canlının güzelliği, ona muhteşem varoluşun nedenlerini daha yakından öğretmiş. Gürültücü kurbağalardan, vızıldayan arılardan, gülün yumuşacık yaprağından, sabah rüzgarında salınan zambakların zarafetine kadar; evrenin içindeki her detayı yaşayarak, dokunarak içine sindirmiş.
 

Gönül gözüyle baktıkça görüş alanı daha da genişlemiş.
Taze, özgür deniz havası ona her zaman dingin bir düşünceyi anımsatmış.
 
Gökyüzünden yağan karı ilk keşfettiğinde yaşadığı şaşkınlık, yerini derin bir hayranlığa bırakmış. Yeryüzünün buzdan dokunuşla dilsizleştiğini, hayatın ise derin bir uykuya daldığını öğrenmiş.
 
Bu satırları okuyan herkes bu müstesna kadının hayatının hep olumlu geçtiğini zannedebilir.   Oysaki tekrarlar, arada sırada baş gösteren hayal kırıklıkları ve inanılmaz yorgunluklar hayatının büyük bölümünde hep var olmuş. Yine de cesareti sayesinde; her yeni günün mucizesine tanıklık etmekten geri durmamış.

 
Düşünsenize görmediğine, işitmediğine üzülmek yerine; hayatın tam içine dalmış. Yaşamaktan, yaşamdan tat almaktan bir an olsun korkmamış.
 

Kitapları hep çok sevmiş. Elinden hiç bırakmamış. Çünkü başkalarının gördüğü, duyduğu şeyleri bu sayede daha keyifle anladığını keşfetmiş.
 
Tanıştığı kişilerin karakterini hep elleriyle okumuş. Sevgisini elleriyle dağıtmış. Aldıklarını da elleriyle kalbine yerleştirmiş.
Derin yalnızlık anlarında ise ne yapmış biliyor musunuz? Kendini unutup, başkalarına yardım etmenin hazzını yaşamış. Kendi ağzından dökülen sözlere hayran kalmamak elde değil.
 
‘’Başkalarının gözlerindeki ışık benim güneşim, kulaklarındaki müzik senfonim ve dudaklarındaki gülümseme mutluluğum oluyor.’’
 
Taoizm'in kurucusu ünlü Çinli filozof, Lao Tzu şöyle demiş yıllar yıllar öncesinde;
 
‘’Eğer bütün insanlığı uyandırmak istiyorsanız; bütünüyle kendinizi uyandırın. Dünyadaki acıları bitirmek istiyorsanız; içinizdeki karanlığı ve negatif enerjiyi yok edin. Aslında dünyaya vereceğiniz en büyük hediye, kendi değişiminizdir.’’
 

İşte bu felsefeyi harfiyen uygulayan, çektiği onca acı ve zorluğa karşın yılmayan; başarıdan başarıya koşan harika bir kadındı bugünkü yazımın ilham kaynağı.
 
İnsanın hayattan ayrıldıktan sonra bile, hayranlıkla anılması muhteşem değil mi sizce de?

 
"Hayattayken gösterilen çabaların, yine hayattayken verdiği meyvelerin; yıllara meydan okuyan tohumları onlar. Şükürler olsun ki; giderek daha da kıymetli hale geliyorlar. "
 
Son sözleri bu muhteşem kadının; bir genç kızken yaşadığı basit bir deneyimle yapmak istiyorum.
 

‘’Günlerden bir gün ormanda gezintiye çıkan bir arkadaşına, heyecanla neler gördüğünü sorar Helen. 
Arkadaşı, onun bu heyecanını anlayamaz. Sıradan, anlatmaya değmeyen şeyler gördüğünü söyler. Bu cevap Helen’i düş kırıklığına uğratır. Arkadaşı adına çok üzülür. Ve işte o anda neyi anlar biliyor musunuz?
 
Görme engelli olmayanlar da çoğu zaman “görmeden” yaşarlar. Oysaki Helen o yıllarda; görmeden müzeleri keyifle dolaşır. Dokunduğu eşyaları heyecanla keşfeder. Ve tüm bunlardan büyük mutluluk duyar. Evet görmez, işitmez ama; parmak uçlarından dokunduğu hayatı dolu dolu yaşar.
 
İşte fiziksel engelleri olmamasına karşın “görmeden, duymadan” öylesine yaşayanlara; yani bizlere söylediği o muhteşem sözleri.
 
“Yalnızca üç gün daha görebileceğinizi düşünün. Nasıl tüm ayrıntıları gördüğünüzü anlayacaksınız. Üç gün daha işitebileceğinizi düşünün. Her bir sesin, her bir notanın nasıl özlemle  ruhunuza dolduğunu göreceksiniz. Yaşanacak üç gününüz kaldığını düşünün. Yaşamın  tüm saniyelerini nasıl özlemle  yaşadığınızı göreceksiniz."
 
Peki bizler ne yapıyoruz?
 


Bakıyoruz, ama görmüyoruz. İşitiyoruz, ama algılamaktan yoksunuz. Konuşuyoruz, ama kalplere  vurucu atışlar yapmaktan o kadar uzaktayız ki.
 
Halbuki şükürlerle bakalım etrafımıza ne olur. Her bir detay mucizelere tanık olacak kadar muhteşem çünkü.
 
Elimizdekilerin ve yaşamımızın kıymetini bilip; sevgiyle sarılmak için bundan daha güzel, daha itici bir motivasyon olabilir mi?
 Haydi durmayalım artık.
Fark edelim.
Fark ettirelim.
 
Yaşamın hakkını verelim. Şükürlerimize yepyeni şükürler katılacak ben eminim. Şimdi tam zamanı.
 
Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ
21. 04. 2015


                                                                                                         https://youtu.be/4dLJxqd2s6E
https://youtu.be/Cvo9rbCLliE
 
 
 
 
 
 
Günün Sözü :                                                                                                

helen keller adams ile ilgili söz ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
16 Temmuz, 2017, Antalya
türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu