7 Temmuz 2017 Cuma





TOPRAĞIN ÇOCUKLARI ( 2/2)
KÖY ENSTİTÜLERİ HİKAYESİ


Görsel sonucu

Merhaba Gönül Dostlarım,

Köy Enstitüleri ile ilgili dün başlattığım yazımın bugün ikinci bölümünde " Toprağın Çocukları" adlı filmin yapımcısı olan Ali Adnan Özgür' le film üzerine bir söyleşiyi sizlerle paylaşıyorum.

Köy Enstitülerinden mezun olan insanların nasıl bir farklılığa sahip olduklarını bizlere aktaran bu tür yazılara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğunu  daha iyi anlamağa çalışalım ve bu tip okullara günümüz şartlarında hala gereksinim duyduğumuzu bir kez daha hatırlatalım ve unutmayalım...

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın..  



TOPRAĞIN ÇOCUKLARI FİLMİNİN YAPIMCISI                                    Ali  Adnan Özgür
Ali Adnan Özgür’le Film üzerine bir söyleşi…

Özgür’le “Toprağın Çocukları” nın yaratım sürecinin yanı sıra, Köy Enstitülerini de konuşma olanağı bulduk. Ali Adnan Özgür, “Ben bir garip Adnan’ım.” diye söze giriyor ve “kısa filmim bile yok, bunları düşününce kafayı yediğimi çok söylediler.” diye devam ediyor.
“Ben neden çektim” diye sorarsanız benim için sinemacı olma sebeplerim arasındadır bu film. Annemin babası Kemal Şahingöz, Köy Enstitüsü mezunu ve ben bu adamın garipliklerini izleyerek büyüdüm. Benim dedemin kahve kültürü yok, gece gündüz bir şeyler okur, etrafında saygın bir adamdır. Küçükken farklılığı yüzünden üzülürdüm ama büyüdükçe nasıl özel bir adam olduğunu anlamaya başladım. Anladığım gün de bu filmi çekmek hayat amaçlarım arasına girdi.

Söyleşinin hemen öncesinde aklımızdan geçen düşünceyle girelim söze: Film yapımının hız kazandığı bir dönemden geçerken yakın tarihe ve günümüz sorunlarına yönelik pek çok film çekilmesine karşın, öyle zannediyoruz ki kökleri çok derinlerde olan Köy Enstitüleri, uzun metrajlı bir film projesinde, ilk kez karşımıza çıkıyor.

Köy Enstitüleri kuşağı, bir dönemin ideal ve özlemlerinin en somut yansımalarından biri sayılabilir. Projeyi oluşturma aşamasında, o kuşağın son temsilcileriyle görüşme olanağınız oldu mu? Nasıl katkılar aldınız?

Oldu ve pek çokları ile röportajlar yaptık. Sohbetler ettik. Hatta Köy Enstitüsü mezunu olan dedemle uzun bir röportaj yaptık. Kalabalık bir ekip olarak karşısına geçtik, bize altı saate yakın anlattı. Dedem 80 yaşının üzerinde. Altı saatin sonunda sorduk “Dede yoruldun mu?” “Yok, taş mı taşıdık ki yorulalım” dedi. Ona kalsa devam edecekti daha ama tabii kalanı ertesi güne bıraktık. Pek çok dernekle de görüştük, hatta Bursa’daki Köy Enstitüsü Mezunları Derneği ile uzun sohbetlerimiz oldu. Enstitü mezunları bizden hevesli, bizden genç, hepsine bayıldık, hepsinden de çok şey öğrendik. Hatta garip bir şey yaşadık. Onu da anlatayım, bir gün Bursa’dan bir telefon aldım. “Adnan Bey merhabalar biz Bursa Derneği, ne zorluklarla film çektiğinizi biliyoruz, aramızda 400 lira para topladık. Kusura bakmayın ama bu kadar toplayabildik, bunu size göndermek istiyoruz bir ihtiyacınızı karşılarsınız diye”. Ben oturdum ağladım, çocuk gibi. Çünkü mezunlar 5 – 10 kişi aralarında yardım toplamışlar. Tabii kabul etmedik, onlarla Bursa galasında beraber olacağız ve ellerinden uzun uzun öpüp teşekkür edeceğiz.

Konu Köy Enstitüleri olunca düşünmeden edemiyor insan: Ele aldığınız konuyla eğitim sistemimiz üzerine yapılan tartışmalara katkı sağlama gibi bir düşünceye sahip misiniz?
Aslında filmi çekmemizin temel sebebi bu. Yıllardır bütün iktidarların eğitim sistemi hakkında çalışmaları oldu ancak sonuç ortada. Niteliksiz üniversiteler ve eğitimi bırakmış, öğretim yapan liseler. Artık tabletler veriliyormuş sanırım bu sene ama tablet eğitim sisteminin hasarlarını düzeltmez, çocuklar orada da oyun oynamanın bir yolunu bulur. Bizim işaret ettiğimiz şey, bunu geçmişte başarmış olduğumuz. Köy çocukları Molière okudular, dünya klâsiklerini okudular, mandolin çaldılar ve bunları keyifle yaptılar. Ödev yapmaktan nefret eden değil, kendi isteğiyle kütüphanede zaman geçiren bir nesil yaratıldı. Çocuk kendi okulunu kendi yapınca içinde kalmak daha keyifli oldu. Kendi yaptığını bugün bile savunması ondan. Tek tip insan yetiştirmek değil bu okulların amacı. Çocuklara seçenekler sunmuşlar. Çocuklar bugün oldukları yere gelmeye karar vermişler. Benim dedemin bir gözü tamamen kör, diğeri ise yüzde seksen görmüyor. Her sabah uyanınca evin en iyi güneş alan yerine gider, gazete okur. Sadece dedem değil, Hasanoğlan’da çekim yaparken bizi ziyaret eden 90 yaşlarındaki mezunlar hep koltuk altlarında gazete ile geliyorlardı. Kıyafetleri ütülü, tertemiz, pak ve okuyan adamlar. Bunlar ya çoban olacak ya maraba ( Çiftçi) olacak ya da işçi olacaklardı, öğretmen oldular. Bizim bu filmdeki amacımız bu konuyu tekrar konuşmak ve eğitim sistemimizi sınıftan çıkartıp toprağa bastırmak.

Alıntı :  Tuncer Çetinkaya
Modern Zamanlar Sinema Dergisi Editörü (13 Şubat 2012)

https://youtu.be/KeVNIlm4_fY



Günün Sözü :
"Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi , gerçek üretici olan köylüdür." Mustafa Kemal Atatürk

İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
7 Temmuz, 2017, Antalya

türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu